10. bölüm · Şans Oyunu 1
10. Bölüm – Kül Rengi Anılar
Kulübenin konumunu haritaya işaretledim.
Ceylan ve Ateş hâlâ uyuyordu.
Gecenin o sessiz saatinde, kendi adımlarımdan bile şüphe eder halde çıktım evden.
Sokak lambaları sönmeye yüz tutmuştu.
Her köşe, her gölge bana bir ses fısıldıyordu artık.
Ama bu gece, sadece biriyle yüzleşecektim:
Babamın hayaletiyle.
---
Ormana vardığımda, kulübe uzaktan sadece bir gölge gibi görünüyordu.
Çocukken birkaç kez gelmiştik buraya.
Ama hiçbir zaman içeri alınmamıştım.
Babam "orada sadece geçmiş var," derdi.
Meğer...
Gizlediği her şey buradaymış.
---
Anahtarı titreyen elimle çevirdim.
Kapı açıldığında, üstüme eski tozlar, yıllanmış anılar ve ağır bir yalnızlık çöktü.
İçeride mum yoktu.
Ama eski bir fener buldum.
Işığı yaktığımda, duvarlarda tanıdık olmayan yüzler vardı.
Fotoğraflar.
Haritalar.
Bağlantı çizgileri.
S.O.’nun ağı.
Ve tam ortada...
Babamın büyük bir fotoğrafı.
Üzerine kırmızıyla yazılmış tek kelime:
“DÖNÜŞÜM.”
---
Titredim.
Ne demekti bu?
Babam neye dönüşmüştü?
Yoksa... kime?
---
Bir defter daha buldum.
Küçük, eski, köşeleri yanmış.
İçinde kısa cümleler vardı, kodlar gibi.
> “S.O. sadece sistem değil.
İnanç.”
“Alya eşittir Gölge.”
“Leyla... gelecekte savaşacak.”
---
Gözlerimi kısmak zorunda kaldım.
Her satır, beynimi bıçak gibi kesiyordu.
Ama en sonunda bir sayfa vardı ki...
Dizlerimin üzerine çöktüm:
> “Eğer bu yazıyı okuyorsan kızım,
seni karanlığın içine ben sürdüm.”
---
Nefes alamadım.
Bu kadar net, bu kadar çıplak...
İtiraf gibi.
Babam... S.O.’ya çalışmıştı.
Ama sonra karşılarına geçmişti.
Ve benim doğumumdan itibaren... her şeyi planlamıştı.
Ben bir kurban değilmişim.
Ben bir planmışım.
---
Kulübenin arka tarafında gizli bir kapak buldum.
Altında, soğuk bir bodrum vardı.
İçeri indiğimde karşılaştığım şey...
beni tamamen susturdu.
---
Duvarda dev bir pano:
Benim fotoğraflarım.
Çocukluğum, okul yıllarım, sokakta yürürken, parklarda…
Biri…
beni hep izlemişti.
Babam değil.
Alya değil.
Bir başkası.
---
Ve odanın ortasında bir masa.
Üzerinde...
bir kimlik kartı: Ateş Kara.
Altında yazılı not:
> “Gerçeği senden sakladı.
Çünkü seni sevdi.”
---
O an, gözümdeki tüm renkler silindi.
Her şey kül rengine büründü.
Ateş de biliyordu.
Babamın kim olduğunu, ne yaptığını...
ve bana ne olacağımı.
---
Kulübeden çıkarken, cebimde defter, elimde kart, içimde savaş vardı.
Yol boyunca yürürken tek bir düşünce vardı kafamda:
Ben kimim?
Ve neden buradayım?
---
Eve vardığımda sabah olmuştu.
Ceylan uyanmış, kapının önünde beni bekliyordu.
Gözlerime baktı.
Hiçbir şey sormadı.
Ama ben söyledim:
“Bitti sanmıştım.
Ama bu daha başlangıç.”
---
Salona geçtik.
Ateş uyuyordu.
Yavaşça yanına gittim, masaya kimlik kartını bıraktım.
“Bu seninmiş,” dedim.
Açtı gözlerini, beni gördü.
Bir şey söylemeden kartı aldı.
Bakışı, her şeyi anlatıyordu.
Suçluydu.
Ama hâlâ... beni korumaya çalışıyordu.
---
“Leyla,” dedi yavaşça.
“Bunu yapmam gerekti.
Yoksa seni kaybederdim.”
“Zaten kaybettin,” dedim.
“Artık sadece kendimi koruyabilirim.”
---
Tam o anda, kapı çaldı.
Ceylan bir adım attı ama durdurdum.
“Ben açarım.”
Kapıyı açtım.
Ve karşımda...
Alya.
---
Hiçbir şey demedi.
Sadece gülümsedi.
“Geç kaldım, değil mi?” dedi.
---
