38. bölüm / 47
GÖRÜCÜ USULÜ EVLILIKBölüm 38
Bölümler 47Şu an: Bölüm 38
- 1 BÖLÜM 13.260 kelime
- 2 Bölüm 22.220 kelime
- 3 Bölüm 32.224 kelime
- 4 Bölüm 42.738 kelime
- 5 Bölüm 51.477 kelime
- 6 Bölüm 61.889 kelime
- 7 Bölüm 72.128 kelime
- 8 Bölüm 82.110 kelime
- 9 Bölüm 91.542 kelime
- 10 Bölüm 101.677 kelime
- 11 Bölüm 11798 kelime
- 12 Bölüm 121.328 kelime
- 13 Bölüm 132.053 kelime
- 14 Bölüm 141.320 kelime
- 15 Bölüm 151.636 kelime
- 16 Bölüm 161.690 kelime
- 17 Bölüm 171.778 kelime
- 18 Bölüm 181.424 kelime
- 19 Bölüm 191.692 kelime
- 20 Bölüm 201.476 kelime
- 21 Bölüm 211.170 kelime
- 22 Bölüm 222.140 kelime
- 23 Bölüm 231.671 kelime
- 24 Bölüm 242.562 kelime
- 25 Bölüm 251.515 kelime
- 26 Bölüm 261.432 kelime
- 27 Bölüm 271.547 kelime
- 28 Bölüm 281.262 kelime
- 29 Bölüm 291.496 kelime
- 30 Bölüm 302.563 kelime
- 31 Bölüm 311.233 kelime
- 32 Bölüm 322.317 kelime
- 33 Bölüm 331.721 kelime
- 34 Bölüm 341.051 kelime
- 35 Bölüm 35664 kelime
- 36 Bölüm 361.943 kelime
- 37 Bölüm 371.970 kelime
- 38 Bölüm 381.416 kelime · Okuduğun bölüm
- 39 Bölüm 392.619 kelime
- 40 Bölüm 402.716 kelime
- 41 Bölüm 414.101 kelime
- 42 Bölüm 42808 kelime
- 43 Bölüm 431.117 kelime
- 44 Bölüm 442.172 kelime
- 45 Bölüm 452.455 kelime
- 46 Bölüm 463.632 kelime
- 47 Bölüm 476.415 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Mert, babasının karşısında öylece duruyordu.
İstasyondaki eski duvarlardan süzülen soğuk hava, içerideki sessizliği daha da ağırlaştırıyordu. Dışarıda kar yağmaya devam ediyordu. Rayların üzerinde biriken kar, ay ışığında beyaz bir örtü gibi uzanıyordu.
Ama Mert hiçbirini görmüyordu.
Tek gördüğü babasıydı.
Yıllardır aradığı…
Öldüğünü düşünmek istemediği ama her geçen gün ulaşma umudunun biraz daha azaldığı babası.
Ahmet.
Hayattaydı.
Karşısındaydı.
Fakat söylediği son cümle Mert'in içindeki bütün dengeleri yerinden oynatmıştı.
“Ben… senin sandığın adam değilim oğlum.”
Mert birkaç saniye boyunca konuşamadı.
Sonra başını hafifçe yana eğdi.
“Ne demek bu?”
Ahmet cevap vermedi.
Mert bir adım attı.
“Bunca yıl neredeydin?”
Ahmet gözlerini oğlundan kaçırdı.
“Mert…”
“Hayır.”
Mert'in sesi titriyordu.
“Bu kez susmayacaksın.”
Ahmet başını kaldırdı.
Mert'in gözlerinde öfke vardı.
Ama o öfkenin altında daha büyük bir şey saklıydı.
Kırgınlık.
“Ben seni yıllarca aradım baba.”
Ahmet'in gözleri doldu.
“Biliyorum.”
“Biliyor muydun?”
“Her şeyi biliyordum.”
Mert'in çenesi gerildi.
“Ben geceleri uyuyamadım. Annem seni bekledi. Büyükannem her kapı çaldığında sana geldi sandı. Ben her telefon çaldığında…”
Sesi kesildi.
Elif, birkaç adım geride sessizce onları izliyordu.
Mert'in yanında olmak istiyordu.
Ama bunun baba ile oğul arasında yıllardır birikmiş bir hesap olduğunu biliyordu.
Emir de aynı şekilde sessizdi.
Melike ise istasyonun girişini kontrol ediyordu.
Tehlike henüz tamamen geçmiş değildi.
Ahmet, Mert'e baktı.
“Biliyorum oğlum.”
Mert başını iki yana salladı.
“Hayır. Bilmiyorsun.”
Bir adım daha attı.
“Çünkü bilseydin beni bırakıp gitmezdin.”
Ahmet'in yüzündeki ifade değişti.
“Ben sizi bırakmadım.”
“Peki ne yaptın?”
Ahmet derin bir nefes aldı.
“Ben kayboldum.”
Mert acı bir gülümsemeyle baktı.
“Kaybolmadın baba.”
Sesi bu kez daha sertti.
“Seni kaçırdılar.”
Ahmet başını eğdi.
“Evet.”
“Kim?”
Sessizlik.
Mert'in sabrı tükeniyordu.
“Kuzgun mu?”
Ahmet birkaç saniye sonra başını kaldırdı.
“Kuzgun.”
Mert'in gözleri sertleşti.
“Sen Kuzgun'un içinde miydin?”
Ahmet cevap vermeden önce Elif'e baktı.
Mert bunu fark etti.
“Neden Elif'e bakıyorsun?”
Ahmet'in yüzündeki endişe açıkça görülüyordu.
“Çünkü oğlum…”
Sesi alçaldı.
“Artık tehlike sadece sen değilsin.”
Elif'in kalbi hızlandı.
Mert hemen onun önüne geçti.
“Ne demek istiyorsun?”
Ahmet ayağa kalkmaya çalıştı.
Zorlanınca Emir hemen kolundan tuttu.
“Yavaş.”
Ahmet kısa bir süre dinlendikten sonra tekrar konuştu.
“Kuzgun yıllardır tek bir şeyin peşinde.”
Mert dikkat kesildi.
“Neyin?”
“İnsanların.”
“Nasıl yani?”
“Devletin içine, emniyetin içine, farklı kurumların içine yerleştirdikleri insanlar var.”
Emir'in yüzü ciddileşti.
“Uyuyan hücreler…”
Ahmet ona baktı.
“Evet.”
Melike kaşlarını çattı.
“Yani yıllardır bekleyen insanlar mı var?”
“Bazıları yıllardır bekliyor.”
Ahmet'ın sesi iyice kısıldı.
“Bazıları ise çoktan harekete geçti.”
Mert'in aklına son günlerde yaşananlar geldi.
Elif'in takip edilmesi.
Mesajlar.
Kars'a çağrılmaları.
Ahmet'in fotoğrafı.
“Beni neden buraya çağırdılar?”
Ahmet cevap verdi.
“Çünkü seni kullanmak istediler.”
“Ne için?”
“Beni bulman için.”
Mert şaşkınlıkla baktı.
“Beni neden kullanmak istesinler?”
Ahmet acı bir şekilde gülümsedi.
“Çünkü sen benim oğlumsun.”
Mert'in yüzündeki ifade değişmedi.
“Bu cevap değil.”
“Onlar için yeterli.”
Ahmet devam etti.
“Senin peşine düşeceklerini biliyordum. Seni babana götüreceklerini biliyordum. Çünkü beni bulmanın en kolay yolunun seni kullanmak olduğunu düşündüler.”
Mert yumruklarını sıktı.
“Peki sen?”
“Ben seni buraya gelmekten vazgeçirmeye çalıştım.”
Mert'in aklına gelen mesaj bir anda zihninde belirdi.
“Önce Elif'i koru…”
Mert'in yüzü gerildi.
“Bana gönderdiğin mesaj…”
Ahmet başını salladı.
“Bendim.”
Elif şaşkınlıkla Mert'e baktı.
Mert birkaç saniye konuşmadı.
Sonra yavaşça sordu:
“Neden bana doğrudan söylemedin?”
Ahmet'in gözlerinde acı vardı.
“Çünkü telefonlar dinleniyordu.”
Emir hemen araya girdi.
“Yani bize gönderilen her mesajın takip edilme ihtimali vardı.”
“Evet.”
“Peki bizi buraya nasıl yönlendirdiler?”
Ahmet cevap vermeden önce kapıya baktı.
“Çünkü artık onlar da burada.”
Melike hemen silahına davrandı.
Mert Elif'in elini tuttu.
“Elif.”
Elif ona baktı.
“Korkma.”
Elif başını salladı.
“Sen yanımdaysan korkmuyorum.”
Mert'in gözlerinde kısa bir süreliğine yumuşak bir ifade belirdi.
Bunca karmaşanın içinde bile Elif'in sesi ona güç veriyordu.
Mert onun elini biraz daha sıkı tuttu.
“Ben yanındayım.”
Elif hafifçe gülümsedi.
“Biliyorum.”
Ahmet bu konuşmayı sessizce izledi.
Sonra yüzünde hafif bir tebessüm oluştu.
“Demek Elif sensin.”
Mert şaşırdı.
“Sen Elif'i nereden biliyorsun?”
Ahmet oğluna baktı.
“Onu yıllardır tanıyorum demiyorum.”
Elif şaşırdı.
“Beni tanıyor muydunuz?”
“Hayır.”
Ahmet başını iki yana salladı.
“Ama adını duydum.”
Mert'in yüzü yeniden ciddileşti.
“Kimden?”
Ahmet cevap vermeden önce derin bir nefes aldı.
“Kuzgun'dan.”
İstasyondaki hava bir anda değişti.
Mert, Elif'in elini bırakmadı.
“Benim adımı neden Kuzgun biliyor?”
Ahmet'in cevabı gecikmedi.
“Çünkü sen artık onların planında önemli birisin.”
“Benim neyim önemli?”
“Babanın oğlu olman değil.”
Ahmet Elif'e baktı.
“Seçimin.”
Mert anlamadı.
“Ne seçimi?”
Ahmet'in gözleri Elif'e çevrildi.
“Onlar senin Elif'i seçmeni istemediler.”
Mert'in kaşları çatıldı.
“Ne?”
Ahmet devam etti.
“Çünkü bazı insanlar, insanları korkuyla yönetebileceklerini düşünür. Ama sen korkuya rağmen Elif'i seçtin.”
Mert sessiz kaldı.
Ahmet'in sesi daha da derinleşti.
“Görücü usulü tanıştınız.”
Elif'in gözleri büyüdü.
“Bunu da mı biliyordunuz?”
Ahmet başını salladı.
“Evet.”
Mert bir süre babasına baktı.
Sonra Elif'e döndü.
Elif'in gözlerinde şaşkınlık vardı.
Ahmet konuşmaya devam etti.
“Başta ailelerin kararıydı.”
Mert ve Elif birbirlerine baktılar.
“Fakat sonra sizin kararınız oldu.”
Mert'in yüzünde hafif bir ifade oluştu.
“Evet.”
Ahmet oğluna baktı.
“İşte onların anlayamadığı şey bu.”
“Neyi?”
“İnsanların kaderini başkalarının belirleyemeyeceği gerçeğini.”
Elif'in gözleri doldu.
Ahmet devam etti.
“Kuzgun insanları birbirlerinden ayırarak güç kazanıyor. Korku yaratıyor. Güvensizlik yaratıyor. Aileleri, insanları, ilişkileri kullanıyor.”
Mert'in sesi sakin ama sertti.
“Bizi de mi ayırmak istiyorlar?”
“Evet.”
Mert'in eli Elif'in elini daha sıkı kavradı.
“Başaramayacaklar.”
Elif ona baktı.
Mert gözlerini ondan ayırmadan konuştu.
“Çünkü ben Elif'i birilerinin bana uygun gördüğü için sevmiyorum.”
Elif'in gözleri doldu.
“Ben onu kendim seçtim.”
Ahmet'in yüzünde gururlu bir ifade oluştu.
“İşte bunu duymak istiyordum.”
Mert babasına döndü.
“Peki sen?”
Ahmet sustu.
“Sen neyi seçtin baba?”
Bu soru Ahmet'i uzun süre sessiz bıraktı.
Sonunda cevap verdi.
“Ben de yıllar önce bir seçim yaptım.”
“Ne seçtin?”
“Kuzgun'un içine girmeyi.”
Emir'in gözleri büyüdü.
“Yani gerçekten…”
Ahmet başını salladı.
“Evet.”
Mert'in yüzündeki öfke yerini şaşkınlığa bıraktı.
“Sen onların adamı değildin.”
“Hayır.”
“Onların içine sızdın.”
“Evet.”
“Ve yıllarca orada kaldın.”
“Evet.”
Mert başını eğdi.
“Peki neden?”
Ahmet'in gözleri uzaklara daldı.
“Çünkü o zamanlar Kuzgun'un ne kadar büyüdüğünü bilmiyorduk.”
Bir süre sustu.
“Onları içeriden çökertmek için girdim.”
Emir yavaşça konuştu.
“Sonra seni fark ettiler.”
Ahmet başını salladı.
“Bir süre sonra şüphelendiler.”
“Ve seni kaçırdılar.”
“Evet.”
Mert'in sesi titredi.
“Bunca yıl…”
Ahmet oğlunun gözlerinin içine baktı.
“Bunca yıl hayatta kalmaya çalıştım.”
Mert'in gözleri doldu.
“Ben seni öldü sandım.”
Ahmet başını eğdi.
“Biliyorum.”
“Annem seni bekledi.”
“Biliyorum.”
“Ben seni aradım.”
“Biliyorum.”
Mert artık dayanamadı.
“Baba…”
Sesi kırıldı.
Ahmet kollarını açtı.
Mert birkaç saniye tereddüt etti.
Sonra babasına sarıldı.
Yılların özlemi tek bir anda ortaya çıktı.
Ahmet oğluna sıkıca sarıldı.
“Affet beni.”
Mert gözlerini kapattı.
“Önce geri dön.”
Ahmet'in gözlerinden yaş süzüldü.
“Döneceğim.”
Mert başını babasının omzuna yasladı.
“Bu kez bizi bırakma.”
“Bırakmayacağım.”
Bir süre kimse konuşmadı.
Elif gözyaşlarını sessizce sildi.
Melike başını çevirdi.
Emir ise derin bir nefes aldı.
Bu anın bozulmasını istemiyordu.
Fakat dışarıdan gelen küçük bir ses herkesi yeniden alarma geçirdi.
Tak.
Sonra bir ses daha.
Tak.
Melike hemen kapıya yöneldi.
“Birisi var.”
Emir silahını çekti.
Mert Elif'i arkasına aldı.
Ahmet de ayağa kalkmaya çalıştı.
Mert hemen döndü.
“Sen burada kal.”
Ahmet başını salladı.
“Hayır.”
“Baba…”
“Yıllardır kaçtım.”
Ahmet oğluna baktı.
“Artık kaçmayacağım.”
Mert birkaç saniye ona baktı.
Sonra başını salladı.
“Tamam.”
Melike kapıya yaklaştı.
Dışarıdaki ayak sesleri kesilmişti.
Emir pencereye yöneldi.
“Kimse görünmüyor.”
Mert dikkatle dinledi.
Sessizlik.
Sonra telefonuna bir bildirim geldi.
Mert ekrana baktı.
Tek bir mesaj.
“Babanı buldun.”
Mert'in yüzü gerildi.
Bir saniye sonra ikinci mesaj geldi.
“Şimdi asıl hikâye başlayacak.”
Elif Mert'in yanına geldi.
“Ne yazıyor?”
Mert telefonu ona gösterdi.
Elif mesajı okudu.
Tam o sırada Ahmet'in yüzündeki ifade değişti.
“Bu mümkün değil…”
Mert ona döndü.
“Ne oldu?”
Ahmet telefon ekranına baktı.
Mesajın sonunda küçük bir sembol vardı.
Siyah bir kuş.
Kuzgun.
Ahmet'in sesi titredi.
“Bu sembolü sadece örgütün en üstündeki insanlar kullanır.”
Emir hemen sordu:
“Yani?”
Ahmet yavaşça cevap verdi.
“Yani buraya bizi getiren kişi…”
Kısa bir sessizlik oldu.
Ahmet gözlerini kapattı.
“…Kuzgun'un kendisi olabilir.”
Mert'in yüzü sertleşti.
“Bizi izliyorlar.”
Ahmet başını salladı.
“Hayır.”
“Ne?”
Ahmet Elif'e baktı.
“Bizi izlemiyorlar.”
Mert'in kalbi hızlandı.
“Peki ne yapıyorlar?”
Ahmet'in cevabı herkesi susturdu.
“Bizi bekliyorlar.”
Dışarıdan bir tren düdüğü duyuldu.
Uzaktan gelen ses, Kars'ın soğuk gecesinde yankılandı.
Mert Elif'in elini tuttu.
Elif de onun elini sıktı.
İkisi göz göze geldi.
Bu kez korku yoktu.
Sadece kararlılık vardı.
Mert yavaşça konuştu.
“Ne olursa olsun…”
Elif sözünü tamamladı.
“Birlikte.”
Mert başını salladı.
“Birlikte.”
Ahmet onları izledi.
Sonra yüzünde yıllardır görülmeyen bir umut belirdi.
Çünkü oğlunun artık yalnız olmadığını anlamıştı.
Mert'in yanında Elif vardı.
Ve Elif, sadece onun sevdiği kadın değildi.
Onun kendi seçtiği hayattı.
Fakat istasyonun dışında, karanlığın içinde bir adam onları uzaktan izliyordu.
Elindeki telefonda Mert'in ve Elif'in görüntüsü vardı.
Adam ekrana baktı.
Sonra tek bir cümle yazdı:
“İkisi de burada.”
Mesajın cevabı birkaç saniye sonra geldi.
“O zaman düğmeye bas.”
Adam başını kaldırdı.
Kars'ın karanlık sokaklarına baktı.
Ve gülümsedi.
Çünkü Mert'in babasını bulması…
Aslında Kuzgun'un planının sonu değil,
başlangıcıydı.
Bölüm etkileşimi
