23. bölüm / 41
TUTSAKBaskın Özellik
Bölümler 41Şu an: Baskın Özellik
- 1 Giriş671 kelime
- 2 Kapan1.476 kelime
- 3 Patlama1.086 kelime
- 4 Beklenti720 kelime
- 5 Tehlikeli Rüyalar1.602 kelime
- 6 Anlaşma1.223 kelime
- 7 Bekleyiş1.327 kelime
- 8 Yolculuk1.381 kelime
- 9 Çamsakızı1.334 kelime
- 10 Canavar1.204 kelime
- 11 İtiraf1.170 kelime
- 12 Tapınak1.042 kelime
- 13 Saldırı1.974 kelime
- 14 Dönüş Yolu1.500 kelime
- 15 Karışık Duygular1.479 kelime
- 16 Kayıp Prenses1.029 kelime
- 17 Yetenek1.309 kelime
- 18 Yolcu Hanı1.534 kelime
- 19 Çözülme1.268 kelime
- 20 Tehlikeli Plan1.285 kelime
- 21 Pazarlık1.106 kelime
- 22 Karşılama1.195 kelime
- 23 Baskın Özellik1.205 kelime · Okuduğun bölüm
- 24 İsyan1.817 kelime
- 25 İhanet1.526 kelime
- 26 Bedel1.571 kelime
- 27 Hayal1.186 kelime
- 28 Kaybedilecek Şeyler1.180 kelime
- 29 Mavi Alev1.700 kelime
- 30 Teminat1.147 kelime
- 31 Zihin Oyunları1.291 kelime
- 32 Bağ1.011 kelime
- 33 Kayıp1.353 kelime
- 34 Cadı Avı1.684 kelime
- 35 Söz1.444 kelime
- 36 Hesaplar1.108 kelime
- 37 Görev ve Sorumluluklar1.057 kelime
- 38 Kaynak1.101 kelime
- 39 Fedakarlık860 kelime
- 40 Ferman1.106 kelime
- 41 Final802 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Zhmir Andre’nin banyo kapısına yaslanmıştı. Bense banyodan uzak bir köşede kollarımı göğsümde kavuşturmuş Andre’nin çıkmasını bekliyordum. “Aklından ne geçiyordu?” diye söylendi Zhmir, benim de hislerimi yansıtan bir öfkeyle. Henüz yanından ayrılabilecek kadar sakinleşmemiştim. Ne var ki yüzüne bir yumruk daha atmadan yaklaşabileceğimi hiç sanmıyordum. İçinde temizleme solüsyonu, sargı bezleri ve çeşitli ilaçla dolu bir kutuyu taşıyan Peri, Andre’yle eş zamanlı olarak içeriye daldı. “Geç kaldığım için üzgünüm,” dedi kutuyu yere bırakıp hızlıca arkasındaki kapıyı kapatırken. “İlaçların olduğu dolabı bulmak baya bir zamanımı aldı.”
Andre nefes almakta zorlanıyor gibi bir eliyle banyo kapısına danayandı. Zhmir gecikmeden yanına gitti ve yeniden kolunun altına girdi. Yatağa oturması için yardım ederken Andre’nin yüzünün kasıldığını gördüm. “Bu en iyi şansımızdı.” dedi kısık nefeslerinin arasından. Üzerindeki parçalanmış kazağı tamamen çıkardığından ve şimdi bedenini kaplayan bir çamur tabakası olmadığından yaraları tam olarak ortaya çıkmıştı. Omzunda ve sırtında çeşitli büyüklerde kesikler vardı. Sol yanında ise geniş bir çürüğün olduğunu gördüm. Nefes almakta bu yüzden mi zorlanıyor? Ağzımdan belli belirsiz bir homurtu yükseldi.
“Ne için? Esir toplamak için mi?” Zhmir bir eliyle ligefr askerini götürdükleri yönü işaret etti.
“Kaleye nereden sızdıklarını öğrenmek için.” dedi Andre yeniden Zhmir’e dönerek. “Daha önce tek şansımız kızları yem olarak kullanmaktı.” Peri omzundaki yarayı temizleyip kuru bir bezle sararken dudakları düz bir çizgi haline geldi. Yeniden nefes nefese kalmıştı. Zhmir’in kaşlarının daha da çatıldığını gördüm.
Daha fazla dayanamadım. Yaslandığım duvardan doğrulurken sesli bir nefes verdim ve yanlarına gidip Peri’nin elinden sargıyı aldım. İtiraz etmeden bana yer açtı. Pansumanını bitirdiği kesiğin üzerine elimi koyduğumda yara ince bir çizik halinde kapandı. Ardından çok daha kaba ve hızlı hareketlerle sarmaya başladım. Andre’nin dudaklarından kısık sesli bir homurtu yükseldi ama bana aldırmadan devam etti. “Onu Hadrin’e göstermek için getirdim. Anlaştığı iki kişiden biri öldü ve diğerini de kendi elleriyle kafese koydu. Yeni bir anlaşma yapması gerek. Hadrin bizi doğrudan bu işin arkasındaki kişiye götürecek.”
“Bana söylemen gerekirdi! Bu yaptığın şey, lanet olsun, çok tehlikeliydi!” Zhmir hala burnundan soluyordu.
Andre’nin soluna geçtiğimde kısa bir an nefesimi tuttum. Daha önce çürük sandığım şey kolayca iyileşecek türden bir yara değildi. Göğüs kafesinde bir çökük ve kaslarında da yırtık vardı. Bu yüzden rahat nefes alamıyordu. Bütün gece bu halde miydi? Askeri buraya kadar sürüklemesi bir yana hala bayılmaması bile mucizeydi. Parmaklarım sol yanına dokunduğumda irkildi. “Kaburgasında kırık var,” dedim Peri’nin getirdiği kutuyu alt üst edip sakinleştirici bir ilaç arayarak.
Kutudan çıkardığım şurubu Ande’ye uzatırken derin bir sessizlik oldu. Sonunda Peri Zhmir’i kolundun tutup odanın dışına doğru çekti. “Bırakalım biraz dinlensin.”
“Gözün Hadrin’in üzerinde olsun.” dedi Andre odadan çıkmak üzere olan Zhmir’e. Ardından itiraz etmeden şişeyi yarıladı. Ellerimi gövdesinin iki yanına koyarak gözlerimi kapadım. Dokuların yeniden birleşmesi ve eski fonksiyonlarını kazanmaları için enerjimi oraya aktardım. Elimin altında hareket eden kasları hissedebiliyordum. Bu çok… acılı olmalı. Eğer boynumdaki kendi tılsımım olsayı acısını da kesebilirdim. Andre yatağın kenarını tutan yumruğunu sıktı. Vücudu gerildiğinde “Hareket etme.” diye uyardım onu. Şişenin kalan yarısını da kafaya dikti. Nefes alış verişleri sesliydi ama acıya rağmen hareket etmedi. İşim bittiğinde elimin altındaki doku ödemli de olsa birleşmiş, nefes alış verişi rahatlamıştı. Gözlerimi açtım ve çıkardığım işi inceledim. Yeterince iyi. Atladığım bir yer olmaması için hızlı bir incelemeyle tüm vücudunu yeniden taradım. Sonunda Andre’yle göz göze geldim.
Yorgun, terli yüzünde geçirdiği uzun gecenin izleri vardı. Yoğun bakışları üzerimde gezinirken delici bakışlarından kaçındım ve yatağa uzanması için omuzlarına bastırdım. Bana direnmedi. Ayak ucunda kalmış ince örtüyü üzerine çekip doğrulurken bileğimi yakaladı.
Bileğimi tutan parmaklarına bakarken bir an elimi çekip gitmeyi düşündüm. Ona hala o kadar kızgındım ki! “Sadece biraz daha kal.” dedi ihtiyaç dolu bir sesle. Lanet olsun ki ne kadar kızgın olursam olayım onu bu şekilde bırakamazdım. Kendi kendime söylenirken ağzımdan homurtuya benzer sesler çıktı. Yanına yerleştim ve sırtımı yatağın başlığına yasladım. Az sonra ilacın etkisiyle tüm vücudu gevşerken, derin nefesler eşliğinde uyumaya başladı. Yüzündeki acı silinmişti. Uzun bir süre nefes alış verişini dinleyerek orada oturdum.
Sakinleştirici nefes sesleri altında, bileğimi kavrayan elinden kalbime uzanan bir sıcaklık bana yabancı, garip bir huzur verdi. Onun tuhaf şekilde vahşi görünmesine neden olan saçlarına, keskin yüz hatlarına ve derin bir uykunun etkisiyle yarı aralanmış dudaklarına baktım. Her şey yolunda giderse onu bir daha göremeyecektim. Can sıkıntısıyla bunun sayılı anlarımızdan biri olduğunu farkettim. Sonra ne olacak? Bundan sonra bizi bekleyen süreç öyle belirsizdi ki… Buradan sağ salim ayrılabileceğimizin, yakalanmadan saraya tek parça halinde varabileceğimizin ve hatta sonrasında Andre ile Zhmir’i geri gönderebileceğimizin bile bir garantisi yoktu. Her bir aşaması tehlike ve karmaşa içeriyordu. Andre’nin hemen yanımdaki savunmasız yüzüne bakarken ve nefes alış verişini dinlerken emin olduğumsa tek bir şey vardı. Son on iki saati onun hayatta olup olmadığını düşünerek geçirdikten ve kendime türlü senaryolarla işkence ettikten sonra inkar etmenin imkansız hale geldiği bir gerçek. İsterse her şeyden vazgeçip kendi rızamla burada kalmama neden olacak sebeple aynı şeydi. Aptalca ve bir o kadar da yanlış olmasına rağmen, ona karşı koyamadığım bir şekilde aşık olmuştum.
***
Hafif bir meltem eserken sabah soğuğundan korunmak için üzerimdeki kalın hırkayı sıkıca kavrayarak iyice içine sokuldum.
“Demek her birinizin baskın bir özelliği oluyor.” dedi Zhmir, gözleri düşünceli bir şekilde boynumdaki tılsıma kaydı. Andre’nin uyuduğu odaya çıkan geniş balkondaydık.
“Evet,” dedim usulca. “Güç ya da hızla ilgiliyse çoğunlukla savaşçı oluyorlar.”
“Senin baskın özelliğin ne?” dedi meraklı bir şekilde.
“Zaten tahmin ediyorsundur. Ben bir şifacıyım.”
Başını hafifçe salladı. “Peki ya Peri?”
“Peri’yse…” Kısa bir an durdum. “Tılsımı takmadan bile duyguları hissetmesinin bir nedeni var. Eskiden onları manipüle etme konusunda oldukça iyiydi.” Zhmir’in yüzünden bir şaşkınlık geçti. Bunun onu rahatsız edeceğini tahmin etmiştim ve tam da beklediğim şekilde kaşları kuşkuyla havalandı. Bu anın keyfini çıkararak onu biraz daha tedirgin etmeye karar verdim.
“Eğer isterse seni bebek gibi ağlatabilir bile.”
“Hey!” diye seslendi hemen arkamızda beliren Peri. “Ona aldırma.” dedi ve Zhmir’e dönmeden önce bana kızgın bir bakış attı. “Sadece seni korkutmaya çalışıyor.”
“O halde doğru değil mi?” Zhmir şimdi daha da kuşkulu görünüyordu.
“Öyle demedim. Sanırım… şey, evet. Tılsımla bunu yapabilirim.” dedi Peri kısa bir an tereddüt ederek. Zhmir’in yüzü öyle beyazlamıştı ki gülmemi bastırmak zorunda kaldım.
“Beni hiç manipüle ettin mi?” diye sordu. İçin için bunu merak ettiğini biliyordum.
“Hayır,” dedi Peri hızlıca. “Demek istediğim o değil. Olmayan bir hissi yaratamam. Yani zaten o sırada üzülüyor olman gerekir.” Duru sesiyle açıklamaya devam etti. “Hem o kadar uzun süredir tılsımı takmıyorum ki, açıkcası geriye yalnızca hissetmek kaldıysa bile şaşırmam.”
Zhmir sesli bir şekilde homurdandı. “Zaten ne önemi varsa,” dedi kendi kendine. Gözleri Peri’nin soluk, güzel yüzünde gezindi. “Öyleyse bile... artık farketmez.”
Onlar birbirlerine böyle bakarken varlığım tatsız bir şekilde rahatsız edici hale geldi.
“Kirli çamaşırlarınızı mı döküyorsunuz?” Andre’nin uykudan yeni uyanmış sesini arkamdan işittiğimde hafifçe irkildim. Balkona çıkan açıklığa yaslanmış, kollarını göğsünde kavuşturmuştu. Sol omzunu kaplayan bandajı ve düşük bel bol pantolonu dışında üzerinde bir şey yoktu.
“Aslına bakarsan evet,” dedi Peri hain bir sırıtışla bana dönerek. Ona gönderdiğim uyarıcı bakışlara aldırmadı. “Biliyor musunuz…” derken cümleyi keyifli keyifli uzattı. “Liya’nın da benzer bir yeteneği var, rüyasına girdiği kişiye istediğini hissettirebilir.”
“Ah evet,” dedi Andre, ve beni iyiden iyiye utandıran özlem dolu bir iç çekti. Uzun parmaklı eliyle alt dudağını okşadı. “Bu şerefe nail olmuştum.”
Zhmir ile Peri’nin şaşkın gözleri benim kıpkırmızı olmuş suratımla, gözleri üzerimde gezinen Andre’nin kendini beğenmiş gülümsemesi arasında gidip geldi.
Bu sıkıntılı anı bana tamamen yabancı bir erkek sesi böldü. Andre’nin arkasında beliren kısa saçlı sarışın bir dryad doğrudan Andre’ye bakıyordu. “Savaşçı uyandı. Hadrin seni çağırıyor.”
Bölüm etkileşimi
