31. bölüm · Şans Oyunu 1

31. Bölüm – İlk Zaman

ASLI KENÇEKOL .

Bölümler
1 1. Bölüm-Geceyi Yırtan Ses 2 2. Bölüm – Kanın Hatırlattığı 3 3. Bölüm – Kayıp Harfler 4 4. Bölüm – Güvenin Çöküşü 5 5. Bölüm – Karanlıkta Saklanan Sesler 6 6. Bölüm – Karanlığın İçinden 7 7. Bölüm – İhanetin Kıyısında 8 8. Bölüm – Aynadaki Gölge 9 9. Bölüm – Yalanın Rengi 10 10. Bölüm – Kül Rengi Anılar 11 11. Bölüm – Sessizlikten Gelen Kadın 12 12. Bölüm – Gölgelerin Arkasında 13 13. Bölüm – Sistemin Kalbi 14 14. Bölüm – Sayacın Gölgesinde 15 15. Bölüm – Kapanış Perdesi 16 16. Bölüm – Karanlıkta Işık 17 17. Bölüm – Gölgelerin İçinden 18 18. Bölüm – Sessizlikten Önce 19 19. Bölüm – Yüzleşme 20 20. Bölüm – Kırılma Noktası 21 21. Bölüm – Kadının Gölgesi 22 22. Bölüm – Gözlerin İçinden Geçtim 23 23. Bölüm – Seçimin Bedeli 24 24. Bölüm – Sıfır Noktası 25 25. Bölüm – Dönüşü Olmayan Yol 26 26. Bölüm – Gölgeler Konuşur 27 27. Bölüm – Hafıza Kapanı 28 28. Bölüm – Karanlıkta Yankı 29 29. Bölüm – Aynaların Ardında 30 30. Bölüm – Gözler Üstümüzde 31 31. Bölüm – İlk Zaman 32 32. Bölüm – Küllerinden 33 33. Bölüm – Sessizlikten Sonra 34 34. Bölüm – Küller Arasında Yeni Bir Yol 35 35. Bölüm – Karanlığın Ötesi 36 36. Bölüm – Kırılma Noktası 37 37. Bölüm – Çürümüş Hafıza 38 38. Bölüm – Sınır Çizgisi 39 39. Bölüm – Kodun İçindeki Kız 40 40. Bölüm – Gölgelerin Ardındaki Gerçek 41 41. Bölüm – Kaçış Yok, Savaş Var 42 42. Bölüm – KODX’in Gölgesi 43 43. Bölüm – KODX ile Yüzleşme 44 44. Bölüm – Küllerinden Doğuş 45 45. Bölüm – Karanlığın İçinden Yükseliş 46 46. Bölüm – Gölgenin Sırrı 47 47. Bölüm – Karanlıkta Kayıp 48 48. Bölüm – Kırılma Noktası 49 49. Bölüm – Son Hamle 50 50. Bölüm – Kaderin Son Perdesi 51 Özel Bölüm – Leyla’nın Gecesi

Üç gün...
Yetmiş iki saatlik zaman, beynimin kıvrımlarına kazınmıştı.
O çocukların gözlerini unutmam mümkün değildi.
Tünelden çıkarken arkamda bıraktığım her sessizlik, içimde yankılanan bir feryat gibiydi. Bu kez yalnız kendi hayatımız değil, başkalarının hayatı da bizim elimizdeydi.

Geceyi ormanda geçirdik. Ateş ve Ceylan, sırayla nöbet tuttu. Ama ben... uyumadım.
Sadece gözlerimi kapadım ve karanlıkta babamın sesini duymaya çalıştım.
“Unutma Leyla,” demişti bir gün, “karanlık seni korkutmasın. Asıl tehlike hep ışığın altında saklanır.”

İşte şimdi o ışığa gidiyorduk.

Sabah olup güneş doğduğunda, GRİ’nin sakladığı o termik santralin haritadaki yerini tekrar inceledik.
Kuzey ormanlarının derinliklerinde, terk edilmiş görünen ama aslında içeride hayatı boğan bir yapı.

Ateş rotayı çizdi.
Ceylan çantasındaki ilaçları ve iletişim cihazlarını kontrol etti.
Ben ise... içimdeki sessiz fırtınayı bastırmaya çalıştım.

Yola çıktık.

Orman daralıyor, gökyüzü görünmez oluyordu.
Ağaçlar sanki bizi izliyor gibiydi.
Her adımımız, toprağın altında gömülü bir sırrı uyandırıyor gibi.

Sessizliğimizi, yalnızca rüzgârın uğultusu ve yaprakların hışırtısı bozuyordu.

Bir noktada, Ateş durdu.
“Elimizde harita var ama GRİ de bizi izliyor olabilir. Tetikte olun.”

Santrale yaklaştıkça hava soğudu.
Ürpertici bir şekilde metal kokusu yayıldı.
Ceylan nefesini tuttu.
“Burası... nefes alamıyorum gibi.”

Ve karşımızdaydı.
Yıkık dökük bir yapı.
Ama sadece dışı öyleydi.

Ateş, çevreyi kolaçan etmek için ilerledi.
Ben kapının önünde durdum.
Eski, paslı ama merkezine yerleştirilmiş tanıdık bir cihaz...
Yüz tanıma.

Aynadan yansıyan görüntüme bakarken, içimde tanımadığım bir şey kıpırdadı.
Ben kimdim artık?
GRİ’nin izlediği bir çocuk mu?
Yoksa onun oyununu kendi kurallarına göre yıkan bir gölge mi?

Derin nefes aldım.
Yüzümü okuttuğum anda kapı tıslayarak açıldı.
İçeriden gelen soğuk hava yüzüme çarptı.
Ve içeri girdik.

Koridorlar sessizdi.
Işıklar titrek, duvarlar gri renge boyalıydı.
İçeride bir tür sinir bozucu düzen hakimdi.
Her şey olması gerekenden bir tık fazla düzgün.

İlk odaya girdiğimizde... sustuk.
Yataklara bağlı çocuklar.
Gözleri kapalı, nabızları ekrana yansıyan.
Ve o ekranın altında, büyük harflerle:
PROJE: YENİ NESİL

“Tanrım,” dedi Ceylan. “Hepsi... bizim yerimize hazırlanıyor.”

Ateş yaklaştı.
“İlaçlara bağlılar. Ama kalp ritimleri düzenli. Uyanmıyorlar çünkü uyanmalarına izin verilmiyor.”

Birden ses sistemi devreye girdi.
Duvarlardaki hoparlörlerden yankılanan tok bir ses:

> “Hoş geldin, Leyla. GRİ seni bekliyordu.”

Her taraf aydınlandı.
Kırmızı ışıklar yanıp sönmeye başladı.
Kapılar birer birer kilitlendi.

Ateş hızla bilgisayar paneline koştu.
“Zamanımız az. Birisi bizi içeri aldı ve şimdi çıkışları kapatıyor.”

Ceylan panikle çocukların kelepçelerine yöneldi.
“İlaç sistemini durdurabilirsem onları uyandırabiliriz.”

Ben ise hoparlöre baktım.
“Ne istiyorsunuz benden? Oyun hâlâ bitmedi mi?”

Ses cevap verdi:

> “Oyun şimdi başlıyor. Ama bu kez senin kurallarına göre değil.”

Birden karşı duvardaki dev ekran açıldı.
Ve... babam göründü.

Gözlerim dondu.
Hayır. Bu mümkün olamazdı.

O öldü.
Ben... ben onu ellerimle gömdüm.

Ama ekranda yüzü netti.
Solgun, yorgun ama yaşıyordu.
Gözleri ekrana bakıyordu, bana.

> “Leyla,” dedi sesi titrek. “Eğer bunu duyuyorsan... GRİ beni bırakmadı. Sadece seni itmeye çalıştılar.”

Ceylan çığlık attı.
“Bu... bu canlı yayın mı?!”

Ateş yere vurdu.
“Bizi kandırdılar. Her şey bir tuzaktı!”

Ama ben... donmuştum.
Babamın gözlerine bakıyordum.
Ve o bir cümle daha fısıldadı:

> “Geldiğinde seni izleyecekler. Ama sen gözlerini onlardan ayırma. Karanlıkta güç sende.”

Ekran kapandı.

Ben dizlerimin üstüne çöktüm.
Kalbim patlayacak gibiydi.

Babam yaşıyordu.
Ama GRİ’nin elindeydi.

Ve ben... ya o çocukları kurtaracaktım.
Ya da babamı.

İkisini birden seçmek... imkânsız görünüyordu.

Ama ben Leyla’ydım.
Bu oyunu ben bitirecektim.
Ve kurbanı değil, yıkıcısı olacaktım.

---