TUTSAK kitap kapağı

8. bölüm / 41

TUTSAK

Yolculuk

Vaveyla Yazarı: lemonkoli

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 41Şu an: Yolculuk

Zonklayan bir başla genişçe bir yatakta uyandığımda hangi cehennemde olduğum hakkında hiçbir fikrim yoktu. Etrafı incelemek için doğruldum. Kafam genişçe bir bandajla sarılmıştı. Oda kaldığım yerden daha büyüktü ve nispeten yeni eşyalarla döşenmişti. Yatağın uzak bir köşesinde üzeri kağıtlarla kaplı bir çalışma masası vardı. Hemen yanımdaki geniş çalışma dolabına, uzun süredir dokunulmamış gibi tozlanmış eşyalar ile eskimiş kitaplar sıralanmıştı. Kütüphanelikte, yatakta ve hatta odada bana tanıdık gelen bir şey vardı. Dehşet verici bir farkındalıkla buranın Andre'nin zihnine sızdığım sırada bulunduğumuz yer olduğunu anladım. Lanet yatağının içindeyim! Odanın dışından gelen ayak sesleriyle korkuyla yatağın içine sindim.
Andre'nin gergin bakışları bir an sonra benimkilerle buluştu. Yüzünde daha önce görmediğim sıkıntılı bir ifade vardı. Üzgün mü? Belki kızgın? Yatağa yaklaşmadan arkasından kapanan kapıya iki elini dayayarak yaslandı. Ne düşündüğünü belli etmeyen bakışları bandajımda gezindi.
"Yoktun?" Soru istemsizce ağzımdan kaçtı. Sıkıntıyla bayılmadan hemen önce buna benzer bir şeyler söylediğimi anımsadım. Sesimin hesap soruyor gibi çıkmasına aldırış etmedim.
Birkaç saniye cevap vermeden önce bakışlarını yüzüme dikti. Ne düşündüğünü anlamak mümkün değildi. Kısa bir duraksamanın ardından yatağa geldi. Benden uzak köşesine oturdu ve bir elini başının arkasına koyarak duvara yaslandı. Kısa bir süre için gözlerini yumdu. Oldukça... yorgun görünüyordu. "Halletmem gereken bazı sorunlar vardı." dedi gözlerini açmadan sakince.
"Onlar," diyebildim yutkunarak, ben devam edemeden "Sana bir daha yaklaşamayacaklar." dedi sıkıntılı bir sesle. Gözlerini açtı ve bakışları yüzümde gezindi. "İyi misin?"
Kesinlikle iyi değildim ama garip bir şekilde güvende hissediyordum ve bu acıdan daha huzursuz ediciydi.
"Daha iyi günlerim oldu." Duyularımı tartarken elim bandajın üstünden şişliğe gitti. Ah! Yüzüm acıyla kasıldı. Anlaşılan bir süre baş ağrısı çekecektim. Yine de... Daha kötüsü olabilirdi. "Herneyse, sanırım teşekkür etmeliyim. İşler iyice çirkinleşecekti."
Dudaklarının kenarı yukarı kıvrıldı. "Daha önce bir ligefr'ı kurtarmam gerekmemişti."
Bir süre hiç bir şey söylemeden bakmaya devam etti. Dudaklarıma kayan bakışları yumuşadı. Daha önce hissettiğim o garip arzu karnımda gezinmeye başladı. Oradan hemen uzaklaşmam gerekiyordu. Yataktan inmek için doğruldum. Bir el beni olduğum yere sabitledi.
"Nereye gittiğini sanıyorsun?"
Şaşkınlıkla ona döndüm. "Odama elbette."
Elini çekmedi. "Bugün burada kalacaksın."
"Ne?" Gözlerim üzerinde durduğumuz yatağa kaydı. "Birlikte mi uyuyacağız?" Kızarmaya başladığımı hissettim.
Dudakları ukala bir şekilde kıvrıldı. "Uyumak zorunda değiliz."
"O söylediğin ancak rüyada olur." Daha söylediğim anda pişman oldum. Kıpkırmızı olduğuma emindim. Gülümsemesi iyice yayılmıştı. "Buna da itirazım yok."
İyiden iyi kafamın tası attı. Ona bir yumruk salladım. Elimi daha havadayken yakaladı. Lanet olsun ki kapı çalındığında sanki bu mümkünmüş gibi daha çok utanmıştım.
Çevik bir hareketle yataktan kalktı. Beni darmadağın olmuş bir şekilde bırakarak "Hazır olduğunda dışarı gel. Bugün benimle yiyeceksin." dedikten sonra çıkıp gitti.
Kapı kapanırken usulca yataktan dışarı çıktım. Kapının diğer ucunda kalan lavaboya yöneldim. Aynadaki darmadağın ifademe ve bandajdan taşan dağınık saçlarıma baktım. Dudağımın bir kenarı tokat yüzünden patlamıştı. Gözlerimden yavaşça yaşlar süzülmeye başladı. Aynada yüzümden süzülen yaşları görmek kendimi bırakmama yetti. Ağlamak çok kolaydı ve akan damlalar beklediğim gibi dudağımdaki acıyı almıştı. Usulca başımdaki ağrıya aldırış etmeden bandajı açtım. Ellerimle zonklayan yeri yokladım. Şişlik dışında kanama durmuş görünüyordu. Olanları düşünmemeye çalışarak sakinleşene kadar yüzümü ve saçlarımı yıkadım.
Kendimi gerçekten hazır hissettiğimde odadan dışarı çıktım. Koridor kapısı açık başka bir odaya uzanıyordu. İçerideki geniş masa yemek ve meyveler ile doldurulmuştu. Ne kadar acıktığımı farkettiğimde masanın en yakın sandalyesine iliştim. Ben içeri girdiğimde Andre beni izleyerek pencerenin yanından ayrılıp masanın karşı ucundaki sandalyeye yerleşti. Ben yemek yerken sessizliğini bozmadı.
Durumun ironisini düşünmemeye çalıştım. Bir asilzadeden beklenmeyecek derecede açgözlü hareketlerle yemekleri mideye indirirken en son güvenmem gereken kişinin yanında güvende hissediyordum. Bu hissin ne kadarı yaptığımız anlaşmayla ilgiliydi?
"Sana bir özür borçluyum." dedi sonunda. Kafamı kaldırıp sorgulayarak ona baktım.
Sesi ve bakışları her zamankinden farklıydı. Neredeyse merhametli. "Emirlerime daha önce kimse karşı gelmedi." Kelimeler dudaklarının arasından bir hırıltıyla birlikte çıktı. Otoritesinin sorgulanmayacağını düşünüyor olmalıydı. Öfkesinin yoğunluğunu buradan hissedebiliyordum. "Bir daha böyle bir şey olmayacak." dedi kendinden emin bir sesle. Konuşmasındaki netlik adamların sağlıklarını sorgulamama neden oldu.
Duygusal olarak darmadağındım. Ölmüş olsaydım bile muhtemelen buradaki kimsenin buna itirazı olmadı. Anlaşmamızın bozulmasından mı çekiniyordu? Küreyi almadığım sürece tutsaktan farksızdım ve istesem bile sözümden dönemezdim. Fiziksel acıdan çok çaresizlik canımı yakıyordu ve böyle bir şeye nasıl karşılık verebileceğimi düşündüm.
Beklemediğim merhamet beni hazırlıksız yakaladı. Bu iyice çaresiz hissetmeme neden oldu. Ağzımdaki tatsız hissi adeta tükürüp atmak istedim. Kalan gururuma tutunarak kulağa hırçın gelen bir sesle karşılık verdim. "Anlaşmamız hala geçerli, bunun için endişelenmene gerek yok."
Birkaç uzun saniye boyunca sadece baktı. "İyileşmen ne kadar zaman alıyor?" diye sordu sonunda.
"Son zamanlarda çok daha yavaş ama bir iki güne kadar tamamen geçer." Tılsımdan uzak kaldığım her gün daha fazla insana dönüşüyordum.
Yüzündeki sıkıntılı hal biraz olsun gevşedi ama merakı geçmemiş görünüyordu. "Tılsım olmadan savaşamıyor musun?"
Cevabın bariz olduğunu düşündüm ama belli ki bizim hakkımızda düşündüğümden daha azını biliyorlardı. "Tılsım olmadan güçlerime ulaşamam." Ardında kısa bir tereddütle daha fazlasını söyledim. "Zaten savaşçı da değilim."
Kafasını hafifçe eğdi. Sözlerimi düşünürken bunu yaptığının pek farkında değil gibiydi.
"Savaşçı değilsen nesin peki?" Yapabileceklerim hakkında onunla konuşmak istemiyordum. Beni daha fazla kafeste tutması için onu teşvik etmeye gerek yoktu.
Konuyu değiştirmek istedim. "Sana tılsımı verdiğimde beni bırakacak mısın?"
"Anlaşmamız bu yönde," dedi dikkatle bakarak. "Tabii şu kayıp sevgilinden vazgeçip benimle kalmak istersen başka."
Her nasılsa her defasında beni hem utandıracak hem de kızdıracak şeyleri söylemeyi başarıyordu. Masanın üzerinden yüzüne bir şey fırlatmamak için kendimi zor tutuyordum. Söyleyeceklerimin bana hiçbir faydası olmayacağını bildiğim halde kendimi durduramadım. Sıkılı dişlerin arasından "Biliyor musun?" dedim, "Bir yolunu bulduğumda seni öldüreceğim."
Sözlerimin samimiyetini anlayacağı kadar uzun bir süre gözlerime baktı.
"Günün sonunda iyi bir tehdit almak gibisi yok." dedi sonunda. Tehdidim onu eğlendiriyormuşçasına genişçe sırıttı.
Eğer dönüşebilseydim, ona bu küstahlığının bedelini şimdi ödetirdim. Lanet olası. Benim kim olduğumu bilseydi böyle konuşmaya cüret edebilir miydi?
Daha fazla ona bakmak istemiyordum. Yüzümü pencerenin olduğu tarafa çevirdim. Şu an bile karanlığın içinde dryadların çevremizde dolandığını biliyordum. Birkaç dakika süren sessizliği bozdum. "Halletmen gereken sorunları çözebildin mi?"
Bakışları üzerimden dışarıya kaydı. Cevabı her zamanki gibi kısa ve netti. "Şimdilik, evet."
Bu bana almam gereken başka cevaplar olduğunu hatırlattı. "Rahibelerden haber var mı?"
"Henüz yok. Tapınaktan ayrılmışlar. Onları kendim aramayı düşünüyorum ama bu son olaylardan sonra seni burada bırakmanın akıllıca olmayacağına karar verdim."
Bu yeni bilginin benim için ne anlama geldiğini düşünürken içimi saran umuda yenilerek heyecanla ona baktım. Buradan kurtulmak için her şeyi yapardım.
"Ne zaman yola çıkıyoruz?"
"Yolculuğu kaldırabildiğin zaman."
"Yarın." dedim kararlı bir sesle. İtiraz etmedi. Demek bu yüzden iyileşmemin ne kadar zaman alacağını sormuştu. Sorularının arkasında bile daima bir sonraki adımın planı vardı. Bu canımın sıkılmasına neden oldu. Güçlerim olmadan tamamen savunmasızdım. Ben sözlerimden dönemezken o pekâlâ vazgeçebilirdi. Daha omurgamda bir elektirik hissetmeden yalan bile söyleyemiyordum. Ona ne kadar güvenebilirdim? Bu adaletsizdi. Karamsarlığa kapılmamaya çalıştım.
Asık suratıma bir cevap arayarak baktı. "Ne oldu?"
Gerçeği çarpıtmaya zahmet etmeden olduğu gibi söyledim. "Sözlerinden dönmeyeceğini nereden bileceğim?"
Aniden bir kahkaha patlattı. İçten ve tasasız. Sanki bir düşman değil de eski bir tanıdık gibi. Neyin bu kadar komik olduğunu anlayamadım.
"Bir ligefr adaletsizlikten bahsediyor." dedi kendi kendine eğlenerek.
Bir süre daha çatılan kaşlarıma bakmakla yetindi. Ardından "Pekâlâ şuna ne dersin ufaklık?" dedi, "Sen anlaşmamız tamamlanana kadar kaçmayacağının sözünü verirsen ben de sana yalan söylemeyeceğimi garanti ederim."
Teklifini değerlendirirken düşündüm. Peri'yi bulmadan hiçbir yere gitmeye niyetim yoktu. Yine de kaçmam pek olası değilken neden taviz veriyordu? Az kalsın dövülerek öldürülecek olmamla ilgili bir pişmanlık duyuyor olabilir mi? Reddetmek için bir sebep göremedim.
"Kaçmayacağım." dedim. Başını onaylayarak yavaşça eğdi. "Öyleyse yalan yok."
Bu küçük anlaşma çok daha iyi hissetmemi sağladı. Bir ligefr yemini ile sıradan bir söz ne kadar boy ölçüşebilirdi? Kıyas bile kabul etmez. Sözler kolaylıkla bozulabilirdi ama yine de ona inanmak istedim.
Odadan ayrılmak için kalkarken "Söylediğim gibi bu gece burada kalacaksın. Kapıda Hadrin bekleyecek." dedi. O çıktıktan sonra yeniden pencereye döndüm. Ormanın ve bataklığın çok ilerisindeki sarayı düşündüm. Beni arıyorlar mıydı? Yoksa çoktan öldüğümü düşünerek vaz mı geçmişlerdi?
O gece kapıdaki nöbetçi dışarıyı benden değil, beni dışarıdan koruyordu. Bu düşünce garip duygular hissetmeme neden oldu. Son zamanlarda duygularla başa çıkmakta zorlanıyordum. Sanki kendi özgürlüklerini kazanmış gibi etrafımda dönüyorlardı. Öfke kontrolünde hiç bu kadar zorlanmamıştım. Korku, umut, sevinç ve derinlerde daha önce orada olduğundan bile bihaber olduğum yabancı bir arzu beni kontrolüne almıştı... Hiçbirini taşımak daha önce böyle zor gelmemişti. Tüm bu yoğunluk tılsımdan bu kadar uzun süre ayrı kalmanın bedeli miydi? Aniden sıradan bir insana dönüşmekten korktum. Peri'ye bu mu olmuştu? Tılsımından uzakta geçirdiği uzun yıllar onu değiştirmiş miydi? Onu son haliyle hatırlamaya çalıştım. Uzun yumuşak saçları beline kadar uzanan, neşeli, güzel bir kız olarak...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

3okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.