32. bölüm · Şans Oyunu 1
32. Bölüm – Küllerinden
Patlamanın yankısı hâlâ kulaklarımdaydı.
Arkamda yanan sunucu odasından yükselen duman, gri duvarlara kara izler bırakıyordu.
Alya'nın çığlığı… yankı gibi, zihnimin kuytularında dolanıyordu.
Ama ben ilerliyordum.
Her adımım kararlıydı.
Her nefesim, savaşın yeni bir ilanıydı.
GRİ’nin kalbi çatlamıştı.
Ve o çatlak, geçmişin gömülü sırlarını da beraberinde dışarı sızdırıyordu.
Koridordan geçerken tavandan sarkan tellerin arasından süzülen kıvılcımlar üzerime düşüyordu.
Dizimdeki kesikten akan sıcak kanı hissetmiyordum bile.
Acı mı?
Artık hissizdim.
Sadece ilerlemek vardı.
Kulaklığımdan Ateş’in sesi geldi:
> “Leyla? Sinyal düştü. Merkez çöktü mü?”
Dudaklarım kıpırdadı.
“Sadece başlangıçtı.”
> “Harikasın. Ama sistem onları da uyandırmaya başladı. Çocuklardan bazıları bilinçleniyor.”
Kalbim sıkıştı.
Çocuklar…
Zamanımız kalmamıştı.
Aceleyle yönümü değiştirdim.
Ceylan’la buluşacağımız noktaya ilerlerken bir gölge duvarın köşesinden sıyrıldı.
Selim.
Elinde silah, gözlerinde panik.
“Leyla! Neler oluyor? Merkez çöktü, yangın sensörleri devreye girdi. Hepsi üst kata yönleniyor.”
“İyi,” dedim.
“Biz de oraya gidiyoruz.”
Yanımdaki duvara bir şematik asılmıştı.
Bir çıkış planı.
Ama gözüm başka bir noktaya takıldı.
Yedek Ağ Geçidi.
GRİ, tek bir merkezden ibaret değildi.
Birden fazla bilinç akışı vardı.
Ve eğer biri çökerse… diğeri devreye giriyordu.
Geri döndüm, Selim’in gözlerine baktım.
“Sana güvenebilir miyim?”
Bir an durdu.
Sonra başını salladı.
“Babamı oradan kurtardın. Artık bu savaşta seninleyim.”
İlk kez inandım ona.
Koşmaya başladık.
Ayak seslerimiz, yangın alarmının cızırtısıyla birleşti.
Sıcaklık artıyordu.
Tavan çökmek üzereydi bazı yerlerde ama gözümüz hiçbir şey görmüyordu.
Üçüncü koridorun sonunda kapı açıldı.
Ve karşımızda...
Ateş.
Yüzü kurum içindeydi, gömleğinin kolu yanmıştı.
“Gelin!” diye bağırdı.
“Çocukları taşıyoruz, ama Alya geri geliyor!”
Selim silahını kavradı.
“Onu ben oyalayacağım.”
“Hayır,” dedim.
“Birlikteyiz. Artık hiç kimse geride kalmayacak.”
Çocuklar tek tek uyandırılıyordu.
Zayıf göz kapakları aralanıyor, dünyaya ilk kez acı dolu bir bakışla bakıyorlardı.
Bazıları ağlıyordu.
Bazıları ise sadece susuyordu — susarak hayatta kalmaya alışmıştı belli ki.
Ceylan diz çökmüş, bir çocuğun nabzını kontrol ediyordu.
“İlaçlar dengelendi. Ama hızla dışarı çıkmamız lazım!”
O an arkamızda yankılanan bir ayak sesi…
Alya.
Ama bu kez yalnız değildi.
Yanında…
babam vardı.
Beni gördüğünde yüzü değişti.
Ne gözyaşı vardı gözlerinde… ne pişmanlık.
Sadece yorgunluk.
Alya’nın sesi yükseldi:
“Bunu böyle bitiremezsin, Leyla! Onları uyandırmak… bir felaketi tetikler!”
“Felaket sizsiniz!” dedim.
Babam bir adım attı.
Ve fısıldadı:
“Leyla… sen anlamıyorsun. Onları GRİ’den koparırsan, zihinleri boşlukta kalır. Onlar... bizim inşa ettiğimiz sistemle yaşıyor.”
Sanki yumruk yemiş gibi oldum.
“Onlar sizin oyuncağınız değil.”
“Hayır, değiller,” dedi. “Ama GRİ sadece bir sistem değildi. Aynı zamanda… bir bağ. Bilinci koruyan bir ağ. Onları bu ağa bağladık çünkü dünyaları... çoktan yıkılmıştı.”
Dizlerimin bağı çözüldü.
Alya yaklaştı.
“Sen sistemi yok ettin, Leyla. Şimdi ya onları burada bırakıp kendi yoluna gidersin...
...ya da yanımızda kalır, bu ağı yeniden kurarsın.”
Sessizlik oldu.
O an tek duyduğum çocukların ağır nefesiydi.
Ateş kulağıma eğildi.
“Ne yapacağız?”
Gözlerimi babama diktim.
“Ben senin kızınım. Ama sizin sistemin bir parçası değilim.”
Elimi belime attım.
Ateş’in verdiği son cihazı çıkardım.
Bir bağlantı kesici.
Sistemi tamamen devre dışı bırakacak bir sinyal yayıcı.
“Bunu kullanırsam… bilinçleri serbest kalacak. Ama ya dağılacaklar… ya da özgür olacaklar.”
Alya bağırdı.
“Yapma! Onları öldürürsün!”
Ama ben tuşa bastım.
Sistem çığlık attı.
Işıklar söndü.
Ekranlar karardı.
Tavan titredi.
Ve sonra… bir sessizlik oldu.
Çocuklardan biri… gözlerini açtı.
Ve gülümsedi.
“Annem?” dedi titreyerek.
Diğeri arkasından geldi.
Ağlamaya başladı.
Hayattaydılar.
Ve özgürdüler.
Babam çömeldi. Ellerini yüzüne kapattı.
Alya gözden kayboldu.
Koşarak karanlıkta kayboldu.
Ben…
Elimi kalbime koydum.
İlk kez yıllardır... içim sessizdi.
---
