41. bölüm / 41
TUTSAKFinal
Bölümler 41Şu an: Final
- 1 Giriş671 kelime
- 2 Kapan1.476 kelime
- 3 Patlama1.086 kelime
- 4 Beklenti720 kelime
- 5 Tehlikeli Rüyalar1.602 kelime
- 6 Anlaşma1.223 kelime
- 7 Bekleyiş1.327 kelime
- 8 Yolculuk1.381 kelime
- 9 Çamsakızı1.334 kelime
- 10 Canavar1.204 kelime
- 11 İtiraf1.170 kelime
- 12 Tapınak1.042 kelime
- 13 Saldırı1.974 kelime
- 14 Dönüş Yolu1.500 kelime
- 15 Karışık Duygular1.479 kelime
- 16 Kayıp Prenses1.029 kelime
- 17 Yetenek1.309 kelime
- 18 Yolcu Hanı1.534 kelime
- 19 Çözülme1.268 kelime
- 20 Tehlikeli Plan1.285 kelime
- 21 Pazarlık1.106 kelime
- 22 Karşılama1.195 kelime
- 23 Baskın Özellik1.205 kelime
- 24 İsyan1.817 kelime
- 25 İhanet1.526 kelime
- 26 Bedel1.571 kelime
- 27 Hayal1.186 kelime
- 28 Kaybedilecek Şeyler1.180 kelime
- 29 Mavi Alev1.700 kelime
- 30 Teminat1.147 kelime
- 31 Zihin Oyunları1.291 kelime
- 32 Bağ1.011 kelime
- 33 Kayıp1.353 kelime
- 34 Cadı Avı1.684 kelime
- 35 Söz1.444 kelime
- 36 Hesaplar1.108 kelime
- 37 Görev ve Sorumluluklar1.057 kelime
- 38 Kaynak1.101 kelime
- 39 Fedakarlık860 kelime
- 40 Ferman1.106 kelime
- 41 Final802 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Andre beni her zamanki buluşma yerimizde, arka bahçeye bakan küçük odanın içinde bekliyordu. Çoğunlukla yaptığı gibi pencerenin yanına iliştirilmiş koltuğa yaslanmış, yüzünü ise bahçeye dönmüştü. Akşam güneşinin kızıla çalan rengi koyu kahverengi perdenin açıkta bıraktığı yerden sızıp yüzünün yarısını gölgede bırakıyordu. İçeri girdiğimde dikkati dağıldı ve kafasını çevirip bana baktı.
Saçları onu ilk gördüğüm günkü gibi dağınık ve başına buyruktu. Yüzünde alışık olmadığım derecede sakin ve huzurlu bir ifade vardı. Bunda son bir kaç gündür yeterince dinlenebilmiş olmasının etkisi elbette ki büyüktü. Üzerindeki lacivert kazak gözlerinin daha da koyu görünmesine neden olmuştu. Keskin bakışları benimle buluştuğunda dudakları usulca kıvrıldı. Kısa bir an karşımdaki manzaranın tadını çıkardım. Sadece orada öyle dikilmesi bile mutlu olmam için yeterliydi.
“Beni ektiğini düşünmeye başlamıştım.” dedi ona doğru ilerlememi izlerken.
“Eksem bile beni kolayca bulabileceğine eminim.” Ben sırtımı ona verirken o da kollarını her iki yanımdan uzattı ve ellerini karnımın üzerinde birleştirerek bana sarıldı.
“Şüphen olmasın.”
Elimdeki parşömeni omzumun üzerinden görebileceği şekilde açmaya başladım. Kısa bir an barış fermanının altın işlemeli yazısına bakarken kendi düşüncelerimize daldık.
“Hadrin iki bölge arasındaki barikatları kaldırmakla meşgul.” dedi usulca.
Şaşırmıştım. “Ne zamandır biliyordun?”
“Bir süredir.” Bir eliyle beni belimden tutarak kendine çevirdi. “Ama bugün sadece bizden konuşmak istiyorum.” Yüzünde en sevdiğim çarpık gülümseme vardı.
“Öyle mi?” Kafamı yüzüne doğru kaldırdım. Yüzündeki ifade otomatik olarak gülümsememe neden oldu. “Ne konuşacağız?”
“Seni bir yere götüreceğim.” Oyunbaz bir hali vardı.
Sarayı ondan daha iyi bildiğimden beni bilmediğim bir yere götürmesi pek olası değildi. Yine de oyununa eşlik ettim. “Pekala, nereye gidiyoruz?”
Gülümsemesi derinleşti ama hiç bir şey söylemedi. Uzanıp elimi tuttu ve kendinden emin bir şekilde yürümeye başladı.
Sarayın içinde Andre’yla el ele dolaşıyor olmak yeterince tuhaf değilmiş gibi yanımızdan geçen çalışanların başlarını eğerek bakışlarını kaçırması iyiden iyiye utanmama neden oldu. Andre’nin ise kimseye aldırdığı yoktu. Bu hep yaptığımız bir şeymiş gibi halinden son derece memnun ve son derece sakin bir şekilde yürüyordu. Bahçe kapısından çıkıp arka ormana yöneldiğimizde şaşırdım çünkü ara sıra avlananlar dışında kimse tarafından kullanılmıyordu.
“Doğru yere gittiğimizden emin misin?” diye sordum kuşkulu bir şekilde.
Ses tonum onu eğlendirdi. Elimi sıkarken bana yandan bir gülüş attı. “Seni kaçırdığımı düşünmüyorsun herhalde?” Patikadan çıkıp sarmaşıkların arasından geçebilmem için önümdeki dalları kenara çekti.
“Şey,” adımımı denkleştirebilmek için hızlandım. “Kaçırmanda sıkıntı yok da doğru yere mi kaçırıyorsun-“ cümlem karşılaştığım manzara karşısında yarım kaldı.
Ormanın içinde ağaçların arasından daralan patikanın sonunda küçük bir açıklığa çıkmıştık. Açıklığın hemen yanından berrak bir dere geçiyordu. Gün batımına yakın olan güneş ağaçların arasından süzülerek açıklığın üzerinde altın renginde parlıyordu. Her yerde kır çiçekleri vardı ve dere yatağının kenarına bir alan hazırlanmıştı. Yere serilmiş eski, krem rengi örtünün üzerine kır çiçekleri, dere yatağının yanına da fenerler serpiştirilmişti.
Kalp atışlarım hızlanırken Andre beni kendisiyle birlikte açıklığın içine çekti.
“Burası çok güzel.” diyebildim derenin üzerinde oynaşan fener ışıltılarından gözlerimi zorla ayırırken.
Kır çiçeklerinin ortasında durduk.
“Uzun zamandır bu anı bekliyorum.” dedi yüzüme bakacak şekilde dönerken. Elini cebine götürdü ve siyah işlemeli bir kutu çıkardı. Konuşamadan büyülenmiş bir şekilde hareketlerini izliyordum. Kutuyu uzun parmaklarıyla kolayca açtı ve içerisinden yeşil taşlarla süslü zarif bir yüzük çıkardı. Parmaklarının arasına alırken karşımda diz çöktüğünü gördüğümde nefesim kesildi.
“Seninle yalnızca güzel günleri değil zor olanları da paylaşmak istiyorum. Sabah ilk gördüğüm ve gece son gördüğüm yüzün sen olmasını. Ne olursa olsun yanında duracak ve daima sana ait olacağım. Seni tüm kalbimle seviyorum Liya. Benimle evlenir misin?”
Kalbim o kadar hızlı atmaya başladı ki sanki göğsümün içinden çıkıp önümüzde akan dereye düşeceki. Parmaklarım uyuşmuştu. Ne diyeceğimi, nasıl davranacağımı tamamen unutmuştum.
Gülmekle ağlamak arasında bir sesle “Andre..” dedim yüzünü avuçlarım arasına alırken. “Evet. Seninle evlenmeyi çok isterim.”
Bir anda uzanıp aramızdaki mesafeyi kapattı. Dudakları dudaklarımı buldu ve bana sıkıca sarıldı. Yüzüğü titreyen parmağıma geçirirken hafiften başım dönüyordu. Kıkırdamama engel olamadım. Gülüşü yüzüne iyice yayıldı.
“Çok güzel.” dedim beğeniyle taşların üzerinde parmaklarımı dolaştırarak.
“Bir aile yadigarı,” Parmaklarını benimkilerin arasından geçirerek yeniden elimi tuttu. “Anneme aitti.”
Daha bir kaç ay öncesine kadar böyle bir anın hayalini dahi kurmaya cesaret edemezdim. Ancak şimdi buradaydık ve sarayın bir kaç metre ötesinde sevdiğim adamla evlenme sözümüzü veriyorduk. Aklıma gelen bir başka düşünce duraksamama neden oldu.
“Ne oldu?” diye sordu Andre merakla.
“Hep Peri’nin benden önce evleneceğini düşünürdüm.” dedim nasıl açıklayacağımı düşünerek. “İnsanlarla çabuk kaynaşan ve dışa dönük olan oydu.”
Andre kısa bir an durdu. “Aslında eğer istersen aynı anda evlenebilirsiniz.” Yüzünde muzip bir ifade vardı.
“Nasıl yani? Yoksa Zhmir?” Cümlenin devamını getiremedim.
“Kral yaşanan son olaylardan sonra ikisinin ilişkisini onayladı.” Yüzünde ışıl ışıl bir gülümseme ve gözlerinde keyifli bir parlamayla ekledi. “O da şu sıralar Peri’ye evlenme teklifi ediyor olmalı.”
The end.
……….
Gözler yaşlı çünkü ilk göz ağrım olan, yıllara yayılmış bu heyecanlı hikayenin nihayet sonuna geldik. Benimle beraber gülüp eğlenen yer yer kızıp yer yer heyecanlanan tüm “TUTSAK” severlere teşekkürler:) Hikayeyi Andre’nin ağzından “SÜRGÜN” ismiyle yeniden kaleme almaya devam edeceğim. Olayları biraz da pek bilinmeyen Dryad tarafından deneyimleyeceğiz. Sizleri seviyorum. Yeni hikayelerde görüşmek üzere
Bölüm etkileşimi
