18. bölüm / 41
TUTSAKYolcu Hanı
Bölümler 41Şu an: Yolcu Hanı
- 1 Giriş671 kelime
- 2 Kapan1.476 kelime
- 3 Patlama1.086 kelime
- 4 Beklenti720 kelime
- 5 Tehlikeli Rüyalar1.602 kelime
- 6 Anlaşma1.223 kelime
- 7 Bekleyiş1.327 kelime
- 8 Yolculuk1.381 kelime
- 9 Çamsakızı1.334 kelime
- 10 Canavar1.204 kelime
- 11 İtiraf1.170 kelime
- 12 Tapınak1.042 kelime
- 13 Saldırı1.974 kelime
- 14 Dönüş Yolu1.500 kelime
- 15 Karışık Duygular1.479 kelime
- 16 Kayıp Prenses1.029 kelime
- 17 Yetenek1.309 kelime
- 18 Yolcu Hanı1.534 kelime · Okuduğun bölüm
- 19 Çözülme1.268 kelime
- 20 Tehlikeli Plan1.285 kelime
- 21 Pazarlık1.106 kelime
- 22 Karşılama1.195 kelime
- 23 Baskın Özellik1.205 kelime
- 24 İsyan1.817 kelime
- 25 İhanet1.526 kelime
- 26 Bedel1.571 kelime
- 27 Hayal1.186 kelime
- 28 Kaybedilecek Şeyler1.180 kelime
- 29 Mavi Alev1.700 kelime
- 30 Teminat1.147 kelime
- 31 Zihin Oyunları1.291 kelime
- 32 Bağ1.011 kelime
- 33 Kayıp1.353 kelime
- 34 Cadı Avı1.684 kelime
- 35 Söz1.444 kelime
- 36 Hesaplar1.108 kelime
- 37 Görev ve Sorumluluklar1.057 kelime
- 38 Kaynak1.101 kelime
- 39 Fedakarlık860 kelime
- 40 Ferman1.106 kelime
- 41 Final802 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Andre ıslık çalarak bir kaç metre önde yürüyordu. Sağ ayak bileğiminin üzerindeki kalın çamuru patikanın hemen yanında bitmiş çelimsiz otlara sürerken ona öfkeli bakışlar attım.
“Gelirken yaptığımız gibi dağ geçidini kullanmalıydık.” dedim kendi kendime söylenerek. Kamp alanından beri patikayı takip ediyorduk. Yol yağış yüzünden öyle kullanışsız bir hale gelmişti ki neden tek bir at arabası bile görmediğimizi anlamamız uzun sürmedi.
Bana yan gözle kısa bir bakış attı. “Şimdi de uzman mı oldun?”
“Bu yol daha kısa.” dedi Zhmir. Kafamı öfkeyle ona çevirdim ama son zamanlarda çoğunlukla olduğu gibi dikkati Peri’nin üzerindeydi. Eğer bakışlarımı farketseydi bu işe karışmamış olmayı dilerdi.
“Ve daha ıslak.” diye sızlanan Peri hemen arkamızdan kelimenin tam anlamıyla bata çıka ilerliyordu.
İşkence gibi geçen bir saatin sonunda patika yol kıvrılarak bir köy meydanına uzandı. Az sonra iki katlı evleri, irili ufaklı ara sokakları ve bunların arasına kondurulmuş ufak dükkanları olan kalabalık bir kasabaya çıktık. Meydanın iki yanındaki dükkanlara süslemeler asılmıştı. Meydandaki açık tezgahlar çeşitli boydaki kandillerle doluydu. Etrafımız gündelik işlerinin telaşına düşmüş insanlar tarafından sarıldığında kimse bize aldırmadı. Meydanda satıcılarla pazarlık eden, malzeme taşıyan ve birbiriyle laflayan tanıdık yüzleri farkettiğimde buranın kalenin hemen arkasında kalan kasaba olduğunu anladım.
Tanıdık bir ses dikkatimi tamamen ona çekene kadar dükkanlardan gözümü alamadım.
“Dönmüşsünüz!” Miray elinde ufak bir sepetle meydandan bize doğru koşuyordu. Andre’yi ve Zhmir’i pas geçip ufak ellerini bana uzattığında gülümsememe engel olamadım. Onu kucaklayıp kaldırdım. Ansızın yanlış bir şey yaptığını farkederek çekingen gözleri Zhmir’e kaydı. Ancak beklediği tepki gelmedi. Zhmir ifadesiz yüzle etrafa bakınıyordu. Bunun üzerine Miray şaşkın yüzünü bana çevirdi.
“Artık iyi anlaşıyoruz.” diye rahatlattım onu. Buna iyi anlaşmak denirse. Hemen arkamdaki Peri’yi farkettiğinde bilmiş bir şekilde gülümsedi. “Onu bulmuşsun.” Andre şaşırmıştı. Bu kadar iyi anlaşmamızı kimse beklemiyordu.
“Şenlik için mi geldiniz?” dedi heyecanla.
“Şenlik mi?” Merakla ona baktım.
“Yılın en uzun gecesi kutlanacak.” dedi Miray bir yandan meydandaki ateş çukurunu işaret ederek. “Hiç şenlik ateşi görmüş müydün?” Meydanın hemen ortasına kondurulmuş taşların çevrelediği çukuru o söylediğinde farkettim.
Kafamı hayır anlamında salladım. “O halde bayılacaksın!” Gözleri heyecanla parladı.
Sessizce bizi izleyen Andre’ye baktım. “Geceyi burada geçirebiliriz.” dedi bakışları benden şimdi daha da heyecanlı görünen Miray’a kayarken. “Bir mola iyi olur ve zaten yakında akşam olacak.”
“Harika!” Miray neşeyle ellerini çırptı. Kucağımdan atlayıp ara sokakta koşarak uzaklaşmadan önce dönüp el salladı. “Akşam görüşürüz o halde.”
Uzun zamandır doğru düzgün bir duş almamıştım. Kaslarım sıcak suyun altında yumuşarken parmaklarımı akan suyun arasında gezdirdim. Dudaklarımın arasında keyifli bir mırıltı çıktı. İki katlı yolcu hanının üst katındaki Peri ile bana ayrılmış küçük odasındaydım. Bana kalırsa sakinleşmenin sıcak bir duştan daha iyi bir yolu yoktu ve kesinlikle sakinleşmeye ihtiyacım vardı çünkü Peri Zhmir ile birlikte meydandaki tezgahları geziyordu. Bunu kabul etmemin iki sebebi vardı. Birincisi ve en önemlisi zaten ne dersem diyeyim kafasına koyduğunu yapacak olmasıydı ki daha ben bir cevap veremeden Zhmir’i tutup kalabalığa karışmıştı bile. İkincisi ve beni sıcak sudan daha fazla sakinleştiren köşedeki kanepenin döşemeleri arasına sakladığım zarif altın kaplama küreydi. Peri’yi bulduğumuz günden beri bendeydi ve söz verdiği gibi bir saat içinde dönmezse onları cehenneme kadar takip edecektim.
Ben telaşa kapılmadan hemen önce ellerinde iki büyük paketle odaya girdi. Paketlerden birini bana fırlattı. “Bunun için bana daha sonra teşekkür edersin.” derken hızla banyoya yöneldi. Az sonra duş kabininin kapısı kapandı ve akan suyun sesini işittim.
Yatağın üzerine düşen paket özensizce sarılmıştı. Kağıdı aralayıp elimi içine daldırdım. Kaliteli koyu gri bir kumaştan yapılmış zarif bir elbise ellerimin arasından kaydı. Peri havlulara sarılmış bir şekilde banyodan çıktığından elbiseyi henüz denemiştim. Beni süzen dudaklarının arasından taktir dolu bir ıslık çıktı. “Bu kadar iyi duracağını tahmin etmemiştim.”
Kolları dirseklerime kadar uzanıyordu. Üzerindeki zarif işlemeler sırt detayına kadar uzanıyordu ve rengi gözlerimin renginin daha fazla açığa çıkmasına neden oldu. “Bununla fazla dikkat çekiyorum.” derken dekolteli sırtımı görmek için bir köşesi çatlamış aynada döndüm.
“O paçavraları geri giymek istiyorsan sen bilirsin ama ben şansımı bundan yana kullanacağım.” Kendi paketinden çıkardığı açık pembe elbiseyi beğeniyle süzdü. “Ayrıca buradaki herkes seni zaten tanıyor gibi görünüyor. Ne giyersen giy dikkat çekeceksin.”
Köşede duran çamur içindeki elbiseleri pakete tıkarken kararımı vermiştim. Peri hazırlanırken onu kendi haline bırakarak, eski ahşap masaların bulunduğu ve şimdi ilk geldiğimiz zamana göre daha da kalabalıklaşmış olan alt kata indim. Üzerime dönen bakışlara aldırış etmeden en köşedeki boş masaya yöneldim.
Duvarlarda etraflarına loş bir ışık yayan eski püskü lambalar vardı. Bazıları uzun zaman önce çalışmayı bırakmış gibiydi. İki ya da üç kolon hanın alt katına yerleştirilmiş masaların arasından uzanıyordu. Üzerlerinde çeşitli ilanlar asılıydı. Masaların arasında dolaşan gözlerim az sonra bir şeye takıldı.
Andre bar kısmında oturuyordu. Ellleri çoktan yarılanmış gibi duran içkisinin üzerindeydi. Gözlerimi bu sahneden alamıyordum çünkü hemen yanındaki kıvırcık saçlı, genç ve oldukça güzel bir kadına doğru eğilmişti. Bana oldukça yabancı ve yakıcı bir duygu ansızın bedenimi sardı. Zhmir’in ne zaman geldiğini bilmiyorum. Çünkü o karşımdaki sandalyeye yerleşirken ben hala kafasını arkaya atmış neşeli ve samimi bir kahkaha atan Andre’yi izliyordum.
Dikkatimi çekecek şekilde sandalyesini masaya iterken ona döndüm. Bakışlarımı takip edecek olmuş ki şimdi o da Andre’nin oturduğu tarafa bakıyordu. “Eski arkadaşlar,” dedi ardından. “Andre ve Eva.”
Eva kıvrımlı vücudunu barın arka tarafına uzattığında beline sarılı önlüğü gördüm. Burada çalışanlardan biri olmalıydı. “Oldukça yakın arkadaş olmalılar,” dedim sesimdeki tatsızlığı saklamakta başarılı olamayarak.
“Öyle.” dedi Zhmir yalnızca. Ortada dolaşan kıza eliyle işaret verdi. Az sonra masamıza bırakılan içkilerden birini bana doğru itti. Zhmir’le artık kavga etmiyor olsak bile hiç bir zaman iyi anlaşamamıştık. Bu sözsüz ateşkesimiz belki de hiç bir zaman tam anlamıyla bir güvene dönüşmeyecekti ama yine de ağzından çıkan sözler bir an için dünyamın durmasına neden oldu.
“Sana Peri’yi eve götürmen için yardım edeceğim.” Bir an doğru duyduğumdan emin olamadım.
“Ne?” Gözlerim şüpheyle kısıldı.
Konuşmadan önce derin bir nefes aldı. “Bak, uzun zamandır bir savaşın içindeyiz. Neden insanlar söz konusu Ligfr’lar olduğunda bu kadar korku ve kaygı içerisinde biliyor musun?” Gözlerini gözlerime dikti. “Hemen hemen herkesin kaybettiği önemli biri var. Tek sevdiğini kaybeden sen değilsin yani.” Ardından bakışları hanın içinde dolaştı. “Üstelik sizin aksinize sefalet içerisinde yaşıyoruz ve bu işleri hiç kolaylaştırmıyor.” Bu şu ana kadar benimle yaptığı en uzun konuşmaydı.
“Bunların suçlusu ben değilim.” dedim savunmaya geçerek.
Sakince dönüp yüzüme baktı. “Bunu biliyorum,” dedi tatsız bir sesle. “Seni yanlış değerlendirmişim.”
Bir süre sessizce konuşulanları hazmetmeye çalıştık.
“Peri haklıydı değil mi?” dedim yeniden ona dönerek. “Gerçekten ondan hoşlanıyorsun.”
Bakışlarıma karşılık vermedi ama vücudu kaskatı kesildi. Kısa bir süre sonra “Andre seni ya da tılsımını tutmak isterse ona karşı çıkamam.” dedi kısa bir nefes vererek. “Ama Peri’nin sağ salim geri dönmesi için ne gerekiyorsa yapacağım.” Sesi o kadar kararlıydı ki bunu gerçekten istediğini anladım.
“Bunun ona veda etmen gerektiği anlamına geldiğini biliyorsun değil mi?” Cevap vermeden önce gözlerini benden Andre’nin olduğu tarafa kaydırdı.
Benden çok kendisiyle konuşur gibi bir fısıltıyla cevapladı. “Bir gün hepimiz bununla yüzleşeceğiz.”
“Teşekkürler,” dedim usulca. Bunu istemesem bile Peri konusunda ona güvenebileceğimi biliyordum ve bu şu an için yeterliydi de.
Peri’nin merdivenlerden indiğini gördüm. Darmadağın hislerimi hizaya sokabilmek için temiz bir hava almam şarttı. Ona hemen döneceğimi söyleyerek kendimi kapının ardından soğuk kış havasına bıraktım.
Soğuk bedenimle birlikte düşüncelerimi de dondurmuş gibi rahatlamama neden oldu. Titrememe aldırmadan kollarımla kendime sarıldım ve rahatlatıcı etkisi içime işlerken derin nefesler aldım.
“Burada ne yapıyorsun?”
Andre kapıdan çıkmış tam karşımda duruyordu. Ona döndüğümde gözleri hafifçe büyüdü ve hiç çekinmeden beni saçlarımdan ayak uçlarıma kadar süzdü. Yüzüne açık bir beğeni yayıldı.
“Anlaşılan biri seni kaçırmadan önce tam zamanında gelmişim.” dedi.
Ona dik dik baktım. “Peri seçmiş,” dedim gözlerim bakışlarını takip ederek elbiseme kayınca.
“İyi bir zevki varmış.” Yüz yüze gelene kadar yaklaştı. Yüzüme kontrolsüz bir sıcaklık yayılırken bakışları yanaklarıma kaydı. Dudakları hafifçe kıvrıldı. Kendi kendime lanet ettim.“Niye soğukta dikildiğini sorabilir miyim peki?” dedi keskin bakışlarını yeniden gözlerime çevirerek.
“Biraz hava almak istemiştim.” dedim sıkıntılı bir sesle.
Bakışları hanın dışına açılan pencereden Zhmir ile Peri’nin olduğu masaya kaydı. Masanın üzerinden birbirlerine doğru eğilmiş kısık sesle tartışıyorlardı. Peri Zhmir’e her ne anlatıyorsa onu sinirlendirmeyi başarmıştı. Her an patlayacakmış gibi görünen Zhmir’e bakarken Peri’nin onu bu kadar çıldırtacak ne söylediğini merak ettim. Bu görüntü garip bir şekilde beni gülümsetti. “İyi anlaşıyorlar.” dedi Andre imalı bir sesle.
“Bizden daha iyi anlaştıkları kesin.”
Tepkim onu eğlendirdi. “Hadi,” dedi içeri doğru girmem için kolunu etrafıma sararken. “Birbirlerini boğazlamadan şunlara bir bakalım.”
Kendime hiç değilse bu gecelik eğlenmek için izin verdiğimden ikinci kadehimi masaya bıraktığımda Andre’nin kaşları hafifçe havalandı. Uzun zamandır hiç bu kadar keyifli hissetmemiştim. Soğuk havada ısınmak ve bir şeyler içmek için buraya sığınmış diğer insanlar gibi biz de şenlik ateşinin yakılmasını bekliyorduk.
Eva yüzünde kusursuz bir gülümsemeyle masaya gelip, Andre’ye doğru eğilmeden önce gecem harika gidiyordu. Kulağına bir şeyler fısıldadı ve boş bardağımı da alıp hanın arkasına giden kapıda gözden kayboldu.
Andre onun hemen arkasından masadan kalktı. Gitmeden önce Zhmir’e döndü. “Bir işim çıktı, ben gelmeden önce handan ayrılmayın.” dedi.
Belki alkolün verdiği yetkiden belki de midemdeki yakıcı his yüzünden bilmiyorum ama Andre’nin Eva ile aynı kapıdan çıktığını gördüğümde yerimde duramadım.
Ayaklandığımı gören Zhmir kaşlarını çatarak bana baktı. “Nereye gidiyorsun?”
“Tuvalete,” dedim bir an bile duraksamadan ve gülümseyerek ekledim. “Sanırım çok içtim.”
Köşeye geldiğimde tuvaletlerin olduğu tarafa dönmek yerine bir an bile duraksamadan az önce Andre’nin çıktığı kapıdan geçtim. Kapı ufak ve dağınık bir mutfağa açıldı. Önlüğü yemek kaplı şişman bir adam ocaktan kafasını kaldırdı ve bana doğru ilerledi. O bana ulaşamadan mutfağın arkasındaki kapıdan kendimi sokağa attım.
Andre ile Eva’yı sokağın köşesinden dönerken gördüğümde midemdeki yakıcı hisse aldırmadan peşlerine takıldım.
Bölüm etkileşimi
