14. bölüm / 41
TUTSAKDönüş Yolu
Bölümler 41Şu an: Dönüş Yolu
- 1 Giriş671 kelime
- 2 Kapan1.476 kelime
- 3 Patlama1.086 kelime
- 4 Beklenti720 kelime
- 5 Tehlikeli Rüyalar1.602 kelime
- 6 Anlaşma1.223 kelime
- 7 Bekleyiş1.327 kelime
- 8 Yolculuk1.381 kelime
- 9 Çamsakızı1.334 kelime
- 10 Canavar1.204 kelime
- 11 İtiraf1.170 kelime
- 12 Tapınak1.042 kelime
- 13 Saldırı1.974 kelime
- 14 Dönüş Yolu1.500 kelime · Okuduğun bölüm
- 15 Karışık Duygular1.479 kelime
- 16 Kayıp Prenses1.029 kelime
- 17 Yetenek1.309 kelime
- 18 Yolcu Hanı1.534 kelime
- 19 Çözülme1.268 kelime
- 20 Tehlikeli Plan1.285 kelime
- 21 Pazarlık1.106 kelime
- 22 Karşılama1.195 kelime
- 23 Baskın Özellik1.205 kelime
- 24 İsyan1.817 kelime
- 25 İhanet1.526 kelime
- 26 Bedel1.571 kelime
- 27 Hayal1.186 kelime
- 28 Kaybedilecek Şeyler1.180 kelime
- 29 Mavi Alev1.700 kelime
- 30 Teminat1.147 kelime
- 31 Zihin Oyunları1.291 kelime
- 32 Bağ1.011 kelime
- 33 Kayıp1.353 kelime
- 34 Cadı Avı1.684 kelime
- 35 Söz1.444 kelime
- 36 Hesaplar1.108 kelime
- 37 Görev ve Sorumluluklar1.057 kelime
- 38 Kaynak1.101 kelime
- 39 Fedakarlık860 kelime
- 40 Ferman1.106 kelime
- 41 Final802 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sadece koşuyordum. Hiçbir şey düşünmeden koşuyordum.
Aptal! Aptal!
Buradan gidebilirdim. Beni durduracak hiçbir bir şey yoktu. Özgür olmama engel hiçbir şey yoktu. Peri'yi kendim bulabilirdim. Bütün sorunlarımdan kurtulabilirdim. Ama hayır, ben ne yapıyordum? Tam bir aptal gibi beni öldürmek isteyen heriflerle dolu kaleye koşuyordum. Daha iki gün önce oradan kurtulmak için kimsenin gözünün yaşına bakmayacağım kaleye. Üstelik medet umacağım kişi kimdi? Zhmir!
Andre'nin haykırışı kafamda yankılandı. En iyi ihtimalle geri dönmem yarın öğleni bulacaktı. Belki de çoktan ölmüş olacaktı. Öldüğünde bana ne yapacaklardı peki? Kafamın içinde dönüp duran binlerce soruya rağmen yine de koştum.
Yola bakıyordum ama tek görebildiğim Andre'nin fırlayan bıçağa doğru önüme atlayan bedeniydi ve öleceğini anladığı an gözlerindeki o bakış. Kendimi pataklama isteğim şiddetlenirken adımlarımı daha da hızlandırdım. Buna vakit yok.
Geçtiğimiz yolları takip ederken mümkün olduğunca temkinli olmaya çalıştım. Kimseye yaklaşmadan ve oyalanmadan patikayı takip ettim. Sabah olduğunda kelimenin tam anlamıyla bitmiş bir halde sürükleniyordum. Dermanım kalmamıştı. Umudum tükenmek üzereydi ve kalan bütün enerjimi bayılmadan kendimi kalenin avlusuna atmaya bağlamıştım. Bu sebeple kalenin kuleleri göründüğünde sevinçten ağlayacağımı sandım. Daha ben yaklaşırken içeride sesler yankılandı. Kapılar gürültüyle açıldı. Kapıdan çam yarması gibi iki tane adam çıktı. Perişan halimi görünce başta ne yapacaklarını bilemediler.
"Bana hemen Zhmir'i bulun!" diye bağırdım.
Adamlardan biri kalenin içinde kayboldu. Nöbetçiler etrafımı sardılar. Merakla bekliyorlardı ama onlara bir kelime bile edecek takatim kalmamıştı.
Zhmir ok gibi fırlayarak yanıma geldi. Bir eliyle beni havaya kaldırırken "Andre ve Hadrin nerede?" diye gürledi.
"Andre yaralı. Onu kurtarmak için geldim." diyebildim. Boğazım kuruluktan çatladığı için sesim parça parça çıkmıştı.
Zhmir yüzü bir anda bembeyaz oldu. "Sen ne saçmalıyorsun?" derken şaşkındı. O anda gözleri boynumdaki ize takıldı.
Elinden kurtulup geriye bir adım attım. "Onu kurtarabilirim ama tılsımı almam gerek."
Kaşları o kadar çatılmıştı ki ortada boşluk bırakmıyordu. "Sana neden inanayım?" diye çıkıştı.
"Başka şansın yok ve kaçmak yerine seninle uğraşıyorum. Kardeşini kurtarmak istiyorsan acele etsen iyi olur." dedim.
Zhmir'in gözleri kuşkuyla kısıldı.
"Ya tılsıma ulaşmak için bir numaraysa bu?"
"O zaman çekip giderim ve seni kandırmış olurum ama bana yardım etmezsen Andre'nin öleceğine emin olabilirsin."
Zhmir tereddüt etti ama ben kaleye yürüyünce engel olmadı. Peşime takılan askerleri farkedince Zhmir'e "Yalnızca sen." dedim. Ne olursa olsun tılsımı bir grup dryad'a teslim etmeye hiç ama hiç niyetim yoktu.
Adamlar işaretiyle çekildiler. Rahat bir nefes alarak açılan boşluktan kaleye ilerledim. Avlunun içinden ve kafesimin olduğu açıklıktan geçtim. Kaleyi ormana bağlayan bataklığa çıktım. Zhmir temkinle hemen arkamdan geliyordu.
"Bu da oyunlarından biriyse yemin ederim bunu sana ödetirim." dedi.
Ona cevap vermedim. Benim ve Peri'nin tılsımını sakladığım kovuğu arıyordum. Bir süre sonra nehri ve işaret olarak ezberlediğim ağacı buldum. Üzerine dizdiğim taşları kaldırmadan önce Zhmir'e uzaklaşmasını söyledim. Adım adım gerilerken sabırsızdı. Zaman kaybetmek istemediği belli oluyordu. Üzerini taşlarla kapattığım kovuktan içeri elimi daldırdım. Zarif mücevhere dokunduğumda, bir elektriklenme tüm vücudumu sarstı. Anlık bir duraksamayla Peri'nin tılsımını yanıma alırken kendiminkini kovuğa geri bıraktım. Bunu işler sarpa sararsa Peri'yi bulmak için kullanabilirdim. Bu kadar uzun zamandan sonra bir tılsıma dokunmak yeniden hücrelerime yaşam enerjisinin dolması gibiydi. Elimle sıkı sıkı kavradım. Gözlerden uzak olması için dikkatlice cebime yerleştirdim. Boynumda olmadığı halde çok daha az yorgundum ve ağrılarım kayda değer biçimde azalmıştı. Zhmir tetikteydi, gözleri üzerimdeki tılsımı aradı. Yeniden kaleye ilerlediğimi gördüğünde ise belli etmese bile duruşundaki gerginlik azaldı. Son ana kadar kaçacağıma inanmış olmalıydı.
Hiçbir şey söylemeden peşimden geldi. Adamlarını kaleye dönmesi için uyardı. Ben üçüncü kez aynı patika yolu takip ederken sessizce koştuk. En yakın köyde ilk molamızı verdik. Zhmir elinde iki paket su ile yanıma döndüğünde yüzü temkinliydi. Birini bana uzatırken artık o kadar kötü görünmeyen yaralarıma baktı. "Ne kadar kötü yaralandı?" diye sordu. Korkusu gözlerine yansımıştı. Ona karşı ilk kez sempati duydum.
Yüzümü ekşitmemeye çalıştım. Sadece kafamı salladım. Dürüst olmam gerekirse hala yaşayıp yaşamadığından bile emin değildim. Zhmir'in omuzları gözle görülür biçimde çöktü. "Hadrin peki?"
Hiç değilse bu yanıtlayabileceğim bir soruydu. "Çok daha iyi durumda. Zaman kazanmak için Andre'nin kanamasını durdurmaya çalışıyordu."
Zhmir'in inanmakta zorlandığını görebiliyordum. "Bu nasıl olabilir?" dedi. "Andre'nin daha önce ciddi bir yara aldığını bile görmedim."
Cevabım hızlıydı. "İki Ligefr askerine karşı tekti."
Gözlerinden bir şok geçti. Kaşları şüpheyle havalandı. "Kaleyi nasıl atlatmışlar?"
Bu gerçekten iyi bir soruydu. Ben cevap vermeyince devam etti "ve sen onlar yerine abime yardım ediyorsun?" şimdi daha şüpheli görünüyordu.
Durumun tezatlığını farkederek "Aslına bakarsan askerler daha çok bana saldırdı." dedim. Bunun nasıl olacağını anlamamış gibiydi. Açıkcası ben de hala anlamıyordum.
Daha fazla soru cevaba ayıracak vakit yoktu. Yeniden yola döndük. Yaklaştıkça içimi bilinmezliğin ateşi kavurmaya başladı. Hala hayatta olup olmadığını bile bilmiyordum. Gözlerimi ne zaman kapasam Andre'nin fırlayan bıçağın önüne atlayışını görüyordum. Uzayıp giden yola baktım.
Sadece biraz daha!
Kaldığımız köye saparken endişem artık dizginlenebilir değildi. Paniğe kapılmamak için kendimi zorladım ve sadece yola odaklandım. Saldırıya uğradığımız evi kolayca buldum. Zhmir yıkılmış duvarı farkedince benden önce içeri atıldı. Ama içeride kimse yoktu! Panikle etrafa bakındım. Çok mu geciktim? Hadrin'in kullandığı maşa odanın ortasında kanlı biçimde duruyordu. Ne yapacağımı bilemez halde etrafa bakınıp duruyordum. Zhmir hemen önümde kızıl bir yaratığa dönüştü. Hiçbir şey demeden maşayı kokladı ve odadan dışarı fırladı. Peşinden koşmaya başladım. İki ev sonra sağa saptı ve başka bir kulübenin önünde durdu. Bir an kapıyı kıracağını sandım ama Hadrin biz daha dokunamadan kapıyı açtı. Gözlerindeki ifade boğazımdaki düğümün biraz da sıkılaşmasına neden oldu. Geri dönmemi beklemiyor gibiydi.
Evin içine dalıp gözlerimle onu aradım. Andre evin köşesindeki yatakta yatıyordu. Saçlarında kurumuş kanlar vardı. Yüzü o kadar beyazdı ki tüm kanı çekilmiş gibiydi. Yetişemedim mi? Göğsüm sıkışırken Zhmir'in hayal meyal farkındaydım. Elimi hızlıca üzerine koydum.
Hafifçe atan kalbi hissettiğimde anlık rahatlama hissi o kadar kuvvetliydi ki yatağın kenarına çöktüm.Yaşıyor!Cebimdeki tılsımı çıkarıp hızla boynuma geçirdim. İki elimle göğsünü sarıp gözlerimi kapadım. Bütün enerjimi ona akıttım. Kalp atışlarını dinlerken yaralarının kapandığını, kalbinin güçlendiğini ve zehrin eriyip gittiğini hayal ettim. Önce vücutlarımız ısındı. Yüzünün renginin değiştiğini, nefes alışverişinin düzeldiğini hissedebiliyordum. Ne kadar süre öyle kaldım bilmiyorum. Yaşam enerjim içimden akıp ona geçerken göz kapakları hafifçe titredi. Odaksız siyah gözleri aralanırken, benimkiler kapandı. Bilinçsizce üzerine yığıldım.
Ne kadar bir süre baygın kaldığımı bilmiyorum. Uyandığımda gün doğmamıştı. Andre hemen yanımda hala baygın bir şekilde yatıyordu. Hiç değilse nefes alış verişi belirgin şekilde düzelmişti. Üzerindeki örtüleri kaldırıp yarayı kontrol ettim. Bütün vücudu terle kaplıydı. Ateşi hala yüksek. Alnındaki bezi değiştirmek için ayaklandım.
Hadrin kulübenin bir köşesindeki eski koltukta uyukluyordu. Zhmir odanın içinde değildi. Banyodan dönerken kulübenin kapısı açıldı ve içeriye Zhmir'in yanı sıra iliklerime kadar işleyen bir soğuk hava dalgası girdi.
Zhmir elindeki paketleri odanın ortasındaki masaya bırakıp şömineye yöneldi. "Ginseng kökü buldum. Satıcı kadın başka şeyler de verdi." dedi yeni odunlarla ateşi beslerken.
Paketleri karıştırmaya başladım. Ginseng kötü zihin için iyidi ama ateş için fazlasına ihtiyaç vardı. "Yeniden çıktığında elinde nepeta ya da zencefil olup olmadığını sorar mısın?" dedim ateş düşürücü bir şey bulmayı umarak.
Zhmir yalnızca kafasını salladı. Paketlerden çıkarıp hazırladığım otları andre'nin yarasına yerleştirdim. Ginseng kökünü de kaynattım. Daha önce hiç bu kadar derin bir yarayı iyileştirmeye çalışmamıştım. Dayanabildiğim kadar tılsımın gücünü ona aktarıyor, kalan zamanda da bitkilerden hazırladığım karışımlardan medet umuyordum.
Elimin üzerine sıcak bir şey değdiğinde Andre'nin yatağının ucunda uyukluyordum. Andre'nin parmakları elimin üzerindeydi. Şaşkınlıkla kafamı kaldırdım. Bir çift erimiş çikolata renginde gözle karşılaşmayı beklemiyordum.
"Andre!" Sesim bir çocuk gibi sevinçli çıktı. Heyecanla doğrulup dağılmış saçlarını alnından çektim ve avucumla ateşini kontrol ettim. Ateşi yoktu, parlak gözleri beni izlerken şikayetçi görünmüyordu.
"Selam ufaklık." dedi yumuşacık bir sesle.
"Biraz su ister misin?" Biraz daha sessiz olmaya gayret ettim. Hala geceydi ve Zhmir günler sonra ilk kez uyumuş gibi görünüyordu. Andre ona uzattığım suya uzanırken doğrulması için kollarından destek oldum. Vücudu o kadar ağırdı ki pek bir işe yaradığım söylenemezdi. Gözleri kısa bir an için boynumdaki tılsıma takıldı.
Anlık bir tedirginlikle parmaklarım tılsıma gitti. Andre şimdi yatağın kenarında oturmuş beni izliyordu.
"Gözümü açtığım ilk saniyede onu çalmamdan endişelenmiyorsun herhalde." dedi. Dudaklarının bir kenarı yukarı doğru kıvrılmıştı.
Bir süre çok daha sağlıklı görünen yüzüne ve çarpık gülümsemesine baktım. Bunun bana iyi hissettirmesine izin verdim. "Senden her şey beklenir." dedim doğrularak.
"Bir şey kaçırdım mı?" dedi. Gözleri odayı taradı, Zhmir'e takılınca durdu.
"Artık iyi anlaşıyoruz," dedim baktığı yönü takip ederken. "Sen aradan çıkınca bir sorunumuz kalmadı."
Kısa bir kahkaha attı. "Buzları eritmek epey zaman almış olmalı."
Ayaklarımı yere sarkıtarak oturdum. "Hemen hemen bir hafta." dedim. Geçen süreden ben de tam olarak emin değildim. Sessizce beni izliyordu. "Nasıl hissediyorsun?" diye sordum.
"Ölümden yeni dönmüş gibi." dedi yeniden sırıtarak. Ona bir tane patlatmak istedim. "Ya sen?"
Yorgundum. Hem de hiç olmadığım kadar. Son zamanlarda o kadar az uyumuştum ki gerçekle hayal arasındaki sınır gittikçe incelmişti. Esnememe engel olamadım.
Gülümseyerek bana yer açtı. "Gel biraz uzan. Bayılacak gibi görünüyorsun."
Odada Andre'nin yatağının yanına iliştirdiğim soğuk şilte dışında yer yoktu. Olsaydı bile bu haldeyken gidebileceğimden emin değildim. Sıcak yatak hiç olmadığı kadar cazip geldi. "Evet, bu hoş olur. Yani bayılmak." derken açtığı yere kıvrılmıştım bile.
Andre'nin yanına uzanmak ateşe sarılmak gibiydi. Vücudundan yayılan sıcaklık öyle yoğundu ki anında kemiklerime kadar ısındım. Üzerimden uzanıp kalın yorganı boynuma kadar çekti. Yorganın üzerinde kolunun ağırlığını hissedebiliyordum. Öyle rahatlamış ve ısınmıştım ki uzun zaman sonra derin güzel bir uykuya çekildim. Çok sonra Andre'nin sesini kulağımda işittim ya da belki hayal ettim. Üzerinde duramayacak kadar gevşemiştim.
"Seninle ne yapacağım ben?"
Bölüm etkileşimi
