17. bölüm · Şans Oyunu 1
17. Bölüm – Gölgelerin İçinden
Koridorun sonunda beliren o siluet, nefesimi kesmişti.
Her adımı yankılanıyor, derin bir sessizliği deler gibi ilerliyordu.
Karanlığın içinde kaybolan her adım, ölüme bir davet gibiydi.
Biliyordum, o kişi Selim’dendi.
Ama onun gözlerinde eskiden tanıdığımız o sıcaklık artık yoktu.
Yerini soğuk, boş ve acı dolu bir bakış almıştı.
Leyla, Ateş ve Ceylan yan yanaydılar.
Üçü de birbirine en çok güvenen insanlardı, ama şimdi aralarındaki bağ ince bir ip gibi gerilmişti.
Her an kopacak gibiydi.
S.O., sadece bir örgüt değildi artık; karanlık ve karmaşık bir labirentti.
Ve içindekiler, yollarını kaybetmiş gölgelerdi.
Selim, ağır ve kararlı adımlarla yaklaştı.
“Sana saygı duyuyorum Leyla,” dedi soğuk bir sesle.
“Buraya kadar geldin. Ama şimdi durmalısın.
Bu son durak.
Ben, seni yok etmek için buradayım, oyunu bitirmek için değil.”
Ateş refleksle silahını çekti, “Dur!” diye bağırdı.
Kurşunlar koridorun metal duvarlarında patladı.
Hızlı bir çatışma başladı.
Gölgenin içinde silah sesleri yankılandı, nefesler kesildi.
Koşuşturma başlamıştı.
Karanlık koridorlar bir savaş alanına dönmüştü.
Leyla, kalbindeki korkuya rağmen pes etmiyordu.
Bu savaş sadece kendisi için değildi.
Babası için, kendisi için ve onun mirası için verdiği bir hesaplaşmaydı.
Adımları hızlandı, nefesi düzensizleşti ama kararlılığı sarsılmazdı.
Babasının sesi kulaklarında çınlıyordu:
“Sen onların en büyük korkususun Leyla.”
Bu sözler ona güç veriyordu.
Sadece bir hatırlatma değil, aynı zamanda meydan okumaydı.
Selim arkasından nefes nefese geliyordu.
Her adımı Leyla’yı biraz daha köşeye sıkıştırıyordu.
Karşılaşmaları kaçınılmazdı artık.
Bu oyunda ya kazanırsın ya kaybedersin, üçüncü bir ihtimal yoktu.
Ceylan, ani bir hareketle Leyla’nın yanına geldi, “Buradan kaçmamız lazım! Bu yol çıkmaz!” diye bağırdı.
Ama Leyla içindeki ateşi söndüremiyordu.
“İleri!” diye karşılık verdi.
“Zaman bizim en büyük silahımız.”
Koridorun sonunda, eski ve yıpranmış bir oda belirdi.
Kapısı yarı açıktı, içinden zayıf bir ışık sızıyordu.
Alya’nın sesi titrek ama kararlı duyuldu:
“Burası babanın saklandığı son yer.”
Odaya girdiklerinde, zaman durmuş gibiydi.
Tozlu masalar, eski kitaplar, sararmış defterler…
Her biri çözülmeyi bekleyen sırların taşıyıcısıydı.
Ceylan masadaki bir defteri dikkatle açtı, “Burada babanın en önemli planları var,” dedi.
“Ama dikkatli olun. Her şey tuzaklarla dolu. S.O.’nun işleri kolay değil.”
Leyla derin bir nefes aldı, “Bu sefer doğruyu bulacağız,” dedi kararlı bir sesle.
“Ve bu oyunu bitireceğiz.”
Tam o anda, kapı gürültülü bir şekilde kapandı.
Odada kalan tek ışık titredi.
Karanlık üzerimize çöktü.
S.O.’nun gölgeleri bir kere daha etrafımızda dolandı.
---
