27. bölüm · Şans Oyunu 1
27. Bölüm – Hafıza Kapanı
“Hatırlamak istemediğin her şey, zamanı geldiğinde kapını çalar,” demişti babam bir keresinde.
O zamanlar çocuktum, ne demek istediğini anlamamıştım.
Ama şimdi…
Şimdi anlıyordum.
Çünkü hafızamda kilitli kalan kapılar, birer birer açılıyordu.
---
Sabah sisliydi.
Dışarıda kuş sesleri yerine, uzaktan gelen metalik uğultular duyuluyordu.
Bir sistem çalışıyordu...
Ama bu sistem bizim değildi.
Ceylan hâlâ sinyalin kaynağını çözmeye çalışıyordu.
Ateş, kulübenin önünde, omzunda tüfeğiyle gözcülük yapıyordu.
Ben ise elimde bir diski tutuyordum.
Babamın kasasından çıkan, şifreli bir disk.
Derya'nın son getirdiği şifre kırıcıyı kullanarak içeri girmeyi başardık.
Görüntü açıldığında odada sadece sessizlik vardı.
Sonra babamın yüzü belirdi.
Gözleri yorgun, ama netti.
Sesi çatallıydı ama sağlamdı.
> “Leyla…
Bu diski açtığında, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
Benim için değil, senin için.
Çünkü geçmişte bıraktıkların, gelecekteki savaşı belirleyecek.
Ve senin kararın, birçoklarının kaderi olacak.”
Yutkundum.
Ateş kapının eşiğinde durmuştu, sessizce dinliyordu.
Ceylan nefesini bile tutmuştu.
> “GRİ… bir isim değil, bir fikir.
Ve bu fikir, kontrol edilemez hale geldi.
Ben... onları durdurmaya çalıştım.
Ama yalnızdım.
Ve şimdi, o yük sana kalıyor.”
Görüntü karardı.
Dosyada başka bir şey yoktu.
Sadece bir isim:
> Proje: HAFIZA KAPANI
“Bu da ne şimdi?” dedim sessizce.
Ceylan hemen ekranı kurcaladı.
Ateş yaklaştı.
Diskin içinde gömülü bir harita dosyası daha vardı.
Eski, analog bir sığınak işaretlenmişti.
Konumu şehir dışındaydı.
Ve üzerindeki not: Giriş Yalnız.
Ateş hemen konuştu:
“Oraya gitmene izin veremem Leyla.”
Ona döndüm.
“Bu benim babamın bıraktığı bir iz.
Ve artık kimseden izin almıyorum.”
Sessizlik oldu.
Sonra Ceylan hafifçe başını salladı.
“Eğer gitmeyi seçersen, seni durdurmayacağız.
Ama yalnız da bırakmayacağız.”
Ama içimde bir his vardı.
Bu yolculuk yalnız olmalıydı.
---
Yola çıktım.
Elimde eski bir pusula, cebimde babamın eski kol saati.
İkisi de sadece fiziksel şeyler değildi.
Hatıraların pusulası, zamanın kapanı gibiydiler.
Sığınak eski bir radyo kulesinin altındaydı.
Kapısı paslıydı, ama kilidi yeni değiştirilmiş gibiydi.
Yani… biri yakın zamanda buradaydı.
İçeri girdiğimde havada yoğun bir metal kokusu vardı.
Duvarlarda yıllanmış kablolar, eski monitörler…
Ve tam ortada bir koltuk.
Birisi için hazırlanmıştı.
Kendimi tutamadım, yaklaştım.
Bir cihazın ışığı yanıp sönüyordu.
Ekranda bir mesaj vardı:
> “Leyla, seni bekliyorduk.”
Gözlerim büyüdü.
“Kim var burada?”
Yanıt gelmedi.
Sadece sessizlik.
Sonra bir kadın sesi hoparlörden yankılandı.
Sakin, net ve ürperticiydi:
> “Baban bize katılmayı reddetti.
Bu onun son kararıydı.
Peki senin kararın ne olacak?”
“Kim olduğunu söyle!” diye bağırdım.
Sesi yeniden duydum:
> “Ben GRİ değilim.
GRİ’nin sesi değilim.
Ama GRİ’yi inşa edenlerden biriyim.”
O anda tüm ışıklar söndü.
Ve odada tek bir ekran açıldı.
Beyaz fonda siyah bir cümle:
> “Seçim senin. Devam mı, vazgeçmek mi?”
---
Elim koltuğun kenarına uzandı.
Üzerinde bir anahtar vardı.
Küçük, metal bir anahtar.
Arkadaşlarımı tehlikeye atmak mı…
Yoksa bu savaşı tek başıma sürdürmek mi?
Bir an gözümde babamın yüzü canlandı.
Sonra Ceylan.
Ateş.
Selim…
Alya…
Hepsi birer gölgeydi artık.
Ama ben karanlıkta yürümeyi öğrenmiştim.
Anahtarı aldım.
Kapının ardındaki odaya girdim.
Karanlığın tam ortasına.
---
Bölüm 27 – Son
---
