32. bölüm / 41
TUTSAKBağ
Bölümler 41Şu an: Bağ
- 1 Giriş671 kelime
- 2 Kapan1.476 kelime
- 3 Patlama1.086 kelime
- 4 Beklenti720 kelime
- 5 Tehlikeli Rüyalar1.602 kelime
- 6 Anlaşma1.223 kelime
- 7 Bekleyiş1.327 kelime
- 8 Yolculuk1.381 kelime
- 9 Çamsakızı1.334 kelime
- 10 Canavar1.204 kelime
- 11 İtiraf1.170 kelime
- 12 Tapınak1.042 kelime
- 13 Saldırı1.974 kelime
- 14 Dönüş Yolu1.500 kelime
- 15 Karışık Duygular1.479 kelime
- 16 Kayıp Prenses1.029 kelime
- 17 Yetenek1.309 kelime
- 18 Yolcu Hanı1.534 kelime
- 19 Çözülme1.268 kelime
- 20 Tehlikeli Plan1.285 kelime
- 21 Pazarlık1.106 kelime
- 22 Karşılama1.195 kelime
- 23 Baskın Özellik1.205 kelime
- 24 İsyan1.817 kelime
- 25 İhanet1.526 kelime
- 26 Bedel1.571 kelime
- 27 Hayal1.186 kelime
- 28 Kaybedilecek Şeyler1.180 kelime
- 29 Mavi Alev1.700 kelime
- 30 Teminat1.147 kelime
- 31 Zihin Oyunları1.291 kelime
- 32 Bağ1.011 kelime · Okuduğun bölüm
- 33 Kayıp1.353 kelime
- 34 Cadı Avı1.684 kelime
- 35 Söz1.444 kelime
- 36 Hesaplar1.108 kelime
- 37 Görev ve Sorumluluklar1.057 kelime
- 38 Kaynak1.101 kelime
- 39 Fedakarlık860 kelime
- 40 Ferman1.106 kelime
- 41 Final802 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Duvardaki çatlakları izliyordum. Üst üste dizilmiş tuğla yapının sıvası yer yer dökülmüş, bağlantı yerleri nemin bir sonucu olarak kararmaya yüz tutmuştu. Ligefr topraklarında bu kadar eski ve bakımsız bir yapının olabileceğini ummazdım. Sürgülere bakılırsa eksi bir koğuş olmalıydı. Belki de bir hapishane. Yine de nerede olduğuma dair hiç bir fikrim yoktu.
Peri günler sonra ilk kez gözlerini açtı. Yanına koşup terlemiş yüzüne yapışan saçları nazikçe çektim.
“Liya?” dedi zayıfça.
Yüzünü okşamaya devam ederken yatıştırıcı bir sesle cevapladım. “Buradayım.”
Kirpiklerinin arasından usulca bana baktı ve “Berbat görünüyorsun.” dedi dudakları kıvrılırken.
Neşesiz bir kahkaha attım. Hala gülebiliyor olmam bile inanılmazdı. “Kendi halini görmek ister misin?”
Yüzünü ekşitti. Sonra nerede olduğunu anlamak istercesine gözlerini kırpıştırdı.
“Zhmir nerede?”
Aramızda derin bir sessizlik oldu. “Yakınlarda.” dedim onu telkin etmek isteyerek. Başka ne söyleyebileceğimi bilmiyordum. Zhmir ile Hadrin’i o günden sonra bir daha görmemiştim. İyimser bir tahminle bizimle aynı binada tutulduklarını söyleyebilirdim. Yine de emin olmanın imkanı yoktu.
“Biraz oturmak ister misin?” Sözlerimle eş zamanlı olarak kolunun altına girmek için yöneldim ama başını olumsuz anlamda salladı ve huzursuzca yerinde döndü. Sonra da yeniden gözlerini kapattı.
Abram bizi kontrol etmeye geldiğinde tekrar derin bir uykuya dalmıştı.
“Nasıl oldu?” Odaya girer girmez ilk yaptığı Peri’nin genel durumunu değerlendirmek oldu. Ardından yanında getirdiği yeşil bir tütsüyü tutuşturup yatağın yanına bıraktı. Tütsüden yaseminle karışık ferahlatıcı bir amber kokusu yayıldı.
“Bu sabah benimle konuştu.” dedim yanıbaşlarında dikilerek. “Karışım işe yarıyor.” Abram yalnızca kafasını sallamakla yetindi. Kendi değerlendirmesi bittiğinde o da çıkan sonuçtan memnundu. Yerinden doğrulurken çantasına uzanıp yuvarlak bir kap çıkardı. “Bunu yeniden uyandığında ona içir.” Kabın yanı sıra kağıda sarılmış bir paketi de elime tutuştururken ekledi. “Sana da yemek getirdim.”
İtiraz etmeden paketi açıp bir ısırık aldım. “Abram,” dedim dikkatini kendi üzerime çekerek. Ona ne kadar güvenebileceğimi bilmiyordum ama bunu sorabileceğim başka biri yoktu. “Dryad’ların bir zamanlar kraliyet ailesini koruduğunu biliyorum. Sonra ne oldu? Demek istediğim neden sürgün edildiler?”
Abram sorumu cevaplamadan önce yatağın ucuna oturdu. “O zamanlar Dryad’lar ile Kraliyet ailesi oldukça yakındı. Tam olarak aralarında ne yaşandığını bilmiyorum. Ancak Dryad’ın liderinin pek çok destekçisi vardı. Haliyle bir çok kişi bunun bir güç savaşı olduğunu düşünüyor.” Kısa bir tereddüt yaşadı. “Bir de Kraliçe ile ilgili söylentiler var tabii…”
“Nasıl söylentiler?” diye sordum böyle bir şeyi ilk kez duyuyor olmanın şaşkınlığıyla. Annem becerikli bir şifacıydı. Bir çok özelliğimi ondan almıştım ve iyileştirme yeteneklerinin Ligefr’lar arasında bile nadir olduğunu biliyordum. Tılsımını kaybettiği için onu oldukça genç yaşta kaybetmiştik ve tek hatırımda kalan az konuşan, sakin bir kadın olmasıydı.
“Liderle aralarında tuhaf bir bağ vardı.” dedi yerinde huzursuzca kıpırdanarak. Sonra aceleyle ekledi. “Romantik şekilde değil elbette. Kraliçe’nin Kral’a ne kadar bağlı olduğunu biliyorum.”
“Nasıl bir bağdan bahsediyorsun?”
“Onlar… birbirlerini duyabiliyorlardı.” Nasıl açıklayacağını bilemiyormuş gibi kısa bir an durakladı. “Yani uzak mesafelerden. Tahmin edersin ki bu durum Kral tarafından pek hoş karşılanmadı.”
Şok öyle aniydi ki Abram’ın yüzüne boş boş bakmak dışında bir şey yapamadım. Böyle bir şey mümkün müydü? Gerçek anlamda?
“Liderin de olduğu bir grup kaçmaya fırsat bulacak kadar saldırının haberini önceden aldığında Kral bunun için Kraliçe’yi suçladı.” dedi ardından. “Neredeyse ölene kadar.” Aslında bu tüm bu saçmalıkları yıllarca neden bizden sakladığını açıklıyordu. Annemden her konu açıldığında Kral’ın ağzını neden bıçak açmadığını da.
Yine de bunun nasıl mümkün olabileceğini anlamıyordum. Onca insan arasından neden annem onunla böyle bir bağı paylaşsın ki? Ayrıca dünden beri duyduğum tüm o düşünceler… Zihnimin bana bir oyunu sandığım her şey gerçek olabilir miydi? Beklememi, korkmamamı ve hatta defalarca beni sevdiğini söyleyen ses… Kalp atışlarım hızlanmıştı. Eğer tüm bunlar doğruysa bir nedeni de olmalıydı. Annemle aynı kaderi paylaşmama neden olacak bir şey… Ve sonra tek ortak paydamızı farkettim.
Anlık bir dürtüyle “Annem lideri hiç iyileştirmiş miydi?” diye sordum.
Abram beni neyin bu kadar heyecanlandırdığını anlamadı. Yalnızca düşünürken alışık olduğu üzere sakallarını elleriyle yokladı. “Kraliyet ailesinin yeteneklerini bir başkası üzerinde kullanması hoş görülmez biliyorsun.” dedi kısa bir nefes vererek. “Ancak bir saldırıda lider oldukça ağır yaralanmıştı ve Kraliçe’nin yetenekleri dışında bir şansımız yoktu.”
Belki de nedeni tam olarak buydu. İyileştirirken aktardığımız enerjinin sebep olduğu bir şey. Annemin onu, benimse Andre’yi işitmemizi mümkün kılan şey… Öyleyse neden Miray’ı değil de Andre’yi işitiyordum? Ve o anda anladım.
“Abram,” dedim yeniden, alacağım cevaptan korkarak. “Annemin tılsımı sürgünden sonra bulunamadı değil mi?
Abram yaşadığım duygusal karmaşadan habersiz bir şekilde başıyla hafifçe onayladı.
Kraliçe’nin Dryad’ın lideri ile arasında nasıl bir bağ olduğunu bilmiyordum. Belki de yalnızca bir katliamı engellemeye çalışıyordu. Bildiğim tek şey tılsımının Dryad’lar ile birlikte gitmiş olduğuydu.
Abram gittikten sonra bile sakinleşmem zaman aldı. Yeni öğrendiğim bu bilgileri kafamda bir yere oturtamıyordum. Eğer tüm bunlar doğruysa Andre’nin de beni işitmesi mümkün müydü?
Denemeden bilemezdim. Bunun için yeterince enerjim kalıp kalmadığını bile bilmiyordum. Yeterince hazır hissettiğimde tüm dikkatimi toplayıp ona seslenmeye karar verdim.
‘Andre?’
Sessizlik.
Yeniden denedim.
‘Beni duyuyor musun?’
Hiç bir şey olmadı. Kendimi aptal gibi hissediyordum. Belki de her şeyi yanlış anlamıştım. Bir şeylere vurma ihtiyacıyla dolup taşarak, bir hışım ayağa kalktım. Ancak o sırada donup kalmama neden olacak kadar tanıdık bir ses zihnime sızdı.
‘Liya?’
Kalp atışlarım öyle hızlanmıştı ki nefesim kesildi.
‘Benim.’
Kısa bir sessizliğin ardından onu işittim. ‘Bu nasıl mümkün olabilir?’
‘İyi bir tahminim var. Tılsımımı takıyorsun değil mi?’
Kendimi tekmelemek isteyeceğim kadar içimi ısıtan bir cevap geldi. ‘Hiç çıkarmadım ki.’
Aramızda derin bir sessizlik oldu ama orada olduğunu biliyordum. Onun da beni hissettiği gibi. Ona söylemek istediğim o kadar çok şey vardı ki. Ancak o benden önce davrandı.
‘İyi misin? Sana bir şey yaptı mı?’
‘Hayır.’ dedim hızlıca. ‘Bizi yalnızca bir yere kapattı.’
‘Gücünü sakla.’ dedi ansızın. ‘Yakında her şey bitecek.’
Tüm gücümü Peri’ye aktarmıştım ve işin aslı buna ne kadar devam edebileceğimi kestiremiyordum ama sormak zorundaydım.
‘Andre,’ dedim kalan enerjimi sonuna kadar kullandığımı hissederek. ‘Kral’ı öldüreceğini söylerken ciddi miydin?’
Cevap gecikmedi ama tam olarak istediğim şey değildi.
‘Sadece biraz daha dayanmanı istiyorum… Ve bana güvenmeni.’
Çok geçmeden Ligefr’ın savaş borularını işittim. Rahatsız edici derecede yüksek ve tok bir sesti bu. Nabzım öyle yükselmişti ki kalp atışlarım kulak zarıma baskı yapıyordu. Korku içinde ne yapacağımı bilemez halde sürgülerin olduğu yere fırladım. Yaklaşık bir dakika boyunca sürdü. Arkasından bir tane daha. Dışarıdan yükselen bağırışları, patlama seslerini ve panik içindeki koşuşturmaları işitebiliyordum. Ardından siren sesi başladı. Saray saldırı altındaydı.
Bölüm etkileşimi
