7. bölüm / 41
TUTSAKBekleyiş
Bölümler 41Şu an: Bekleyiş
- 1 Giriş671 kelime
- 2 Kapan1.476 kelime
- 3 Patlama1.086 kelime
- 4 Beklenti720 kelime
- 5 Tehlikeli Rüyalar1.602 kelime
- 6 Anlaşma1.223 kelime
- 7 Bekleyiş1.327 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 Yolculuk1.381 kelime
- 9 Çamsakızı1.334 kelime
- 10 Canavar1.204 kelime
- 11 İtiraf1.170 kelime
- 12 Tapınak1.042 kelime
- 13 Saldırı1.974 kelime
- 14 Dönüş Yolu1.500 kelime
- 15 Karışık Duygular1.479 kelime
- 16 Kayıp Prenses1.029 kelime
- 17 Yetenek1.309 kelime
- 18 Yolcu Hanı1.534 kelime
- 19 Çözülme1.268 kelime
- 20 Tehlikeli Plan1.285 kelime
- 21 Pazarlık1.106 kelime
- 22 Karşılama1.195 kelime
- 23 Baskın Özellik1.205 kelime
- 24 İsyan1.817 kelime
- 25 İhanet1.526 kelime
- 26 Bedel1.571 kelime
- 27 Hayal1.186 kelime
- 28 Kaybedilecek Şeyler1.180 kelime
- 29 Mavi Alev1.700 kelime
- 30 Teminat1.147 kelime
- 31 Zihin Oyunları1.291 kelime
- 32 Bağ1.011 kelime
- 33 Kayıp1.353 kelime
- 34 Cadı Avı1.684 kelime
- 35 Söz1.444 kelime
- 36 Hesaplar1.108 kelime
- 37 Görev ve Sorumluluklar1.057 kelime
- 38 Kaynak1.101 kelime
- 39 Fedakarlık860 kelime
- 40 Ferman1.106 kelime
- 41 Final802 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bana avlunun en arka ucundaki küçük bir odayı verdiler. Şu ana kadar kaldığım en eski ve harap oda olmasına rağmen kafesten sonra saray odası gibi geldi. Odaya bitişik gibi duran banyoya girdiğimde tozdan buğulanmış bir aynada kendimle yüz yüze geldim. Bir an için yabancı birini görmüş gibi kalakalmıştım. Bana yabancı gelen yüze uzun uzun baktım. Hiç görünmediğim kadar harap ve yorgundum. Gri gözlerimdeki parlaklık solmuş gibiydi. Yüzüm toprak içindeydi. En hasta halimle bile bu kadar kötü göründüğüm bir zaman olmamıştı. Siyah uzun saçlarım kabarık ve çileden çıkmış bir halde omuzlarımdan sarkıyordu. Sadece alışkın olduğum bukleler yerine öbek öbek toplanmış çalılara dönüşmüştü. Aynadaki görüntü garip bir şekilde beni gülümsetti. Bu halimle bize seslendikleri Ligefr'ın kelime anlamı gibi gerçek bir cadıya benziyordum. Otomatik adımlarla duş kısmına geçip paslı kolları çevirdim. Suyun akmasına mı yoksa sıcak olmasına mı bu kadar sevindim bilmiyorum. Gözlerimden akan yaşlara aldırmadan, kollarımı kendime dolayarak, adeta zaman algısını kaybedeceğim kadar uzun bir süre kendimi yere bıraktım.
Odanın karşı duvarındaki küçük pencere insanların yürüdüğü geniş bir sokağa bakıyordu. Oradan geçen insanları izlemek insanı adeta uyuşturuyordu. Duştan sonra bir süre pencerenin yanında oturdum. Hayat benim için durmuş olmasına rağmen insanların devam ettiğini görmek garip bir histi. Peri'nin yakınlarda bir yerde olduğunu hayal ettim. Gözlerimi kapadım. Onu bulmak için oynadığım bu kumarda ne kadar şeyi risk etmiştim? Tılsımdan vazgeçtiğimde bir daha asla eskisi gibi olamayacaktım.
Zamanı geldiğinde bu işten ikimizi de sağ kurtarmanın bir yolunu bulmalıydım. Düşencelerin ağırlığı altında daha fazla ezilmeden kendimi sedirden bozma yatağa attım. Yatak demeye bin şahit isteyen eski karyola altımda uğursuz bir ses çıkararak ezilirken uzun zaman sonra ilk kez derin ve deliksiz bir uykuya daldım.
Ertesi sabah nöbetçiler avlunun yanındaki mutfağa gitmeme izin verdi. Andre iş birliğine devam etmem konusunda hassastı. Bu sebeple kaba davranmamak için uyarılmışlardı ama bu kibar davranmalarını da sağlamıyordu. Hiç değilse taciz edilmiyordum. Arada bir Zhmir'in uzaktan beni izleyen zehirli gözleri dışında.
Eski bir dolaptan bozma olan ufak mutfakta çalışan hizmetli kadın bana ekmek ve çay uzattı. Bu kadını daha önce de kafesin içindeyken birçok kez görmüştüm. Onda dikkatimi çeken şey yamalı elbisesi ya da uzun örgülü saçları değildi. Aynı benim insanlarımın yaptığı gibi örgülerine taktığı çiçekli süslemelerdi. Uzun renkleri yıllar önce solmuş pileli elbisesiyle dolapları silerken onun gündelik işlerini yapmasını izledim. Karnımı doyurmam uzun sürmedi ve sanki yıllar geçmiş gibi gelen bir aradan sonra sıcak bir şeyler içmek içimi ısıttı. Yerdeki tencere yığınını temizlemek için eğildiğinde bana onlardan biriymişim gibi gülümsedi. Böyle zamanlarda buradaki insanları düşman olarak görmek zordu. Andre'yi kapının girişinde beni izlerken bulduğumda elimdeki bardakla birlikte iyi hislerim de çekip gitti. Bardak tezgâha gürültüyle çarpıp devrildi.
Şaşırmış gibi tek kaşını hava kaldırdı."Ligefr'ların sakar olduğunu bilmiyordum."
"Bana şöyle hitap etmeyi keser misin?" dedim sıkıntıyla o andan kurtulmaya çalışarak.
"Adını söylersen neden olmasın." dedi hiç beklemeden. Sorunun yöneldiği yeri görememiştim.
Cevabımı vermem için geçen süre olması gerekenden daha uzun sürdü. "Herneyse. Nasıl seslendiğin kimin umurunda?" Sesimin önemsiz bir şeymiş gibi çıkmasını sağlamaya çalıştım. Tabii ki yutmadı.
"Ufaklık diyeceğim o halde."
"İnsanları hep böyle çıldırtır mısın?"
"Ah, hayır." Oyuncu bir ifadeyle gülümsedi. "Hayır, yapmam."
"Ne güzel." dedim tersleyerek.
Bana mesafe tanıyarak dışarı çıktı. "Birbirimize güvenmezsek nasıl birlikte çalışacağız?" diye sordu. Herhalde bu bir şakaydı. Bana asla güvenmezdi, aynı benim bir dryada güvenmeyeceğim gibi.
"Varlığınla bana işkence etmeye mi geldin?"
Gülümsemesi yüzüne yayıldı."Aslında senin şu çok değerli kayıp sevgilini aramaya nereden başlayacağımızı sormaya geldim."
Hah. Son derece isabetsiz ama işe yarar bir tahmin. Bu pembe yalan bir süre daha Peri'yi spot ışıklarından uzak tutmama yeterdi.
Parmaklarımı bileğimdeki narin zincirden sarkan kırmızı yeşimin üzerinde dolaştırdım. "Yön bulucuyu verirsen bunu seve seve cevaplarım."
Andre itiraz etmeden altın işlemeli bir avuç büyüklüğündeki narin küreyi cebinden çıkarıp bana uzattı. Küreyi dikkatlice açtım ve bileğimdeki yeşimi içine bıraktım. Bir an için hiç bir şey olmadı. Ardından yüzeyi mat bir sıvıyla kaplandı. Önce kırmızı ardından lacivert bir renk belirdi. Bu bir amblemdi.
"Kırmızı zemine işlenmiş lacivert bir at, sana bir şey ifade ediyor mu?"
Andre kısa bir süre düşündükten sonra cevapladı. "Kuzey tapınaklarının amblemi. Sessizlik yemini eden rahibeler yaşıyor."
Bu iyi değil. Ama başka şansım var mıydı? "Yine de onları bulmam gerek."
"İyi. Tapınakları uzak değil." dedi ve arkasındaki adamlara döndü. "Rahibeleri buraya getirin." Küreyi benden almadan önce içindeki yeşimi çıkardım.
Hadrin avludan geçip Andre'nin yanına geldi ve kulağına bir şeyler söyledi. Andre'nin suratı gerginlikle kasıldı. Ardından ikisi birden koşar adım uzaklaştı.
Bu yeni sıkı gözetim bir önceki kadar can sıkıcıydı. Adamlarının rahibeleri aramaya gitmelerinin üzerinden bir kaç gün geçmişti. Andre'yi de o günden sonra bir daha görmedim. Beklenti gittikçe gerilmeme neden oluyordu. Arada yaralı askerler gelmeye devam ediyordu. Göze batmamak için gereken her şeyi yapıyordum. Yine de bu kadar çok nöbetçi varken gözden kaybolmam mümkünmüş gibi bir çift göz devamlı üzerimdeydi. Onları atlatsam bile nereye gidebilirdim ki? İç sıkıntısını bastırmaya çalıştım.
Geçen günler yüzünden zaman kavramı iyice kayboldu. Ne kadar süredir buralarda olduğumu hiç bilmiyordum artık. Ne zaman babamı ya da evimi düşünecek olsam kalbim sıkışıyordu. Ayrıca hiç bu kadar uzun süre tılsımdan ayrı kalmamıştım. İnsan bedeninde dolaştıkça daha önce nefes almak kadar kolay olan yeteneklerim düpedüz bedenimi terketti. Ligefr bedenimi, çayırda koşarken esneyen bacaklarımı, keskin duyularımı özlüyordum. Artık hiçbir yaram da eskisi gibi kolayca iyileşmiyordu. Ne kadar zaman geçtiğini bilmiyorum ama bana oldukça uzun bir zaman gibi gelen sürenin sonunda avluda göz önünde olduğum müddetçe dolanmama aldırış etmez oldular. Hiçbir şey yapmamak başka bir işkenceydi. Öğleden sonra temizlikçilerden birinin oğlunu avluda elindeki oyma tekerleği sürerken izledim. Oyuncak taş mermerin arasına takılıp ezildi. Bir an ne yapacağını bilemeyerek etrafına bakındı. Beni gördü ve tekerleğini alıp yanıma geldi. Tekerleği uzanıp elinden aldım. Küçük bir taş yardımıyla ezilen yeri düzeltip ona geri uzattım. Uzaklardan hırıltıya benzer bir ses duyuldu. Zhmir simsiyah gözleri ile avlunun diğer ucunda bizi izliyordu. Boğazıma bir yumru oturdu. Hiçbir şey söylemeden arkamı dönüp oradan uzaklaştım.
Günler bir akşam üzerine kadar aynı katlanılmaz bekleyişle geçmeye devam etti. Mutfakta çalışan hizmetlinin kocası avlunun kenarında eski bir kapıyı tamir etmeye çalışırken her şey yine olağan sıradanlık içindeydi. Hizmetliler bana nöbetçiler kadar düşmanca davranmıyordu. Yaşlı adama sakin adımlarla yaklaştım. Yaptığı işten kafasını bile kaldırmadı. Yerdeki tahta yamayı elime aldım ve o çivilerle sabitlerken kapının üzerine yerleştirmeye başladım.
Avludan bir ses yükseldi. "Lanet sürtük! Biz sefil halde savaşırken hiçbir şey yokmuş gibi burada keyif çatıyor!" Gözlerini üzerime dikmiş sarışın iskeleti tanıdığımda tüylerim diken diken oldu. Bu beni yakaladıkları gün eğlenmeyi teklif eden askerdi. Yanında benden en fazla birkaç karış daha uzun, tiksinti dolu gözlerini üzerime dikmiş başka biri vardı. Elimdekileri hızlıca yere bırakarak onların gözlerinden mümkün olan tek uzak yere, odaya kaçtım. Bir şeyleri tekmelemek isteği ile dolup taşıyordum. Burada onların insafına kalmış olmanın nefreti boğazımda tırmandı. Göğsüm eksik güçlerimin arzusuyla yandı. Kapana kısılmış bir halde aniden kendimi Andre'nin bir an önce dönmesini dilerken buldum. Anlaşmamız gerçekleşmeden önce hiç değilse köpeklerini uzak tutardı.
Tam sakinleşmeye başladığım anda aniden oda gürültüyle açıldı. Sarışın iskelet cüretkarca kapıdan içeri girdi. Yüzünde iğrenç bir sırıtışla "Şunun pis haline bir bak." dedi. Odadan dışarı çıkmak için çok geçti. Kapıdaki arkadaşı halinden memnun bir ifadeyle çaresizliğimi izledi. Ne yapacağımı bilemeyerek sırtım eski dolaba çarpana kadar odanın diğer ucuna yürüdüm. "Korkacak bir şey yok." dedi bana yaklaşan adam keyifli bir sesle. "Yaklaşmayın." diye uyardım. Sesim fısıltıdan farksızdı. Çaresizliğimden keyif alarak üzerime yürümeye devam etti. Kendimi korumak için çaresizce etrafı aradım. Elim soğuk bir demire çarptı. Dolabın bir rafında unutulmuş eski şamdanı iki elimle tutarak bana yaklaşan adama doğru savurdum. Kafasını geri çektiyse de yüzünü tam olarak kaçıramadı. Kaşının kenarından açılan sıyrıktan kan sızmaya başladı. Gözlerinde bir ateş belirdi. Ben daha ne olduğunu anlayamadan tek eliyle saçlarımı kavradığı gibi beni dolaba fırlattı. Kafam raflardan birine sertçe vurunca yere kapaklandım. Diğer eliyle yüzüme bir tokat attı. Görüşüm karardı. Üzerime kabus gibi kapandı. Nefes alamıyordum. Gözlerimde şimşekler çakarken oda kararmaya başladı.
O sırada bir şey üzerimdeki adamı benden kelimenin tam anlamıyla söküp aldı.
Buğulu bir zihinle Hadrin'in iki adamı avluya sürükleyişini izledim. Kim olduğunu anlamadığım bir el kafamı yokladı. Andre'nin bana bakan dehşete düşmüş ifadesini gördüğümde hiç düşünmeden kollarımı boynuna doladım. Titrememe engel olamıyordum. Ellerine kafamdan akan kan bulaşmıştı. Bayılmadan hemen önce dudaklarımdan bir şey kaçtı. "Beni bırakma."
Bölüm etkileşimi
