3. bölüm / 41
TUTSAKPatlama
Bölümler 41Şu an: Patlama
- 1 Giriş671 kelime
- 2 Kapan1.476 kelime
- 3 Patlama1.086 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 Beklenti720 kelime
- 5 Tehlikeli Rüyalar1.602 kelime
- 6 Anlaşma1.223 kelime
- 7 Bekleyiş1.327 kelime
- 8 Yolculuk1.381 kelime
- 9 Çamsakızı1.334 kelime
- 10 Canavar1.204 kelime
- 11 İtiraf1.170 kelime
- 12 Tapınak1.042 kelime
- 13 Saldırı1.974 kelime
- 14 Dönüş Yolu1.500 kelime
- 15 Karışık Duygular1.479 kelime
- 16 Kayıp Prenses1.029 kelime
- 17 Yetenek1.309 kelime
- 18 Yolcu Hanı1.534 kelime
- 19 Çözülme1.268 kelime
- 20 Tehlikeli Plan1.285 kelime
- 21 Pazarlık1.106 kelime
- 22 Karşılama1.195 kelime
- 23 Baskın Özellik1.205 kelime
- 24 İsyan1.817 kelime
- 25 İhanet1.526 kelime
- 26 Bedel1.571 kelime
- 27 Hayal1.186 kelime
- 28 Kaybedilecek Şeyler1.180 kelime
- 29 Mavi Alev1.700 kelime
- 30 Teminat1.147 kelime
- 31 Zihin Oyunları1.291 kelime
- 32 Bağ1.011 kelime
- 33 Kayıp1.353 kelime
- 34 Cadı Avı1.684 kelime
- 35 Söz1.444 kelime
- 36 Hesaplar1.108 kelime
- 37 Görev ve Sorumluluklar1.057 kelime
- 38 Kaynak1.101 kelime
- 39 Fedakarlık860 kelime
- 40 Ferman1.106 kelime
- 41 Final802 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Pekâlâ.
Bu yolculuğa çıkarken her şeyi enine boyuna düşünmediğimi biliyordum ama mevsimlik işçi olmak kesinlikle planlarımda yoktu. Elimdeki çapayı toprağa sertçe sapladım. Bataklığın olduğu yöne bakan duvarın altına tünedim ve usulca akan suların sesini dinledim. Nöbetçiler beni gözleriyle takip etti ama hiç biri yaklaşmaya tenezzül etmedi.
Kale metrelerce yükseklikte surlarla çevriliydi. Yarı açık kafesiminde bulunduğu ortak alanda haftada bir gün pazar için kullanılan dökümeye yüz tutmuş eski beton bir yapı vardı. Çiftlik hayvanlarının olduğu barakalar ile ahırların olduğu bölüm ise bataklığın yanına kurulmuştu. Kaleyi saran metrelerce yükseklikte duvarlara tırmanmam söz konusu bile değildi. İç avlu ve özgürlüğüme açılan batı kapısı da iki kişilik dryad grubu tarafından korunuyordu. Kaleye ait odaların ve iç avlunun olduğu bölümü hiç görmemiştim. Küreyi çalmayı başardıktan sonra buradan kaçmak için bir plan hazırlamaya çalışıyordum. Tek sorun bir hapishane kadar iyi korunuyor olmasıydı.
Ne var ki dryad'lar için işler yolunda değildi. Bunu sık nöbet değişiminden, yüzlerindeki sıkıntılı ifadeden ve nöbetçilerin artan yara izlerinden anlayabiliyordum. Cılız bir ümit kalbimde filizlendi. Beni arıyor olabilirler mi? Kalenin önündeki nöbetçi sayısı bir kaç günün sonunda teke düştü.
"Bana kalmış olsaydı çoktan ölmüştün." dedi kale kapısına yaklaştığımı gören yeni nöbetçi. Oldukça yapılı bir vücuda ve kızıl kahverengi saçlara sahipti. Gözleri ben onlara yaklaşırken iyice kısıldı.
"Sen kim oluyorsun da senin düşüncelerini önemseyeyim?" Öfkeyle karışık kinaye dolu bir sesle söyledim bunu.
Dudaklarından bir hırıltı çıktı. Bir dryad daha.
Nöbetçinin yanındaki adam "Sakin ol Zhmir," dedi bana yandan temkinli bir bakış atarak. "Benim de başımı belaya sokma."
Zhmir'in işimi bitirmek için tek bir açığa ihtiyacı var gibiydi. Avına kilitlenmiş kahverengi gözleri yok sayarak yanlarından geçtim.
Öğleden sonra kalenin hemen dışından gelen patlama sesiyle avlunun içi pazar yerine döndü. İnsanlar bataklık yönünden uzaklaşmak için ormana uzanan kapılara koştular. Kapı bir kez açıldı ve çok yakında Ligefr askerleri olduğunu gördüm. Kalenin önünde bekleyen nöbetçi patlamaya hazır bir bomba gibi gerilmişti.
Şansımı denemek zorundaydım.
"Arkadaşlarına yardım etmek varken neden zaten çıkamayacağım bir kapıyı bekliyorsun ki?"
Zhmir beni hemen arkasında bulduğu için şaşırdı. Zehir gibi bakışları amacımı tartarken kısıldı. "Sessiz ol cadı. Yoksa gelip çeneni ben kapatırım."
"Ne derler bilirsin, havlayan köpek ısırmazmış." Onu olabilecek en tehlikeli şekilde kışkırttığımı biliyordum. Bire bir mücadelede bir dryada karşı şansım yoktu ama onu atlatabilirsem bana yetişemezdi. Kalenin kapısını açtırmak bu lanet yerden tek çıkış yoluydu.
Zhmir'in yüzü anında değişti.Artan kan akışı altında genişlemesini ve gözlerindeki sarı beneklerin büyümesini izledim. Kızıl tüyler ansızın derisinden fırlamaya başladı. Tam formunu almadığı halde bedeni eski halinin bir buçuk katına ulaşmıştı. Olası saldırıya hazırlanmak için öne doğru gerildim. Ansızın ne yapmak istediğimi anlamış gibi durdu. Yeniden eski formuna dönerken soğukça gülümsedi.
"Akıl oyunların bende işe yaramaz. Buradan ancak cesedin çıkar."
"Korkacağını tahmin etmiştim." Artan nabzımın göğsümdeki baskısını görmezden geldim.
Bana aldırış etmedi. Sinsi yüzünde zafer kazanmış bir ifadeyle gülümseyerek kapıya yaslandı. Hayal kırıklığı ile dolan gözlerimi bir süre kalenin kapalı kapısından ayıramadım.
Ansızın içeriye bir grup dryad girdi. İnsanlar hala telaş içinde iç avluya doğru koşturuyordu. Grubun hemen ortasındaki Andre'yi koyu dağınık saçlarından tanıdım. Az önce bir kum fırtınasından kıl payı kurtulmuş gibi kelimenin tam anlamıyla toz ve kir içindeydi. Gergin yüzü ter içinde kalmıştı, gözleriyle kalenin içini taradı. Tam da o anda birini taşıdığını gördüm. Ufak bir kızı demek daha doğru. Şaşkınlıkla tanıdık elbisenin pilelerine baktım.
Miray? Adımlarım bilinçsizdi. Kalabalığın arasından onlara yaklaştım. "Miray?" Bu sefer beni işittiler. Nöbetçilerden biri bir elini kaldırarak önüme dikildi. "Yaklaşma." Andre'nin kollarından sarkan ufak bedeni hareket etmiyordu. "Nefes almıyor mu?" Bu sefer sesimi Andre'de işitti. Kafasını kaldırıp siyah gözleriyle bana baktı. İlk karşılaştığımız günden kat be kat tehlikeli görünüyordu.
Nöbetçiden sıyrılmak için yana atıldım. "Bırak!" Kollarımdan tutup beni uzağa doğru savuşturdu.
"Yardım edebilirim." Kelimeler dudaklarımdan dökülür dökülmez etrafımdaki yüzler bana döndü. Bu bir hataydı. Bunu biliyordum ama devam ettim. "Ona yardım edebilirim."
"Bırak gelsin." dedi Andre gözlerini üzerimden ayırmadan. Nöbetçiden sıyrılıp kucağındaki kızın hareketsiz bedenine yaklaştım. Boynunu kavradım. Nabzı var. Anlık rahatlama tüm bedenimi etkisi altına aldı. Kulağımı göğsüne dayadım. Zayıf bir nefes... Hızla tüm vücudunu incelemeye başladım. Başının üzerinden ve kollarında sızan bir kanama vardı. Hiç biri ölümcül değildi. Bir elimi yaralarının üzerine diğerini de göğsüne koydum. Tılsımdan geriye kalan ne varsa akmasına izin verdim. Kanamaları durdurdu, ne var ki yaraları tam olarak kapatmaya yetmedi. Miray'ın dudakları yeniden pembeleştiğinde geri çekildim. Tüm bunlar olurken Andre kafasını yana yatırmış gözlerinde garip bir bakışla beni izliyordu.
Ardından gelen günler hem daha kolay hem daha zordu. Daha önce düşmanca davranan; samanlıkta, bahçede, ahırlarda birlikte çalıştığım ve kimi zaman zorbalık yapanlar bile son olaydan sonra bana karşı daha kibardılar. Yemeklerimi pazar alanındaki derme çatma kulübede yiyor, çoğunlukla tek başıma oturuyor, işler bittiğinde de artık kapısında kimsenin durmadığı kafese dönüyordum. En azından kimse içeri girmeye çalışmıyordu. Nöbetçiler için ise durum bir nebze bile değişmedi. En beteri Zhmir'di ve son olaydan sonra iyice düşman kesilmişti.
Miray ertesi gün ziyaretime geldi. Buradaki tek arkadaşımı samimi bir gülümsemeyle karşıladım. "Nasıl hissediyorsun?"
"Aslına bakarsan çok iyiyim," gözleriyle arkasından gelen olup olmadığına baktı. "sana bir şey getirdim." Bir kese kağıdına sarılmış kiraz dolu keseyi eteğinin arasından çıkarıp bana uzattı.
Şaşkınlıkla ona baktım. "Bunları nerden buldun?"
Işıl ışıl gözlerle gülümsedi. "Andre verdi. Buraya getirmeme izin vermez diye bir kısmını eteğime sakladım ve hepsini yemiş gibi yaptım." Ne yaptığını anlayınca kısa bir kahkaha attım.
"Çok düşüncelisin ama buna gerek yok, hepsini yiyebilirsin."
Yüzü asıldı ve hayal kırıklığı içinde bana uzattığı kirazlara baktı. Aptal ben.
"Aslına bakarsan fikrimi değiştirdim." Uzanıp bir tanesini ağzıma attım. "Otur da birlikte yiyelim."
Neşesi yerine gelirken yanıma yerleşti. Miray buradaki tek çekilir şeydi.
Andre bir grup dryad ile birlikte kaleden ayrılmıştı. O yokken Miray bir kaç kez daha ziyaretime geldi. "Çok güzelsin," dedi at kuruğumdan ayrılmış bir tutama elini uzatarak."Senin gibi saçlarımı toplar mısın?" Üzerimde ligefr'ların ne gücünden ne de güzelliğinden eser yoktu. Tılsım olmadan, özellikle böyle çamur içinde ve aciz bir konumdayken güzellikten son derece uzaktım. İtiraz etmeden uzattığı lastikle saçını topladım ve ufak tutamlara ayırarak ördüm. Eski bir anı ansızın zihnime sızdı. Daha önce Peri'ye söylediğim bir melodiyi mırıldandım.
"Miray! Hemen uzaklaş oradan!"
Konuşan kişi Zhmir'di. Miray hareket etmedi.
"Sana defalarca söyledim, buraya gelmeyeceksin!"
Refleks ile Miray'ın önünce geçtim. Zhmir kafesin içine girdiği gibi bir eliyle boğazıma sarıldı. Daha ben ne olduğunu anlayamadan ayaklarım yerden kesildi. Nefes alamıyordum. Miray'ın panik içindeki sesini işittim ama tek görebildiğim Zhmir'in nefret dolu bakışlarıydı. Arkadan başka sesler işittiğimde boğazımı sıkan parmaklar gevşedi. Öksürerek yere yığıldım. Hadrin Zhmir'i adeta sürükleyerek benden ayırdı ve aramıza girerek uzağa doğru savurdu.
"Bunu Andre'ye kendin açıkla." Sesi öfkeliydi.
Zhmir Hadrin'i duymamış gibi bir elini bana doğru kaldırdı. "Ondan uzak dur cadı, yoksa bir dahaki sefere kimse seni elimden alamaz."
Hadrin Miray'ı da alıp götürdüğünde öfkemi yerdeki yemek kutularından çıkardım.
Bölüm etkileşimi
