6. bölüm · Şans Oyunu 1
6. Bölüm – Karanlığın İçinden
Şile’nin o soğuk, rüzgarlı gecesi sanki tüm karanlığını üzerime boşaltıyordu. Gözlerimi kapattığımda hâlâ Ceylan’ın korkmuş yüzü, yırtılmış elbisesi ve zor nefes alışları gözlerimin önüne geliyordu. Onu kaybetmenin eşiğindeydim. Bu oyun hayatımızı paramparça etmiş, bizi birbirimize bağlayan güveni çürütmüştü. Ama pes etmek yoktu. Babamın hatırasına, adalete ve kendime olan inancıma sarıldım.
O gece eve döndüğümde, kapı eşiğinde küçük, beyaz bir zarf buldum. Üzerinde sadece tek bir kelime yazıyordu: “Oyun.” Elimi titreyerek uzattım, zarfı açtım. İçinde, el yazısıyla kısa ve net bir not vardı:
> “Şimdi sıra sende Leyla.
Şansın yok.
Oyunu başlatan sensin, bitiren de.”
Kalbim öyle hızlı atıyordu ki, ciğerlerim yetmiyormuş gibi hissettim. Nefesim kesiliyor, tüm vücudum buz kesiyordu. Korku, sinir ve kararlılık iç içe geçerek bana güç veriyordu. Bu oyunun içinde kalmıştım. Artık geri dönüş yoktu.
---
Ertesi sabah, şehre dönen eski komiser Selim’le buluştum. Gözlerinde yılların yorgunluğu, pişmanlığı ve derin bir sır vardı. O adam şimdiye kadar gördüğüm en karanlık adamdı, ama aynı zamanda en çok güvenebileceğim kişi gibi görünüyordu.
“Selim,” dedim, “S.O.’nun gerçek amacı ne? Neden babam, neden biz?”
O ağır bir nefes aldı, masaya sertçe yumruğunu vurdu.
“Kontrol, Leyla. İktidar… İnsanları korkutarak yönetmek. Ama bu sadece başlangıç.
Şans Operasyonu, toplumun en karanlık noktalarını kullanarak güç kazanmak isteyenlerin oyunu.
Ama unutma, bu oyun seninle başlamadı, seninle bitmeyecek.”
Gözlerimi ona diktiğimde, aramızda görünmez bir buz tabakası vardı.
“Peki, Selim,” dedim, “sana güvenmeli miyim?”
Bana baktı, gözlerinde yaşlı bir adamın hüznüyle birlikte kararlı bir adamın gücü vardı.
“Şimdiye kadar seni korumaya çalıştım. Ama gerçeklerle yüzleşmeye hazır ol, Leyla.”
---
Gün batarken, evde yalnızdım. Ay ışığı perdeden süzülüyor, odada uzayan gölgeler içimi karartıyordu. Telefonum aniden çaldı. Bilinmeyen bir numaraydı. Elimi tereddütle kaldırıp açtım.
Derin, soğuk bir ses yankılandı:
“Leyla... babanın sırrı düşündüğünden çok daha büyük.
Şimdi karar verme zamanı.
Ya oyunu bitirirsin, ya da oyun seni bitirir.”
Telefon kapandı.
Havada asılı kalan sessizlik, içimdeki korkuyu daha da büyüttü.
S.O. artık sadece bir kişi değildi.
Bir ağ, bir yapıydı.
Ve ben o ağın tam ortasındaydım.
---
O gece uykusuzluğun pençesindeydim. Düşüncelerim durmadan dönüyor, geçmiş ile gelecek arasında sıkışıyordum.
Babamın ses kaydını tekrar tekrar dinledim. S.O.’nun gölgesinde saklanan sırları düşünüyordum.
Kimdi bu kişiler? Neden babamı öldürdüler? Neden beni hedef aldılar?
---
Sabah olduğunda, Ceylan’dan haber yoktu. Onu bulmak zorundaydım. Telefonuma gelen mesajlar endişe vericiydi:
“Beni izliyorlar. Saklanıyorum.”
“Güvenebileceğin biri yok.”
Kalbim sıkıştı. Ceylan’ın başına bir şey gelirse, kendimi affedemezdim. Hemen harekete geçmem gerekiyordu.
---
O gün boyunca şehri aradım. Ateş’e de ulaşmaya çalıştım ama o da sessizdi. Artık güvenebileceğim kimse kalmamıştı gibi geliyordu.
Ama bir yandan da içimde büyüyen o ateş vardı. Pes etmek yoktu. Biliyorum, bu oyun çok daha büyük, çok daha karanlık. Ama kaybetmeyeceğim.
---
Akşam saatlerinde evime dönerken, bir gölgeyi fark ettim. Arkama döndüm ama kimse yoktu.
Kalbim sıkıştı. Adımlarımı hızlandırdım ama o gölge, bir anda önümde belirdi.
“Leyla,” dedi tanıdık bir ses,
“Bu oyunu tek başına bitiremezsin.”
Dönüp baktım. Karşımda Ateş vardı. Yorgun, karışık ve korku dolu gözleriyle.
“Bana güven,” dedi.
“Birlikteysek, belki şansı değiştirebiliriz.”
İçimdeki şüphe ve korku bir anda silindi.
Belki de, güveni yeniden inşa etmenin tam zamanıydı.
Ama bilmem gereken bir şey daha vardı:
Oyun çok daha tehlikeliydi ve hiç kimse gerçekten güvende değildi.
---
