TUTSAK kitap kapağı

11. bölüm / 41

TUTSAK

İtiraf

Vaveyla Yazarı: lemonkoli

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 41Şu an: İtiraf

Ben tenime geçen dişleri beklerken hemen arkamdan bir feryat duyuldu. Kafa karışıklığı ile gözlerimi yeniden açtım. Yaslandığım şeyin bir insan olduğunu o anda anladım. Yaratık dişlerini arkamdaki adamın üzerine geçirdi ve güçlü çenesiyle yana doğru savurdu. Adam bitişiğindeki ağacı kırarak savrulurken acıyla bağırdı. Elindeki bıçak yere düştü. Dehşetle içinde geri emekledim. Olanlara akıl sır erdiremeyerek gözlerimi bıçaktan yaratığa doğru çevirdim. Yere düşen adam cebinden çıkardığı daha küçük bir bıçakla yaratığa doğru atıldı. Yaratık hızlıydı ama saldırıyı tam olarak savuşturamadı. Bu saldırgana eşsiz bir kaçma fırsatı sundu. Hızla gecenin içine karıştı. Hadrin'in hızla bize -şimdi yaratığın yerinde duran Andre'ye ve bana- doğru koştuğunu hayal meyal gördüm.
Andre doğruldu ve olduğum yere geldi. Keskin siyah gözleri üzerimde gezinirken "İyi misin?" diye sordu. Bir eliyle omzunu tutuyordu. Gözleri boğazımdaki kesiğin üzerine gelince durdu. İyi miydim? Kafamı salladım. Hadrin adamın düşürdüğü kıvrık bıçağı havaya kaldırırken"Valedrian" dedi.
Bunun nereden tanıdık geldiğini hemen anladım. Valedrian bizim dryadları yaralamak için ürettiğimiz silahtı. Kafam düşünce yoğunluğu yüzünden uğulduyordu. O halde az önce bana saldıran kişi benim halkımdan mıydı?
Dikkati tamamen Andre'ye kaymış olan Hadrin "Ne kadar yaralandın?" diye sordu. Andre aldırış etmedi. "Daha kötü zamanlarım oldu." dedi. Dalgın gözleri ormanı taradı. Az önce olanlara en az benim kadar şaşırmıştı.
"O her kimse," dedi yeniden konuştuğunda bana bakarak "Benim değil, kızın peşindeydi."
İkisi birden boğazımdaki kesiğe baktılar. Bunun doğru olduğunu düşünmek istemedim. Kim neden benim peşimde olsun aklım almıyordu. Bulanık görüntüler arasında o kargaşada gerçekten biri boğazımı kesmeye çalışmıştı. Belki de Andre olmasa başaracaktı da.
Hadrin bıçağı beline soktu. Hep birlikte hana geri döndük. Heper ve Linda oradan oraya koşturarak kargaşayı toparlamaya çalışıyordu. Hanın içerisinde kimse kalmamıştı. Andre'nin yaralı bir halde kendisine doğru geldiğini gören Heper'in beti benzi soldu. Andre'den yayılan gerginliği hissettiğim için adamın tepkisine şaşırmadım. "Bu akşam hiç sıra dışı biri gözüne çarptı mı?" diye sordu üzerine yürüyerek.
Heper bir kaç adım geriledi. "Hiç, hiç anlamıyorum. Bu-bunu kim niye yapar."
Hadrin belindeki bıçağı Heper'e uzattı. "Bunu taşıyan birini gördün mü?
Heper'in gözleri iri iri açıldı. Hepten rengi gitmişti. "Yemin ederim h-hiç görmedim." dedi.
Hadrin bize döndü. "Siz gidip biraz dinlenin ben etrafı soruşturayım."
Uyuşmuş bir biçimde Andre'nin arkasından yürümeye başladım. Odaya girdiğimizde köşedeki yatağa kelimenin tam anlamıyla tünedim. Gözlerimle Andre'yi takip ediyordum. Benim oradaki varlığıma aldırış etmeden odaya sonradan iliştirilmiş gibi görünen bir adımlık banyonun musluğunda yüzünü ve omzunu yıkadı. Yaşadığımız sıra dışı bir gece olmasaydı yarı çıplak dolaşması sinirlerime dokunurdu. Rahatsız olmam gerektiğini biliyordum ama garip bir şekilde yalnız olmadığım için daha iyi hissettim. Çantadan çıkardığı bir solüsyonu iki ayrı bez parçasına damlattı. Birini benim olduğum tarafa atarken diğeri ile omzunu sarmaya başladı. Uzanıp bezi aldım ve boğazıma bastırdım.
Kesik derin değildi ama ilacın yarattığı sızı canımı yakmaya yetti. Aldırmadan daha fazla bastırdım. İçimde git gide büyüyen öfke yüzünden titremeye başlamıştım. Birinin bana neden saldırmak isteyeceğini anlayamıyordum.
"Omzun ne kadar kötü?" dedim şimdiden kırmızıya boyanmış sargısına bakarak.
"Yarına bir şey kalmaz." dedi Andre. O anda karnının üzerindeki ve sırtındaki iyileşmiş yaraları farkettim. Hadrin'e daha kötü zamanlarının olduğunu söylerken haksız sayılmazdı. Ona baktığımı farkedince huzursuz olarak kafamı çevirdim.
Andre üzerine bir kazak geçirip yanıma geldi. Oda yeterince küçük olduğu için birkaç adım yetmişti. Yakınlığının hem rahatsız edici hem de rahatlatıcı bir etkisi vardı. Karşımdaki yatağa oturdu. Dizlerimiz arasında bir santim bile yoktu. Gözleri yüzümde dolaştı. Ben bir şey söylemeyince derin bir nefes aldı. Sakince elini uzatıp boğazıma bastırdığım bezi çekti. Beklenmedik yakınlığı yüzünden yüzümün ısınmaya başladığını hissettim.
"Neden biri seni öldürmek istiyor?" Parlak siyah gözleri benimkilere sabitlendi.
"Gerçekten bilmiyorum." Sesim duygular yüzünden boğuk çıktı. Elim istemsizce boğazıma yöneldi. "Belki de beni sadece başka biriyle karıştırdı ya da... ne olduğumu anladı. Burada hoş karşılanmayacağımı söylemiştin," dedim tahmin yürüterek.
"Valerian taşıması tesadüf olamaz." dedi kendinden emin bir sesle. "Ve inan bana nasıl saldıracağını çok iyi biliyordu."
"İyi de burada olduğumu bilen bile yok."
"Yalan söyleme!" Sesi odanın içinde gürledi. Gözlerim yanmaya başlamıştı.
"Beni buraya sen getirdin unuttun mu?" Anlık öfkeyle elini tutup sırtıma, omurgamın üzerine bastırdım. "Yalan söyleyip söylemediğimi kontrol etmek ister misin?"
Bundan pişman olmuş gibi başını eğdi ve çok daha yumuşak bir sesle devam etti. "Neler olduğunu bilmezsem seni koruyamam. Bana anlattığından fazlası olmalı," Bakışlarındaki yoğunluk arttı. "Kimsin sen?"
Kendimi kapana kısılmış gibi hissediyordum. Kalp atışlarım hızlanmıştı ve tek duyduğum kulağımdaki uğultuydu. Bakışlarındaki yoğunluk yüzünden mi yoksa fazla yakınlığından mı böyle hissettiğimi bilmiyorum.
"Biraz geri çekilmezsen tekmeyi basacak olan kişi." dedim aniden.
Dudakları kıvrıldıysa da hemen hareket etmedi. Ardından yanımdaki yatağa yerleşti. "Nasıl olsa öğreneceğim."
Bu düşünce daha fazla canımı sıktı. İşler gittikçe kontrolden çıkıyordu. İçimi kaplayan huzursuzluğu görmezden gelerek seri hareketlerle yataktan banyoya geçtim. Kapısı yoktu. Sürgü niyetine yarı yarıya kayan birkaç tahta iliştirilmişti. Elimden geldiğince çekiştirdim. Yalnızca bir kaç santim oynayınca vazgeçtim. Boynumdaki kesiğe bakmamaya çalışarak yüzümü ve hatta saçlarımı yıkadım. Suyun ferahlatıcı etkisi beni az önce yaşanan utanç verici andan uzaklaştırdı. Hiçbir şey söylemeden ve yanımdaki kişiye aldırış etmeden yatağıma uzandım ve araya elimden geldiğince mesafe açtım.
Ne kaslarımın keskin ağrısını ne de bir anda rahatsız edici derecede tehlikeli hal alan gecemi düşünmemeye çalışıyordum. Tek işittiğim pencerenin ıslık çalmasına neden olan uğursuz rüzgarın sesiydi. Korkudan mı yoksa soğuktan mı üşüdüğümü bilmiyorum. Battaniyeyi üzerime ne kadar çekersem çekeyim ısınamadım. Andre'nin uyuyup uyumadığını bilmiyordum ama bir taş kadar hareketsizdi. Sakinleşmek için, belki de ısınmak, neden yaptığımı tam olarak bilmeden ve doğrusu bunu düşünmek istemeyerek ellerimi yavaşça ileriye uzattım. Parmaklarım kolunun dışına değdiğinde kaskatı kesildi ama geri çekilmedi. Yalnız olmadığımı bilmeye ihtiyacım vardı. Bir süre nefes alış verişini dinleyerek gözlerimi kapadım. Sıcaklık parmaklarımdan ellerime ve ardından vücuduma yayılırken huzursuz bir uykuya daldım.
Uyandığımda odada kimse yoktu. Sersemlemiş bir halde kaç saat uyuduğumu kestirmeye çalıştım. Gün henüz doğmuşa benziyordu. Banyoya geçip kafamı soğuk suyun altına sokarak ayılmaya çalıştım. Aynadaki yüzüm dün geceden daha iyi görünüyordu. Saçlarımı kurutmakla uğraşmayıp uzun bir örgü yaptım. Üzerimdekileri son kalmış birkaç parça temiz kıyafetle değiştirdim. Koridora çıktığımda kapının önünde kimseyi görmemek bir garip hissettirdi. Bir an beni burada bırakıp gitmiş olduklarını düşündüm. Bunun mümkün olmadığını biliyordum ama o kısa bir an için özgür bırakılmış olmanın bana daha iyi hissettirmesini beklerdim. Bu değişikliğin sebebi belki de artık dışarıda ölmemi isteyen birinin olduğunu bilmekti.
Çamsakızı'nın ortak salonuna inerken Andre'nin girişe yaslanmış halde durduğunu gördüm. Hadrin kapının önündeydi. Odaya gelmişse bile gece onu duymamıştım. Andre'nin dağılmış saçları yüzüne dökülüyordu. Yaklaşırken gözlerinin altındaki mor halkaları farkettim. Kafesteki gecelerimde de sık sık onu bu şekilde yorgun gördüğüm oluyordu. Doğru düzgün uyumamış olmalıydı. Bir elini cebine sokmuş diğer eliyle üzerinden duman çıkan bir kupayı tutuyordu. Yaklaştığımı görünce kısa bir an beni süzdü. "Daha iyi görünüyor." Boğazımdaki kesikten bahsettiğini biliyordum. Yine de tek alaycılığa mâni olamadım. "Bana iltifat mı ediyorsun?"
Yüzüne bir tebessüm yayılırken kafasını kaldırdı. "Öyle olmasını çok isterdin değil mi?"
Gülüşündeki bir şey hemen cevap vermemi engelledi. Kanıma sıcak bir duygunun yayıldığını hissettim. "Ancak rüyanda." Kelimeler daha söylerken ağzımda dondu. Omurgamdan yükselen elektrik akımı oradaydı. Bu bir yalan mı? Andre bir sorun olduğunu anlamış gibi gözlerini bana dikti. Elindeki kupayı hızlıca bırakarak bir kaç adımda yanıma geldi. "Ne oldu?" Gözleri sorunu arayarak üzerimde dolaştı.
Sarsılarak kendime geldim. "Hiç, hiç bir şey." Hadrin'in olduğu yöne doğru uzaklaştım ama aklım hala vücudumun az önce verdiği garip tepkideydi. Ondan hoşlanıyor muyum?

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.