19. bölüm / 41
TUTSAKÇözülme
Bölümler 41Şu an: Çözülme
- 1 Giriş671 kelime
- 2 Kapan1.476 kelime
- 3 Patlama1.086 kelime
- 4 Beklenti720 kelime
- 5 Tehlikeli Rüyalar1.602 kelime
- 6 Anlaşma1.223 kelime
- 7 Bekleyiş1.327 kelime
- 8 Yolculuk1.381 kelime
- 9 Çamsakızı1.334 kelime
- 10 Canavar1.204 kelime
- 11 İtiraf1.170 kelime
- 12 Tapınak1.042 kelime
- 13 Saldırı1.974 kelime
- 14 Dönüş Yolu1.500 kelime
- 15 Karışık Duygular1.479 kelime
- 16 Kayıp Prenses1.029 kelime
- 17 Yetenek1.309 kelime
- 18 Yolcu Hanı1.534 kelime
- 19 Çözülme1.268 kelime · Okuduğun bölüm
- 20 Tehlikeli Plan1.285 kelime
- 21 Pazarlık1.106 kelime
- 22 Karşılama1.195 kelime
- 23 Baskın Özellik1.205 kelime
- 24 İsyan1.817 kelime
- 25 İhanet1.526 kelime
- 26 Bedel1.571 kelime
- 27 Hayal1.186 kelime
- 28 Kaybedilecek Şeyler1.180 kelime
- 29 Mavi Alev1.700 kelime
- 30 Teminat1.147 kelime
- 31 Zihin Oyunları1.291 kelime
- 32 Bağ1.011 kelime
- 33 Kayıp1.353 kelime
- 34 Cadı Avı1.684 kelime
- 35 Söz1.444 kelime
- 36 Hesaplar1.108 kelime
- 37 Görev ve Sorumluluklar1.057 kelime
- 38 Kaynak1.101 kelime
- 39 Fedakarlık860 kelime
- 40 Ferman1.106 kelime
- 41 Final802 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İnsanlar şenlik ateşini izlemek için meydanda toplandığından sokaklar son derece ıssızdı. İkisini dar sokaklarda peşin sıra izlerken en fazla bir ya da iki kişinin yanından geçtim. Andre bir sonraki köşeden dönmeden önce kısa bir an omzunun üzerinden sokağa baktı. Nefes almaya bile korkarak sessizce olduğum duvara sindim. Yakalanmamak için araya mümkün olduğunca mesafe koymaya karar verdim. Bu yüzden onlar yeni bir yola sapmadan önce beklerken sabrımı son damlasına kadar kullanmam gerekti. Ardından olabildiğince hızlı adımlarla sokağın sonuna ilerledim. Köşeyi döndüğümde yol ikiye ayrıldı. Lanet olsun. Nereye saptıkları hakkında hiç bir fikrim yoktu. Davetsiz bir panik boğazımdan yükselirken vakit kaybetmeden sağdaki yolu saptım. Bu noktada geriye dönmeye hiç mi hiç niyetim yoktu. Yaklaşık beş dakika sonra artık kaybolduğumdan kesinlikle emindim.
Yaşam alanından iyice uzaklaşmış olduğumu farketmem uzun sürmedi. Sokağın iki kenarında uzanan kapılar kalın zincirle bağlanmıştı. Kulübeden bozma depoların arasında dolaşarak yönümü bulmaya çalışıyordum. İki adet son derece yapılı adam olduğum sokağa saptığında nefesimi tutarak bedenimi duvara yapıştırdım. Onlara bakmak üzere kafamı çevirdiğim sırada loş sokak lambası en öndekinin yüzüne vurdu ve farkındalık kanımın donmasına neden oldu. Kulübede bize saldıran Ligefr askerlerinin ta kendisiydi!
Adamlar bana adım adım yaklaşırken kaçacak bir yer aradım ama kahretsin ki yakalanmadan sokaktan çıkabilmem mümkün değildi. Elbisenin altından tılsımı kavradım ve işler rayından çıkmadan önce olanca kuvvetle sokağın gerisine koşmayı düşündüm. Yeterince hızlı olabilirsem buradan sağ çıkabilirdim. Duvardan destek almak üzere ellerimi arkaya attığımda bir el ağzımı sıkıca kavradı beni olduğum yere sabitledi. Dirensemde bir santim bile hareket edemedim. Beni yarı sürükler bir şekilde az gerideki deponun yarı açık kapısından içeri soktu. Daha ne olduğunu anlayamadan bedenim deponun duvarına yapışmıştı bile. Bir el ağzımı sıkıca kapatmıyor olsa da şaşkınlıktan konuşamayacak haldeydim.
Andre’nin öfkeden deliye dönmüş gözleri benimkilere sabitlenmişti. Adamlar varlığımızdan tamamen habersiz bir şekilde yavaşça geçip sokaktan ayrılana kadar ne bakışlarını ne elini üzerimden çekmedi.
“Burada ne yaptığını sanıyorsun?” dedi kontrol etmekte zorlandığı bir sesle. Farkedilmemek için özel bir dikkat harcıyordu.
Öyle savunmasız yakalanmıştım ki bir an ne diyeceğimi bilemedim. “Seni takip ettim.” dedim anlık bir kararsızlığın ardından.
“O kadarını anladım.” derken gözleri kısılmıştı. “Neden beni takip ediyorsun?” Kelimenin tam anlamıyla burnundan soluyordu.
“B-ben… Ben sandım ki,”
“Ne sandın?” dedi Andre delici bakışlarıyla yüzümde bir cevap arayarak.
“Sen Eva ile çıkınca sandım ki,” O an gözlerim deponun içinde Eva’yı aradı.
Andre ne yaptığımı farkedince gözlerinden gerçek bir şaşkınlık geçti. “Kıskandığın için mi beni takip ettin?”
Baştan aşağı kıpkırmızı olmuştum. “Nerede o?” diyiverdim ansızın.
Andre kafasını eğip kısık sesle bir küfür etti. “Lanet olsun Liya,” Kafasını kaldırdığında öfkesi bir an için dağılmış gibi göründü. Üzerimdekilere baktı ve düşünmeden üstündeki kazağı çıkarıp başımdan aşağı geçirdi. Üstünde yalnızca ince bir tshirt ile kalmıştı. Bir eliyle sıkıca kolumu kavradı ve beni deponun içine doğru çekerken kararlı şekilde yürümeye başladı. “Beni takip et ve sakın sesini çıkarma.”
Deponun arkasında ufak kapıyı ses çıkarmamaya gayret ederek yerinden oynattı. Burada ne aradığımızı bilmeden sessizce onu takip ettim. Sokağın köşesinde deponun üzerine uzanan yaklaşık iki metre boyundaki merdivenin altında durduk. İki eliyle belimden kavradı ve merdivene yetişebilmem için beni kaldırdı. Merdivenden kendimi deponun üzerindeki tozlu alana çektim. Andre hemen arkamdan gelirken yerdeki ıvır zıvıra basmamaya çalışarak ilerledim.
“Eğil!” dedi bana az sonra sessizce. Çatının kenarına emekleyerek yaklaştım.
Az önce yanımızda geçen iki Ligefr askeri az ilerideki bir açıklıkta arkası onlara dönük duran ve en az onlar kadar yapılı görünen bir başka adamla buluştu. Askerlerden biri adamın boğazına sarıldığı gibi onu sokak lambasının demirine yapıştırdı.
“Bizimle oyun mu oynuyorsun? Hangi akla hizmet bana saldırırsın?” dedi öfkeli bir sesle.
“Kızı öldürmeniz için size yeterince zaman ve şans verdim. Andre anlaşmamızda yoktu. Ona zarar verirseniz araya gireceğimi söylemiştim.” dedi askerin elinden kurtulmaya çalışan boğuk ve tanıdık bir ses. Sesin sahibi yüzü görmeye çalıştım ama yüzü karanlıkta kaldığı için başaramadım.
“Neredeler?” diye sordu asker adeta gürleyerek. Hala sıkıca adamın boynunu tutuyordu.
“Kale yolunda olmalılar.” dedi askerin elinden zor bela kurtulan adam. Geriye doğru bir adım attı ve kafasını ışığa doğru kaldırdı. Bense herhangi bir ses kaçırmamak için refleks halinde bir elimle ağzımı sıkıca kapattım. Hadrin’in terli yüzü orada görmeyi beklediğim son şeydi. Temkinli bir şekilde devam etti. “Oraya vardıklarında kızı size getireceğim. Daha fazla ortalarda görünmeyin. Zaten yeterince dikkat çektiniz.”
“Bir sorun var,” dedi diğer asker. Hadrin bakışlarını ona çevirdi. “Sana getirdiğimiz ilk kız da onlarla birlikte. Seni gördüğünde tanır mı?”
Kafasını hayır anlamında salladı Hadrin. “Gözleri bağlıydı.” Ardından kuşkulu bir sesle devam etti. “Birlikte olduklarını nereden biliyorsunuz?”
“Onu evine alan kadın sessizlik konusunda rahibelerden bile inatçı çıktı. Neyse ki ikna yöntemlerimiz oldukça iyidir.” Askerler midemi bulandıran duygusuz bir sesle güldüğünde Aylin için kalbimde bir sızı hissettim. “İkisini birden ormandaki mağaraya getir. Gerisini biz hallederiz.”
Hadrin’in yüzü sıkıntılıydı. “Getireceğim.”
“Bu sefer eline yüzüne bulaştırma.” dedi diğeri tehditkar bir şekilde. “Tek yapman gereken öldüğünden emin olmaktı ama hala sorun olmaya devam ediyor.”
“Bulaştırmam.” dedi Hadrin.
“Öyle olsa iyi olur,” dedi ve dönüp sokakta kaybolmadan önce ekledi. “Ne olursa olsun sınırı geçmemeliler. Yoksa neler olacağını söylememe gerek yok sanırım.”
Öyle başım dönüyordu ki onlar ayrıldıktan sonra sırt üstü döndüm ve uzun bir süre daha çatıda yatmaya devam ettim. Tüm bunların arkasında Hadrin olduğuna inanmakta hala zorlanıyordum. Peri’yi kaçıran o muydu? Belki de döven dedi içimden daha karanlık bir ses. Buna inanmak istemeyerek kafamı salladım. Ne kadar süre orada kaldığımızı bilmiyorum. Biraz olsun toparladığımda -buna toparlanmak denirse- kafamı çevirip Andre’ye bakmayı akıl ettim. Benden on kat daha kötü görünüyordu. Gözleri kapalı bir şekilde uzanmıştı ve parmak boğumları sıkılmaktan bembeyaz kesilmişti. İçgüdüsel bir şekilde uzanıp göğsüne elimi koydum. Yumrukları gevşedi ama hiç bir şey söylemedi. Yalnızca hayal kırıklığı ile dolu gözlerini açıp gökyüzüne dikti.
Doğru kelimeleri bulmakta zorlanıyordum. Onu daha önce hiç bu kadar üzgün görmemiştim.
“İçeriden yardım aldıklarını biliyordum.” dedi Andre gözlerini gökyüzünden ayırmadan. “Handa saldırıya uğradığımız andan beri biliyorum.” Sıkıntılı derin bir nefes verdi. “Eva birkaç gündür Hadrin’in buralarda dolandığını söylediğinde bile o olduğuna inanmak istemedim. Çoktan kaleye dönmüş olması gerekirdi.” Ardından doğruldu ve kafasını dizlerine dayadığı ellerinin arasına aldı. “Nerede olduğunu soruşturmasını istedim. Bu işlerde ürkütücü derecede iyidir.” Tatsız bir şekilde gülüdü. “Her akşam aynı saatte depolara gittiğini söylediğinde ne bulmayı beklediğimi bilmiyorum.” Sesi şimdi çok daha uzaktan geliyordu. “Hep bir adım öndeydiler ve bizi elleriyle koymuş gibi buldular çünkü nereye gideceğimizi ve ne aradığımızı başından beri biliyorlardı. Muhtemelen kim olduğunu da.” Son cümleyi söylerken kafasını kaldırıp bana baktı.
“Andre,” dedim kafamı sallayarak. “Anlamıyorum. Hadrin başından beri onlarla birlikteyse neden beni öldürmedi? Kalede kapımda beklerken ya da kulübede?”
“Kalede buna cesaret edemez. En azından yakalanmayı göze almadan.” Bir an durup devam etti. “Aslına bakarsan bunun için tek bir fırsatı vardı,” derken bakışları yoğunlaştı. “Kulübede. Ama onu beni kurtarabileceğine inandırmış olmalısın.”
Kafam o kadar doluydu ki ne düşüneceğimi bilemiyordum. “Peki ya askerler? Kim olduğumuzu biliyorlarsa neden bizi öldürmeye çalışıyorlar?”
“Bana kalırsa konu siz değilsiniz. Emri her kim veriyorsa gerçek bir savaş çıkarmaya çalışıyor.”
O anda her şey netleşti. Gerçek göğsümün üstüne bir taş gibi oturdu. Tek düşünebildiğim Peri’nin kaybolduğu geceydi. Ligefr’ların komutanının Peri’yi bir yaratığın götürdüğünü söylediği gece... Onu dryad’ların aldığını ima ederken ki acılı ifadesi. Onu bir yabancıya satmıştı. Tek istediği sınırı geçmek için ufak bir bahaneydi. Kral kanıt istediğinde ise planı işe yaramadı çünkü Peri’nin bedeni bulunamadı.
“Kim olduğunu biliyorum,” dedim bir nefeste. “Kimin beni öldürmeye çalıştığını biliyorum.”
Andre bir anda uzanıp beni kendine çekti. Göğsüne kontrolsüz bir şekilde çarparken anılar bir bir kafamın içinde belirmeye devam etti. “Beni Peri’nin tılsımının olduğu odaya o götürdü,” dedim histerik bir şekilde. “Ölmediğini anladığımda peşinden gideceğimi biliyordu.” Tek yapması gereken bana yolu göstermekti. Burayı dümdüz etmek için ihtiyacı olan başka bir ölü beden. “Peyker, dedim dişlerimin arasından. “Ligefr’ın komutanı. Krala gerçek bir bahane sunmaya çalışıyor. Bu yüzden sınırı geçmemizi istemiyor.” Andre ellerini sıkıca belime sardı ve kafasını saçlarımın üzerine dayadı. Yeniden konuştuğunda gözleri karanlıkta parlıyordu. “Bunun olmasına izin vermeyeceğim.”
Bölüm etkileşimi
