2. bölüm · Şans Oyunu 1
2. Bölüm – Kanın Hatırlattığı
Babamın cenazesi iki gün sonra kaldırıldı. Soğuk, gri bir sabah...
Gökyüzü, tıpkı içimdeki gibi kurşun rengiydi. Ne bir rüzgâr vardı ne de bir kuş sesi. Her şey durmuştu. Zaman, babamla birlikte gömülüyordu sanki.
Cenazede gözyaşı dökemedim. İnsan bazı acılarda ağlamaz. Bazı acılar, sadece içinizi kemirir. Sessiz, derinden… ölüm gibi.
Alya geldi o gün. Uzun zamandır görmemiştim. Gözleri doluydu ama içinde başka bir şey vardı. Bir sır mı, bir korku mu, bir suçluluk mu — çözemedim.
Beni kucakladı.
“Seni en çok o severdi…” dedi.
Severdi… Geçmiş zaman. Birden midem bulandı.
---
Cenazeden sonra odamda yalnız kalmak istedim. Ama zihnimde sesler vardı.
Babamın kahkahası.
Mutfaktan seslenişi.
En çok da o geceki sessizlik.
Silah sesinden sonraki ölüm sessizliği.
Komiser Selim öğleden sonra tekrar geldi. Üzerindeki siyah mont, gökyüzünü aynalıyor gibiydi. Gözleri hâlâ soğuk, ama bu defa içinde hafif bir kararsızlık vardı.
“Leyla Hanım… Otopsi raporu elimde.”
Oturmadım. Ayakta kalmak istedim. Sözleri duvara çarpıp bana geri dönen yankılar gibi geldi.
“Kurşun göğüs kafesine saplanmış. Yakın mesafe. Tetik çeken kişi çok yakındaymış. Büyük ihtimalle karşı karşıya…”
Boğazım düğümlendi. “İntihar mı... sanıyorsunuz?” dedim.
Gözleri hafif kısıldı. “Hayır. Elinde barut izi yok. Bu bir cinayet. Soruşturma artık o yönde ilerliyor.”
Gözlerimi yere indirdim. İçimde bir şey çatladı o an.
Yani kesin olarak bir katil vardı.
Ve o katil, babamın yüzüne bakarak onu öldürmüştü.
---
Aynı gece bir şey beni tekrar babamın ofisine sürükledi. El feneriyle girdim. Evin elektrikleri hâlâ düzgün çalışmıyordu. İçerisi ağır, loş ve hâlâ onun kokusuyla doluydu.
Ajandayı tekrar elime aldım. “S.O.”
Kimdi bu?
Çekmecelere bir bir göz attım. Dosyalar, evraklar, eski zarflar…
Bir zarfta isimsiz bir mektup buldum.
Sarı kağıda titrek bir el yazısıyla yazılmıştı:
> “Eğer beni okuyorsan, iş işten geçmiş demektir Leyla.
Gözlerini dört aç.
Dost bildiklerine güvenme.
Ve asla ‘kutuyu’ açma.
S.O. dönerse, oyun yeniden başlar.
Ve bu defa, kaybeden sensin.”
Mektubu tutan ellerim titredi.
Kutudan mı bahsediyordu? Hangi kutu?
Ve kimdi bu S.O.?
Babama bu kadar korku salan kişi ne yapabilirdi ki?
---
Sabahın ilk ışıkları içeri süzülürken, uykusuz gözlerim hâlâ mektubun üzerinde geziniyordu.
Oyun...
Bu bir oyundu, evet. Ama kuralını ben koymamıştım.
Ve artık bir zar atılmıştı.
Telefonum titredi. Ateş’ti.
> “Ceylan kayıp.”
Gözlerim büyüdü. “Ne demek kayıp?”
> “Sabah ulaşamadım. Evi darmadağın. Telefonu kapalı.”
Ayağa fırladım. O an anladım:
S.O. sadece geçmişin hayaleti değildi.
O şimdi buradaydı.
Ve sırasıyla herkesi susturacaktı.
Ceylan’ın başına bir şey gelmeden onu bulmalıydım.
Ama içimden bir ses, çok geç kalacağımı fısıldıyordu.
---
