TUTSAK kitap kapağı

36. bölüm / 41

TUTSAK

Hesaplar

Vaveyla Yazarı: lemonkoli

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 41Şu an: Hesaplar

“Bu harika!” Peri üzerime sıçradığında hazırlıksız yakalandım. İkimiz birden dengemizi kaybederek arkaya savrulduk. Kollarının arasından zorlukla nefes alırken boğuk bir kahkaha attım. Peri ise heyecanla hala tepkisiz bir yüzle bize bakan Zhmir’e döndü. “Harika, değil mi?”

“Öyle, sanırım.” Zhmir’in bakışları kararsızca aramızda gezindi.

Peri kollarını boynumdan çekip Zhmir’e yönelirken hevesi boğazında kalmış gibiydi. “Öyleyse neden sevinmiş gibi değilsin?”

“Kral’ın bunu karşılık beklemeden onaylayacağından şüpheliyim sadece.” Zhmir bakışlarını pencereye çevirdi.

Ona hak veriyordum. Bitmek bilmez bir nefret savaşından sonra her şeyin bu kadar kolay çözülmesini bekleyemezdim. İçimde git gide büyüyen endişe bulutunu görmezden geldim.

“Ondan karşılığında ne isteyebilir ki?” dedi Peri kendini yatağa bırakırken, düşünceli bir şekilde dudaklarını kemirmeye başladı.

“Andre’yi biraz olsun tanıyorsam hem Dryad’ları hem de Liya’yı korumanın bir yolunu bulacaktır.” dedi Zhmir yatıştırıcı bir sesle.

“O zaman sorun ne?” dedi Peri yeniden Zhmir’e dönerek.

“Sorun şu ki ne zaman birini feda etmesi gerekse hep kendini seçiyor.”

Öğleden sonra sözleştiğimiz gibi odanın içerisinde Andre’yi beklerken kendime engel olamadığım bir şekilde volta atmaya devam ediyordum. Belki bininci kez ona seslenmeyi düşünsem de kendimi dizginlemeyi başardım. En kötü senaryoda kalan tüm enerjime ihtiyacım olacaktı. Zhmir’in sözleri bir şekilde aklımdan çıkmıyordu. Başı belaya girmiş olabilir miydi? O zaman bana seslenirdi değil mi? Pencereden yeniden kapıya doğru adımlarken sabrımın tamamen yittiğini hissettim. Ona seslenmek üzere gözlerimi kapadım.

Neredesin?

“Düşündüğünden daha yakın.” Ses kafamın içinden değil kapıdan gelmişti.

“Andre!” Onu kapıda görür görmez koşup üzerine atıldım. Kollarımı boynuna doladım. O bana keyifli bir şekilde gülümserken kafamı kaldırıp kaşlarımı çattım. “Geç kaldın!”

Tek kaşı havalandı. “Daha evlenmedik bile ama sen şimdiden hesap soruyorsun,” Cevabı kalp atışlarımı hızlandırırken yüzündeki gülümsenin beni umutlandırmasına izin verdim. Yine de hemen sakinleşemeyecek kadar endişeliydim.

“Anlat çabuk! Meraktan ölüyorum.”

“Önce buraya gel.” derken ayaklarım yerden kesilmişti bile. Sesi de bakışları kadar yumuşaktı. Beni kucağına alıp usul adımlarla odanın içine yürüdü. Yatağa es geçip dünkü koltuğa oturdu. Yeniden sanki elli değil de beş kiloymuşum gibi beni kucağına bırakmıştı. Gözleri dikkatle yüzümü inceledi.

“Peri’yi görmeye gitmedin mi?”

“Gittim.” dedim hızlıca. “Çok daha iyi görünüyor. Rahipler ona tılsımını yeni bir ayinle vermeyi planlıyor.”

“Duydum.” dedi kafasını hafifçe sallayarak. “Zhmir iki gün sonra tapınaklarda yapılacağını söyledi ama sanırım dryadların oraya girilmesine izin verilmez.”

Başımı iki yana salladım. “Değil dryadlar kıdemi düşük rahipler bile Ligefr’ın kaynağının çıktığı ana tapınağa giremezler.”

“Bu yüzden onu yanımda götürmeyi planlıyorum.” dedi usulca.

Bakışlarımdan geçen hayal kırıklığını görmemesi imkansızdı. “Gidiyor musun?” Sesimin bu kadar cılız çıkmasından nefret ettim.

Bir eli yüzümü kavrarken bakışları ciddileşti. “Çok ama çok kısa bir süreliğine.” Parmaklarının sırtı elmacık kemiğimi okşadı. “Tören bittiğinde dönmüş olacağım.”

Kendimi sakin kalmak için zorluyordum. “Kaleye mi dönüyorsun?” Sanki bu her akşam yaptığımız bir şeymiş gibi sakince yüzümü okşuyor ve bakışları okşadığı yerlerin üzerinden geçiyordu. Kafasını olumsuz anlamda salladı. Konuşmaya isteksiz oluşu daha fazla soru sormak istememe neden oluyordu.

“Babamla ilgili değil mi?” dedim ansızın başımı dikleştirerek. “Seni onun için bir şey yapmaya yolluyor.”

“Endişelenmeni gerektirecek bir şey değil.”

Elini kavrayıp bana bakmasını sağladım. “Bırak buna ben karar vereyim. Senden tam olarak ne istedi?”

Andre bakışlarımla buluştuğundan usul bir nefes verdi. “Sınır boyunda sorun çıkaran bir isyan var. Artık savaşçılar da olmadığı için muhafızların gücü onları bastırmaya yetmez. Onun için savaşmamı istiyor.”

Kalbim bu sefer korkuyla hızlanmıştı. “Bu…tehlikeli değil mi? Neden Ligefr için kendini riske atasın ki?” dedim bakışlarımı yüzünden kaçırmadan. Yüzü sakin olmasına rağmen oturuşu gergindi. Bunları benimle tartışmak istemediği belliydi. Derin bir nefes aldı.

“Bunu sadece senin için yaptığımı söylersem haksızlık etmiş olurum.” Bakışlarını yüzüme çevirdi. “Dryad halkının başka ağır bir anlaşmayı kaldırabilecek ne gücü ne de kaynağı kalmadı. Ligefr’ınsa korunmaya hiç bu kadar ihtiyaç duyduğu bir dönem olmamıştı. Sınır boylarının savaşçıların infazını bir fırsat olarak görmesi beklenmedik değil. Bir Kral’ın da varisine talip olan kişiden bunu talep etmeye hakkı var. Bu işi doğru şekilde sonuçlandırmak için ne gerekiyorsa yapacağım.”

Onu anlamadığımdan ya da hak vermediğimden değil, yalnızca kaygılanmaktan yorulmuştum. Sınır boylarının sayısını kafamda canlandırmaya çalışırken “Kaç kişilik bir isyandan bahsediyoruz?” diye sordum. Bir yandan da birbirlerine olan uzaklıklarını hesaplamaya çalışıyordum.

Tavrımdaki ani değişim onu eğlendirmiş gibi sırıttı. “Benimle savaşa mı çıkacaksın?” Yüzüne ciddiyetle bakarken elimi omzuna vurdum. “Sırıtma da cevap ver bana. Her an seninle evlenmekten vazgeçebilirim.”

Sırıtışı daha da büyürken kafasını yüzüme yaklaştırdı. “Hiç birinin dryadlara kafa tutacak bir gücü yok.” dedi kendinden emin bir sesle. “Ayrıca senin de benden kurtuluşun yok.” Sözleri kendinden emin bakışlarıyla birleştiğinde karşı konulamaz oluyordu.

Elimi göğsünden sarkan tılsımın üzerine kapadım. “Madem endişelenecek bir şey yok, bunu da yanında götür.”

Andre’nin neşesi hızla silindi. “Liya, bunu son bir kez daha söyleyeceğim. Tılsımı ne benim ne de başkası için bir daha çıkarmayacaksın.” Zarif mavi taşın zincirini boynumdan geçirdi. “Törenden sonra seni tapınakların kapısında bekliyor olacağım ve eğer tılsımı boynunda görmezsem inan bana ilk gerçek kavgamızı yapacağız.”

Bakışlarımı ellerime çevirdim. Kalan zamanımızı tartışarak harcamak istemiyordum. “Ne zaman gidiyorsun?”

Yarın demesini umdum ama konuşmadan önce burnunu boynumdan saçlarıma götürüp derin bir nefes aldığında hoşlanmayacağım bir cevabın geldiğini biliyordum. Cevap vermeden önce bir süre oyalandı. “Dryadlar toplanır toplanmaz.”

Şimdiden kalan azıcık zamanımızı böyle geçirdiğimiz için pişmandım. Yüzüne bakacak şekilde kucağında dönüp dizlerimi kıvırdım. Ne yaptığımı anlamaya çalışırken dikkatle beni izledi. Kollarımı omzuna attığımda nefesi yüzümü okşayacak kadar yakındı. Onun erimiş çikolata rengi gözlerine baktım ve aramızdaki mesafeyi kapatarak dudaklarımı onunkilere bastırdım. Sanki bunu bekliyormuşcasına beni memnuniyetle karşılarken bir eli belimi sarıp bedenimi ona yasladı. Kollarının arasında olduğumdan daha da küçülmüş gibiydim. Dudaklarımın onunkilerin arasında erirken içimde yükselen karşı konulamaz arzu bedenimi ele geçirdi. Aramızdaki hiç bir engele tahammülüm kalmamıştı. Andre bir eliyle kalçalarımı tutarken bir elini kazağımın içinden sırtıma kaydırdı. Kalçamın üzerinde doğrulurken ağzımdan bir inleme çıktı. Andre’nin bedenimi kavradığının ve beni kendiyle birlikte yatağa taşıdığının hayal meyal farkındaydım. Az sonra sırtım pek de yumuşak olmayacak şekilde yatağın kumaşına çarptı. Dudakları hala dudaklarımın üzerindeyken elleri kazağımın içinden tenimi okşuyor ve daha fazlasını istememe neden oluyordu. Zihnim ve bedenim tamamen onun kuşatması altındaydı. Ellerimi kazağının altına sokup başından çıkaracak şekilde kaldırdım. Bana itaat ederken eli kalçalarımdan yukarıya kaydı. O sırada olmasını istediğim son şey oldu.

Kapı iki kez sertçe vuruldu. Bir anda donmuş gibi hareketsiz kaldık. Neredeyse durmaması için yalvarmak üzereydim. Bu yüzden kendini benden zorlukla ayırdığında onu azarlamak istedim ama konuşamayacak kadar tükenmiştim. Arzuyla kısılmış bakışlarıma ve şişmiş dudaklarıma bakarken ne kadar dağılmış göründüğümü ancak hayal edebilirdim. Andre sanki bu görüntüyü hafızasına kazımak ister gibi gözlerinde açık bir beğeni ve saklamaya zahmet etmediği bir gururla yüzüme baktı. Şaheserini taktir eder gibiydi. Ne var ki o da benden daha iyi durumda değildi. Nefes nefese bir kaç saniye için sakinleşmeyi bekledi. Gitmesi gerektiğini biliyordum. Yine de bundan nefret ediyordum. O kontrolünü yavaşça geri kazanırken ben de konuşabilecek kadar toparlanmıştım. Hiç bir şey söylemeden ve hareket etmeden bir süre öyle kaldık.

“Bana geri dön.” dedim kendime bile yabancı boğuk bir sesle.

“Döneceğim.” derken sesi de bakışları gibi keskindi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.