31. bölüm / 41
TUTSAKZihin Oyunları
Bölümler 41Şu an: Zihin Oyunları
- 1 Giriş671 kelime
- 2 Kapan1.476 kelime
- 3 Patlama1.086 kelime
- 4 Beklenti720 kelime
- 5 Tehlikeli Rüyalar1.602 kelime
- 6 Anlaşma1.223 kelime
- 7 Bekleyiş1.327 kelime
- 8 Yolculuk1.381 kelime
- 9 Çamsakızı1.334 kelime
- 10 Canavar1.204 kelime
- 11 İtiraf1.170 kelime
- 12 Tapınak1.042 kelime
- 13 Saldırı1.974 kelime
- 14 Dönüş Yolu1.500 kelime
- 15 Karışık Duygular1.479 kelime
- 16 Kayıp Prenses1.029 kelime
- 17 Yetenek1.309 kelime
- 18 Yolcu Hanı1.534 kelime
- 19 Çözülme1.268 kelime
- 20 Tehlikeli Plan1.285 kelime
- 21 Pazarlık1.106 kelime
- 22 Karşılama1.195 kelime
- 23 Baskın Özellik1.205 kelime
- 24 İsyan1.817 kelime
- 25 İhanet1.526 kelime
- 26 Bedel1.571 kelime
- 27 Hayal1.186 kelime
- 28 Kaybedilecek Şeyler1.180 kelime
- 29 Mavi Alev1.700 kelime
- 30 Teminat1.147 kelime
- 31 Zihin Oyunları1.291 kelime · Okuduğun bölüm
- 32 Bağ1.011 kelime
- 33 Kayıp1.353 kelime
- 34 Cadı Avı1.684 kelime
- 35 Söz1.444 kelime
- 36 Hesaplar1.108 kelime
- 37 Görev ve Sorumluluklar1.057 kelime
- 38 Kaynak1.101 kelime
- 39 Fedakarlık860 kelime
- 40 Ferman1.106 kelime
- 41 Final802 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
‘Bekle beni.’
Andre’nin sesini işittiğimi sandığımda kalbimin üzerindeki ağırlık sanki daha da ağırlaştı. Ya tamamen delirmiştim ya da delirmek üzereydim çünkü zihnime sızan bu sözler gerçek değildi. Hayalimin bir ürünüydü. Keza Andre’nin şu anda bunları söylemesinin imkanı yoktu çünkü beni tamamen terketmişti.
“Hemen açın şu lanet olası kapıyı!” Sürgünün arkasındaki koridora doğru seslendim.
İki elimle sıkı sıkı tuttuğum demir sürgüyü olanca kuvvetle ittim. Yerinden yalnızca bir kaç santim oynadı ve kulak tırmalayıcı bir sürtme sesi çıkardı. Öfkeden delirmiş gibi boğazım yırtılırcasına yeniden bağırdım.
“Kimse yok mu?”
Köşeden yavaş adımlarla çıkıp gelen ve parmaklıkların ardına hoşnutsuz bir yüzle dikilen kişi, ürkütücü yeteneği ile beni daha önce iki kez kendi vücuduma hapseden askerden başkası değildi.
“Buraya acilen bir şifacı getir. O uyanmıyor!” Sesim panikten çatladı. Çaresizlikten ne yapacağımı bilemez haldeydim. Duygusuz gözleri bir an için benden biraz arkamdaki sedire uzanan kızın hareketsiz, soluk vücuduna kaydı.
“Durmasana öyle! Peyker’e haber ver. O da burada ölmesini istemez.” Tüm kalbimle bunun doğru olmasını diledim.
Asker bir şey söylemeden çıkışa yöneldi. Yavaş hareket ettiği söylenemezdi. Yine de kendimi tutamayarak bir kez daha arkasından bağırdım. “Acele et!”
Kısa süre sonra sürgü iki yana açıldı ve şükürler olsun ki içeriye sarayın en deneyimli şifacılarından biri girdi.
“Abram,” dedim fısıldar gibi. “Hareket etmiyor.” Ellerim Peri’nin elindeydi ve ısısı gittikçe azalıyordu. Sorunun ne olduğunu bilmiyordum ve endişe içimi bir kurt gibi yiyip bitiriyordu. Onu hiç böyle görmemiştim. Ligefr’lar asla hastalanmazdı. Kalan tüm enerjimi ona aktarmama rağmen göz kapaklarını bile oynatmamıştı.
Abram’ın benimle buluşan yüzündeki şaşkınlık Peri’yi gördüğünde iyice derinleşti. İki adımda sedire ulaştı ve beni bir kenara itti. Ardından Peri’yi incelemeye başladı. Bir süre hiç bir şey söylemeden vücudunun farklı noktalarına dokundu. Dudakları düz bir çizgi halini aldı ve bu sanki mümkünmüş gibi daha da kötü hissetmeme neden oldu. Abram’ın yanında uzun bir süre eğitim almıştım ve ben bu ifadeyi ne zaman görsem ciddi bir sorun olduğunu bilirdim. Her zaman sessiz bir adamdı ve muayenesinin bölünmesinden asla hoşlanmazdı. Dudaklarımı dişlediğimin hayal meyal farkında olarak tırnaklarımı etime batırdım. Ellerimi kendi etrafıma doladım ve ona sorunun ne olduğunu sormamak için kendimle oldukça zorlu bir mücadeleye giriştim. Cüppesinin uzun eteğindeki bir cebe elini daldırdı ve çıkardığı şifalı taşları Peri’nin üzerine yerleştirdi.
“Çok ilginç.” dedi sonunda.
Sabrım buraya kadardı. “Abram neler oluyor? Neden uyanmıyor?”
Bakışlarını bana çevirdiğinde gür kır kaşları öyle çatılmıştı ki bir bütün haline gelmişlerdi. “Ne kadar süredir tılsımını takmıyor?”
“Bilmiyorum..” Sorusu karşısında bir an için afalladım. “Sanırım kaybolduğundan beri.” Süreyi kabaca hesaplamaya çalıştım. “Aşağı yukarı iki buçuk yıldır.”
Verdiğim cevapla birlikte kafasını hafifçe aşağı yukarı salladı. Yeniden Peri’ye döndüğünde kaşları iyice çatılmıştı. “Sebebi bu olmalı.”
“Neler oluyor Abram?”
“Uzun zamandır ayrı kaldığı için tılsımla bağı zayıflamış. Güçleri onu terkediyor.”
Gözlerim yeniden Peri’ye kayarken endişem artmıştı. “Bu ne demek? O..” boğazımdaki düğüm daha da sıkılaştı. “İyileşecek mi?”
Bana cevap vermedi. Peri’nin üzerine battaniyeyi çekerken oturduğu yerden doğruldu. “Ona enerji verecek bir karışım hazırlayacağım.”
“Ona bir tılsım veremez misin? Yani sorun buysa…” Kafam seçenekler arasında dönüp duruyordu. “Başka birinin tılsımını?”
“Şu aşamada bu daha tehlikeli olur.” dedi Abram. “Vücudu başka bir güçle baş edemez.”
Abram’a güvenmek dışında elimden bir şey gelmiyordu. Ona her zaman güvenmiştim. Burada olmasına da minnettardım. Özellikle de şu anda. Bu yüzden belki de bunu sormamalıydım ama kendimi tutamadım.
“Demek sen de onlardan birisin,” Kısa bir sessizlik oldu. “Yani buraya girmene izin verdiklerine göre…”
Adımları duraksadı. Bana baktığında yüzünde alışık olmadığım bir ifade vardı. En kötü koşullarda bile sakin kalmayı başarabilen bir şifacıydı. Yüzünde her daim var olan o duru bilgelikten farklı bir şey görmek garipti. Suçluluk gibi…
Soruma cevap vermek yerine “Malzemelerimi alıp geleceğim.” dedi ve hızlıca koridora yöneldi. Sürgü arkasından kapanırken kollarımı etrafıma doladım ve Peri’nin yanında yere oturdum.
‘Sakın korkma. Geri döneceğim.’
Belki bininci kez işittiğim Andre’nin sesi netti. Onu tekrar ve tekrar işittim. Gözlerimi sıkı sıkı kapattığımda aradan kurtulan bir damla yanağıma süzüldü. Uykusuzluk gerçeklik algımı bozmuştu. Zihnimin bana neden böyle işkence ettiğini bilmiyordum. Bana hala böyle etki edebilmesine öfkelenerek sesi zihnimden uzaklaştırmaya çalıştım.
Kısa bir süre sonra Abram kolunun altında ağzına kadar türlü otlarla dolu bir sepetle ve bir elinde dikkatlice taşıdığı sıvı dolu bir kapla içeri daldı. Kabın içindeki sıvı tuhaf bir duman yayıyordu. Keskin kokusu onunla birlikte odayı doldurdu. Zaman kaybetmeden sıvıyı Peri’nin vücuduna sürmeye başladı. O karışımı sürerken ben de Peri’nin kıyafetlerini kenara kaydırıyor, ona elimden geldiğince yardım ediyordum.
Vücudunda hiç bir boşluk kalmayana dek buna devam ettik. Dudaklarına bir nebze renk geldiğinde tuttuğum nefesimi verdim. Görüntü o kadar rahatlatıcıydı ki Abram’ a sarılmamak için kendimi zor tuttum.
Abram getirdiği otları nasıl hazırlamam gerektiğini gösterdi. Daha önce de defalarca birlikte çalıştığımızdan bu öyle tanıdık bir görüntüydü ki son bir kaç aydır bambaşka bir hayatı yaşıyor olmasam kendimi evimde hissedebilirdim. İşimiz bittiğinde bana döndü ve konuşmadan önce beni huzursuz bir gözle süzdü. Onu böyle çekingen görmeye alışık olmadığımdan bu yeni hali bir tokat gibi beni gerçekliğe döndürdü.
“Senin için yapabileceğim bir şey var mı peki?” diye sordu. Uzun süredir ayaktaydım ve bakışları gözlerimin altındaki morluklara takıldığında sanki o yaşlı yüzü beni bu halde görmekten mutsuz gibi buruştu.
Elbette tek ihtiyacım buradan kurtulmaktı ama onun kastettiği güç verecek bir karışım ya da belki dinlendirici bir uyku ilacıydı. Bir süre düşündükten sonra kararsız bir sesle sordum. “Burada olduğumuzu kimse bilmiyor değil mi?
Cevap vermek yerine kafasını olumsuz anlamda salladı.
Rahatsız edici bir sessizlik oldu. “Abram,” dedim yeniden huzursuz bir sesle. “Sahiden Kral’a sadık kimse kalmadı mı?” Bunu ona neden sorduğumu bile bilmiyordum. Bana meraklı, biraz da rahatsız olmuş bir ifadeyle baktı. “Her şeyin bu kadar değişebildiğine inanamıyorum.” Bir an duraksadım. “Belki de başından beri böyleydi, yalnızca ben göremeyecek kadar aptaldım.”
Durgun, kara gözlerini bana çevirdi. “Hala Kral’a sadık çok fazla insan var.” dedi sonunda ve yerinden yavaşça doğruldu. “Sabah yeniden kontrol edeceğim. Sen de biraz uyu.”
Abram gittikten sonra Peri’nin yanına kıvrıldım. Nefes alış verişi farkedilir derecede güçlenmişti ve bu ses uzun zamandır kaskatı olan bedenimin bir nebze gevşemesini sağladı. Gözlerimi kapadığımda öyle yorgundum ki hiç bir şey düşünecek halim kalmamıştı. Sonra yine onu işittim.
‘Seni seviyorum Liya.’ ve tekrar. ‘Seni seviyorum.’
Bu kadar acı vermesi garipti. Bacaklarımı kendime çekip kollarımı etrafına doladım. Kafamı bacaklarımın arasına gömüp zihnimi kapatmaya alıştım. Hayır. Bu sözler doğru değil, çünkü o gitti. Kendi kendime tekrarladım. O gitti, tamamen. Yana döndüğümde bir gözümden akan yaş diğerini doldurdu. Ardından yeniden işittim. Öyle net, öyle açıktı ki… Bir yakarış, sanki bir dua gibi. ’Seni seviyorum.’ Göz yaşları ardı ardına akarken belirsizlik içinde donup kalmış gibi bocaladım yeniden. Tanıdık yumrular geldi boğazıma yine. Zihnimin bana bu kadar azımasızca işkence ediyor olması normal mi? Yine de, gerçek olmasını tüm benliğimle istedim. Bir aptal gibi. Artık neye ağladığımı bile bilmiyordum. Hiç bir anlamı da yoktu aslında bunların. Sonuçta onu işitmem mümkün değildi, değil mi? Bunların hiç biri doğru değildi, çünkü Andre beni sevdiğini hiç söylememişti.
Uykumda da aynı işkence devam etti. Andre az ötede bir heykel gibi dikiliyor ve hiç konuşmadan hemen önünce uzanan vadiyi izliyordu. Ona ne kadar seslenirsem sesleneyim bana dönmedi. Yanına ulaşmak için koşuyor, takılıp düşsem de devam ediyordum. Oysa ben yaklaştıkça o daha çok uzaklaştı. Sonunda nefes nefese dizlerim üzerine çöktüm ve baktığı yöne doğru kafamı çevirdim. Başta boş sandığım ve bir sis tabakasının ardında kalan vadi şimdi askerlerle doluydu. Ardından görüntü netleşti. Bunlar saray muhafızlarının ta kendisiydi! Tüm vadiyi ateş sardığında muhafızların hepsi birer birer tütmeye başladı. Bir çığlık koyarak doğruldum. Ter içinde kalmıştım. Nefesim normale döndüğünde gözlerimi odada gezdirdim. Peri hala uyuyordu ama şimdi hiç değilse canlılık belirtisi gösterecek şekilde ara ara sayıklıyordu. Gözlerim odanın kenarındaki Abram’ın gitmeden önce hazırladığı ve hala tütmekte olan karışımına takıldı. Kan ter içinde olmama rağmen beklediğimden çok daha iyi hissediyordum. Abram karışımın içine her ne koyduysa, iyilik halimin bununla ilgili olduğuna emindim. Bir an için her şeyin yoluna girebileceğini vaat eden anlık bir yanılsama yaşadım. Ne var ki beklenmedik şekilde zihnime sızan sesle her şey daha da karmaşık bir hal aldı.
‘Az kaldı. Geliyorum.’
Bölüm etkileşimi
