35. bölüm / 41
TUTSAKSöz
Bölümler 41Şu an: Söz
- 1 Giriş671 kelime
- 2 Kapan1.476 kelime
- 3 Patlama1.086 kelime
- 4 Beklenti720 kelime
- 5 Tehlikeli Rüyalar1.602 kelime
- 6 Anlaşma1.223 kelime
- 7 Bekleyiş1.327 kelime
- 8 Yolculuk1.381 kelime
- 9 Çamsakızı1.334 kelime
- 10 Canavar1.204 kelime
- 11 İtiraf1.170 kelime
- 12 Tapınak1.042 kelime
- 13 Saldırı1.974 kelime
- 14 Dönüş Yolu1.500 kelime
- 15 Karışık Duygular1.479 kelime
- 16 Kayıp Prenses1.029 kelime
- 17 Yetenek1.309 kelime
- 18 Yolcu Hanı1.534 kelime
- 19 Çözülme1.268 kelime
- 20 Tehlikeli Plan1.285 kelime
- 21 Pazarlık1.106 kelime
- 22 Karşılama1.195 kelime
- 23 Baskın Özellik1.205 kelime
- 24 İsyan1.817 kelime
- 25 İhanet1.526 kelime
- 26 Bedel1.571 kelime
- 27 Hayal1.186 kelime
- 28 Kaybedilecek Şeyler1.180 kelime
- 29 Mavi Alev1.700 kelime
- 30 Teminat1.147 kelime
- 31 Zihin Oyunları1.291 kelime
- 32 Bağ1.011 kelime
- 33 Kayıp1.353 kelime
- 34 Cadı Avı1.684 kelime
- 35 Söz1.444 kelime · Okuduğun bölüm
- 36 Hesaplar1.108 kelime
- 37 Görev ve Sorumluluklar1.057 kelime
- 38 Kaynak1.101 kelime
- 39 Fedakarlık860 kelime
- 40 Ferman1.106 kelime
- 41 Final802 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Pencereden sızan güneş yüzümü ısıtırken usulca gözlerimi açtım. Yüzü benimkinden bir kaç santim ötede yastığa gömülmüş halde olan Andre hala derin bir uykudaydı. Dudakları bilinçsizce aralanmıştı ve üzerimdeki kolu her nefes alış verişinde usulca inip kalkıyordu. Yatağın örtüsünü bile bozmadan, bir köşesine sıkışık vaziyette, üzerimizdeki kıyafetlerle uyuyakalmıştık. Gözlerimdeki yanmaya ve hala ince ince devam eden baş ağrısına bakılırsa uyuyalı bir kaç saatten fazla olmamıştı. Anı bozmaktan korkarak bir kaç dakika için hareketsiz kaldım ve varlığının keyfini çıkardım. Geceyi Andre’nin kollarında geçirmiştim ve bu durum tılsımın verdiği güçten bile daha iyi hissettiriyordu. Yüzüne bakarken içimdeki duygu seline isim koymakta zorlanıyordum. Onu seviyorum. Evet, kabul etmesi direnmesinden daha kolay bir gerçeklikle hem de. Yüzüne dokunmak için dayanılmaz bir istek duysam da kendimi tutmayı başardım. Az sonra usulca kımıldandı. Uyanmasından korkarak nefesimi tuttum. Bu halinde beni büyüleyen bir şey vardı. Her zamankinin aksine savunmasız olmasından mı yoksa bunu benimle paylaşmaktan çekinmemesinden mi kaynaklandığını bilmiyorum. Aslında düpedüz bu adama abayı yakmıştım işte. Ona bakarken özellikle de şu anda bunu bu kadar yakından yaparken her hücremde hissettiğim bir arzuyla hem de.
Tabii, düne göre duyularımın çok daha keskinleştiği de bir gerçekti. Derin bir nefes almadan bile Andre’den yayılan ve sinirlerim için yatıştırıcı etkiye sahip kokuyu alabiliyordum. Belki bir kaç metre ötede bahçede dolaşan ayak seslerini de. Dolaşan kişinin muhafız mı yoksa bir Dryad mı olduğunu kestiremedim. Sonra bunun bir önemi olmadığını farkettim. Yalnızca bu an bitmesin istiyordum. Bu kadar mutluluğa hakkım vardı değil mi? Andre yanımdaydı. Peyker hayatımızdan temelli olarak çıkmıştı ve hepimiz güvendeydik.
Andre hafifçe kıpırdandı ve ardından kirpikleri aralandı. Gözleri benimle buluştuğunda bir kaç saniye hareket etmedi. Ne yaptığımı pek düşünmeden ona daha fazla sokuldum. Daha fazla yakınlığına duyduğum açlıkla dudaklarımı onunkilere bastırdım. Geri çekilemeyecek kadar ihtiyaç doluydum. Ani hareketimle birlikte bir an için duraksadı. Ardından bir eliyle yüzümü kavradı ve beni kendine doğru bastırarak aramızdaki mesafeyi tamamen kapattı. Sanki ayrı geçirdiğimiz zamanın acısını çıkarır gibi, beni hiç acele etmeden ve tam anlamıyla baştan ayağa titrememe neden olacak bir yoğunlukta öptü. Kaslarımı hissetmiyordum. Erimiş bir kıvamda daha fazlası için acı çekerken Andre’nin de benden farklı olmadığını farketmek durumu daha beter bir hale getirdi. Titriyordum ve dudaklarımın arasından bir inleme çıktı. Ande bunun için özel bir çaba harcıyor gibi görünerek nefes nefese geri çekildiğinde gözleri hala kapalıydı.
“Beni böyle kışkırtmamalısın.” dedi zorlukla nefes alarak. Yüzünde çok sevdiğim çarpık gülümseme vardı. Kalp atışlarım kontrolden çıkmıştı ve neredeyse durduğu için ona kızmak üzereydim.
“Burası benim sarayım, kime ne istersem yapabilirim.”
Sözlerim onu eğlendirmiş gibi genişçe gülümsedi.
Bir an sonra beni altına aldı. Ağzımdan ufak bir çığlık kaçarken kendimi onunla yatak arasında sıkışmış buldum. “Öyle mi?” derken beni tamamen etkisiz bırakarak elleriyle kollarımı yakaladı. Ardından ne yapacağına karar vermeye çalışıyormuş gibi üzerime eğildi. “Sonuçlarına katlanmaya da hazır mısın?”
Hızlanmış kalp atışlarıma eş zamanlı olarak koridordaki ayak seslerini işittim ve çok geçmeden kapı gürültüyle vuruldu.
Aynı anda kapıya döndük. Yeniden ona dönmeden önce “Gelen kişiyi benim için öldürebilir misin?” diye inledim.
Andre’nin çatılan kaşları verdiğim tepkiyle gevşerken keyifli bir kahkaha attı. Kıvrılmış dudaklarının arasından “Seve seve.” dedi ve ardından beni darmadağın olmuş bir şekilde bırakarak kapıya yöneldi.
“Muhafızlar geldi. Kral seninle görüşmek istiyor.” Ses bir Dryad askerine aitti. Başka bir şey söylemeden çekip gitti.
Kalp atışlarım bu sefer tamamen başka bir sebepten saniyelerle yarışmaya başladı. Savaşçı sorunu çözüldüğüne göre Dryad’lara ne olacaktı?
Yataktan fırladığım gibi ayakkabılarımı aramaya başladım.
“Ne yapıyorsun?”
Andre çılgınlar gibi oradan oraya koşturmamı izlerken kollarını kovuşturup yatağın gerisindeki masaya yaslandı. Ayakkabılarımı geçirip, odaya girerken bir kenara attığım hırkayı aramaya koyuldum.
“Ben de seninle geliyorum.”
“Neden?”
“Kral’a sizi şehre benim aldığımı söyleyeceğim.”
“Bunun iyi bir fikir olduğunu sanmıyorum.” dedi sakince.
“Umrumda değil, sağ salim geri dönmeniz için ne gerekiyorsa yapacağım.” Dryad’lar şu ana kadar sözlerinin arkasında durmuşlardı ancak saraya sızacak güce sahip oldukları ortaya çıktığına göre Kral onları bir tehdit olarak algılar mıydı? “Tüm bunların arkasında Peyker ile benim olduğumu bilirse gitmenize izin verecektir.” Söylediğim şeyin anlamını kavrarken bir an için durdum. “Bu durumda…” Kafamı kaldırıp ona baktım. “Sana veda etmem mi gerekiyor?” Andre hala hiç bir tepki vermeden beni izliyordu. Sesimin neden titrediğini bilmiyorum. Ancak ondan daha fazla ayrı kalmaya gücüm kalmamıştı.
Hızla yeni bir plan yapmaya başladım ve ona konuşma fırsatı vermeden sesli düşünmeyi sürdürdüm. “Pekala, şöyle yapacağız. Kral’la görüştükten sonra benimle arka kapıda buluş. Ben de o sırada Peri ile vedalaşabilirim. Oradan ormana çıkan yolu…”
Andre ellerimi yakaladığında konuşmam yarıda kaldı. Tüm sakinliğiyle parmaklarımı okşayarak avucunun içine aldı. “Seni bırakıp hiç bir yere gitmeyeceğim ve inan bana kaçmak gibi bir niyetim de yok. Ayrı geçirdiğimiz sürenin benim için nasıl bir işkence olduğunu hayal bile edemezsin. Bunları daha erken söylemeliydim.” Yüzünde sakin bir kararlılık vardı ve gözlerimin içine bakarak tane tane konuşmaya devam etti. “Seni seviyorum Liya. Seni herkesi ve her şeyi geride bırakacak kadar çok seviyorum. Benimle olmak için hayatını feda etmek zorunda kalmayacağın bir yol bulacağım.”
Söylediği her kelimeye sıkı sıkı sarıldım. Gözlerinden gözlerimi alamıyordum. Yeniden konuşabilecek gücü topladığımda “Ben de seni seviyorum,” dedim boğuk bir sesle. “Seni her zaman seveceğim.”
Bir süre orada dikilip hiç bir şey söylemeden birbirimizin gözlerinin içine baktık. Bu anı hafızaman silinmeyecek şekilde kazımıştım. Bu birlikte olmaya söz verdiğimiz andı. Andre eğilip beni yumuşacık bir şekilde öptüğünde hafifçe başım dönüyordu. “Bu bir söz mü?” dedi dudakları usulca yukarı kıvrılırken.
Gülümsemesi bulaşıcıydı. “Evet. Ligefr sözü.”
Bir eliyle yüzümün önündeki saçı kulağımın arkasına doğru itti. “Bunu duyduğuma sevindim çünkü Kral’la bir anlaşma yaptığımı söylerken ciddiydim.”
Dün uyuyakalmadan önceki konuşmamızın hayal meyal farkındaydım. Açıkcası benimle düpedüz dalga geçtiğini sandığım için üstünde bile durmamıştım. “Savaşçıları ona vermen karşılığında beni mi istedin gerçekten?” Sesim sona doğru çatladı.
Kafasını olumlu anlamda usulca salladı. “Bunu senden önce babana söylemek tuhaf hissettirdi gerçekten ama artık senden ayrı kalabileceğimi sanmıyorum.”
Sesli bir şekilde yutkunurken göz bebeklerim büyümüş olmalıydı. Andre dikkatlice beni izliyordu. Duyduklarıma inanmakta zorlanıyordum. “Ne dedi peki?” Dehşetle karışık bir heyecanla cevabını bekledim.
“Cevabını şimdi alacağım anlaşılan.”
“Ya kabul etmezse?”
“Bu sefer onu gerçekten de öldürmem gerekebilir.”
Ona doğru belli belirsiz bir yumruk savurdum. Beni kollarımdan yakaladı ve kendine doğru çekip sıkıca sarıldı. “Öğleden sonra beni burada bekle.”
Kafamı salladım. Ardından ceketini almak için koltuğa yöneldi.
“Andre bekle.” Bir kaç adımda yanına ulaştım. Boynumdaki tılsımı çıkarıp avucuna bıraktım.
Şaşkınlığı bir an sürdü. Karşı çıkarak tılsımı geri uzattı. “Hayır Liya. Bundan ayrı kalmanı istemiyorum.”
Avucunu kapatmak için var gücümle sıktım. “Lütfen. Buna ihtiyacım var.” Tepkime şaşırarak yüzüme baktı. Anlamasını sağlamak için çabaladım. “İşler yolunda gitmezse sesini duymaya ihtiyacım var.”
Biraz sonra bana direnmeyi bıraktı. Gözleri tılsımla benim aramda giderken avucunu sıkı sıkı kapattı. “İşlerin yolunda gitmesini sağlayacağım.” dedi yalnızca.
Kafamı salladım. O da saçlarımın üzerine bir öpücük bıraktı.
Andre gittikten sonra defalarca yüzümü yıkadım. Ne yaparsam yapayım yüzüm ateş gibi yanıyordu. Aslında biraz sarhoş gibi hissediyordum. Sonunda bu hisle savaşmaktan vazgeçip Peri’yi görmek üzere odadan ayrıldım. Ancak şifacıların olduğu bölüme dönmeden önce eski odamın olduğu kata uğramaya karar verdim. Önce üzerimdeki pis kıyafetlerden kurtulmam ve temizlenmem gerekiyordu.
Yaklaşık yarım saat sonra Peri’nin kapısına varabilmiştim.
Zhmir’i tam da bulmayı beklediğim yerde Peri’nin başucunda görmek garip şekilde rahatlatıcıydı. Peri uyanmakla kalmamış, yatakta bağdaş kurup oturmuştu. “O dediğin burada yetişmiyor bir kere.” derken elindeki yoğurt kaşını Zhmir’e doğru salladı. Yüzüne son gördüğümden bu yana kesinlikle renk gelmişti. Sesini duymak bile şimdiden çok daha iyi hissetmemi sağladı.
Odaya girdiğimi farkedince ikisi de aynı anda bana döndü.
“Ben uyurken sarayı istila etmişsiniz?” dedi gri bakışlarını merakla bana çevirerek.
“Ne istila ama.” Zhmir’in benim için açtığı yere oturarak ona sarıldım. “Bir daha o kadar uzun uyuma.”
“Artık pek uyuyasım yok” dedi usulca. Ardından gözlerini suçlu gibi elindeki kaseye indirdi.
Uzanıp ellerini tuttum. “Sorun ne o zaman?”
“Hala hiç bir şey hissedemiyorum.”
Gözlerim otomatik olarak boş boynuna kaydı.
“Henüz tılsımı takması için erken olduğunu düşünüyorlar. Yeniden ayin mi ne yapılmalıymış.” dedi Zhmir.
“Kabul ayini mi?” dedim şaşkınlıkla. “Tılsımı bize ilk kez verdiği zaman yaptıklarından?”
Peri hızlıca başını salladı. “Bedenimin ancak bu şekilde kabul edeceğini söylüyorlar.”
Ligefr’ın kaynağının çıktığı nehre girerek rahiplerin yardımı ile tılsımlarımızla birleşirdik. Çoğunlukla bebekken yapıldığı için neredeyse hiç birimiz kendi ayinimizi hatırlamazdık. Peri’ye yapılan ayinin üzerinden bile öyle uzun zaman geçmişti ki belli belirsiz anılardan ibaretti.
Konuyu dağıtmak için koluna hafifçe vurdum. “Fena mı işte biz neler çekiyoruz anla biraz. Kimse karşısındaki ne hissediyor diye kopya çekemiyor.”
Peri Zhmir’e bakarken burukça gülümsedi.
“Sana karşı ne hissettiğimi bilmen için tılsıma ihtiyacın yok.” dedi Zhmir aniden. İkisi birbirine bu şekilde bakarken odada fazlalık olarak hissetmemek mümkün değildi.
Yataktan kalkmak için kımıldandığımda varlığım yeniden ifşa oldu.
“Sahi o başına buyruk abim nerede?” diye sordu Zhmir.
Gözlerim istemsizce pencereye kaydı. Kral’ın kabul odaları sarayın diğer kısmında kalıyordu. “Sarayın toplantı odasına varmış olmalı.”
Odaya keskin bir sessizlik çöktü.
“Neden?” diye sordu Zhmir huzursuz bir şekilde.
“Bunu nasıl yapacağından emin değilim ama…” İkisi de meraklı gözlerini üzerime dikti. Kelimeler daha ağzımdan çıkmadan baştan aşağıya kızardığımı hissedebiliyordum. “Kral’dan bizi evlendirmesini isteyecek.”
Bölüm etkileşimi
