29. bölüm · Şans Oyunu 1
29. Bölüm – Aynaların Ardında
Rüzgâr, geceyi lime lime eden bir uğultuya dönüşmüştü. Ağaçların çıtırtısı, toprakta yankılanan ayak sesleri, gökyüzünün yıldızsız ve dipsiz karanlığı…
O an ne kadar yalnız olduğumu fark ettim.
Ama o yalnızlığın içinde ilk defa bu kadar ayık, bu kadar diri hissediyordum.
Ateş ve Ceylan hemen arkamdaydı. Sessizdiler. Çünkü onlar da biliyordu — bu sessizlik, fırtınadan önceki sessizlikti.
“Leyla,” dedi Ateş, elini omzuma koyarak, “İçeride gördüğün şeyi anlatmalısın. Kimdi o adam?”
Sesim çatladı. Boğazıma oturmuş bir taş gibi taşıyordum GRİ’nin yüzünü.
Ama artık saklayacak zaman değildi.
“Babamın geçmişinden gelen bir hayalet… ama sadece onun değil, benim de geleceğimde saklı. Bizi izliyorlardı. Beni... yıllardır hazırlıyorlardı.”
Ceylan’ın gözleri doldu.
“Nasıl yani? GRİ sadece bir örgüt değil mi? Bir insan değil ki...”
Başımı iki yana salladım.
“Hayır. GRİ artık bir isim değil. Bir beden kazandı. Karşımdaydı. Ve bana... seni de izlediklerini söyledi, Ceylan.”
Ceylan geri çekildi, nefesi kesilir gibi oldu.
Yüzü bembeyazdı.
“Ne... demek istiyorsun?”
“Sadece beni değil... seni, Ateş’i, Selim’i, Alya’yı... hepimizi izliyorlar. Biz bu oyunun içindeyiz. Şanslı değiliz, seçilmişiz.”
Ateş yumruğunu sıktı.
“Bunu kabul etmiyorum. Biz kukla değiliz.”
“Değiliz,” dedim. “Ama ipler elimizde değilken bile dans ettirildik.”
Kulübenin arkasındaki gizli geçidi, babamın defterinde okuduğum krokiye göre bulduk.
Taş zeminin altında paslı bir kapak, ağır ama açılabilirdi.
Ceylan ve Ateş’le birlikte kapağı kaldırdık.
Toz, rutubet ve karanlık...
Bir tünel, yerin altına doğru kıvrılıyordu.
Ceylan ürperdi. “Oraya mı ineceğiz?”
Başımı salladım.
“Orada cevaplar var. Ya da bizi öldürecek bir sessizlik. Ama ne olursa olsun, dönmeyeceğim.”
Tünelin içi dar, havasız ve kasvetliydi.
Işık yoktu.
Ama biz yandaki çakmakla, babamın bıraktığı eski fenerle ilerliyorduk.
Adımlarımız çamurlu zeminde yankılanıyor, bazen bir su damlası düşüyor, bazen de uzaktan boğuk bir metal sesi duyuluyordu.
“Burada biri var mı?” diye fısıldadım.
Ama sadece sessizlik karşılık verdi.
Derken bir kapıya geldik.
Paslı demir bir kapı, üzerinde çizikler, kurumuş kan lekeleri, yanmış belgeler.
Ateş kapıyı açmak için eğildiğinde, Ceylan beni dürttü.
“Leyla... bu... bu belge. Üzerinde senin adın yazıyor.”
Donakaldım.
Belgeyi elime aldım.
Yıpranmıştı.
Ama açıkça yazıyordu:
“Denek L. - Test 6B – Davranışsel Gözetim Projesi”
“Bu ne demek?” dedim alçak sesle.
Ateş fısıldadı.
“Seni bir denek gibi mi izlediler... yıllarca?”
Sustum. Ellerim titredi.
Babamın yok yere gizlenmediğini, annemin neden her sabah pencereleri kapattığını anladım.
Beni saklamaya çalışmışlar.
Ama GRİ hep biliyordu.
“Leyla... belki bu her şeyin cevabıdır,” dedi Ceylan.
Kapı açıldı.
İçerisi küçük bir oda gibiydi.
Duvarlar monitörlerle doluydu. Bazıları hâlâ çalışıyordu.
Bir monitörde, ben... 9 yaşında.
Diğerinde... Ceylan.
Ateş.
Alya.
Hatta... Selim.
Hepsini izliyorlardı.
“Bizi kaydetmişler...” dedi Ateş, gözleri parlayarak.
Ben duvara yaslandım.
Nefesim yetmiyordu.
Kalbim göğsümden fırlayacak gibiydi.
“Babam buradaydı. Burada bir şey yapıyordu. Belki... planı vardı.”
Tam o sırada duvarın köşesindeki panoda bir not ilişti gözüme.
Babamın el yazısıyla:
“Leyla her şeyi öğrenecek. Ama zamanı gelince. GRİ sandığınızdan daha eski. Ve o çocuklar... yalnız değil.”
Sözler beynimde çınladı.
“Diğer çocuklar... başka denekler mi var?”
O anda tavanın üzerindeki hava kanalından bir ses geldi.
İnce bir tıslama.
Sonra yankılanan ayak sesleri.
Ceylan gözlerimin içine baktı.
“Bizi buldular…”
---
