Bölüm 2

Vaveyla Yazarı: CEPHEKALEMI 19

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 47Şu an: Bölüm 2

Gece yarısını çoktan geçmişti.

Yağmur durmadan yağıyordu.

Sokak lambalarının altında yürüyen iki kişi vardı.

Elif ve Mert...

İkisi de aynı şemsiyenin altındaydı ama aralarındaki sessizlik, yağan yağmurdan daha ağırdı.

Elif, Mert'in omzundaki ıslaklığa baktı.

"Ceketini bana verdin... Sen üşüyorsun."

Mert gözlerini yoldan ayırmadan cevap verdi.

"Önemli değil."

"Ben iyiyim."

"Sen üşümemen gerektiğini söyledin."

Elif hafifçe gülümsedi.

İlk kez biri onu bu kadar düşünüyordu.

Birkaç dakika sonra Elif sessizliği bozdu.

"Mert..."

"Hı?"

"Gerçekten polis olmayı isteyerek mi seçtin?"

Mert derin bir nefes aldı.

"Evet."

"Neden?"

"Çünkü çocukken anneme yardım edemedim."

Elif şaşkınlıkla ona baktı.

"Nasıl yani?"

Mert birkaç saniye sustu.

"Babam her zaman çok otoriterdi."

"Sana kötü mü davranıyordu?"

"Bana değil..."

Başını hafifçe eğdi.

"...ama annem hep susardı."

"Ben de bir gün kimsenin susmak zorunda kalmaması için polis olmak istedim."

Elif'in gözleri doldu.

İkisi de farklı hayatlar yaşamıştı.

Ama ikisinin de ortak noktası vardı.

İkisi de sevdiklerini koruyamamıştı.

Tam o sırada Mert'in telefonu çaldı.

Ekranda karakoldan arandığı yazıyordu.

"Mert, acil destek gerekiyor."

"Konum?"

"Cumhuriyet Mahallesi. Bir evden yardım çağrısı geldi."

"Beş dakikaya oradayım."

Telefon kapanınca Mert durdu.

"Gitmem gerekiyor."

Elif başını salladı.

"Tabii."

Mert şemsiyeyi Elif'e uzattı.

"Bunu sen al."

"Peki ya sen?"

"Koşarım."

"Olmaz."

Elif şemsiyeyi geri uzattı.

"Beraber yürüyelim. Gideceğin yere kadar."

Mert şaşırdı.

"Islanırsın."

"Birlikte ıslanırız."

Bu cümle ikisinin de beklemediği kadar sıcak geldi.

Mert istemeden gülümsedi.

"Tamam."

İkisi birlikte yürümeye devam etti.

---

Beş dakika sonra polis araçlarının mavi kırmızı ışıkları sokağı aydınlatıyordu.

Mert hızla olay yerine koştu.

"Burada bekle." dedi Elif'e.

Elif başını salladı.

Merakla olanları izliyordu.

Bir apartmanın önünde kalabalık toplanmıştı.

Yaşlı bir kadın ağlıyordu.

"Oğlum içeride!"

Mert hiç düşünmeden apartmana girdi.

Diğer polisler arkasından seslendi.

"Bekle! İçerisi güvenli değil!"

Ama Mert çoktan merdivenleri çıkmaya başlamıştı.

Elif'in kalbi sıkıştı.

"Ya ona bir şey olursa?"

Bu düşünce aklına gelir gelmez şaşırdı.

Daha birkaç gün önce tanıştığı biri için neden bu kadar endişeleniyordu?

Dakikalar geçmek bilmiyordu.

Sonunda apartmanın kapısı açıldı.

Mert, korkudan titreyen yaklaşık sekiz yaşlarında bir çocuğu kucağında taşıyarak dışarı çıktı.

Kalabalık alkışlamaya başladı.

Yaşlı kadın oğluna sarılırken gözyaşlarına boğuldu.

"Allah senden razı olsun evladım."

Mert sadece gülümsedi.

"Geçmiş olsun."

Elif uzaktan onu izliyordu.

Üniformasının kolları yırtılmış, alnında küçük bir çizik oluşmuştu.

Ama aklındaki tek şey kurtardığı çocuğun iyi olmasıydı.

O an Elif'in kalbinde bir şey değişti.

Mert'e artık sadece zorla evleneceği biri olarak bakmıyordu.

Onun, insanların hayatını kurtarmak için kendi hayatını riske atan cesur bir adam olduğunu görmüştü.

Mert kalabalığın arasından Elif'e baktı.

Bakışları buluştu.

İkisi de hiçbir şey söylemedi.

Ama bazen sessizlik...

Kelimelerden çok daha fazlasını anlatırdı. Kalabalık yavaş yavaş dağılmaya başlamıştı.

Ambulans görevlileri küçük çocuğu kontrol ediyor, annesi gözyaşları içinde Mert'e teşekkür ediyordu.

"Allah senden razı olsun evladım."

Mert mahcup bir şekilde gülümsedi.

"Ben sadece görevimi yaptım."

Elif ise birkaç metre ötede duruyor, olanları sessizce izliyordu.

Az önce yaşadığı korku hâlâ geçmemişti.

Mert'e bir şey olabileceği ihtimali onu beklediğinden daha fazla sarsmıştı.

"Neden bu kadar korktum?" diye düşündü.

Kendi kendine cevap veremedi.

Tam o sırada Mert, amirinin yanına çağrıldı.

"Aferin evlat." dedi amiri omzuna dokunarak.

"İçeri tek başına girmek büyük riskti."

"İçeride bir çocuk vardı komiserim."

"Biliyorum ama önce kendi güvenliğini de düşünmelisin."

Mert başını salladı.

"Haklısınız."

Amiri uzaklaşınca Elif yavaşça yanına geldi.

Alnındaki küçük kesikten ince bir kan süzülüyordu.

"Yaran var."

Mert eliyle alnına dokundu.

"Önemli değil."

"Kanıyor."

"Birazdan karakolda pansuman yaparlar."

Elif çantasını açtı.

İçinden küçük bir ilk yardım kutusu çıkardı.

Mert şaşkınlıkla baktı.

"Yanında ilk yardım çantası mı taşıyorsun?"

Elif hafifçe gülümsedi.

"Kafede bazen müşteriler yaralanıyor. Alışkanlık oldu."

"İzin verir misin?"

Mert birkaç saniye tereddüt etti.

Sonra başını hafifçe eğdi.

"Olur."

Elif, pamuğa antiseptik döküp dikkatlice yarayı temizlemeye başladı.

Ellerini olabildiğince nazik kullanıyordu.

Mert ise ilk kez ona bu kadar yakından bakıyordu.

Yağmurdan ıslanmış saçlarının birkaç teli yüzüne yapışmıştı.

Gözlerinde yorgunluk vardı ama aynı zamanda büyük bir şefkat de...

"Canın yandı mı?" diye sordu Elif.

"Hayır."

"Aslında biraz yandı."

Bu cevap üzerine Elif istemsizce güldü.

"Demek polisler de acı hissediyor."

Mert de hafifçe gülümsedi.

"Sandığın kadar güçlü değiliz."

İkisi de birkaç saniye sessiz kaldı.

Bu sessizlik artık eskisi gibi rahatsız edici değildi.

Tam o sırada uzaktan bir kadın sesi duyuldu.

"Mert!"

İkisi de sesin geldiği yöne baktı.

Orta yaşlarında, şık giyimli bir kadın hızla yanlarına geliyordu.

Bu, Mert'in annesi Aysel Hanımdı.

Mert şaşkınlıkla sordu:

"Anne? Sen burada ne yapıyorsun?"

"Televizyonda bu mahallede olay olduğunu söylediler. Seni merak ettim."

Aysel Hanım konuşurken gözleri Elif'e kaydı.

Elif hemen saygıyla ayağa kalktı.

"İyi akşamlar."

Kadın gülümseyerek karşılık verdi.

"Sen Elif olmalısın."

Elif başını salladı.

"Evet."

Aysel Hanım, Elif'i dikkatlice süzdü.

Ne kibirliydi ne de soğuk...

Tam tersine, gözlerinde sıcak bir ifade vardı.

"Seninle sonunda tanıştığıma sevindim."

Elif ne diyeceğini bilemedi.

"Ben de..."

Aysel Hanım, Mert'in alnındaki pansumanı görünce endişelendi.

"Yine kendini tehlikeye attın, değil mi?"

Mert gülümseyerek omuz silkti.

"Her zamanki gibi."

Kadın derin bir iç çekti.

"Çocukluğundan beri hiç değişmedin."

Sonra tekrar Elif'e döndü.

"Bu pansumanı sen mi yaptın?"

"Evet."

"Çok güzel olmuş. Teşekkür ederim."

Elif ilk kez Mert'in ailesinden birinden samimi bir teşekkür duyuyordu.

Tam o sırada siyah renkli lüks bir araba olay yerine yaklaştı.

Arabadan Mert'in babası indi.

Yüzündeki sert ifade, uzaktan bile hissediliyordu.

Bakışları önce oğluna, sonra Elif'e çevrildi.

İkisinin yan yana durduğunu görünce kaşlarını çattı.

"Siz burada ne yapıyorsunuz?"

Ne Mert cevap verdi...

Ne de Elif.

Çünkü ikisi de bu gecenin henüz bitmediğini hissediyordu.

Mert'in babası sert adımlarla yanlarına geldi.

Yağmur yeniden hızlanmıştı.

Sokak lambasının ışığı altında yüzündeki öfke daha da belirgin görünüyordu.

"Mert."

Sesi her zamanki gibi sertti.

"Sana eve gelmeni söylemiştim."

Mert, babasının gözlerinin içine baktı.

"Görevdeydim."

"Görevin bittikten sonra nereye gittin?"

Mert cevap vermedi.

Çünkü babasının asıl öğrenmek istediği şeyin görev olmadığını biliyordu.

Adam bakışlarını Elif'e çevirdi.

"Sen de eve git."

Elif başını eğdi.

"İyi akşamlar."

Tam yürümeye başlayacaktı ki Mert konuştu.

"Ben bırakırım."

Babası hemen itiraz etti.

"Gerek yok."

"Gerek var."

"Şoförümüz bırakır."

"Hayır."

İlk kez baba ve oğul birbirlerine bu kadar sert bakıyordu.

Aysel Hanım araya girdi.

"Lütfen... Burada tartışmayın."

Mert derin bir nefes aldı.

"Ben sadece güvenli bir şekilde evine bırakacağım."

Babası birkaç saniye sustu.

Sonunda istemeyerek de olsa,

"On beş dakika."

dedi.

"Sonra evde ol."

Mert hiçbir şey söylemeden başını salladı.

---

Polis aracına bindiler.

İlk birkaç dakika ikisi de sessizdi.

Yağmur, camlara ritmik şekilde vuruyordu.

Sessizliği Elif bozdu.

"Bugün yaptığın şeyi unutmayacağım."

"Neyi?"

"Beni korudun."

Mert gözlerini yoldan ayırmadı.

"Her insanın yapması gereken buydu."

"Ama herkes yapmıyor."

Bu cümle Mert'in aklında kaldı.

Gerçekten de çoğu insan görmezden geliyordu.

Araba, Elif'in mahallesine girdi.

Dar sokaklar, eski binalar ve loş lambalar...

Mert ilk kez Elif'in yaşadığı yeri görüyordu.

Aracı evin önünde durdurdu.

"Demek burada yaşıyorsun."

"Evet."

"Çok sessiz bir mahalle."

"Gündüz öyle."

Mert şaşkınlıkla baktı.

"Gece?"

"Gece bazen kavga olur."

Tam Elif arabadan inecekti ki karşı kaldırımdan yüksek sesler duyuldu.

İki adam, yaşlı bir seyyar satıcıyla tartışıyordu.

"Defol buradan!"

"Burası bizim yerimiz."

Yaşlı adam korkuyla geri çekildi.

"Lütfen... Eve ekmek götürmeye çalışıyorum."

Adamlardan biri tezgâhı tekmeyle devirdi.

Meyveler sokağa saçıldı.

Elif korkuyla irkildi.

"Mert..."

Mert tek kelime etmeden araçtan indi.

Polis kimliğini gösterdi.

"Durun!"

İki adam önce kaçmaya çalıştı.

Mert hızla peşlerinden koştu.

Dar sokaklarda kısa bir kovalamaca başladı.

Elif nefesini tutmuştu.

Bir adam kaçmayı başardı.

Diğerini ise Mert birkaç sokak ileride yakaladı.

Kelepçeyi takarken sakin ama kararlı bir sesle konuştu.

"Kamu düzenini bozmak, mala zarar vermek ve tehdit suçlarından gözaltındasın."

Adam söylenmeye devam ediyordu.

"Bırak beni!"

Mert hiç cevap vermedi.

Takviye ekip gelince şüpheliyi onlara teslim etti.

Geri döndüğünde yaşlı adam hâlâ yere saçılan meyveleri toplamaya çalışıyordu.

Mert diz çöktü.

"Amca, bırakın. Birlikte toplarız."

Elif de yanlarına geldi.

Hiç düşünmeden elmalarla portakalları kasalara yerleştirmeye başladı.

Yaşlı adamın gözleri dolmuştu.

"Allah sizden razı olsun evlatlarım."

Mert gülümsedi.

"Geçmiş olsun."

Yaşlı adam cebinden küçük bir kese çıkardı.

"Al kızım."

İçinden nazar boncuğu işlemeli eski bir anahtarlık çıktı.

Elif şaşkınlıkla baktı.

"Hayır, alamam."

"Bu yıllardır bendedir."

Adam gülümsedi.

"Bugün bana umut oldunuz."

Elif anahtarlığı avucuna aldı.

O an fark etmedi ama Mert ona bakıyordu.

İlk kez Elif'in yüzünde korkudan başka bir ifade vardı.

Samimi...

İçten...

Ve sıcacık bir gülümseme.

Mert, istemsizce kendi kendine düşündü:

"Belki de onu tanımadan yargıladım."

Fakat tam o sırada Mert'in telefonu çaldı.

Arayan babasıydı.

Telefonu açar açmaz sert bir ses duyuldu.

"Mert."

"Neredesin?"

"Bir olaya müdahale ettim."

"Eve gel."

"Konuşmamız gerekiyor."

"Ve bu kez vereceğim kararı değiştiremeyeceksin."

Telefon kapandı.

Mert'in yüzündeki gülümseme kayboldu.

Çünkü babasının ses tonundan, bu konuşmanın ikisinin hayatını yeniden değiştireceğini anlamıştı.

Mert, telefonu cebine koydu.

Yüzündeki ifade bir anda değişmişti.

Az önce yaşlı adama yardım ederken hissettiği huzurun yerini yeniden gerginlik almıştı.

Elif bunu fark etti.

"Baban mı aradı?"

Mert başını salladı.

"Evet."

"Bir sorun mu var?"

"Sanırım büyük bir sorun."

Elif daha fazla soru sormadı.

Çünkü cevabın ne olduğunu tahmin edebiliyordu.

İkisi de sessizce yürümeye başladı.

Mahallenin girişine geldiklerinde Mert durdu.

"Artık gitmeliyim."

Elif başını salladı.

"Dikkatli ol."

Mert hafifçe gülümsedi.

"Sen de."

İlk kez vedalaşırken aralarında garip bir sessizlik oluştu.

Sanki söylemek istedikleri çok şey vardı ama zamanı değildi.

---

Mert eve vardığında saat gece yarısını geçmişti.

Büyük villanın bütün ışıkları yanıyordu.

Bu, babasının onu beklediği anlamına geliyordu.

Derin bir nefes aldı ve içeri girdi.

Salonda babası tek başına oturuyordu.

Elindeki çayı yavaşça masaya bıraktı.

"Nihayet geldin."

"Görev uzadı."

"Yalan söyleme."

Mert cevap vermedi.

Babası ayağa kalktı.

"Bugün seni o kızla gördüm."

"O kızın adı Elif."

"Beni düzeltme."

Mert yumruklarını sıktı.

"Ona saygı duy."

Babası alaycı bir şekilde güldü.

"Daha şimdiden onu savunmaya mı başladın?"

"Ben sadece doğru olanı söylüyorum."

Adam birkaç saniye sustu.

Sonra masasındaki dosyayı Mert'e uzattı.

"Aç."

Mert dosyayı aldı.

İçinde nikâh başvuru belgeleri vardı.

Başvuru tarihi...

Bir hafta sonrasıydı.

Mert şaşkınlıkla babasına baktı.

"Bu da ne?"

"Nikâh işlemleri."

"Ben imza atmadım."

"Atacaksın."

"Hayır."

Babası ilk kez sesini yükseltti.

"Atacaksın!"

Salondaki sessizlik bir anda dağıldı.

O sırada üst kattan Aysel Hanım indi.

"Lütfen yine kavga etmeyin."

Mert annesine baktı.

"Anne, buna sen de bir şey söyle."

Kadın gözyaşları içinde eşine döndü.

"Onları biraz rahat bırak."

Adam sert bir ifadeyle başını salladı.

"Hayır."

Sonra yeniden Mert'e döndü.

"Bu evlilik olacak."

Mert derin bir nefes aldı.

"Olacak."

Babası şaşkınlıkla oğluna baktı.

"Ne dedin?"

"Bu evlilik olacak."

Aysel Hanım bile şaşırmıştı.

Mert cümlesini tamamladı.

"Ama tek bir şartım var."

Babası kaşlarını çattı.

"Ne şartı?"

"Elif bu evliliğe kendi isteğiyle 'evet' demeden tek bir imza bile atmayacağım."

Salondaki herkes sustu.

"Eğer onu zorlamaya devam ederseniz..."

Mert babasının gözlerinin içine bakarak konuştu.

"...ben de bu evliliği kabul etmeyeceğim."

Babası öfkeyle masaya vurdu.

"Sen bana şart mı koşuyorsun?"

"Evet."

"Ben senin babanım."

"Ben de artık kendi kararlarını verebilen bir yetişkinim."

İkisi uzun süre birbirlerine baktılar.

Sonunda babası derin bir nefes aldı.

"Peki."

Mert şaşırdı.

"Gerçekten mi?"

"Evet."

"Ama..."

Kısa bir duraksadı.

"...bir hafta içinde Elif'i ikna edeceksin."

"Eğer edemezsen..."

Adam cümlesini tamamladı.

"...o borç tahsil edilir."

Mert'in yüzündeki ifade yeniden ciddileşti.

Bu sadece kendi hayatı değildi artık.

Elif'in ve annesinin geleceği de bu kararın içindeydi.

Odasına çıktığında tek düşündüğü şey şuydu:

"Ben Elif'i zorlamam... Ama onu bu yükten nasıl kurtaracağım?"

O gece ne Mert uyuyabildi...

Ne de aynı saatlerde odasında tavana bakarak gözyaşı döken Elif.

İkisi de aynı gökyüzünün altında...

Farklı evlerde...

Aynı çaresizliği yaşıyordu. Sabahın ilk ışıkları perde aralığından Elif'in odasına süzülüyordu.

Ama Elif gece boyunca neredeyse hiç uyumamıştı.

Saat daha yediyi yeni geçmişti ki telefonu çaldı.

Ekranda tanımadığı bir numara vardı.

Bir an tereddüt etti.

Sonra telefonu açtı.

"Alo?"

"Ben Mert."

Elif şaşırdı.

"Günaydın."

"Günaydın."

Kısa bir sessizlik oldu.

"Senden bir şey isteyeceğim."

Elif yatağında doğruldu.

"Nedir?"

"Bugün benimle buluşur musun?"

Elif'in kalbi hızlandı.

"Neden?"

"Konuşmamız gerekiyor."

"Kötü bir şey mi oldu?"

"Aslında... Evet."

Elif derin bir nefes aldı.

"Nerede buluşacağız?"

"Şehir parkında. Saat on bir."

"Tamam."

Telefon kapandı.

Elif, aynaya baktı.

İçinde garip bir his vardı.

Mert'in sesindeki ciddiyet onu endişelendirmişti.

---

Saat tam on birde...

Şehir parkı hafta sonu olduğu için kalabalıktı.

Çocuklar oyun oynuyor, yaşlılar banklarda sohbet ediyordu.

Elif etrafına bakınırken uzakta Mert'i gördü.

Üzerinde siyah bir gömlek ve kot pantolon vardı.

Elinde iki bardak kahve tutuyordu.

Elif yanına yaklaşınca birini uzattı.

"Şekerli almıştım. İçer misin bilmiyorum."

Elif şaşkınlıkla bardağı aldı.

"Teşekkür ederim."

Banka oturdular.

İlk birkaç dakika sadece kuş sesleri duyuluyordu.

Sonunda Mert konuşmaya başladı.

"Babam bana bir hafta süre verdi."

Elif başını kaldırdı.

"Ne için?"

"Seni evliliğe ikna etmem için."

Elif'in yüzündeki ifade değişti.

"Demek bunun için çağırdın."

Mert hemen başını salladı.

"Hayır."

"O zaman?"

"Seni ikna etmeyeceğim."

Elif şaşkınlıkla ona baktı.

"Ne?"

"Sadece gerçeği söylemek istedim."

Mert cebinden katlanmış bir dosya çıkardı.

"Borç belgelerini dün gece tekrar inceledim."

Elif dikkatle dinliyordu.

"Bazı şeyler bana mantıklı gelmedi."

"Nasıl yani?"

"Tarihlerin bir kısmı tutarsız."

Elif'in gözleri büyüdü.

"Gerçekten mi?"

"Evet."

"Belki de..."

Mert cümlesini tamamladı.

"...bize anlatılmayan bir şey var."

Elif ilk kez umutlandı.

"Yani borç sahte olabilir mi?"

"Henüz bilmiyorum."

"Ama araştıracağım."

"Neden benim için bu kadar uğraşıyorsun?"

Mert birkaç saniye sustu.

Sonra gözlerini Elif'e çevirdi.

"Çünkü sen bunu hak etmiyorsun."

Elif'in boğazı düğümlendi.

Hayatında ilk kez biri onun için mücadele edeceğini söylüyordu.

Tam o sırada Mert'in telefonu çaldı.

Arayan, karakoldan arkadaşı Emir'di.

"Mert!"

"Söyle."

"Senin baban biraz önce karakola geldi."

Mert şaşırdı.

"Neden?"

"Bir dosya bırakıp gitti."

"Nasıl dosya?"

"Senin evlilik işlemlerinle ilgili."

Mert ayağa kalktı.

"Geliyorum."

Telefon kapandı.

Elif de ayağa kalktı.

"Ben de geleyim."

"Olmaz."

"Neden?"

"Bu iş karışabilir."

Elif kararlı bir sesle konuştu.

"Bu benim hayatım."

Mert birkaç saniye düşündü.

Sonunda başını salladı.

"Peki."

İkisi birlikte parktan çıkarken, onları uzaktan izleyen siyah araç yine aynı yerdeydi.

Arabanın içindeki adam telefonunu kulağına götürdü.

"Efendim..."

"Onlar borç meselesini araştırmaya başladı."

Telefonun diğer ucundan gelen ses bu kez daha sertti.

"Öyleyse araştırmalarına fırsat vermeyin."

Adam telefonu kapattı.

Motoru çalıştırdı.

Ve siyah araç, yavaşça Mert ile Elif'in peşine takıldı...

Devam edecek...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1.670okunma 51beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18