11. bölüm · Şans Oyunu 1
11. Bölüm – Sessizlikten Gelen Kadın
Alya, kapının önünde duruyordu.
Üzerinde siyah bir kaban, gözlerinde geçmişten gelen sessiz bir fırtına…
Gülümsedi ama o gülümseme sıcak değil, tanıdık bir soğukluktaydı.
Sanki beni yıllardır tanıyor ama tanımıyormuş gibi.
Sanki hayatımın en büyük sorusu, karşımda bir beden olmuş da susuyormuş gibi.
“Geç kaldım, değil mi?” dedi tekrar.
Bu kez sesi duvardan sekmiş gibi geldi.
İçimde bir şey koptu ama dışım buzdu.
Kaşlarımı kaldırdım. “Evet. Çok geç kaldın.”
---
Ceylan arkamda durmuş, nefes bile almıyordu.
Ateş içerdeydi ama kapının önündeki bu sessizlik, içeriden daha çok boğuyordu beni.
Alya içeri adım attı.
Ayakkabısını bile çıkarmadan doğruca salona yürüdü.
Oturmadı.
Ayakta kaldı.
Sanki “beni sorgula” diye dikiliyordu.
---
“Kim olduğunu söyle,” dedim.
Gözleri bana döndü.
Gözleri, o gözler…
Yıllar önce bir mezarlıkta gördüğüm kadının gözleriyle aynıydı.
Korkutucuydu, ama aynı zamanda tanıdıktı.
Yutkundum.
Alya, ellerini arkasında birleştirdi.
“Ben Alya.
Ama bu isim bana ait değil.
Sadece bir rol.
Senin hikâyende bir gölgeydim.
Ama artık... sahnedeyim.”
---
Boğazım kurudu.
Kalbim yerinden çıkacak gibiydi.
“Babamı tanıyordun,” dedim.
Başını eğdi.
“Hayır. Onu sadece izliyordum.
O, sisteme karşı çıkan bir istisnaydı.
Senin yüzünden sistem dışına taştı.”
---
Ceylan araya girdi.
“Ne sistemi?
S.O. sadece bir örgüt değil mi?”
Alya, yavaşça başını çevirdi.
“Hayır.
S.O. bir yapı değil.
Bir düşünce biçimi.
Bir seçme hakkı.
Bir kader yazıcısı.”
---
Ateş salona girdi.
Alya’yı görünce adımları durdu.
Bir adım daha atsaydı, kırılacaktı.
Ama yapmadı.
Sadece baktı.
Alya ona döndü.
“Sen en zayıf halkaydın.
Ama aynı zamanda en sadık koruyucuydun.
Leyla’nın başına bir şey gelmesin diye kendini mahvettin.
Ama Leyla seni affetmeyecek.
Biliyorum, çünkü ben de affetmedim.”
---
Havada bir sessizlik oluştu.
Sanki zaman durmuştu.
Yalnızca kalpler atıyor, ama ses çıkmıyordu.
Ben ileri çıktım.
“Bu ne demek biliyor musun?” dedim.
“Elimde babamın defteri var.
Geçmişini biliyorum.
Seni bu oyuna kim koyduysa…
Onu da bulacağım.
Ama önce sen cevap vereceksin.”
---
Alya başını eğdi.
Ceketinin iç cebinden küçük bir zarf çıkardı.
“Bu senin.
Baban sana bırakmamı istedi.
Ama ancak bugünü görebilirsen.”
Zarfta adım yazıyordu.
Titreyen parmaklarımla açtım.
İçinden çıkan sadece bir kâğıttı.
Ve üzerinde bir tek kelime:
“Seç.”
---
“Bu mu?” dedim sinirle.
“Bu mu tüm cevap?
Bir kelimeyle mi bitiyor geçmiş?”
Alya yaklaştı.
“Bitmiyor Leyla.
Başlıyor.
Çünkü sen artık seçim yapmalısın.
Baban seni hazırladı.
Ateş seni korudu.
Ceylan seni tuttu.
Ama kimse seni kendin yapamadı.
O şimdi sana kalmış.”
---
O an fark ettim.
Bütün bu olaylar zinciri, hep bir başkalarının kararıyla oluşmuştu.
Ama ilk kez, seçim sırası bendeydi.
“Ne seçeceğim?” diye sordum.
Alya’nın yüzü soldu.
“Gerçeği.
Ya da huzuru.
Ama ikisi aynı anda olmuyor, Leyla.”
---
Ceylan titrek bir sesle:
“Leyla... bunu yapmak zorunda değilsin.
Huzurlu bir hayat mümkün.”
Ama ben başımı iki yana salladım.
“Huzur bana göre değil.
Ben cevabı seçiyorum.”
---
Alya gülümsedi.
İlk kez içten bir şekilde.
Sanki sonunda olması gerekeni görmüş gibi.
“O zaman son anahtarı verebilirim,” dedi.
Ve boynundaki zinciri çıkardı.
Ucu bir USB bellekti.
“İçinde babanın son videosu var.
Gerçek o videoda.
Ama izlemek istiyorsan yalnız olman gerek.”
---
USB’yi aldım.
O an sanki bütün oda bir anda boşaldı.
Kimse yoktu, sadece ben ve geçmişim.
Yukarı kata çıktım.
Dizüstü bilgisayarımı açtım.
USB’yi taktım.
Dosya adı: “Leyla’ya.”
---
Tıkladım.
Video açıldı.
Babam, eski bir sandalye üzerinde oturuyordu.
Yorgundu.
Ama gözlerinde hâlâ ışık vardı.
> “Eğer bu videoyu izliyorsan Leyla...
Her şey başlamıştır.”
> “Ben seni koruyamadım.
Ama sen kendini koruyabilirsin.
Çünkü sen...
Bu oyunun son oyuncususun.”
---
Ekran karardı.
Gözyaşlarım süzüldü ama ağlamadım.
Ayağa kalktım.
Aşağı indim.
Alya gitmişti.
Ama onun bıraktığı şey... içimdeydi artık.
---
Ateş bana yaklaştı.
“Ne gördün?” dedi.
Başımı kaldırdım.
“Gerekeni.
Ve artık biliyorum.
Kimseye güvenmeyeceğim.
Ama kendime güveneceğim.”
---
