51. bölüm · Şans Oyunu 1
Özel Bölüm – Leyla’nın Gecesi
O gece uyuyamadım. Perdelerin arasından sızan ay ışığı odama düşüyordu ama bana huzur değil, diken gibi batıyordu. Yastığa başımı koyduğum an kalbim hızlanıyor, kulaklarım uğulduyordu. Gözlerimi kapattığımda yüzler çıkıyordu karanlıktan: babamın kanlı silueti, Ceylan’ın suskun bakışı, Ateş’in öfkesini saklayan gözleri… Selim’in hayalete dönmüş yüzü.
Ama en çok kendi yüzüm.
Küçük halim. O masum çocuk. Ellerinde oyuncak bir tabanca, camın arkasından dünyayı izliyor. Bana bakıyor. “Sen mi kurtaracaksın bizi?” der gibi.
Boğazım düğümlendi. Kendi içimdeki çocukla kavga ediyorum yıllardır. Hep güçlü görünmek zorunda kaldım. Hep başkalarını korumak… ama kimse benim omzumdan ağlamadı. O yük, sırtımı kambur etti.
Telefonumu açtım. Eski fotoğraflara kaydım. Birinde babamla sahildeyiz. Kolunu omzuma dolamış, yüzünde koca bir gülüş… Şimdi düşünüyorum da, o gülüş aslında hep biraz yorgundu. Belki de o da bir oyunun içindeydi, sadece bana hissettirmemek için kahraman rolünü oynuyordu.
“Baba,” diye fısıldadım, “ben çok korkuyorum.”
Sesim boşlukta kayboldu. Cevap yoktu.
Kalkıp aynanın karşısına geçtim. Kendime baktım. Gözlerimin altı mor, saçlarım darmadağın. Aynadaki kıza baktım ve sordum:
“Sen kimsin artık? Leyla mısın, yoksa bu oyunun kuklası mı?”
Aynadaki kız cevap vermedi. Ama ben hissettim. İçimde saklanan o sert taraf, beni dimdik tutmaya çalışan yanım, aynadan bana meydan okuyordu:
“Yıkılsan da kalkacaksın. Çünkü bu hikâyede ağlayan değil, savaşan olacaksın.”
O an karar verdim.
Sabaha kadar uyumadım. Masamın başına oturup defterime notlar aldım. Tüm detayları, tüm şüpheleri, tüm parçaları tek tek yazdım. Biri günün birinde bu defteri bulursa, belki benim göremediğim gerçeği onlar görür.
Ve şunu yazdım defterin en başına:
“Ben Leyla. Bu oyunu ben seçmedim. Ama bu oyunu ben bitireceğim.”
---
Defterimin sayfalarını karaladıkça parmaklarım uyuştu. Her satırda, sanki içimde gizlenen zehir dışarı akıyordu. Yazdıklarım birbirine karıştı: kimi yerde babamın sesi, kimi yerde Selim’in kahkahası, kimi yerde Ateş’in gözleri… Hepsi birbirine düğümlenmişti.
Bir ara kalemi bırakıp pencereden dışarı baktım. Sokak bomboştu. Bir tek sokak lambasının altında dönen toz parçacıkları vardı. Onlara baktıkça düşündüm: Biz de aslında onların gibiydik. Küçük, önemsiz, görünmeyen… ama ışığın altına düşünce herkesin gözüne batan.
Kendi kendime fısıldadım:
“Beni gören herkes kayboluyor.”
Babam… Selim… Belki de sıra başkalarına gelecek.
Alya’nın gözleri aklıma geldi, Ceylan’ın sessizliği, Ateş’in ellerinin titremesi. İçimden bir ses bağırdı:
“Onların hepsini koruyamazsın Leyla!”
Ama yine de vazgeçemedim.
Çünkü ben kaybedersem, biz hepimiz düşeriz.
O an defterin arkasına tek bir cümle yazdım:
“Eğer bir gün geri dönmezsem, bu defteri bulan gerçeği bilsin: Ben savaştım. Sonuna kadar.”
Kalemim elimden düştü. Yatağın kenarına oturdum. Omuzlarım titredi. İçimden yükselen o boğuk hıçkırık boğazımı yaktı. Kimseye göstermediğim, kimseye anlatamadığım gözyaşlarımdı bunlar.
Sonra aynadaki kıza bir kez daha baktım.
O kız bana benzemiyordu artık.
Gözleri daha sert, daha yabancıydı.
“Sen,” dedim ona, “artık çocuk değilsin. Ve bundan sonra ağlamaya vaktin yok.”
Kafamı yastığa koyduğumda sabah çoktan yaklaşmıştı. Ama gözlerimi kapatmadan önce içimde bir karar kristalleşti:
Beni ne kadar kırarlarsa kırsınlar, ben bu oyunun sonunu göreceğim.
---
Yatağa uzandım ama uyku gözlerime uğramadı. Tavanı izlerken kalbim göğsümün içinde yabancı bir davul gibi çarpıyordu. Sanki biri içeriden çıkmaya çalışıyordu.
Bir ara gözlerim kaydı… komodinin üstünde duran eski müzik kutusuna. Annemin bana küçükken aldığı, yıllardır çalmadığım kutu. Kalktım, kapağını açtım. Çarkları gıcırdayarak döndü, ince bir melodi yayıldı odaya. Çocukluğumdan kalma, huzur dolu bir şarkı… ama şimdi bana mezar taşı kadar ağır geldi.
Kutunun içinden küçük bir kağıt düştü. Önceden hiç görmediğim, kapağın altına sıkışmış bir kağıt parçası. Ellerim titreyerek açtım.
Üzerinde sadece üç harf vardı:
“S.O.”
Nefesim kesildi. Kağıdı defterimin arasına koydum.
O an anladım. Bu oyun benim sandığımdan çok daha önce başlamıştı. Belki babamdan bile önce… Belki doğduğum andan beri gölgemdeydi.
Ve içimde yankılandı tek bir düşünce:
“Bu oyun, beni seçti.”
---
FİNAL
