40. bölüm · Şans Oyunu 1
40. Bölüm – Gölgelerin Ardındaki Gerçek
Sistemin merkezini çökertmek...
Kağıt üstünde basit gibi.
Bir dosya, bir tetikleme, birkaç saniyelik bir tuş...
Ama içinde yaşarken bu, bir ömür kadar ağır bir savaş.
Ekrandaki veriler, geçmişte öldürülen insanlar, sahte suçlamalar, kayıp çocuklar…
Hepsi birer sayıydı GRİ için.
Ama benim için değillerdi.
Onlar... bendim.
Ateş sessizce bilgisayar ekranını inceledi.
Ceylan köşede silahını temizliyordu.
Kara’nın yüzünde alışılmadık bir tereddüt vardı.
“Şu an,” dedi Kara, “bu verileri açık etmemiz, yalnızca GRİ’nin sistemini değil, bazı devlet ilişkilerini de çökertebilir.”
“Beni ilgilendirmiyor,” dedim.
Kara başını yavaşça eğdi.
“İşte bu yüzden... bu savaşın ortasındasın.”
---
Cihaz bir kez daha bağlandı.
Bu sefer sistemin çekirdeğine bağlanmak için değil, tetiklemeyi göndermek için.
Beynimde artık açık bir bağlantı vardı:
Kod, 041219.
Benim doğum tarihim gibi görünen... ama aslında sistemin anahtarı olan dizi.
Ceylan yaklaştı, “Bunu bir kez gönderdiğimizde geri dönüş yok.”
Sırıttım.
“Zaten hiç olmamıştı.”
Kara komutu hazırladı.
“Bu, yüz binlerce verinin bir anda halka düşmesi anlamına geliyor.
Hükümet, ordu, şirketler... hepsi birbirine girecek.”
Ateş elini omzuma koydu.
“Ve biz hedef haline geleceğiz.”
O an içimde bir şey kıpırdadı.
Korku muydu?
Hayır.
Artık yoktu.
Ben kim olduğumu biliyordum artık.
“Başlat,” dedim.
---
Tuşa bastığımız anda sistem çıldırdı.
Ekranlar karardı, ardından beyaza döndü.
Gizli dosyalar, isimler, raporlar... her şey bir virüs gibi yayılmaya başladı.
Ceylan bağırdı:
“Biri sistemimize sızıyor!”
Kara hızla kontrol etti.
“Hayır... bu GRİ değil. Bu... içlerinden biri.”
Tam o anda…
Kapı patladı.
Dışarıdan girenler… tanıdıktı.
Alya.
Yanında maskeli iki adam.
Ve... Selim.
---
Alya gülümsedi.
“Sizi izliyorduk.
Tetikleme kodunu görmemiz yeterliydi.
Şimdi sıra size geldi.”
Silahını bize doğrulttu.
“Leyla, sen... seni hiç böyle hayal etmemiştim.
Ama şimdi artık... sistemdeki tek zayıf nokta sensin.”
Ateş hemen öne atıldı ama Selim önce davranıp onu silahıyla durdurdu.
“Bunu yapma Selim,” dedim fısıltıyla.
Gözlerini kaçırdı.
Ama elleri titriyordu.
Hâlâ içindeydi.
Hâlâ bir şeyler hissediyordu.
Kara, Alya’nın dikkatini dağıtmaya çalıştı.
O anı bekliyordum.
Yalnızca bir saniye...
---
Ve oldu.
Ceylan dizinin içinden çıkardığı minik flaş bombayı attı.
Göz kamaştırıcı bir ışık.
Duman.
Karışıklık.
Silah sesleri patladı.
Bir cam kırıldı.
Ve biz… kaçtık.
---
Tünellerin içinden sürüne sürüne geçerken Ceylan nefes nefese fısıldadı:
“Dosyaları yolladık ama artık her yerde aranıyoruz.”
Ateş omzumdan akan kana baktı.
“Leyla, vuruldun.”
Umurumda değildi.
Omzumun içi yanıyordu ama ruhum ayaktaydı.
İlk kez bu kadar net hissediyordum:
Hayattaydım.
Ve özgürdüm.
---
Dışarı çıktığımızda sabah olmuştu.
Gökyüzü griydi ama içimde bir güneş doğmuştu.
Artık geri dönüş yok.
Artık ben sadece bir kod taşıyıcısı değilim.
Ben... onların en büyük hatasıyım.
Ve bu hikâye daha bitmedi.
---
