15. bölüm / 41
TUTSAKKarışık Duygular
Bölümler 41Şu an: Karışık Duygular
- 1 Giriş671 kelime
- 2 Kapan1.476 kelime
- 3 Patlama1.086 kelime
- 4 Beklenti720 kelime
- 5 Tehlikeli Rüyalar1.602 kelime
- 6 Anlaşma1.223 kelime
- 7 Bekleyiş1.327 kelime
- 8 Yolculuk1.381 kelime
- 9 Çamsakızı1.334 kelime
- 10 Canavar1.204 kelime
- 11 İtiraf1.170 kelime
- 12 Tapınak1.042 kelime
- 13 Saldırı1.974 kelime
- 14 Dönüş Yolu1.500 kelime
- 15 Karışık Duygular1.479 kelime · Okuduğun bölüm
- 16 Kayıp Prenses1.029 kelime
- 17 Yetenek1.309 kelime
- 18 Yolcu Hanı1.534 kelime
- 19 Çözülme1.268 kelime
- 20 Tehlikeli Plan1.285 kelime
- 21 Pazarlık1.106 kelime
- 22 Karşılama1.195 kelime
- 23 Baskın Özellik1.205 kelime
- 24 İsyan1.817 kelime
- 25 İhanet1.526 kelime
- 26 Bedel1.571 kelime
- 27 Hayal1.186 kelime
- 28 Kaybedilecek Şeyler1.180 kelime
- 29 Mavi Alev1.700 kelime
- 30 Teminat1.147 kelime
- 31 Zihin Oyunları1.291 kelime
- 32 Bağ1.011 kelime
- 33 Kayıp1.353 kelime
- 34 Cadı Avı1.684 kelime
- 35 Söz1.444 kelime
- 36 Hesaplar1.108 kelime
- 37 Görev ve Sorumluluklar1.057 kelime
- 38 Kaynak1.101 kelime
- 39 Fedakarlık860 kelime
- 40 Ferman1.106 kelime
- 41 Final802 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gözlerimi araladığımda gün çoktan doğmuştu. Rahatlatıcı bir farkındalıkla yatakta tek olduğumu farkettim. Kulübenin içinde ne Andre'den ne de diğerlerinden bir iz yoktu. Hiç acele etmeden uzun uzun gerindim ve kendime biraz daha dinlenmek için izin verdim. Yüzümü yana çevirdiğimde yastığa sinmiş ardıç ile çam karışımı tanıdık hoş bir koku -artık bunun Andre'ye ait olduğuna dair bir şüphem yoktu- zihnimi harekete geçirmeye yetti.
Fiziksel olarak harika olmama rağmen duygularım karmakarışıktı. İşleri daha fazla zorlaştırmadan önce kendime karşı dürüst olmaya ihtiyacım vardı. Bundan daha fazla kaçamayacağım için yüzleşmeye karar verdim. Sıkıntıyla döndüm ve gözlerimi tavana dikip duyguları bastırmak yerine ortaya çıkmalarına izin verdim. Bunu atlatabilmek için mutlak bir dürüstlüğe ihtiyacım vardı.
Neden ölmesine izin vermedin? Basit olduğu kadar cevaplaması en zor olan soru buydu. Şüphesiz daha kolay bir seçim olurdu. Tamam, belki aldığım en erdemli karar olmazdı ama ölmesi anlaşmayı geçersiz kılmaya yeterdi. Küreyi alıp uzaklaşabilirdim. Bu düşünce kısa bir an için neredeyse fiziksel bir acı verdi. Peki, neden? Beni kurtardığı için mi? Beni bunun durdurmayacağını bilecek kadar tanıyordum kendimi. Rüyasız ve son derece dinlendirici bir uykunun ardından dün geceyi Andre'nin yanında geçirmiş olmak içimi sıcacık bir duygunun kaplamasına neden oldu. Özellikle de şu anda bana tatlı bir işkence eden odunsu kokuyu içime çekerken cevap oldukça netti.
Ondan gerçekten hoşlanıyorsun.
Daha önce böyle şeyler hissetmediğim halde, biliyordum işte. Bunu kabul etmek şaşırtıcı şekilde direnmekten kolaydı. Öyle ki kafamı yastığa dayayıp bir kaç derin nefes daha almak için kendime izin verdim. Neden bu kadar iyi hissettirmek zorunda?
Lanet olsun, diye mırıldandım. Bir şeyi deli gibi istemekle olmasından deli gibi korkmak sanırım böyle bir his. Utandırdığı anda başını göğsüne gömmek istemekle aynı şey mi? Dokunmaktan korkmakla olanca kuvvetle ona sarılmak istemek. Bunca zaman ondan nefret ettiğimi sanırken o hissin kopkoyu bir tutku olması.
Bu işin sonu iyi değildi. Karşılıklı bile olsa -bu düşünce bir an için midemin kasılmasına sebep oldu- birlikte bir geleceğimiz olamazdı. Özellikle de dryadlar ile ligefrlar emsali görülmemiş bir savaşın eşiğindeyken. Hem günün birinde dönmek zorundaydım. Peki o zaman ne olacaktı? Dryadları bırakıp peşimden gelemezdi. Ben de burada kalamazdım. Gözlerimi kapadım.
Başka bir şey düşünmeye gerek yoktu. Andre'ye yakın olmak ateşe yaklaşmaya benziyordu. Benimse bir an önce eve dönmem gerekiyordu.
Yataktan çıkıp arka bölümdeki küçük banyoya gittim. Son zamanlarda hiç olmadığım kadar sağlıklı görünüyordum. Gözlerimdeki parlak gri benekler ortaya çıkmıştı, yanaklarımda tatlı bir pembelik vardı ve cildim tılsım sayesinde eski güzelliğine kavuşmuştu. Saçlarımı yarım bir örgüyle topladım.
Kulübenin önüne çıktığımda Hadrin koruluklara yaslanmış keyifle bahçenin içinde şimdi birbirinin ensesini yakalamaya çalışan devasa iki yaratığın boğuşmasını izliyordu. Hava neredeyse sıfıra yakındı. Üzerime aldığım kalın hırkaya daha sıkı sarılıp Hadrin'in yanına ilerledim. Siyah yaratık çevik bir hareketle kızıl olanı altına aldı. Az sonra yeniden insan formuna döndüler ve Andre'nin bir kolunu Zhmir'in boynuna doladığını gördüm. Üzerlerinde pantolon dışında hiç bir şey yoktu. Anlaşılan havanın soğukluğu bir tek bana işliyordu. Zhmir homurdanarak kurtulmaya çalıştı. Andre ise kollarını daha fazla dolayarak keyifli bir kahkaha attı. Onları böyle görmek... garipti.
"Ne yapıyorlar," dedim gözlerimi birbirinin üzerine atlayan yaratıklardan ayırmadan, "Birbirlerini boğmaya mı çalışıyorlar?"
"Daha bir şey görmedin," dedi Hadrin. Bana döndüğünde gözleri kısa bir süre yüzüme takıldı. "Farklı görünüyorsun."
"Farklı mı?"
"Evet," dedi Hadrin. "sağlıklı ve..." doğru kelimeyi ararken bir süre durdu. "mutlu gibi."
Mutlu mu görünüyordum?
Andre ve Zhmir az sonra kan ter içinde yanımıza geldi.
"Hasta olduğun için sana yumuşak davrandım." dedi Zhmir, hala saçlarındaki otlatı temizliyordu. Andre genişçe gülümsedi. "Bunu söylemeyecektin işte," yeniden Zhmir'e doğru atıldı ve kaçmasına izin vermeden kafasını kollarının arasına aldı. Zhmir kaçmak için debelenirken huysuz bir şekilde homurdandı.
Az sonra dalaşmayı bırakıp eve yöneldiler. Andre'nin bakışları bana çevrildiğinde göz göze gelmekten kaçındım.
Tekrar ısınmak için şöminenin yanına geçtim. Hadrin yiyecek bir şeyler almak için en yakın kasabaya indi. Zhmir ise kendini direkt duşa atmıştı. Ben odunları dizerken Andre şöminenin yanındaki yağdanlığı uzandı. İçindeki yanıcı sıvıyı odunların üzerinde gezdirdi ve tutuşmaları için uzun uçlu bir çakmak kullandı. Ardından şömineye dönük bir şekilde oturdu ve ellerini dizlerinin önünde birleştirdi. Ateşin rengi maviden kızıl sarıya dönene kadar konuşmadık.
"Neden yaptın?" diye sordu.
Ona bakmak istemediğimden kafamı çevirmedim. "Doğru olan bu gibi geldi."
"Kaçabilirdin." Yoğun bakışlarını yüzümde hissediyordum.
Muhtemelen aklı selim birinin yapacağı da o olurdu. Dün gece aramızda bir şey olmuşsa da onu mahvetmek üzere ağzımı açtım. "Biliyorum." dedim buz gibi bir sesle devam etmeden önce. "Buna pişman olacak mıyım?"
Benden yayılan düşmanlık karşısında şaşırdı. Kısa bir an ona bakmak için kendime izin verdim ve anında pişman oldum. Az önceki neşeli havası kasvetli bir hal almıştı. "Böyle mi hissediyorsun?"
"Beni zorla tutmaya devam edeceksin misin?" Gözlerimi ateşin yükselip alçalan ve birbiri içine geçen görüntüsüne kenetledim.
Daha bakmadan öfkelendiğini hissedebiliyordum. "Nereye gideceksin ki? Seni terkeden birinin peşine mi?"
"Beni terketmedi o!"
"Öyle mi?" Ona döndüğümde gözleri tehlikeli bir şekilde parlıyordu.
Birbirimize dik dik bakmaya başladık. Bir süre hiç bir şey söylemedi. "Evet, " dedi sonunda kararlı bir sesle.
"Ne evet?"
"Pişman olacaksın," dedi gözleri kararlı bir şekilde derinleşerek. "çünkü ben izin vermeden hiç bir yere gitmiyorsun."
"Sen," dedim hayretle, "bunu yapamazsın!"
"Aslına bakarsan yapabilirim. Anlaşmamızı unuttun mu ufaklık?"
Donup kaldım. Anlaşmayı bozamazdım. En azından o istemediği sürece. "Senin için yaptığım onca şeyden sonra tılsımı alacak mısın yani?"
"Konu o değil." Dudakları çizgi şeklini alırken gözleri kısılmıştı.
"Konu ne o zaman?"
"Buna şu çok kıymetli arkadaşınla tanışınca karar vereceğim."
Öfke o kadar yoğunduki hissetmemesine imkan yoktu. Tamam. Sabrım taştı. Bir elimi yana kaldırıp odanın ortasındaki masaya uzattım. Eski tahtalar acıyla gıcırdayarak havalandı. Masa bir saniye önce onun durduğu yere çarpıp etrafa saçılırken gözleri hayretle açıldı. Yanındaki duvardan destek alıp üzerime atıldı. İnsan formundan uzaklaşırken bedenim saydamlaştı ve tilkiye benzeyen büyülü bir yaratığa dönüştü. Andre şaşkınlıkla beni izliyordu. Esnedim ve ileri doğru atıldım. Asla benim kadar hızlı olamazdı. Andre'nin siyah yaratığı pençesiyle beni duvara kıstırdığında köşedeki yatağı üzerimize çektim. Yatak da masayla aynı kaderi paylaşırken parçalara ayrıldı. Çarpışmadan kaçınmak için beni bırakmak zorunda kalmıştı. Kolunun altından sıyrıldım ama bu sefer tam önüme atlayıp belimden yakaladı. Az sonra kendimi yeniden insan formunda Andre ile boğuşurken buldum. Karnımın üzerine oturdu kollarımı kafamın üzerine sabitledi. Gözlerinde tüylerimi diken diken yapan bir ifade vardı. Kesinlikle ürkütücüydü.
"Çek ellerini!" diye bağırırken yay gibi gerildim.
Hareket etmedi. Kıpırdamadı bile.
"Uslu durucak mısın?" derken sesi sinir bozucu derecede kibirliydi.
"En azından yalnız kalmayı bekleseydiniz." Zhmir odanın girişinde durmuş, katıksız bir şaşkınlıkla sağlam hiç bir eşyanın kalmadığı odaya bakıyordu.
Nasıl göründüğünü farkedince baştan aşağıya kıpkırmızı kesildim. "Hemen. Bırak. Beni." dedim her kelimeyi vurgulayarak.
Kibirli bir zarafetle üzerimden çekilirken onu öfkeyle ittirdim ve doğruldum. Ellerinde yemek paketleri ile giren Hadrin'e aldırmadan kendimi dışarı attım. Sadece koşmak istiyordum. Yeniden ligefr formunu aldım ve öfkem yatışana kadar ormanın içine koştum.
Eve döndüğümde ne kadar aç olduğumu anlatacak bir kelime yoktu. Ben Hadrin'in bana ayırdığı yemeklerden atıştırırken o kırıp döktüğümüz eşyaları bir kenara yığmakla meşgüldü. Ardından zararı karşılamak üzere kulübelerin sahibi yaşlı adamı bulmaya gitti.
Verandaya çıkıp Hadrin'i beklemeye başladım. O sırada Zhmir yanıma geldi. Boynumdaki parlak mücevheri parmaklarımın arasında gezdirirken kaçamak bir şekilde bana bakıyordu. Tüm bu olanlardan sonra bana nasıl davranacağını bilemiyor gibiydi. Bense yalnızca bir sonraki adımdan emindim. Buraya uğruna her şeyi feda ederek geldiğim şeyi, Peri'yi bulup gerisini sonraya bırakacaktım.
Elini saçlarının arasına daldırdı. "Pek geçinemediğimizi biliyorum. Andre ile aranızda neler dönüyor bilmiyorum ve açıkcası artık önemsemiyorum da" dedi az sonra bakışlarını yeniden kaçırarak. "Yine de... Şey, teşekkür ederim."
Bunun onun için pek kolay olmadığını görebiliyordum. "Benim de bir kardeşim var." dedim ona doğru dönerek. Bunu ona neden söylediğimi bilmiyordum. "Benim için her şeyden kıymetli." Kısa bir nefes aldım. "Yani anlıyorum, sorun değil."
Ormandan gelen kuş seslerini dinlerken sessizce bu yeni ateşkesin keyfini çıkardık. Hiç değilse artık Zhmir ile uğraşmak zorunda değildim.
"Pekala, artık hazır olduğumuza göre nereye gidiyoruz?" dedi Hadrin yeniden verandaya girdiğinde.
"İkiye ayrılalım." dedi Andre. Yaklaştığını farketmemiştim. "Sen Zhmir ile birlikte bize saldıran savaşçıların peşine düş. Biz de şu gizemli arkadaşı bulalım."
"Kimi arıyorsunuz tam olarak?" diye araya girdi Zhmir.
Ben cevap vermeyince "Erkek arkadaşını." dedi Hadrin kafasıyla beni işaret ederek. Zhmir'in kaşları şaşkınlıkla havalandı ve gözleri Andre'ye kaydı. Andre ise ne düşündüğü anlaşılmayan bir ifadeyle bana bakıyordu. Onları düzeltmeye zahmet etmedim. İstedikleri gibi düşünebilirlerdi. Dikkatleri son ana kadar Peri'den uzak tutacak her plana vardım.
"Sizinle geliyorum." dedi Zhmir.
"Buna gerek yok." dedi Andre kararlı bir sesle.
"Yeni iyileştin. Zhmir'i yanına al. Ben kaleye dönüp bir arama ekibi kurarım. Zaten yeterince arayı açmışlardır. Ne kadar kalabalık olursak şansımız o kadar yükselir." dedi Hadrin.
Ne söylersem söyleyim Andre'nin benimle geleceğini biliyordum. Yine de şansımı denedim. "Tek başıma da onu bulabilirim."
"Yeniden saldırırlarsa senin ve o çok değerli sevgilinin biz olmadan pek şansı yok." dedi Andre.
Ve kahretsin ki haklıydı da. O geceyi hatırladığımda omurgamdan bir ürperti geçti. Savaşçı Ligefr'lara karşı hiçbir şey yapamamıştım. Üstelik elimde yalnızca tek tılsım vardı. Peri'yi bulsam bile ikimizden biri savunmasız kalacaktık.
Hadrin yanımızdan ayrılırken göz ucuyla bana baktı. "Umarım aradığını bulursun." dedi. Bu onun teşekkür etme biçimiydi. Uzaklaşırken Hadrin'i bir daha görüp görmeyeceğimi merak ettim.
Andre iki elini saldırgan sayılacak bir şekilde birbirine vurdu. "Hadi bakalım bir an önce sevenleri kavuşturalım."
Ona delici bakışlar attım.
Bölüm etkileşimi
