16. bölüm · Şans Oyunu 1
16. Bölüm – Karanlıkta Işık
Koridorların taş duvarları, soğuk ve ağır, etrafımızı sıkı sıkıya sarmıştı.
Adımlarımız yankılanıyor, karanlığın içinde kaybolup gidiyordu.
Burada zaman farklı akıyordu; her saniye biraz daha uzun, biraz daha ağır.
Sanki yeraltında, dünyadan kopuk, zamanın durduğu bir yerdeydik.
---
Ateş, her zamanki kararlılığıyla önde ilerliyordu.
Silahı hazırda, gözleri dikkatle her köşeyi tarıyordu.
“Leyla, dikkatli olmalıyız,” dedi, sesi soğuktu.
“Burada, bizi izleyenlerin sayısı tahmin ettiğimizden fazla.”
Yanımdaki Ceylan ise, soğukkanlılığını korumaya çalışsa da parmaklarının titrediğini fark ettim.
Ekrana bakışları keskinleşti.
“Veri akışı çok hızlı,” dedi.
“Eğer bitiremezsek, burası tam bir mezar olacak.”
---
Adımlarımızın temposu arttı, yüreğim göğsümde kopan fırtınaya rağmen sakin kalmaya çalışıyordu.
Koridorun sonunda bir ışık huzmesi belirdi.
Gri ve solgun, ama o anın anlamı büyüktü.
Ve o ışık huzmesinden çıkan kişi... Alya’ydı.
Yüzünde savaşın izleri vardı; gözleri yorgun ama kararlıydı.
“Seni bekliyordum,” dedi, sesi çınlıyordu.
“S.O. sandığımızdan çok daha tehlikeli. Bizi kandırdılar Leyla.”
---
“Ne demek istiyorsun?” diye sordum, sesim titriyordu.
O ağır adımlarla yanımıza yaklaşırken gözlerime baktı.
“Babanın sakladığı sır, bu oyunun kaderini değiştirecek,” dedi.
“Ve biz o sırrı bulmadan buradan çıkamayacağız.”
---
Tam o anda, koridor boyunca gürültü yükseldi.
Kapılar aralanmaya başladı, içeri doğru silah sesleri ve koşuşturma dalgaları yayıldı.
Ateş, anında silahını çekti, tetikte bekliyordu.
“İçeri giriyorlar!” diye fısıldadı, nefesi hızlıydı.
---
Hava bir anda gerildi.
Yüreklerimizin atışı hızlandı, nefesler kesildi.
S.O. bizi kıskaca almıştı.
Geri dönüş yoktu artık.
---
“Zaman kazanmamız lazım!” diye bağırdım.
Ceylan’a döndüm.
“Tamam,” dedi, “bitiriyorum.”
Parmakları ekranlarda hızla hareket etti, veri akışı keskin bir şekilde ilerliyordu.
---
Alya yanımda durdu.
“Baban, buraya erişimi olan tek kişiydi,” dedi.
“Ona ulaşan tek kişi benim.”
“Ve sana güveniyorum, Leyla. Bu oyunu ancak sen bitirebilirsin.”
---
Birden elektrikler titredi.
Işıklar söndü, karanlık bastı üzerimize.
Alarm sesleri yükseldi.
Kırmızı ışıklar yanıp sönüyordu.
S.O. uyanıyordu.
---
“Hazır olun!” diye bağırdı Ateş.
“Bizi bekleyenler çok.”
Silahlarımız elimizde, yürekler cesurdu.
Ama içeride neyle karşılaşacağımızı bilmiyorduk.
Kim dost, kim düşmandı belli değildi.
---
Bir silah sesi yankılandı, ardından başka sesler...
Koşuşturma başladı.
Ceylan veri akışını tamamlamaya çalışıyor, Ateş arkamızı kolluyordu.
---
Beni ateş çemberinin ortasında hissettim.
Her adımımda ölümün soğuk nefesini ensemde hissediyordum.
---
İşte o an, karanlıkta, Alya’nın sesi kulağıma fısıldadı:
“Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, Leyla.
Sen... bu oyunun kaderisin.”
---
Derin bir nefes aldım, silahımı sıktım ve ileri doğru adım attım.
Bu savaş bitene kadar durmayacaktım.
Çünkü hayatım, ailemin mirası ve özgürlüğüm buna bağlıydı.
---
Ve o anda, uzak bir köşeden bir adım sesi duyuldu.
Yavaş, kararlı ve soğuk.
O adım, yeni bir tehlikenin habercisiydi.
---
Gözlerimi karanlığa diktim.
Ve o karanlığın içinden, S.O.’nun en korkulan adamı çıktı.
---
