12. bölüm · Şans Oyunu 1
12. Bölüm – Gölgelerin Arkasında
Sabah olmuştu ama içimde gece hâlâ sürüyordu.
Gözlerimi açtığımda tavan bomboş, duvarlar ise geçmişin yankılarıyla doluydu. Alya’nın sesi hâlâ kulağımda çınlıyordu.
“Baban ölmedi, Leyla. Onu susturdular.”
Kalktım.
Ayağım zemine değdiği an içimden bir ürperti geçti.
Sanki evin her köşesinde gözle görülmeyen biri dolaşıyor, adımlarımı sayıyordu.
Ateş hâlâ uyuyordu.
Yanaklarının kenarındaki gerginlik, gecenin yorgunluğunu gizleyemiyordu.
Kendi iç savaşını kaybedip bana destek olmaya çalışıyordu, ama artık kimin yanımda olduğundan emin olamıyordum.
Kimseye tam güvenemiyordum.
Hatta kendime bile.
---
Ceylan salondaydı.
Elinde babamın bıraktığı eski bir defteri tutuyordu.
Gözleri cam gibiydi; her sayfada biraz daha kırılıyordu.
“Leyla,” dedi usulca. “Bu defterde bir isim var. Selim.”
Donakaldım.
Selim.
Babamın en yakın dostuydu. Sonra bir gün ortadan kayboldu.
Hiç konuşulmadı.
Ben de sormadım.
Ama şimdi her şeyin ucunda o vardı.
---
Defterin arasında bir kâğıt vardı.
Koordinatlar, bir saat, ve altında şu cümle:
“Sessizlik bazen en yüksek çığlıktır.”
– S
Gözlerim o notta takılı kaldı.
Ceylan yanıma geldi.
“Sence hâlâ hayatta mı?”
“Öyle olmalı,” dedim.
“Yoksa neden bu izleri bıraksın?”
---
Saat 22:00.
Şehrin biraz dışında, terk edilmiş bir fabrika binasına geldik.
Kapısında paslı bir zincir vardı ama kilit çoktan kırılmıştı.
Ateş önde yürüyordu, ben ve Ceylan hemen arkasında.
Fabrikanın içi soğuktu, taş duvarlar yankılanan ayak seslerimizi yutuyordu.
Işık süzmesiyle aydınlanan bir odanın kapısında durduk.
İçeride bir masa, bir sandalye ve arkasında sırtı dönük bir adam vardı.
---
“Selim,” dedim.
Sesim hem tanıdık hem yabancı geldi.
Adam başını çevirdi.
Yılların yorgunluğu yüzüne kazınmıştı.
Ama gözleri hâlâ tanıdıktı.
“Leyla,” dedi.
“Baban seni sonunda bana getirdi.”
---
Kalbim hızlandı.
“Beni neden sustular, Selim?”
Derin bir iç çekti.
“Çünkü sen, sistemi yok edebilecek tek kişisin.
Ve baban… bu sistemi kuranlardan biriydi.”
---
Dünya başıma yıkıldı.
“N-nasıl yani?”
“Baban S.O.’nun ilk beş kurucusundan biriydi.
Ama zamanla sistem kontrolden çıktı.
İnsanlar güç için inançlarını sattılar.
O durdurmak istedi.
Ama çıkış yoktu.
Ve seni bu yüzden sakladı.
Çünkü sen, onların zaafıydın.”
---
Sırtımdan aşağı buz gibi bir şey aktı.
Öfke mi, hayal kırıklığı mıydı bilmiyorum.
“Yani ben bir savaşın ortasında doğdum.
Ve bunu bana kimse söylemedi.”
Selim başını öne eğdi.
“Evet.
Çünkü senin bilgin, onların ölüm fermanıydı.”
---
Masaya bir dosya bıraktı.
İçinde S.O.’nun lider kadrosu, toplantı tarihleri, kod adları…
Ve bir harita.
İzmir’de işaretlenmiş gizli bir bina.
Altında tek bir tarih: 14 Ağustos.
“Bu onların ana merkezi,” dedi Selim.
“Gidersen…
Ya onların parçası olursun…
Ya da sistemi çökertirsin.”
---
O an kararımı verdim.
Saklanmak yok.
Kaçmak yok.
Babamın yarım bıraktığını ben bitireceğim.
Ateş yanıma geldi.
“Bunu yapacak mısın?”
Gözlerimin içine baktı.
“Evet,” dedim.
“Artık bu oyunun kuralını ben yazacağım.”
---
