16. bölüm / 41
TUTSAKKayıp Prenses
Bölümler 41Şu an: Kayıp Prenses
- 1 Giriş671 kelime
- 2 Kapan1.476 kelime
- 3 Patlama1.086 kelime
- 4 Beklenti720 kelime
- 5 Tehlikeli Rüyalar1.602 kelime
- 6 Anlaşma1.223 kelime
- 7 Bekleyiş1.327 kelime
- 8 Yolculuk1.381 kelime
- 9 Çamsakızı1.334 kelime
- 10 Canavar1.204 kelime
- 11 İtiraf1.170 kelime
- 12 Tapınak1.042 kelime
- 13 Saldırı1.974 kelime
- 14 Dönüş Yolu1.500 kelime
- 15 Karışık Duygular1.479 kelime
- 16 Kayıp Prenses1.029 kelime · Okuduğun bölüm
- 17 Yetenek1.309 kelime
- 18 Yolcu Hanı1.534 kelime
- 19 Çözülme1.268 kelime
- 20 Tehlikeli Plan1.285 kelime
- 21 Pazarlık1.106 kelime
- 22 Karşılama1.195 kelime
- 23 Baskın Özellik1.205 kelime
- 24 İsyan1.817 kelime
- 25 İhanet1.526 kelime
- 26 Bedel1.571 kelime
- 27 Hayal1.186 kelime
- 28 Kaybedilecek Şeyler1.180 kelime
- 29 Mavi Alev1.700 kelime
- 30 Teminat1.147 kelime
- 31 Zihin Oyunları1.291 kelime
- 32 Bağ1.011 kelime
- 33 Kayıp1.353 kelime
- 34 Cadı Avı1.684 kelime
- 35 Söz1.444 kelime
- 36 Hesaplar1.108 kelime
- 37 Görev ve Sorumluluklar1.057 kelime
- 38 Kaynak1.101 kelime
- 39 Fedakarlık860 kelime
- 40 Ferman1.106 kelime
- 41 Final802 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kürenin pürüzsüz yüzeyi hala nehrin yanındaki köyü işaret ediyordu. İkisinin arasında ormandaki patikayı takip etmeye başladım. Nehre yaklaştığımızda dinlenmek için kısa bir mola verdik. Andre etrafı kontrol etmek için ayrıldı. Kulübeden ayrıldığımızdan beri ağzını bıçak açmıyordu. Zhmir arada bir ikimize birden kaçamak bakışlar fırlatıyordu. Acayip gergin bir ortam vardı.
Kısa bir molaydı. Tılsım yalnızca benim hissedebildiğim şekilde titredi. Ansızın olduğum yerde durdum. Nerede olduğumuzu bilmiyordum ama onu hissedebiliyordum. Çok yakın. İkisi birden ne olduğunu anlamak için durup bana döndü.
Yeniden harekete geçtiğimde ayaklarımın kontrolünü kaybettim. Patikanın aşağısında beliren köye doğru var gücümle koşuyordum. Tılsım sahibine doğru çekilirken ufak tefek evlerin önünden geçip bir ara sokağa saptım. Yolun sonunda arka ormana bakan küçük beyaz renkli ahşap bir ev belirdi.
Harekete geçmeden önce sendeledim. Kafamın içinde sorular uçuşuyordu. Kaç yıl olmuştu? İki mi?
Ön kapı gürültüyle açıldı.
"Liya gerçekten sen misin?"
Tanıdık sesin sahibine dönerken derma çatma kulübeden bana doğru bir kızın koştuğunu gördüm.
"Peri?"
Şaşkınlıkla ona yöneldim. Boynuma atlarken narin vücudunu kollarımla sardım. Kokusunu içime çekerek ona bütün gücümle sarıldım. Nihayet bırakmaya hazır olduğumda bir adım geri çekilerek onu inceledim. Hatırladığımdan daha uzundu. Gri gözleri solgundu ama tarifsiz bir sevinçle aydınlanmıştı. Sarı saçları zorla toplanmış topuzundan omuzlarına dökülüyordu.
"Burada ne arıyorsun?" dedi şaşkınlıkla.
Gözlerimin dolmasına engel olamadım. Onu kaybettiğimi sandığım onca zamandan sonra canlı kanlı bir şekilde karşımda duruyordu. Yanaklarını ve yüzünü avucumun arasına aldım.
"Onca zaman boyunca öldüğünü sanıyordum." dedim boğuk sesimle.
Arkasındaki yaşça daha büyük bir kadın elindeki silahı bize doğrultarak yaklaştı. Ne olduğunu anlayamamıştı.
"Sorun yok Aylin. O benim kardeşim." dedi Peri kadına doğru dönerek.
Peri başımın üzerinden arkamızdakilere baktı.
"Benimle birlikteler." dedim kısaca açıklayarak. Peri başını salladı ve beni eve doğru çekti. Andre ve Zhmir sadece bizi takip ettiler.
Ahşap kulübenin içi şöminede yanan odunların etkisi ile ısınmıştı. Aylin arkamızdan kapıyı kapatırken Peri ile birlikte şöminenin yanındaki koltuğa yerleştik.
"Hala burada olduğuna inanamıyorum. Nasıl?" diye sordu bana buğulu gözlerinin ardından.
"Seni arıyordum." dedim. Uzanıp Peri'nin ellerini avuçlarıma aldım. "Nasıl hayatta kaldın?" Derin gri gözleri benimkilere kitlenmişti. Nerden başlayacağını bilemiyor gibiydi.
"Kolay değildi." dedi. Başından geçenleri anlatırken kalın dudakları aşağı doğru sarktı.
Kolları ve bacakları bağlanmış bir şekilde bir atlı arabasının yük kısmında gözlerini açmıştı. Nereye götürüldüğünü bilmiyordu. Tanımadığı bir adam tarafından değersiz bir köle gibi başka bir yabancıya satılmıştı. Onu satın alan adam tılsımın onda olmadığını anladığında kandırıldığı için sinirlenmişti. Bunu anlatırken bir an boynumdaki tılsıma baktı. Hiçbir şey söylemedi ama kendi tılsımı olduğunu biliyordu.
"Sinirini benden çıkardı." dedi sıkıntılı bir anıyla kollarını kendine dolayarak. Tüylerim diken diken oldu. Anlattığından fazlası olduğunu görebiliyordum. Devam etmeden önce biraz durdu. "Bir gün işler daha da çirkinleşti ve öldüğümü sanarak beni kasabanın yanındaki bir çöplüğe bıraktı." İçimde kabaran nefret yüzünden titremeye başlamıştım. Peri farkına varmamış görünüyordu.
Kendi anılarında kaybolmuştu. "Aslına bakarsan bunu gerçekten istedim, yani ölmeyi." Sıkıntılı kaçamak bir bakış attı. "Ama tılsım olmadan bile ölemeyecek kadar hızlı iyileşiyordum. Gözlerimi yeniden açtığımda bir tapınaktaydım. Beni bir rahibe bulmuştu."
İçgüdüsel olarak uzanıp ellerini avucumun içine aldım. "Ne olduğumu anladıklarında benden korktular ve oradan ayrılmamı istediler. Beni getiren rahibe onlara karşı çıktı. Ona sorun çıkarmak istemiyordum. Yine de güvenli bir yer bulana kadar bekledim."
Aylin hiç kıpırdamadan köşeden bizi izliyordu. Andre pencerenin önündeydi. Yüzündeki ifadeden hiçbir şey anlaşılmıyordu. Şimdi yolda olduğundan daha gergin görünüyordu. Zhmir ise girişteki duvara dayanmış bakışlarını Peri'den alamıyor gibiydi.
"Başta geri dönmek için bir yol arıyordum." dedi Peri dikkatimi yeniden ona çekerek. Kayalıktaki kaleye yakın olduğu için tapınaktan oraya kolayca ulaşabiliyordum." Zhmir huzursuzca kıpırdandı. "Dryadlar varken yakalanmadan geçmemin imkânsız olduğunu anladığımda bundan vazgeçtim. Uzun bir zaman tapınakta kaldım. Nöbetçilere çok yakın olduğu için kısa bir süre önce rahibe beni buraya getirdi. Aylin uzun süredir yalnızmış. Ne olduğumu sorun etmedi ve bana kalacak bir yer verdi."
"Onca zaman seni kimse görmedi mi?"
"Arada beni buraya getiren rahibe uğruyor. Daha birkaç gün önce buradaydı." Rahibenin döndüğü zaman karşılaşacağı manzara içimi acıttı. "Aylin kasabadan ihtiyaçlarımızı alıyor. Zorunda kalmazsam ormanın dışına çıkmıyorum." dedi Peri düşüncelerimi bölerek. Sesindeki yalnızlık içimi yaktı. Onu kendime çekip bir kez daha sarıldım. Onu rahatlatmanın bir yolunu bulmak istedim.
Kollarımı gevşettiğimde beni teselli etmek istercesine gülümsedi. Yüzündeki çocuksu neşe yaşadıklarının acısıyla kirlenmişti. Ardından bakışları kapının yanında duran Andre ve Zhmir'e kaydı.
"Beni arkadaşlarınla tanıştırmayacak mısın?" dedi bir ceylan gibi sekerek yanlarına giderken. O anda içimi bir korku saldı. Askerler onun burada bulduğu ufacık huzurlu hayatına devam etmesine izin verir miydi? Onca yaşadığı kötü şeyden sonra onu bulmak uğruna onu nasıl bir tehlikeye atmıştım? Kendimi aralarına atmak istedim. Ama ben ulaşamadan Peri Zhmir'in karşısına dikilmişti bile.
"Zhmir" dedi Peri'nin kendine uzatılan davetsiz elini kararsızca tutarak, "Bu da ağabeyim Andre."
"Kalenin askerisiniz değil mi?" dedi Peri önemsiz bir şeyi soruyormuş gibi. "Sizi kayalıklardan görmüştüm."
Olduğum yerde donakaldım. Öyleyse dryad olduklarını biliyordu. Zhmir ve Andre de Peri'nin sıcakkanlılığı karşısında en az benim kadar şaşkın görünüyordu. Onlarla benimle geldikleri için mi bu kadar rahat konuşabiliyordu?
"Evet." dedi Zhmir. Hala yaslandığı duvardan kıpırdamamıştı.
Peri iki kardeşi de süzdükten sonra yeniden usulca söze girdi. "Bu akşamı bizimle geçirecek misiniz?" dedi doğrudan Zhmir ile konuşarak.
Zhmir yalnızca kafasını sallamakla yetindi.
Aylin ne benim ne de askerlerin evinde olmasına itiraz etmedi. Bir grup davetsiz yabancıyla birlikte olmaktan rahatsız görünüyordu ama tüfeğini bir daha eline almadı. Yalnızca onu kolayca ulaşabileceği masanın kenarına dayadı. Andre ve Zhmir de en az benim kadar gergindi. Evdeki tek rahat kişi Peri'ydi. Sanki sıradan bir akşam geçiriyormuş gibi oradan oraya sekerek masaya yemek taşıdı.
Andre beni kolumdan tuttuğu gibi üst kata uzanan merdivene çekti. Sırtım duvara dayanmıştı.
"Bana ne zaman söyleyecektin?" Çenesi gerginlikten kasılmıştı ve irisindeki siyah benekler tehlikeli bir şekilde dans ediyordu.
"Neyi?" derken sırtımı dikleştirdim.
Çileden çıkmış gibi ellerini saçlarına daldırdı. "Ben sandım ki," kafasını aşağı eğip kısık sesle bir küfür savurdu. Ardından yeniden gözlerime baktı. "Sen," Dudaklarından belli belirsiz bir seğirme geçti. "Liya," Adımı ağzından duymak garipti. Artık sır perdesi kalkmıştı. Adımı ve kim olduğumu biliyordu. "Ligefr'ın kayıp prensesi."
"Şimdi biliyorsun işte. Ne farkeder?"
Ellerini iki yanımdan duvara koyarken bu andan uzaklaşmak istiyormuş gibi gözlerini kapadı. Derin bir nefes verdi. Bir an için hiç olmadığı kadar kırılgan göründü. Yüzüne bakarken garip yakıcı bir sıkıntı kapladı içimi. Ne söyleyeceğimi bilmiyordum.
"Sanırım erkek arkadaşımı bulmayı tercih ederdin." dedim sonunda konuşabildiğimde.
Boğuk küçümseyici bir kahkaha attı. Gözlerini yeniden açtığında artık öfkeli değildi. "Bu çok daha..." Kısa bir nefes verdi. "Basit olurdu."
Bölüm etkileşimi
