37. bölüm / 41
TUTSAKGörev ve Sorumluluklar
Bölümler 41Şu an: Görev ve Sorumluluklar
- 1 Giriş671 kelime
- 2 Kapan1.476 kelime
- 3 Patlama1.086 kelime
- 4 Beklenti720 kelime
- 5 Tehlikeli Rüyalar1.602 kelime
- 6 Anlaşma1.223 kelime
- 7 Bekleyiş1.327 kelime
- 8 Yolculuk1.381 kelime
- 9 Çamsakızı1.334 kelime
- 10 Canavar1.204 kelime
- 11 İtiraf1.170 kelime
- 12 Tapınak1.042 kelime
- 13 Saldırı1.974 kelime
- 14 Dönüş Yolu1.500 kelime
- 15 Karışık Duygular1.479 kelime
- 16 Kayıp Prenses1.029 kelime
- 17 Yetenek1.309 kelime
- 18 Yolcu Hanı1.534 kelime
- 19 Çözülme1.268 kelime
- 20 Tehlikeli Plan1.285 kelime
- 21 Pazarlık1.106 kelime
- 22 Karşılama1.195 kelime
- 23 Baskın Özellik1.205 kelime
- 24 İsyan1.817 kelime
- 25 İhanet1.526 kelime
- 26 Bedel1.571 kelime
- 27 Hayal1.186 kelime
- 28 Kaybedilecek Şeyler1.180 kelime
- 29 Mavi Alev1.700 kelime
- 30 Teminat1.147 kelime
- 31 Zihin Oyunları1.291 kelime
- 32 Bağ1.011 kelime
- 33 Kayıp1.353 kelime
- 34 Cadı Avı1.684 kelime
- 35 Söz1.444 kelime
- 36 Hesaplar1.108 kelime
- 37 Görev ve Sorumluluklar1.057 kelime · Okuduğun bölüm
- 38 Kaynak1.101 kelime
- 39 Fedakarlık860 kelime
- 40 Ferman1.106 kelime
- 41 Final802 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Peri üzerinden dökülen ince beyaz elbisenin içerisinde ileri geri süzülürken adının hakkını gerçekten veriyordu. Aynanın karşısına geçip saçlarını yarım yamalak toparladı. Ardından derin bir iç çekip yeniden odanın içinde adımlamaya başladı.
“Bu kadar endişelenme. Harika geçeceğine eminim.”
Sanki orada olduğumu yeni farketmiş gibi boş bakışları bir an için bana kaydı.
“Aslında ayini düşünmüyordum.”
Neyi kastettiğini gayet iyi bildiğim halde anlamazlıktan geldim. Benim Andre’yi beklediğim gibi o da Zhmir’i bekliyordu ama onun için böyle önemli bir günde kendinden başkasını daha fazla önemsemesini istemiyordum. Sahi ayininin başlamasına ne kadar kalmıştı ki? Bir saat belki…
“Şu anda ayinden daha önemli ne olabilir ki?”
Bana cevap vermek yerine aynanın karşısındaki koltuğa yerleşti. Dryad’lar gittiğinden beri yaklaşık iki gün geçmişti. Bu çoktan sınır boyuna ulaşmış oldukları anlamına geliyordu. Kendimi iyimser olmak için zorladım. Sonuçta buraya kadar gelmiş ve aşılması imkansız gibi görünen badireleri birlikte atlatmayı başarmıştık. Ayrıca Andre sınır boylarının dryad’larla boy ölçüşemeyeceğinden oldukça emindi. Yine de ufuk çizgisinde ne zaman bir haberci görünse ben de Peri gibi yüreğim ağzımda bekliyordum işte.
“Hem işe yarayacağını nereden biliyoruz ki?” Peri’nin sesiyle düşüncelerimden sıyrıldım. “Bırak güçlerimi artık tılsımın varlığını bile hissetmiyorum.” dedi önündeki tarağa uzanarak.
Onu biraz olsun rahatlatmak istedim. “Daha önce işe yaradı değil mi?”
Bir çocuk gibi yüzünü ekşitti. “Aynı şey değil. Daha önce kimse için ikinci bir ayin gerekmemiş.”
“İşe yaramazsa…Yani” Boğazımı temizleyip daha anlamlı bir cümle kurmayı denedim. “Güçlerine kavuşamazsan… Bu ne kadar kötü olur?” Sanki soruyu ona değil de kendime sormuş gibi bakışlarımı avucuma dikmiştim. Açıkcası rahipler bile ayinin başarısız geçmesi durumunda ne olacağından emin değildi.
Peri hemen cevap vermedi. “O ahşap evde yaşarken tılsıma yeniden kavuşmanın ne kadar harika olacağını düşünüp duruyordum. Böylece kimseden saklanmak zorunda kalmayacaktım.” dedi usulca bana dönerek. “Ama şimdi farkediyorum ki beni asıl korkutan şey güçsüz olmak değil… Ben..” Bakışları yeniden pencereye döndüğünde ekledi. “Sadece onunla birlikte olmak istiyorum.”
Bu kadar değişmiş olması beni tuhaf biçimde hüzünlendirdi. İki yıl önce bıraktığım kız her zaman kafasına eseni yapan, ele avuca sığmaz ve zaptedilemez biriydi. Aynı yerde kalmayı sevmez, insanlarla kolayca kaynaşmasına rağmen kimseye bağlılık göstermezdi. Belki de bu yüzden birini böyle sevebileceğini hiç düşünmemiştim. Uzanıp elindeki tarağı elinden alırken kafasına ufak bir fiske attım.
“Şu anda yalnızca iyileşmeye odaklanman gerek.”
“Liya,” dedi nereden başlayacağını bilemiyor gibi. “Ben bir karar verdim.”
Yerimde huzursuzca kıpırdandım. Neyin geldiğini tahmin edebildiğim halde bununla yüzleşmeye hazır hissetmiyordum. Sanki geciktirebilirmiş gibi bakışlarına karşılık vermeden saçlarını taramaya başladım.
“Ayinden sonra Zhmir ile kaleye dönmek istiyorum.”
“Bu-” Cümlemi tamamlama fırsatım olmadı. Tanıdık ses yüzünden aynı anda olduğumuz yerde sıçradık.
“Kesinlikle olmayacak.” Bizden bir kaç metre ileride açık odanın kapısında Kral’ın kendisi duruyordu.
Peri ile kendimize gelmemiz ve uygun bir reverans ile karşılık vermemiz bir kaç saniye uzun sürdü. Kral’ın bir kaç adım gerisinde daimi koruması, onun sağ yanında da baş rahip dikiliyordu. Ne zaman geldiklerinden ve konuşmanın ne kadarını işittiklerinden emin değildim.
Bir kaç adımla aramızdaki mesafeyi yarıladı. “Ne zamandır ait olduğunuzu yeri, görev ve sorumluluklarınızı unutur oldunuz?” Gözleri uzun uzun Peri’nin üzerinde gezindi. “Ne zamandır iki varisim birden kendini köylü hanesinden sayar oldu?” Ardından keskin bakışları bana yöneldi.
“Düşündüğün gibi değil.” dedim savunmacı bir şekilde.
“Öyle mi?” Sözümü tamamlamama dahi izin vermemişti. “Sorumsuz bir şekilde sınırı ihlal ettiğinde bunun Ligefr için sonuçlarını da düşündün mü?” Sanki bir şey nefes almasını zorlaştırıyormuş gibi devam etmeden önce hafifçe öne eğildi. “Sizi bundan daha iyi yetiştirdiğimi sanıyordum.”
“Sevdiğim kişiyle evlenmeyi istemek bu kadar büyük bir suç mu?” Peri’nin sesi titrek çıktı ama gözleri hisleriyle birlikte alev almış gibiydi.
Odaya ölüm sessizliği çöktü. “Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu? Ligefr’ın prensesi bir köylüyle evlenebilir mi?”
“O bir köylü değil.” dedi cılız bir sesle. Panikle Peri’ye döndüm. “Peri-” Karşılık vermesini engellemek için uzanıp bileğini kavramaya çalıştım. Bu konuşmanın sonu kimse için iyi gitmezdi ama bana aldırmadı.
“Daha kötü ya!” Kral’ın sesi odanın içinde gürledi. “O zaman hiç değilse kendi hanedanımızdan olurdu.” Dudaklarının arasından kesik kesik nefesler aldı. Yeniden konuştuğunda sesinde öfke değil kararlılık vardı. “Sahip olabileceğin tek sevgi halkına karşı olandır.”
“İki yıldır bir ölüydüm.” dedi Peri kafasını kaldırarak. “Şimdi geri döndüm diye bana yine burada hapis olacağımı mı söylüyorsun?”
Derin bir sessizlik oldu. Kral’ın öfkeden delirmesini bekledim ancak öyle olmadı. Kafamı kaldırdığımda tek görebildiğim yüzündeki tarifsiz acıydı. “İki yıldır yasını tutuyorum.” dedi beni daha da şaşırtan bir kırılganlıkla. Daha önce duygularından bahsetmesi bir yana kendini açıkladığını bile işitmemiştim. “Bana yeniden aynısını mı yaşatacaksın?”
Ne Peri ne de ben konuşabildik.
“Kiminle evleneceğiniz hiç bir zaman size ait seçim olmadı. Ligefr’ın varisi olduğunuz sürece de olmayacak.” Babamın bakışları benim yüzüme kitlendi. “Seni sırf istiyorsun diye mi evlendiriyorum sanıyorsun?” Öfkeli değildi ama ses tonu hayal kırıklığı doluydu ve bu nasılsa daha kötü hissetmeme neden oluyordu. “Buna izin verdim çünkü askeri olarak en hassas olduğumuz dönemde müttefiklerimiz bize sırtını çevirdi. Saraya bağlılık yemini etmeye ve bundan böyle sınır boyunun güvenliğinden sorumlu olmaya kararlı olmasaydı böyle bir ittifak olmayacaktı.” Cümlesini tamamlamasıyla birlikte derin bir öksürük nöbeti geçirdi. Öyle ki bir an için ne konuştuğumuz bile sanki önemini yitirdi. Elini ağzına kapattı ve dirseğini kalın ahşap kolona dayayıp doğruldu. İçgüdüsel bir şekilde yanına gitmek bu kadar hasta olmasına sebep olan şeyin ne olduğunu bulmak istiyordum ama sanki düşüncelerimi hissetmiş gibi avuç içi aramızda havalandı.
Kafasını kaldırıp yeniden Peri’ye döndüğünde daha solgun ama az öncekinden çok daha otoriterdi. “Kraliyet soyu yalnızca halkı için yaşar. Bundan hoşnut değilsen bugünkü ayinin işe yaramaması için dua etsen iyi olur. Çünkü o kolyeyi taşıdığın sürece sorumluluklarını unutmadığından emin olacağım.”
Peri’nin hemen yanımda öfkeyle titrediğini görebiliyordum. Ancak ağzını açıp başka bir şey söylemedi.
Kral yeni bir öksürük krizi geçirmeden hemen öne korumasına işaret edip rahibeleri içeri almasını istedi. O çıkarken işaretiyle birlikte iki sıra halinde tören için hazırlanmış bir düzine rahibe odaya adeta akın etti. Biz daha az önce yaşananların etkisinden çıkamamış ve yerimizden bir santim bile oynayamamışken Peri’nin etrafını saran rahibeler onu tören için hazırlamaya başladılar. Çevremiz bir anda kuşatılmıştı ama zaten yalnız olsak bile ona ne söyleyebileceğimden emin değildim. Başım dönüp duran düşünceler yüzünden uğulduyordu.
Hissettiğim endişeyi bastırmakta pek de başarılı olamayarak rahibeler onu hazırlarken Peri’nin aynadaki yansımasını izledim. Tek kelime etmeden itaatkar bir şekilde kollarını havaya kaydırdı ve tören kıyafetinin üzerinden kaymasına izin verdi. Endişeli ya da üzgün değildi. Neredeyse öfkeli bile değildi. Yalnızca beni mümkünmüş gibi daha fazla endişelendirecek türden bir sakinliğe sahipti. Ardından hiç beklemediğim bir şey yaptı. Aynada göz göze geldiğim yansıması tuhaf bir kararlılıkla gülümsedi. Bu tüylerimi diken diken etmeye yetmişti. Böylece kesinlikle emin oldum. Bu işin sonu gerçekten hiç iyi olmayacaktı.
Bölüm etkileşimi
