20. bölüm · Şans Oyunu 1
20. Bölüm – Kırılma Noktası
Arkamızda kalan binadan yükselen siyah duman, gökyüzünü bir bıçak gibi kesiyordu.
Adımlarımız birbirine karışmıştı, ama düşüncelerimiz farklı yönlere savruluyordu.
Ceylan önde yürüyordu, gözleri sürekli arkamızı kollarken, Ateş sessizdi.
O her zamanki gibi… duvar gibi.
Ben mi?
Benim içim darmadağındı.
Ama dışım?
Dışım çelikti.
Olmak zorundaydı.
Babamın adını silmeye çalışan bu karanlık sistemle savaşmak istiyorsam, artık acıya yer yoktu.
Küçük bir depo gibi görünen ama aslında S.O.’nun eski kaçış noktası olan binaya girdik.
İçerisi nemliydi, küf kokuyordu.
Ama güvenliydi.
Şimdilik.
Alya defteri masaya koydu.
Açtım.
Sayfalar arasında bir isim daha çıktı:
Derya Karabulut.
İsmine ilk defa rastlıyorduk.
Ama yanında not vardı:
"Eski istihbarat. Sistem dışına sürüldü. 'BİR'le bağlantısı güçlü."
Ateş öne eğildi. “Bu kadın hâlâ hayattaysa, bizi bir adım öteye taşıyabilir.”
“Ya tuzaksa?” dedi Ceylan.
Ben başımı salladım.
“Olabilir. Ama riski göze almak zorundayız. Bu saatten sonra geride kalmak yok.”
Ceylan gözlerini kısıp bana döndü.
“Sana bir şey soracağım Leyla.
Bu savaşı baban için mi veriyorsun, yoksa kendin için mi?”
İlk defa sustum.
Cevap hemen gelmedi.
Çünkü ne yalan söyleyebilirdim, ne de tam doğruyu itiraf edebilirdim.
Sonunda başımı kaldırdım.
“İkisi için de.
Babamın bıraktığı adalet duygusunu yaşatmak için.
Ama artık kendi öfkem için de.
Beni kim kırdıysa…
Hepsine tek tek döneceğim.”
Alya başını eğdi.
Kısa bir sessizlik oldu.
Ateş ise bana doğrudan baktı.
“Tamam,” dedi. “O zaman bu gece yola çıkıyoruz. Derya Karabulut’u bulacağız.”
Gecenin ilerleyen saatlerinde, eski bir istihbarat dosyasından konum çözdük.
Derya, sahil kasabasında, terk edilmiş bir balıkçı kulübesine yakın bir yerde görülmüştü.
Yani eğer hâlâ yaşıyorsa…
Yolda Ateş’le baş başa kaldım.
Sürüyordu, ama gözlerini yoldan ayırmadan konuşmaya başladı.
“Biliyor musun, Leyla,” dedi. “Sen değişiyorsun.
Daha sert, daha kararlı, ama aynı zamanda daha kırılgan.”
Ona döndüm.
“Hayatım boyunca kırılmamaya çalıştım. Ama sanırım bazı şeyler çatlamadan güçlenmiyor.”
Gülümsedi.
Sesi yumuşaktı.
“Ve bazen en kırık insanlar en büyük savaşçı olur.”
İşte o an anladım.
Bu savaş sadece dışarıdaki düşmanlara karşı değildi.
İçimizdeki karanlıkla da savaşıyorduk.
Kendimize rağmen ayakta durmaya çalışıyorduk.
Kulübeye yaklaştığımızda motoru kapattık.
Sessizlik bir kez daha çöktü.
Ama bu sefer başka bir sessizlikti.
Bekleyen bir sessizlik.
Bizi izleyen.
Ve kulübenin içinden bir ışık yandı.
Ateş elini silahına attı.
Ben derin bir nefes aldım.
Ceylan gözlerini kıstı.
Bu defa sadece bilgi almaya değil…
Belki de gerçekle yüzleşmeye gidiyorduk.
Ve artık geri dönüş yoktu.
---
