TUTSAK kitap kapağı

12. bölüm / 41

TUTSAK

Tapınak

Vaveyla Yazarı: lemonkoli

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 41Şu an: Tapınak

Böyle bir şeyin mümkün olabileceğine inanamadım. İçgüdüsel bir şekilde Andre'ye baktım. Meraklı gözlerle beni inceliyordu. Kaşları ne düşündüğümü anlamaya çalışırken havalanmıştı. Koyu saçları, keskin yüz hatları ve parlak siyah gözleri ile... Kahretsin! Kesinlikle hoş biriydi. Ellerimle düşünceleri kontrol edebilirmiş gibi kafamı tutuyordum. Dün gece bana yakın olmasının beni nasıl etkilediğini hatırladım. Hayır, hayır, hayır. Kendi kendime kafamı salladım. Tüm bunların sebebi daha önce hiçbir erkeğin bana bu kadar yaklaşmamış olmasıydı. Bunların onunla bir alakası yoktu. Dolayısıyla endişelenecek bir şey de yoktu.
"Ne yaptın ona?" Hadrin kafasıyla beni işaret etti. Refleks halinde onu aramıza almıştım.
Andre yaşadığım duygusal dalgalanmalardan habersiz, başı hafifçe yana yatık bir şekilde beni izliyordu. "Emin değilim."
Heper kucağındaki tenekeyi gürültüyle yere indirdi. Hala salondaki dağınıklığı toparlamaya çalışıyordu. Hadrin Heper'e odalar için ödeme yaparken sessizce kapıya çıktım. Dün koştuğum yöne bakarken tüylerim diken diken oldu. Orman hiçbir olay yaşanmamış gibi sessiz ve dingin görünüyordu. Kaçan adamın hala hayatta olup olmadığını eğer hayattaysa yeniden peşime düşüp düşmeyeceğini merak ettim. Bir ürperti geçti. Kafamı sallayarak düşünceleri uzaklaştırmaya çalıştım ve yeniden iki gardiyanımın peşine takıldım.
Sık ağaçlarla kuşatılmış ormanda kuş sesleri eşliğinde yürümek huzurluydu. Birkaç saat geçmeden yeniden keyfim yerine gelmişti. Dışarıda olmak bana her zaman iyi hissettirirdi. Üstelik son zamanlarda görmeye alışkın olduğum nefret dolu bakışlar da üzerimde dolaşmıyordu. Andre'nin ruh hali de benim gibi değişken görünüyordu. Dünkü gergin ve tehlikeli ifadesi bugün yerini belirgin derecede neşeli bir hale bırakmıştı. Birkaç kez Hadrin'e sataştı. Hadrin ise... her zamanki Hadrin gibiydi. Nasıl böyle stabil kaldığını merak etmeye başlamıştım.
Andre'nin adımlarının hemen arkamdan yaklaştığını işittim. "Nasıl biri?" diye sordu.
"Kim?"
"Peşinden gittiğin çocuk?"
Bir an ona boş boş baktım. Buraya kadar bir gönül işinin peşinden geldiğimi düşünmek gülünçtü doğrusu.
"Neden merak ediyorsun?" dedim alayla.
İlgisiz görünerek omzunu silkti. "Kimi aradığımızı bilirsem bu işi daha kolay sonlandırabilirim."
Ne yazık ki ben kimi aradığımızı söylemeye hazır değildim. Kaldı ki onu bulsak bile Andre'nin ya da Hadrin'in onu görmesini istemiyordum. Aramaya o kadar kafayı takmıştım ki bulduğumda ne yapacağım hakkında hiçbir fikrimin olmaması canımı sıktı. O zamana kadar iyi bir plan yapmalıydım. Kendimi buna yeterince zamanım olduğuna inandırmaya çalıştım. Yüzümün asıldığını farketmişti.
"Onun hakkında konuşmak istemiyorum."
Andre'nin gözlerinden garip bir parlama geçti. Konuşmamız Hadrin'in yanımıza gelmesiyle kesildi. "Dağ geçidini kullanırsak gece olmadan tapınağa varırız."
Yalnızca birkaç kez mola verdik. İhtiyaçlarımı gidermek için bir hanı kullandığımda bile Hadrin kapıyı bekliyordu. Bu yeterince sinir bozucu değilmiş gibi uzun kalırsam kapım çalınıyordu. Güvenliğimden çok kaçmamdan endişelendiklerini düşünmeye başlamıştım. Hadrin'in isterse beni kolayca ikiye ayırabileceğini bildiğim halde son seferinde o kadar çileden çıktım ki ayak ucumda yükseldim ve dik dik yüzüne bakarak bana biraz daha özel alan tanımazsa kapıyı yüzüne geçireceğimi belirttim. Cevap vermek yerine gözlerini devirip dışarıya yöneldi.
Nihayet akşamüzeri güneş batmaya başlarken tapınağın sivri kulesi uzaktan seçiliyordu. Kalp atışlarım da adımlarımla birlikte hızlandı. Peri orada mıydı? Yoğun bir umut kanıma karışmış gibi yayıldı. Tapınağın girişinde bir el kolumu kavrayarak beni durdurdu. Ne olduğunu anlayamadan kolun sahibine döndüm.
Andre gergin bir ifadeyle "Bir sorun var, geride kal dedi." Gözleriyle aralık duran kapıları tarıyordu. Beni kolayca arkasında bırakıp kapıları iki yana itti. Avluya girdiğinde "Dışarıda bekleyin."dedi. Onu dinleyemeyecek kadar heyecanlıydım. Hadrin beni yakalayamadan peşinden avluya daldım. İlk başta yerdeki hareketsiz nesnelere anlam veremedim.
Bunların kafasız cesetler olduğunu idrak etmem olması gerekenden uzun sürdü. Elimle ağzımı kapattım. Taş yol, avluyu çevreleyen duvarlar ve ortadaki sunak dahil her yer kan içindeydi. Açık hava olmasına rağmen cesetlerden yayılan ağır bir koku vardı. Hiç bu kadar vahşi bir şey görmemiştim. Hadrin ve Andre hızlıca avluyu ve girişi kolaçan ettiler. Panikle etrafa bakındım. Lütfen burada olmasın. Lütfen burada olmasın. Peri'nin orada olmadığından emin olana dek çaresizce avluyu dolaştım. Canlı birini bulmayı umuyordum ama kesik kafalara bakılırsa bu mümkün değildi. Yaklaşık on dakika sonra Peri'nin orada olmadığına ve geride nefes alan hiç bir şey bırakılmadığına emindim.
"Burada değil," dedim nefesimi vererek.
Andre dikkatle cesetleri inceledi.
"Sadece rahibeler." dedi Hadrin tapınağın içinden çıkarken.
Yeniden konuşabilmem zaman aldı. "Kim böyle vahşi bir şeyi yapabilir?"
"Kendi halkını pek tanımıyorsun sanırım." dedi Hadrin.
Ona delici bakışlar attım. "Böyle bir şeyi bizim yaptığımızı nasıl söylersin?"
"Başları valerian ile kesilmiş." dedi Andre. Cesetlerden birinin kesiğindeki sarı izi göstererek. Ardından sunağa doğru ilerledi. Tam ortasına geldiğinde durdu. "Rahibeleri teker teker yanına çekmiş." Bunu söylerken eli havaya kalkmıştı. "İşini bitirdikçe devam etmiş." Konuşurken bir yandan cesetlerin olduğu yöne doğru tek tek eliniz uzattı. Ne demek istediğini kavrarken şok içinde cesetlere baktım ve acı veren bir şüphe ansızın kalbime sızdı. Savaşçı bir Ligefr gerçekten dediği şeyi yapabilirdi. Bu onun tüm enerjisine mal olsa bile. Yine de neden böyle korkunç bir şeyi yapabileceğini anlamıyordum. Kafamı hızlı hızlı iki yana sallarken bu düşünceyi reddettim.
Avludan çıkmak üzere arkamı döndüm. O sırada gözüme bir şey takıldı. Toprağın içine saplanmış bir nişan. Eğilip onu yerden alırken üzerindeki kumu silkeledim. Boğazıma bir yumru oturdu. Gözlerimin davetsiz yaşlarla dolduğunu hissettim. Bu beyaz kumaşın üzerine işlenmiş feniks nişanıydı. Ligfr'ın simgesi.
Yanımdan geçerken hiçbir şey söylemediler. Duygularımı dizginlemeye çalışarak sessizce onları takip ettim.
"Çok uzaklaşmış olamaz." dedi Hadrin. "Böyle yıkıcı bir etkiden sonra gücü kalmamış olmalı."
"Aynı adam olabilir mi?" diye sordum dün akşamki tatsız olayı düşünerek anlık bir dürtüyle.
Birbirlerine baktılar. Andre cebinden yön bulucuyu çıkardı. "Nişanı getir."
Nişanı kürenin içerisine yerleştirdim. Kürenin mat yüzeyi az sonra yeşil ve kahverengi tonlarıyla renklendi ve ufak bir köy belirdi.
"Nehrin yanındaki köy olmalı. Buraya bir günlük uzaklıkta." dedi Hadrin.
Bileğimdeki yeşimi çıkardığım gibi Andre'ye uzattım. Kafasını kaldırıp sorgulayıcı gözlerle bana baktı. "Nerede olduğuna bak. Tehlikede olup olmadığını bilmek istiyorum."
İtiraz etmedi. Nişanı çıkarıp yeşimi yerleştirdi. Küre bir kez daha renklendi. Aynı köyün lanet olasıca yeşil ve kahverengi renkleriyle.
Endişe karnımdan boğazıma doğru tırmandı. Düşünmeden ormana yöneldim. Andre kollumdan tuttuğu gibi beni geri çekti. Hadrin'e dönerek "Sen kızı geri götür ben köye bakarım." dedi
Ne? "Olmaz." dedim inatçı gözlerimi ona dikerek. "O tehlikedeyken hiçbir yere dönmüyorum."
Bana öfkeyle bakan gözleri parladı. Hadrin araya girdi. "Yalnız değilse tek başına gitmen iyi bir fikir değil."
"Geç kalırsak onu tamamen kaybederiz." dedi Andre. Bana dönen bakışları netti. "Sana ne diyorsam onu yapacaksın." Ardından yeniden Hadrin'e döndü. "Yakında hava kararacak, akşamı gerideki kulübelerde geçirelim. Sen yarın sabah onu kaleye götür. Ben de en kısa zamanda peşinizden geleceğim."
Yumruğumu öyle sıktım ki tırnaklarım etime battı. Bu kadar yaklaşmışken beni geri kaleye postalayabileceğini düşünüyorsa kafayı yemiş demekti. Başka bir yol bulmak için sabaha kadar vaktim vardı. Her halükarda geceyi burada geçirmek zorundaydık.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.