20. bölüm / 41
TUTSAKTehlikeli Plan
Bölümler 41Şu an: Tehlikeli Plan
- 1 Giriş671 kelime
- 2 Kapan1.476 kelime
- 3 Patlama1.086 kelime
- 4 Beklenti720 kelime
- 5 Tehlikeli Rüyalar1.602 kelime
- 6 Anlaşma1.223 kelime
- 7 Bekleyiş1.327 kelime
- 8 Yolculuk1.381 kelime
- 9 Çamsakızı1.334 kelime
- 10 Canavar1.204 kelime
- 11 İtiraf1.170 kelime
- 12 Tapınak1.042 kelime
- 13 Saldırı1.974 kelime
- 14 Dönüş Yolu1.500 kelime
- 15 Karışık Duygular1.479 kelime
- 16 Kayıp Prenses1.029 kelime
- 17 Yetenek1.309 kelime
- 18 Yolcu Hanı1.534 kelime
- 19 Çözülme1.268 kelime
- 20 Tehlikeli Plan1.285 kelime · Okuduğun bölüm
- 21 Pazarlık1.106 kelime
- 22 Karşılama1.195 kelime
- 23 Baskın Özellik1.205 kelime
- 24 İsyan1.817 kelime
- 25 İhanet1.526 kelime
- 26 Bedel1.571 kelime
- 27 Hayal1.186 kelime
- 28 Kaybedilecek Şeyler1.180 kelime
- 29 Mavi Alev1.700 kelime
- 30 Teminat1.147 kelime
- 31 Zihin Oyunları1.291 kelime
- 32 Bağ1.011 kelime
- 33 Kayıp1.353 kelime
- 34 Cadı Avı1.684 kelime
- 35 Söz1.444 kelime
- 36 Hesaplar1.108 kelime
- 37 Görev ve Sorumluluklar1.057 kelime
- 38 Kaynak1.101 kelime
- 39 Fedakarlık860 kelime
- 40 Ferman1.106 kelime
- 41 Final802 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İnsanlar ateşin başında kendini kaybetmiş bir şekilde dans ederken meydandaki dükkanların camlarına garip gölge oyunları yansıyordu. Ergenliğe yeni adım atmış bir kız ateşin kenarında dönerken elbisesini havaya kaldırdı ve yüksek sesli tasasız bir kahkaha attı. Daha bir kaç saat öncesine kadar ben de bu kadar keyifli hissetmiyor muydum? Şimdiyse ihanete uğramışlık hissi öyle yoğundu ki geride hiç bir şey kalmamıştı. Yol boyunca yan yana ilerlerken hiç bir şey konuşmadık. Hanın önünde Zhmir’i deliye dönmüş bir şekilde volta atarken bulmak beni şaşırtmadı. Peri’yse iki elini göğsünün önünde kavuşturmuş endişeyle karanlık sokağa bakıyordu. Eğer bu gece duygusal olarak bu kadar darmadağın olmasaydım bu görüntü kalbimi sızlatırdı. Az sonra yiyeceğim azarı düşünürken suratımı buruşturdum. En azından bizi aramak için sokaklara dökülmeyecek kadar ihtiyatliydiler ama buna bir kaç saat daha dayanamayacaklarını biliyordum.
Hana çıkan yola adımımı attığım anda Andre son zamanlarda sık sık yaptığı gibi beni yeniden şaşırtacak bir şey yaptı. Uzanıp usulca elimi tuttu. Gözlerim ellerimize kaydı ve güçlü parmaklarının kararlı bir şekilde benimkilerin üzerine kapanmasını izledim. Az önce çaresizlikten boğulmuyormuşum gibi bir anda tüm o endişe ve korkular daha çekilebilir hale geldiler. Parmaklarımı onun parmaklarının arasından geçirdim ve garip uyuşturucu bir hissin yavaşça içimi ısıtmasına izin verdim.
Zhmir’in öfkeyle şişmiş ve hatta bir miktar form değiştirmiş yüz hatları bize döndüğünde omurgamdan aşağıya bir ürperti indi. Gözleri Andre’den bana kaydı. “Gerçekten kahrolası bir…” diye başladı ama ellerimizi farkedince sözleri yarıda kaldı. Yeniden Andre’ye dönen öfkeli bakışlarında şüphe de vardı. “İyi bir açıklamanız olsa iyi olur.”
Peri dayandığı kapıdan koşar adım yanımıza geldi. Endişeyle parlayan gözleri bir cevap arayarak yüzümde dolaştı. “Zhmir hemen kes şunu,” dedi kısık bir sesle. “Çok kötü bir şey olmuş.”
Sözlerinin bu kadar etkili olmasını beklemiyordum ama Zhmir’in öfkesi gözle görülür ölçüde dağıldı. Hemen önümüzde biterken sabırsızdı. “Ne oldu?”
“Önce içeri geçelim.” dedi Andre kararlı bir sesle ve beni de yanında çekerek artık neredeyse boş olan hanın kapısını sertçe itti.
Hanın içerisinde kimsenin olmaması iyiydi çünkü bizi uzaktan gören herhangi biri bir şeylerin yolunda olmadığını rahatça söyleyebilirdi. Tüm konuşmayı mutlak bir sessizlik içinde dinleyen Peri bir top gibi kıvrılarak dizlerine sarılmıştı ve dokunsalar ağlayacak gibi görünüyordu. Ben tüm bu zaman boyunca endişeli gözlerimi Peri’den alamamış ve onu teselli edebilecek bir şeyler aramıştım ama işin aslı ondan daha iyi durumda değildim. Andre’nin de farklı hissetmediğini bilsem de bir şekilde hepimizden çok daha sakin görünüyordu.
Zhmir ise tüm duyguları bir arada yaşıyor gibi arada oturuyor, ansızın ayağa fırlıyor, kısaca yerinde duramıyordu. Tekrar oturduğunda homurdanır gibi soğuk, boğuk bir ses çıktı dudaklarının arasından. “En azından bir şey kesinliğe kavuştu, kesinlikle geri dönmüyorsunuz.”
Şaşkın bir şekilde kaşlarımı kaldırarak ona baktım. “Dalga mı geçiyorsun? Burada askerlerin bizi bulup avlamasını mı bekleyelim?”
“Sınırı geçtiğinde sana güvende olacağını düşündüren ne? Öyle olsa en başından onu kaçırıp öldüresiye…” dedi öfkeyle ama Peri’ye kayan bakışları ansızın pişmanlıkla doldu. Bu yüzden devam etmedi.
“Ne yapmamızı öneriyorsun?” dedim bir solukta. “Ömrümüzün sonuna kadar tutsak olarak mı yaşayalım?”
“Bunu kastetmediğimi biliyorsun.” Bana bakan gözleri öfkeyle kısıldı.
“Peyker amacına ulaşamadan önce dönüp neler döndüğünü anlatmam gerek.” Şimdi doğrudan Andre’ye bakıyordum. “Ayrıca bu kaleye olan saldırıları da kesecektir.”
“Bunun için kendi prenseslerine saldıracak kadar kafayı yemiş bir grup Ligefr askerinin arasından geçmen gerek. Bu çok tehlikeli. Sınırı geçerseniz… sizi koruyamayız.” dedi Zhmir kafasını sallayarak.
“Başka sansımız yok.” Gerçekten var mıydı?
Zhmir ellerini göğsünde birleştirdi. “Bu kadar istiyorsan sen kendini doğrudan onların kollarına atabilirsin ama Peri hiç bir yere gitmiyor.”
Ona öfkeli bakışlar attım. “Ne zamandan beri onun adına karar veriyorsun?”
“Gerekirse onunla da savaşırım.” dedi Zhmir. Parlak kahverengi gözleri kararlılıkla kısıldı.
“Bizi durdurabileceğini sanıyorsan kafayı yemişsin.” Elimle boynuma asılıp tılsımı çekip çıkardım. Avuçlarımın arasında sıkarken ellerim öfkeden titriyordu. “Ne olursa olsun onu geri götüreceğim. ”
“Dönmek istemiyorum.” dedi incecik, kırılgan bir ses.
Şok içinde ona döndüm ve bu konuda yalnız değildim. Zhmir ile Andre de şaşkın gözlerle Peri’ye bakıyordu. Peri kafasını dizlerinin üzerinden kaldırmış, parlak buğulu gözlerini bana sabitlemişti. Kararlı bir şekilde tekrarladı. “Saraya dönmek istemiyorum.”
“Peri,” dedim sesimi bulmakta zorlanarak. “Burada güvende değiliz.”
“Orada beni bekleyen bir şey yok.” dedi ısrarla gözlerime bakmaya devam ederken anlamamı bekliyormuş gibi.
“Hayır,” derken anlık bir ihtiyaçla ona uzandım.
Geri çekildi ama yüzü pişmanlık doluydu. “Seni seviyorum,” dedi kısa bir nefesin ardından. Ansızın daha da kırılgan göründü. Yeniden konuşmadan önce gözlerini ellerine indirdi. “Ben onun hiç bir zaman favori çocuğu olmadım. Açıkcası bunu sorun da etmiyorum ama biliyorsun,” derken yeniden gözlerime baktı. “Orada tam olarak mutlu da değildim. Demek istediğim ilk defa kendimi gerçekten yalnız hissetmiyorum.”
“Seni yeniden bırakmıyorum.” dedim göz yaşlarını bastırma ihtiyacı ile gözlerimi kırpıştırarak. Boğazıma bir yumru oturmuştu.
“Kimsenin ayrıldığı falan yok.” dedi Andre sessizliği bir bıçak gibi keserek.
“Öyle mi?” Hırçın bir ifadeyle sormuştum bunu.
“Bu iş artık sadece sizi ilgilendirmiyor.” Kafasını kaldırdı. Doğrudan bana bakıyordu şimdi. “Saraya hep birlikte gideceğiz.”
İşte bunu beklemiyordum.
“Ne?” Tepki Zhmir’den geldi. Nefesi kesilmiş gibiydi. “Sınırdan içeriye adımımızı attığımız anda işimiz biter.”
“Onları tek başlarına mı yollamayı tercih edersin?”
Zhmir cevap vermedi ama kaşları çatıldı ve ortasında derin bir boşluk belirdi.
“Sınırdaki askerleri atlatabilirsek bizi yakalanmadan saraya götürebilir misin?” Andre yoğun kararlı bakışlarını yeniden bana çevirdi.
Başka şansım var mıydı? Bu işi yarama ihtimali zayıf ve oldukça tehlikeli bir plandı. Eğer yakalanırsak dryadların bizim kadar bile şansı yoktu. Kafamı olumlu anlamda sallarken bile içimdeki karamsarlığa engel olamadım.
“Bu berbat bir plan.” dedi Peri.
Zhmir homurdandı. “Katılıyorum.”
Bir süre kimse başka bir şey söylemedi. Bu kararı kesinleştirdi. Hiç bir şey söylemeden odaya çıkan merdivenlere yöneldim. Biraz yalnız kalmaya ihtiyacım vardı. Uzun bir süre pencerenin önünde oturdum ve içimdeki sıkıntıyı bastıracak herhangi bir şey düşünmeye çalıştım. Kimsenin ölmesini gerektirmeyecek bir tane. Peri usulca bana sokulduğunda ne kadardır orada olduğumu bilmiyorum.
“Bana kızgın mısın?”
“Ne? Hayır,” Şaşkın gözlerle ona döndüm. “Sadece iyi olmanı istiyorum ve mümkünse yanımda,” kısa bir duraklamayla ekledim. “ama hepsinden çok güvende…”
Dudakları titrerken ellerini boynuma sardı. “Bizi yalnız göndermeme konusunda kararlı değil mi?” dedim gözlerimi pencereden ayırmadan. Kafasını usulca salladı. Andre duygularını dışa vuran biri değildi. Keşke Peri’nin yeteneğini kısa bir süre için ödünç alabilseydim.
“Korkuyor mu?” diye sordum merakla.
Peri boynumu bırakıp pencereye dönerken usulca başını salladı. Tabii ki korkuyor. Zaten aksi halde aptal demekti.
“Aslına bakarsan uzun zamandır korkuyor.” dedi Peri dalgın bir şekilde. Ansızın ateşin başında Peri’nin ona neden korktuğunu sorduğunu anımsadım. “Başta ne olduğunu anlayamamıştım ama,” derken bana döndü. “Bugün sizi yan yana gördüğümde emin oldum. Bence seni bırakmak zorunda kalmaktan korkuyor.”
Şaşkınlık sarsıcıydı. Bu doğru olabilir mi? Ansızın gelen düşünceyle “Andre,” dedim kendi kendime tatsız bir şekilde gülerek. “Sadece tılsımı alamamaktan korkuyordur ya da çok sevdiği kontrolü kaybetmekten.”
“Hayır,” dedi Peri kafasını iki yana sallayarak. “Hiç sanmıyorum. Uzun zamandır korkusunun azaldığı tek bir an oldu. O da bugün elini tuttuğu andı.”
Öyle uzun zamandır bu düşünceden kaçıyordum ki hazırlıksız yakalandım. Sanki inanmamak daha mutlu edermiş gibi. Bu yüzden davetsiz duygular etkili bir uyuşturucu gibi tüm vücudumu etkisi altına alırken onlara direnmedim. Kısa bir an için kendime ümitlenmek için izin verdim. Zaman kavramı silikleşirken Andre ile birlikte olduğumu, hislerimin karşılıklı olduğunu ve yan yana olabilmek için gerçek bir şansımız olduğunu hayal ettim. Birlikte uyuduğumuz gece gibi. Bana sarıldığını ve diğer tüm detayların önemsizleştiğini…
İçini çeken Peri bana garip bir ifadeyle baktı. “Bazen, özellikle de böyle anlarda, ikinizin yakınında olmak gerçekten güçleşiyor.” dedi.
İçimde büyüyen Andre’yi görme arzusunu bastırmaya çalışarak alt dudağımı dişlerken ona özür dileyen bir bakış attım. “Bazı duygular o kadar yeni ki kontrol etmekte zorlanıyorum.” dedim.
Gözlerinden bir parlama geçti. “Kontrolü kolayca kaybetmesen iyi olur çünkü duyularım beni yanıltmıyorsa kapının önünde kapıyı çalma konusunda kararsız kalmış biri var.” dedi.
Dizginleyemediğim bir heyecanla pencereden fırlayıp kapıyı açtım. Ne var ki az önce her ne hissediyorsam karşılaştığım manzara karşısında uçup gitti.
Kızıl kahverengi saçlı bir kadın, dolgun dudaklarında keyifli bir tebessümle karşımda duruyordu. Eva bir adım geri çekilip beni tepeden tırnağa süzdü ve ben daha onu davet etmeden şekilli kalçalarını sallayarak hiç bir rahatsızlık duymadan içeriye girdi.
Bölüm etkileşimi
