TUTSAK kitap kapağı

6. bölüm / 41

TUTSAK

Anlaşma

Vaveyla Yazarı: lemonkoli

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 41Şu an: Anlaşma

Kısa kalın boyunlu bir çiftçi beni kalenin girişinin sağında kalan tarlalara götürdü. İnsanların bana olan korkusu günden güne azalmıştı. Herhalde biraz gücüm olsa bir elimde kürekle gübre temizlemeyeceğimin farkındaydılar. Ancak daima gözleri üzerimde olan nöbetçileri nereye gitsem hissedebiliyordum. Bir süre sonra varlıklarına aldırmaz oldum. Günün ilerleyen saatlerinde olanları unutmak için elimdeki işe sarıldım. Dinlenmeden o kadar uzun süre çalışmıştım ki kollarım ve belim isyan ettiğinde ancak kendime durma izni verdim. Neden bilmiyorum buraya geldiğimden beri ilk kez bir nebze olsun iyi hissediyordum. O gece kafese dönmek için zahmet etmedim. Samanlığın hemen yanındaki yere uzandım ve garip deliksiz bir uyku çektim.
Ardından gelen günler daha kolay ve daha zordu. Garip bir şekilde buraya alışmaya başlamıştım, tabii bir arpa boyu yol katedemediğim gerçeğini göz ardı edersek. Her gün çiftçinin bana verdiği işe kendimi veriyor ve bir yandan kalenin içine sızmak için zayıf bir nokta arıyordum. Kürenin izinsizce rüyasında sızdığım odada olduğuna emindim. Andre bir daha beni görmeye gelmedi. İçimdeki garip huzursuzluk buna minnettardı ama uzun süre daha burada hiç bir şey yapmadan yaşayamazdım.
Ertesi sabah uyandığımda doğrudan kalenin iç bölgesinde bekleyen nöbetçiye gittim.
Kapıda Zhmir'i bulmak iyi mi yoksa kötü mü şanstı bilmiyorum. "Andre ile konuşmak istiyorum." dedim kararlı bir şekilde.
"Yerine dön." Olay çıkarmaya niyetli bir şekilde kararlı adımlarla kapıya yaklaştım. "Neden uslu bir köpek olup yolumdan çekilmiyorsun."
Bu tam da düşündüğüm gibi onu çıldırtmaya yetti. Ellerinde atan damarların şiştiğini görebiliyordum. Yüzü değişimin etkisi ile kızarmaya başladı. Ona karşı bir şansım yoktu ama daha fazla oyalanmaya da tahammülüm kalmamıştı. Ölü veya diri...
"Belki de yeterince açık ifade edemedim. Git efendini getir köpekçik."
Zhmir ikinci bir defa düşünmedi. Üzerime doğru atıldı. Şu anki bedeninin üç katı genişliğinde devasa kızıl bir yaratığa dönüştü. Tek bir pençesiyle beni yere sermişti bile. Çarpmanın etkisiyle kafamın arkasında keskin bir ağrı hissettim. Çirkin nefesi yüzümde gezinirken uzun dişlerinin arasından sızan salya toprağa akmaya başladı. Göğsüme yaptığı baskı yüzünden nefes alamıyordum. Bir şey onu üzerimden almadan önce pençesinin havalandığını gördüm.
"Kendine gel Zhmir!" Hadrin'in gürleyen sesiyle dikkati bir an dağıldı. Bundan fırsat bularak dizlerimin üzerinden doğruldum. Hadrin gözlerini yaratığın üzerine dikmişti.
"Burada ne oluyor?" dedi öfkeli bir sesle.
Yaratık birkaç adım geri çekildi.
"Andre ile anlaşma yapmak istiyorum." dedim hızlı hızlı nefes alarak.
Hadrinin arkasından başkaları da gelmişti. Şaşkınlıkla neler olduğunu anlamaya çalışıyorlardı. Hadrin gözlerini Zhmir'in üzerinden ayırmadı. "Bu sefer sana arka çıkmamı bekleme."
Ardından kısa bir an duygusuz bir yüzle bana baktı ve arkasını dönüp yürümeye başladı. Hızlıca onu takip ettim. Sadece bir saniye için Zhmir'in bana kitlenmiş ölümcül bakışlarını izledim. Hadrin arkada kalan askerlere seslendi.
"Andre'e onu büyük salonda beklediğimi söyleyin."
Hadrin beni iki büyük kapının açıldığı geçitten kalenin içindeki yapıya soktu. Etraftaki meraklı yüzler ikimiz üzerinde dolaşıyordu. Burada nöbetçilerden çok sıradan insanlar dolaşıyordu. Taş mermerlerle döşenmiş ufak bir avludan geçip soldaki uzun koridora saptık ve sonunda karşılama salonunu andıran geniş bir odaya çıktık. Hadrin kapıyı açıp beni içeri aldı. Yürürken bir kez bile arkasını dönüp bakmadı. Her yanımız asker doluydu ve ben daha kaçmaya tenezzül etmeden buradaki askerlerin beni memnuniyetle öldürebileceğinin en az benim kadar farkındaydı.
Hadrin kapanan kapının yanında ayakta durdu ve beklemeye başladı. Eski eşyalarla doldurulmuş odanın Hadrin'den uzak bir köşesinde ben de gerginlikle bekledim.
Andre birkaç sıkıntılı dakikadan sonra içeri girdi. Gözleri Hadrin'den bana ve hemen ardından kan topladığından emin olduğum yüzüme kaydı. "Zhmir'i daha sonra bana yolla." dedi yalnızca. Ses tonundaki karanlık bir şey konuşmadan önce yutkunmama neden oldu. Hadrin çıkmadan önce başını yalnızca bir kez hafifçe eğdi.
Birkaç saniye boyunca başka bir değişimin olup olmadığını anlamak istercesine beni inceledi. Belki de fikrimi neyin değiştirdiğini düşünüyordu. Odada yalnız kalmıştık ve ben olmamam gerektiği kadar gergin hissediyordum. Üzerine bol bir kot ve koyu renk bir gömlek vardı. Kıyafetleri her zamankinin aksine kirli değildi ve bu bana yakın zamanda kaleden ayrılmadığını düşündürdü. İfadesi sert ve saçları aynı o geceki gibi dağınıktı. Aslında her zamanki halinin aksine neredeyse dinlenmiş görünüyordu. Aramızda yaşanan o olay yüzünden tatsız bir şekilde hareketlerine ve bakışlarına daha çok aşina olduğumu farkettim.
"Yine beni mi özledin?" Bakışları öfkeli değildi ama tehditkar kıvılcımların gezdiğini görebiliyordum.
Yüzüme davetsiz bir sıcaklık yayılırken öfkemi mümkün olduğunca kontrol altına almaya çalıştım. Yalnızca seni kışkırtıyor.
"Anlaşma yapmak istiyorum." dedim sesimin mümkün olduğunca kararlı çıkmasına gayret göstererek.
"Anlaşma yapmak için sende de benim istediğim bir şey olmalı," dedi küstah bir sesle. Gözlerinde oyunbaz kıvılcımlar geziyordu. Vereceğim tepkiyi beklerken şekilli dudakları yukarı doğru kıvrıldı. Gerçekten eğleniyordu.
"Yok mu?" Hala hayattaydım ve bunun tek bir anlamı olabilirdi. Bana ihtiyacı var.
Gülümsemesi yayıldı. "Sen akıllı bir kızsın." Oldukça sakin görünüyordu ama ben içgüdüsel bir farkındalıkla o kadar rahat hissetmediğini biliyordum.
Tüm bu saçmalıklara katlanmasına sebep olan şeyi duymak istiyordum. Laf oyunlarından sıkılmıştım. Doğrudan konuya girmeye karar verdim. "Benden tam olarak ne istiyorsun?"
İfadesi keskin, sözleri netti. "Tılsımını."
Bakışlarındaki yoğunluk cevabımı beklerken arttı. Bunu gösterdiğinden daha fazla arzuluyordu.
Boğazımdan boğuk bir kahkaha yükseldi. Ne kadar çaresiz olursam olayım tılsımı ona bu şekilde vermem söz konusu bile değildi. Neyi bu kadar komik bulduğumu anlayamıyormuş gibi bir kaşı havaya kalktı.
"Sen kafayı yemişsin," dedim sesime yansıyan alaya aldırmadan. "Onu sana versem bile -ki vermem- ben olmadan hiçbir işine yaramaz."
"Seni bırakacağımı kim söyledi?" Avına kitlenmiş bir yırtıcı gibi bakarken gözlerinde yine o küstah bakış vardı. Gerginliğimi ele vermemeye çalıştım.
"Aklında olsun pazarlık iki tarafın da özveride bulunduğu bir iletişim şeklidir."
Gülme sırası Andre'deydi. İç gıcıklayıcı ve tasasız bir kahkaha attı. Az önce yeniden kapıdan giren Hadrin'in şaşkın bakışları ne olduğunu anlamaya çalışarak ikimizin arasında gidip geldi.
"Pekala, şuna ne dersin? Sen bana tılsımının yerini söyle, ben de sana umutsuzca istediğin şu küreyi vereyim." İş birliğine yanaşıyor olmam onu eğlendiriyor olmalıydı.
Elimde kullanabileceğim doğru düzgün bir koz yoktu. Aslında neredeyse hiç bir şey yoktu. Bu yüzden işleri leyhime döndürebilecek en iyi seçeneği düşündüm.
"Benim daha iyi bir fikrim var. Aradığım kişiyi bulmama yardım eder ve gitmemize izin verirsen, tılsımdan vazgeçerim."
Sözlerimi tartarken bir süre sessiz kaldı. Hadrin bile kaskatı kesilmişti. Tılsım ligefr'lar ile baş edememelerinin tek nedeniydi. Böyle bir fırsatı tepemezdi.
"Ligefr'ların sözlerinden dönemediğini sanıyordum?"
"Dönemiyoruz." Cevabım otomatikti. Tabii ölmek istemiyorsak.
Şimdi eskisi kadar eğlenmiyor olması bana garip bir zevk verdi. "Bir daha böyle bir şansın olmayacak. Başka hiç bir şartta sana onu vermeyeceğim." Bunun riskli bir hamle olduğunu bildiğim halde kendime bu kadarlık zafer için gülümseme izin verdim. Kabul edecek. Başka şansı yok.
"Kimi aradığını söylersen bunu kabul etmeyi düşünebilirim." dedi sonunda. Gözlerini cevapları kendi elleriyle çekip almak ister gibi gözlerime dikmişti.
Eninde sonunda bir şeyleri ele vermek zorunda kalacağımı biliyordum ama mecbur kalmadan buna niyetli değildim. "Uzun zaman önce kaybettiğim birini."
Birkaç uzun saniye delici bakışlarıyla beni tartmaya devam etti. Sonunda yüzüne keyifli bir bakış yerleşti. Kararını vermişti. "Neden misafirimiz için daha konforlu bir oda hazırlamayalım Hadrin?"
Rahatladığımı belli etmemeye çalışarak tuttuğum nefesi dışarı verdim. O kafese bir daha dönmeyecektim.
Hadrin karşı çıkmak ister gibi bir an durdu. Ama sonra hiçbir şey söylemedi. Arkasını dönerek odanın kapısından çıkıp gitti.
Kapının dışının asker dolu olduğunu bildiğim halde odanın içerisinde yeniden Andre ile baş başa kalmak az önceki rahatlığımı alıp götürmeye yetti. Bana diğerleri gibi açıkça saldırgan davranmadığı halde beni hepsinden daha çok tedirgin ediyordu. Bunun sebebi diğerlerinin ona koşulsuz itaat etmesi miydi yoksa etrafına yaydığı tuhaf tehditkar havadan mıydı bilmiyorum. Huzursuzca gözlerimle onu takip ettim.
Bana bakarken kafasını hafifçe yana eğdi ve tüm dişlerini ortaya seren bir gülümsemeyle "Eğer sözünü tutmazdan seni diğerlerinden önce kendim avlarım." dedi. Buna şaşırmamalıydım ama yine de genişçe gülümsemesinin arasından arka dişlerini görmeye hazırlıklı değildim. Tuhaf bir titreme omurgamdan aşağıya süzüldü.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

3okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.