TUTSAK kitap kapağı

40. bölüm / 41

TUTSAK

Ferman

Vaveyla Yazarı: lemonkoli

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 41Şu an: Ferman

Hayır. Hayır. Hayır. Hayır.

Peri kollarımın arasında hareketsiz yatıyordu. Üzerine kapaklandığım kaygan zemin ardı ardına sarsıldı. Ardından yanıbaşımızdaki kapı kulakları sağır eden bir sesle paramparça oldu. Olup bitenlerin hayal meyal farkındaydım.

Yüzüne düşen saçlarını çekip her yana bulaşmış olan kanı silmeye çalıştım. Bu doğru olamaz.

İçeriye yüzü kan ve çamurla kaplanmış simsiyah tüyleri olan bir yaratık girdi. Bir an sonra Andre’nin kanla kaplanmış yüzü benimle buluştu. O kadar bitik görünüyordu ki bir santim bile hareket edecek hali kalmamıştı. Gözlerini benden alamadan dizlerinin üzerine düştü.

Sanki bir duaymış gibi “Hayattasın.” diye fısıldadı.

Ona koşmak, sarılmak istedim.

“Tılsım… Peri’nindi.” diyebildim. Gözleri benden kucağımdaki kıza kaydı. Hiçbir şey söylemedi.

Göz yaşlarım o kadar hızlı ve yoğun akıyordu ki göremiyordum bile. Ağlamak dışında hiçbir şey yapamıyordum. Tüm gücümle kucağımdaki cansız kızın bedenini sardım. Sanki sıkıca sarılırsam kaybetmeyecekmişim gibi.

Zhmir’in kızıl devasa tüylü yaratığı odaya varan ikinci kişi oldu. Ne olduğunu anlamak için Andre ile bana baktı. Gözleri benden kucağımdaki cansız bedene kaydı. O anda yaratıktan daha önce hiç duymadığım iç yakıcı acı dolu bir feryat çıktı.

Odaya giren muhafızlar etrafımızı çevreledi. Kimse yanaşmaya cesaret edemiyordu. Bir tek Zhmir aralarından sıyrıldı. Kucağımdan Periyi çekip kollarıyla sarmasını izledim. Onu öyle sarmıştı ki Peri neredeyse görünmüyordu. İleri geri sallanırken… o ağlıyordu.

Bir şey beni sarmaladığında hala Peri’ye bakıyordum. Kulaklarımda son sözleri dönüp duruyordu. Ben de öyle. Ve gülümsemişti. Bana veda ediyordu. Bununla yüzleşmeye hazır değildim. Onu koruyamamıştım. Andre’nin kolları bedenimi sardığımda bir top gibi kıvrıldım. Bu acıya daha fazla dayanamıyordum. Sadece bitmesini istedim. Başımı göğsüne gömdüm. Acıya teslim olmak için kendimi kollarına bıraktım.

Zhmir’in feryatları bir anda durdu. Çevremizdeki kalabalıktan yükselen sesler de kesilmişti. Ne olduğunu anlamak için kafamı kaldırdım. Herkesin baktığı yere döndüm. O anda olması imkansız bir şey oldu. Başka nasıl ifade edilir bilmiyorum. Bir mucize. Zhmir’in kollarının arasındaki kız zayıfça kıpırdadı.

Kısa bir an gördüğüm şeyi idrak edemedim. Ardından bir an bile düşünmeden ona doğru atıldım.

“Peri?”

Zhmir onu bırakmaya hazır değildi. Gevşettiği kollarının arasından Peri bir kez daha kıpırdandı.

“Peri?” dedim gördüğüm şeye tutunmaya çalışarak.

Kafası Zhmir’in göğsüne dayalıydı. Göz kapakları titreyerek yavaşça açıldı. Kesinlikle hayattaydı! Ellerimi yüzünde gezdirdim. Sıcaklık hiç bu kadar iyi hissettirmemişti. “Hayattasın!” Tuhaf şekilde şimdi daha çok ağlıyordum. Nihayet nefes alabildiğimde geri çekilip ona yeniden baktım. Rahatlamayla karışık mutluluk öyle yoğundu ki başta farkı anlayamamıştım. Ama çevremizdekiler anlamıştı. İnsanlar şimdi sesli şekilde birbirlerine fısıldıyordu. Peri’nin şaşkınlıkla etrafına bakan gözleri olması gerektiği gibi gri değil, koyu kahverengiydi.

“Bu nasıl olur?” dedi ön sıradan bir rahip.

Ben de herkes gibi şok içinde koyu kahverengi gözlere baktım. Daha önce böyle gözlere sahip bir Ligefr görmemiştim.

“Tılsımla bağı kesilmiş olmalı.”

Peri gözlerini kırpıştırarak Zhmir’in kucağında doğruldu.

“Bu… nasıl olabilir?” diye fısıldadım.

“Uzun süredir tılsımından ayrıydı.” diye tahmin yürüttü bir rahibe. “Sonuçta bağı kopmak üzereydi.”

“Kaynak bağı koparmış olmalı.” Başka bir rahip konuşmuştu.

Açıkcası hiç bir fikrim yoktu. Bir önemi de yoktu. Tek önemli olan hala hayatta olmasıydı. “Nasıl hissediyorsun?” diye sordum eline uzanarak.

“İyiyim… sanırım.” Elini boğazına götürdü. “Sadece sızlıyor.”

“Güçlerini kullanabiliyor musun?” diye sordum merakla başka bir şeyi olup olmadığını incelerken. Zorla yutkundu ve nedense birden çok daha kırılgan göründü.

“Yapamaz.” dedi Andre. O da en az bizim kadar şaşırmış görünüyordu. “Onun artık bir ligefr olduğunu sanmıyorum.”

Bir süre kimse konuşmadı. Hepimiz bu yeni gerçeği sindirmeye çalıştık.

“Önce seni tedavi edelim.” dedi Zhmir ve Peri’yi yeniden kollarıyla sarıp ayaklandı. Onları peşin sıra takip ederken gözlerimi bana yarı açık bir şekilde bakan kahverengi gözlerden alamadım.

***

Kapı iki kez vuruldu ve ardından sonuna kadar açıldı. İçeriye kırmızı kaftanları Ligefr’ın armalarıyla işlenmiş iki adet şifacı girdi.

“Günaydın uykucu.” Peri bunu şifacılara değil bana söylemişti. Işıl ışıl bir gülümseme göndermeyi de ihmal etmedi. Ona beş karış sırıtarak acele etmeden gerindim. Sarışın kadın elindeki kaseyi Peri’nin yanındaki komidine bırakıp alışık olduğu üzere durumunu kontrol etti.

“Artık seni gönderebiliriz.” dedi kendinden emin bir sesle.

“Nihayet!” Buraya gelmemizden bu yana bir hafta geçmişti ve son üç gündür her gelen şifacıya harika olduğunu söylüyordu. Peri’nin vücudu artık hiç bir Ligefr gücünü barındırmıyordu ve bu yaraların iki kat daha yavaş iyileşmesine neden olmuştu.

Uzandığım yerden doğrulup odanın diğer ucundaki aynaya yöneldim. Hızlı hareketlerle saçlarımı toplarken “Artık tamamen iyileştiğine göre nereye gitmek istersin?” diye sordum.

Aynadaki yansıması bir an mahcup göründü. “Bahir’le sarayın büyük bahçesinde buluşmak için sözleşmiştik.”

“Ah. ” dedim üzgün bir ifade takınarak. “İyileşir iyileşmez kardeşinle değil sevgilinle plan yapıyorsun demek.”

Dişlerini göstererek sırıttı. O böyle gülümserken somurtmak çok zordu. “Seni hazırlamamı ister misin?”

“Senin de buluşman gereken biri yok mu?”

Gözüm odanın duvarına asılı olan saate kaydı. Andre ile buluşmama hala saatler vardı. “Gel buraya. Madem benimle takılmak istemiyorsun bari güzel görünmene yardım edeyim.” Ben eskiden olduğu gibi saçlarını örmeme itiraz etmedi. Örgüleri birbirlerinin arasından geçirip güzel bir topuza çevirdim. İşimi bitirmemi beklerken sabırsızca kıpırdandı.

“Yakın zamanda babamla konuştun mu?” diye sordu.

Kafamı olumsuz anlamda salladım. “Onu en son seninle birlikteyken gördüm.” Kral buraya getirildiğimiz ilk gün odaya ilk gelenlerden biriydi ve Peri’nin yarı baygın bedeni şifacılar tarafından muayene edilmeden de gitmedi. Sevgisini göstermekte hiç bir zaman başarılı olamadığı halde yüzündeki acı ve endişe gerçekti.

Ona bir kez bakınca anlamıştım. Törene gelmemiş değil gelememişti. Yardımsız ayakta durmakta zorlanıyor, dahası sık sık da nefes nefese kalıyordu. Peri’deki değişimi dert eder sanmıştım oysa o sadece iyi olup olmadığını öğrenmek istemişti.

“Onu ziyaret etmek istiyorum. Bana eşlik eder misin?” diye sordu.

“Kimseyi uzun süre kabul etmiyor biliyorsun.” dedim son tokayı da iliştirirken. “Ama iyi olduğunu görmek isteyecektir.”

Kral’ın büyük dinlenme odasına kabul edilmek için beklerken iki muhafız bizi odada yalnız bıraktı. Az sonra bir başka muhafız içeri girebileceğimizi söyledi.

Kapılar açıldığında yüreğimi sıkıştıran bir manzarayla karşılaştım. Gözümde her zaman devasa olan adam sanki yatağının içinde küçücük kalmıştı. Gözleri bizimle buluştuğunda gülümsedi ve yaklaşmamız için işaret etti. Adım adım yanına gidip yatağının ucuna iliştik.

“Tamamen iyileştiğimi söylediler.” dedi Peri neşeli bir sesle.

“Çok güzel.” Sesi çatallıydı ve az sonra derin nefesler aldı.

“Sen iyi misin?” Uzanıp ona dokunmamak için kendimle savaşıyordum. Sanki kanı çekilmiş gibi yüzü beyazlamıştı.

“Benim için endişelenme.” dedi yavaşça. “Benden sonra tüm sorumluluklarım sana ve Andre’ye geçecek.” Eliyle yanındaki görevliye işaret etti. Muhafız gözden kayboldu ve az sonra büyük bir parşömenle geri geldi.

Uzattığı kağıdı açtım. Bu bir barış fermanıydı. “Sürgündeki Dryad’lar geri çağırılacak. İkiniz bu savaşı bitireceksiniz.”

Ne söyleyebileceğimi bilmiyordum. Bunu… kesinlikle beklemiyordum. Barış olması imkansızmış gibi görünen ama belki de en çok istediğim şeydi.

Devam etmeden önce bir öksürük krizini başlamadan bitirmek için yutkunmaya çalıştı.

“Baba.” dedim ona uzanarak. “Senin için yapabileceğim bir şey olmalı. Şifacılar ne diyor?” Elimi usulca kavradı. “İkinizi birbirinize emanet ediyorum. Şimdi gidin.” dedi nefes nefese kalırken.

Uzanıp elini sıkı sıkı tuttum. Bana gülümsemekle yetindi.

Hemen ardından arkamızda sarayın baş şifacısı belirdi. “Dinlenmesi gerek.”

Elimde mutluluğunu her hücremde hissettiğim bir ferman, boğazımda yutamadığım bir düğümle odadan ayrılmak zorunda kaldım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.