1. bölüm · Şans Oyunu 1
1. Bölüm-Geceyi Yırtan Ses
BAM!
O ses... O lanet ses hâlâ kulaklarımda çınlıyor. Geceyi ikiye bölen, içime korkuyu saplayan bir çığlık gibiydi. İlk duyduğumda, beynim ne olduğunu reddetti. Ama kalbim anladı. Kalbim hep her şeyi önce hissederdi zaten.
Yalının koridorlarına koştum. Ayaklarım yere değil de boşluğa basıyor gibiydi. Zemin buz kesmişti ya da ben öyle hissediyordum. Göğsümün ortasında bir yumru vardı. Nefes almak imkânsızdı. Her adımda midem daha çok burkuldu.
Babam...
Onu yerde yatarken bulduğum an, zaman durdu. Gerçekten durdu. Her şey yavaşladı, bir fısıltıya dönüştü. Kan, boynunun altından yayılmıştı. O kırmızı, her zaman bana hayatta kalmayı öğütleyen o adamdan akıyordu.
Ben sadece diz çöktüm. Bir şeyler söylemek istedim. “Baba” demek istedim. Belki hala duyuyordur diye... Ama kelimeler ağzımda eridi. Onun gözleri… Tavanı delip geçiyor gibiydi. Ve o bakış... o bakış hiçbir zaman gözümden silinmeyecek.
“LEYLA!”
Ceylan'ın sesiyle irkildim. Arkadan geldi, saten sabahlığı rüzgâr gibi ardından sürükleniyordu. Yüzü kireç gibiydi. Arkasında Ateş belirdi. Gri tişörtü kan lekeleriyle uyuşmuştu. Elinde bir silah vardı. Gözleri babamın cansız bedenine takılmıştı. Donmuştu.
“Geri çekil,” dedi Ateş. Kolumdan tuttu, yavaşça beni geriye aldı. “Polisi arayın.”
Ceylan zaten telefonu çoktan eline almıştı. Parmakları titriyordu ama tuşlara basmayı başarıyordu. Bense hâlâ babamın başında durmak istiyordum. Gitmek istemedim. Ama kollarım güçsüzdü. Her şey üzerime yıkılıyordu.
---
Polisler geldiğinde, evin her köşesi acıyla yankılanıyordu. Sarı bantlar, sert bakışlar, soğuk sorular... Sanki bu bizim ev değilmiş gibi hissettim. Sanki o kan, benim babamın değilmiş gibi.
Ama o kanı ben temizleyemem. Temizleyemem...
Komiser Selim gözlerini bana dikti. Sesi ciddi ve sakin, ama içinde yorgun bir merak vardı.
“Leyla Hanım, babanızı en son ne zaman gördünüz?”
“Bir saat kadar önce...” dedim zorlanarak. “Odasında kitap okuyordu. Ben mutfaktaydım. Sonra bir ses geldi. Yukarıdan... silah sesi...”
Not aldı. Kaleminin ucu her bastığında içim titredi.
Sonra Ateş’e döndü. Onu sorguladı. Silahı neden eline aldığını sordu. Ateş cevapladı ama hiçbir şey anlamıyordum. Kulaklarımda uğultu vardı. Yalnızca bir cümle yankılanıyordu içimde:
Babam öldü.
---
Sabah ışığı yalıya sinsice süzülürken, ben hâlâ kanın kuruduğu yerde oturuyordum. Üzerime bir battaniye atmışlar ama hissetmiyordum. Zaman durmuştu. Gün doğmuştu ama bana doğmamıştı.
Ceylan, ince parmaklarıyla çayı getirdi. Göz göze geldik.
“Leyla…” dedi, sesi neredeyse fısıltıydı. “Baban bu aralar tuhaf davranıyordu. Tedirgindi. Korkuyordu… Sen hiç fark ettin mi?”
Başımı yavaşça salladım. “Evet… pencereleri iki kez kilitlerdi. Perdeleri hemen kapatırdı. Telefonda hep fısıltıyla konuşurdu. Ama... bana hiçbir şey söylemedi.”
Neden bana söylemedi baba?
Ateş içeri girdi. Gözleri uykusuz, sesi yorgundu.
“Komiser Selim aradı. Otopsi yakında çıkacakmış.”
Kafamı çevirmedim bile. Sadece konuştum.
“Bu bir kaza değil. Bu... mesaj gibiydi.”
“Mesaj kime?” diye sordu Ateş.
“Bana,” dedim.
İçim ürperdi. O gece karanlık sadece evi değil, içimi de kaplamıştı.
---
Gecenin ilerleyen saatlerinde, babamın ofisine girdim. Her şey yerli yerindeydi. Kitaplar, klasörler... Ve masasının çekmecesinde bir ajanda.
Sayfalarını çevirdim. Titreyen parmaklarımla bir satırda durdum.
S.O. geri döndü. Saklanacak yer kalmadı.
S.O...?
Kimdi o?
Ve neden babamın ölümünün altında onun adı vardı?
İşte o an anladım…
Bu sadece bir cinayet değildi.
Bu bir başlangıçtı.
Ve ben, bu oyunun tam ortasındaydım.
---
