13. bölüm · Şans Oyunu 1
13. Bölüm – Sistemin Kalbi
İzmir’e vardığımızda gökyüzü griye dönmüştü.
Kente yaklaşırken, sis gibi bir karanlık çöktü içimize.
Sadece göğsümdeki nefes değil, ruhumun derinliği de ağırlaştı.
Bu şehir...
Artık sadece bir şehir değil.
Bir sır. Bir mezar. Bir kapı.
Ceylan sessizdi.
Ateş, alışık olduğu soğukkanlılığıyla direksiyonu tutuyordu ama parmakları direksiyonu her sıkışında bir şeyleri bastırmaya çalıştığını anlıyordum.
Kim ne saklıyorsa, bu şehirde ortaya dökülecekti.
---
Gizli merkez, İzmir’in sanayi bölgesine yakın, terk edilmiş bir enerji binasının altındaydı.
Selim’in verdiği koordinatlar bizi paslı bir kapıya getirdi.
Üzerindeki “DİKKAT: GİRİLMEZ” tabelası, aslında davetiyeydi.
“Buraya kadar geldik,” dedim.
Kapıyı ittim.
Sertçe açıldı.
İçerisi...
Soğuk.
Boş değil.
Sessizlik içinde çığlıklar taşıyordu.
---
Duvarlar boyunca ilerledik.
Zeminde kablolar, eski cihazlar ve silikleşmiş izler vardı.
Ama sonra...
Bir panel.
Küçük bir ekran.
Ateş öne çıktı.
Elini cebinden çıkardığı eski bir kartın üzerine bastırdı.
“Giriş yetkisi tanındı.”
Ses tüylerimi diken diken etti.
“Sen... daha önce buraya geldin mi?” diye sordum.
Gözleri benden kaçtı.
“Bir keresinde. Uzaktan izlemek için.”
“Yani yine bir sır sakladın.”
“Leyla, seni korumaya çalışıyordum.”
“Beni susturarak koruyamazsın.”
Kapı açıldı.
---
İçeri girdiğimizde bambaşka bir dünya vardı.
Yüksek teknolojili bir merkez.
Monitörler, dokunmatik masalar, kararan ekranlar, parlayan kırmızı noktalar.
Ama en dikkat çekeni, ortada duran dijital pano oldu.
Üzerinde bir video dosyası açıktı.
Başlığı:
“FEDA 18.12”
Ceylan hızlıca sistemi kurcaladı.
Parmakları ekranlarda dans ederken, gözleri büyüdü.
“Leyla... Bu baban.”
Ekrana döndüm.
Görüntü netleşti.
Babam...
Kanlı bir gömlekle, arkasında çelik bir kapıyla karşımdaydı.
Sesi çatlak ama kararlıydı.
> “Bu mesajı izliyorsan, ben artık yokum.
Ama S.O. hâlâ hayatta.
Onlar seni bulmaya çalışacak.
Seni öldürmeye değil, seni dönüştürmeye.
Unutma Leyla, onların en büyük korkusu sensin.”
---
Gözlerim doldu.
Boğazımda koca bir yumru, yutamadım.
Babam bana değil, geleceğe seslenmişti.
Ben, onun son çığlığıydım.
---
O sırada ekran karardı.
Ama bir başka dosya açıldı kendi kendine.
“GÖLGE-ALYA”
Alya’nın yüzü çıktı ekrana.
Siyah beyaz bir kayıt.
> “Leyla.
Eğer baban susturulduysa, sıradaki benim.
Ama bazı şeyleri bilmen gerekiyor.
Ateş’e güvenebilirsin.
Ama Ceylan’a... dikkat et.”
---
O an içimde bir şey çatladı.
Ceylan’a döndüm.
Gözleri kocaman açılmıştı.
“S-sadece izliyorum ben de!” dedi.
Ama yutkundu.
Kaçamak bir bakış attı.
Ve ben...
İlk defa onun da rol yaptığına dair bir şüphe duydum.
“Bu ne demek?” dedim.
“Benim bir ilgim yok!”
Ateş araya girdi.
“Leyla, sakin ol. Bu sisteme Alya da sızmış olabilir.”
“Ama neden Ceylan’a suç atıyor?”
“Belki tuzak.”
Ama içimde kıpırdayan o şey...
Bir şey saklanıyor. Ve çok yakında patlayacak.
---
Tavana yakın bir projektör aniden yandı.
Odada bir ses yankılandı.
Tiz, metalik, tanıdık...
“Hoş geldin, Leyla.”
Ses...
Selim’in sesiydi.
Ama tonda bir soğukluk, bir kuruluk vardı.
Artık tanıdığım adam değildi.
“Sen artık seçilmiş değilsin.
Sen... bizim için bir tehditsin.”
---
Elektrikler gitti.
Oda karardı.
Bir kırmızı ışık, panonun altından parladı.
Bir zamanlayıcı:
00:15:00
Ceylan fısıldadı:
“Bu... bir bomba olabilir.”
---
Artık oyunun son perdesine girmiştik.
Zaman daralıyordu.
İçimizden biri yalan söylüyordu.
Ve ben, sadece hayatta kalmak değil, gerçeği haykırmak istiyordum.
“Kim neyi saklıyorsa,” dedim dişlerimi sıkarak,
“hepsini burada ortaya çıkaracağım.”
---
