19. bölüm · Şans Oyunu 1
19. Bölüm – Yüzleşme
Kapı yavaşça açıldığında, içerideki herkesin nefesi tutuldu.
Ateş parmağını tetiğe dokundurmuştu, Ceylan'ın gözleri kapının gölgesine sabitlenmişti.
Ben ise hâlâ defteri göğsüme bastırıyordum.
Kalbim onunla aynı ritimde atıyor gibiydi.
İçeri bir adım atıldı.
İnce, temkinli bir ayak sesi.
Silahımı kaldırdım. “Dur,” dedim. “Bir adım daha atarsan vururum.”
O an içeri giren kişi netleşti.
Selim.
Ama bu seferki farklıydı.
Kan ter içinde kalmıştı, sağ eli sarılıydı.
Sanki biriyle çatışmış gibiydi.
Göz göze geldik.
“Sizi izliyorlar,” dedi.
“Bu oda tuzak. Ses almayan duvarlar, ama yukarıda termal izleyici var. S.O. sizi çoktan fark etti.”
Kimse hareket etmedi.
Ateş ona hâlâ doğrultmuştu silahı.
Ceylan kaşlarını çattı. “Bize neden yardım ediyorsun şimdi?”
Selim başını eğdi.
“Çünkü artık neyin doğru, neyin yalan olduğunu bilmiyorum. Ama Leyla... baban ölmeden önce sana güveniyordu. Onu satmadım. Ama durduramadım da.”
İçimde bir şey sızladı.
Babamın o son geceki bakışı geldi aklıma.
Kanlar içinde yere yığılırken bile gözleri bana bir mesaj vermeye çalışıyordu.
Güvenme.
Ama vazgeçme.
Selim’e bakarken kalbim ikilemdeydi.
Bir yanım onun bu sözlerine inanmak istiyordu.
Diğer yanım ise…
Bana defalarca ihanet eden herkesin gölgesini taşıyordu.
“Defteri aldık,” dedim. “Ve ne yapacağımızı biliyoruz. Sen geri dön. Geriye bakma.”
Selim bir an durdu.
Sonra gözleri kısık bir ifadeyle bana döndü.
“Siz bu defterle birlikte ‘BİR’in adını bulabilirsiniz. Ama o ad sadece bir sembol. Gerçek güç, o ismin arkasında.”
Sözleri zihnime mıh gibi çakıldı.
‘BİR’ bir insan değildi belki de.
Bir sistemdi.
Bir ideoloji.
Bir hastalık gibi yayılan, adını değiştirerek hayatta kalan bir karanlık.
Alya sessizce elini omzuma koydu.
“Gitmemiz lazım,” dedi.
“Yukarıda artık gizli değiliz. Kaçış rotamız yok.”
O an karar verdim.
Kaçmayacaktık.
“Burayı yakacağız,” dedim.
Herkes bana döndü.
“Ateş, bombayı hazırla. Bu odayla birlikte defterin sahtesini bırakıyoruz. Gerçek olan bizde kalacak. Onlara yalan verip, gerçeği yanımıza alacağız.”
Ateş bir an durdu.
Sonra başını salladı.
Birkaç dakika içinde her şey hazırdı.
Gerçek defteri sırt çantama koydum.
Sahte defter, tıpatıp aynıydı.
Ve masa üzerine dikkatlice yerleştirildi.
Geriye sayım başladı.
Kalbim deli gibi atıyordu.
Ama bu korku değildi.
Bu… savaşın ortasında hâlâ hayatta olmanın, hâlâ ayakta durabilmenin adrenaliniydi.
Kapıdan çıkarken son kez arkama baktım.
Babamın izi olan o odaya.
Ona söz verdim içimden:
"Bunu bitireceğim. Ya senin bıraktığın yerden ya da tamamen kendi yolumdan."
Ve kapı kapandı.
Arkamızda patlama sesi değil…
Bir geçmişin yavaşça kül oluşu vardı.
---
