14. bölüm · Şans Oyunu 1
14. Bölüm – Sayacın Gölgesinde
00:14:59
Zaman geriye doğru akıyordu.
Her saniye, nabzım gibi göğsümde atıyordu.
Bu sadece bir sayaç değildi.
Bu, geçmişin, ihanetin, gerçeğin üzerine kurulmuş bir sonun habercisiydi.
---
Ceylan duvara yaslandı.
Gözleri karanlıkta parlıyordu ama eskisi gibi değildi.
Kaçıyordu.
Göz teması bile kuramıyordu benimle.
“Açıklaman gereken bir şey var mı?” dedim.
Sustu.
Yutkundu.
Sonra sesi titreyerek fısıldadı:
“Ben... sana zarar vermek istemedim.”
Bu cümle bir günahın girişi gibiydi.
Derin, kaçamak ve acıtan.
---
Ateş araya girdi.
“Leyla, kavga edecek zaman değil. Burası patlayabilir.”
“Hayır,” dedim.
“Buradan bir gerçek çıkmadan hiçbir yere gitmeyeceğim.”
---
Ekrana döndüm.
Ceylan’ın gözleri hâlâ donuktu.
Ama onun içindeki bir kapı yavaş yavaş açılıyordu.
“Ben babanla çalıştım,” dedi sonunda.
“İlk zamanlar sadece izleme görevi verdiler bana.
Senin yanında olmam gerektiğini söylediler.
Ama... seni tanıdıkça... bu bir görev olmaktan çıktı.”
---
Damarlarımda dolaşan kan buz gibi oldu.
“Yani beni kandırdın?
Dostum gibi davranıp rapor mu gönderdin onlara?”
“Hayır!”
Ceylan’ın gözleri doldu.
“Raportlarımı sildim. Seni korudum.
Ama beni de susturmak istediler.
O yüzden Alya’yla bağlantıya geçtim.
Bizi öldürmek istediklerinde o beni sakladı.”
---
Kafamda taşlar düşmeye başladı.
Alya’nın videosu...
Uyarısı...
Ceylan’ın yüzündeki o ezik, kırık ifadeyle birleşti.
Belki... gerçekten ihanet etmemişti.
Ama artık hiçbir şeye yüzde yüz güvenemezdim.
Sadece içgüdülerime.
---
Zamanlayıcı: 00:09:43
Ateş panelleri inceliyordu.
“Bu bir patlayıcıya bağlı değil,” dedi.
“Bu bir açılış zamanlaması.”
“Ne açılıyor?” dedim.
Ekranda bir harita belirdi.
S.O. sistemine bağlı şehirler… insanlar… kodlar.
Ve hepsinin merkezinde İzmir’deki bu yer vardı.
---
Birden ses yankılandı:
“Dosya aktarımı başlıyor.”
“Kod adı: LEYLA_18X”
Ateş monitöre doğru eğildi.
“Senin adına kodlanmış bir program var burada.”
Gözlerim büyüdü.
“Benim?”
Ceylan başını salladı.
“Baban seni sadece korumadı Leyla... seni hazırladı.
Bu sistemin anahtarı sensin.”
---
Zamanlayıcı 00:07:15
Sistem içindeki tüm erişim noktalarını benim kimliğimle çözüyor.
Paneller açılıyor.
Dosyalar dökülüyor.
Her şey ortaya çıkıyor.
Ama bunun bir bedeli var.
---
“Eğer bu aktarım tamamlanırsa…”
Ateş'in sesi titredi.
“S.O. liderlerinin kimlikleri dünya çapında açığa çıkar.”
“Ama sen de onların hedefi haline gelirsin.”
---
Derin bir nefes aldım.
“Beni babam bile seçmedi.
Ama şimdi ben kendimi seçiyorum.”
Ellerimi dokunmatik yüzeye koydum.
Sistem beni tanıdı.
Onayladı.
Ve tüm ekranlar aynı anda parladı.
---
Görüntüler... belgeler... isimler... ölümler...
S.O.'nun bütün sırları çözülüyordu.
Kafamdan aşağıya bir dalga gibi indi.
İzmir’de bir okulda çocuklara zihin kontrolü denemeleri.
Ankara’da sahte psikiyatrik klinikler.
İstanbul’da polis teşkilatına sızdırılan ajanlar.
Ve her yerde... S.O.
---
Zamanlayıcı 00:02:33
Ateş panikle seslendi:
“Leyla! Sistem aşırı ısınıyor, kendini kapatabilir!”
“Bir şey olmaz!” dedim.
Ama o sırada...
BOOM!
Duvarın diğer tarafı patladı.
İçeri duman ve silahlı adamlar doldu.
---
Siyah maskeliler.
Omuzlarında S.O. sembolü.
“HERKES YERE!”
Biri bağırdı.
Ama ben eğilmedim.
Gözümde sadece bir hedef vardı:
Aktarımı tamamlamak.
Ceylan yere düştü.
Ateş silahını çekti, korumaya geçti.
Ben hâlâ ekranın başındaydım.
Zamanlayıcı:
00:00:58
---
Bir kurşun ekranın yanını parçaladı.
Bir diğeri kulağımın yanından geçti.
Ama parmaklarım klavyedeydi.
Aktarım %93...
Sonra bir çift el sırtıma değdi.
Soğuk. Sert.
“Leyla,” dedi o ses.
“Geldiğin yere dön.”
Selim.
---
Karşımdaydı.
Canlı.
Ama gözleri boştu.
Sanki ruhunu satmış gibiydi.
“Sen bizim düşmanımız oldun,” dedi.
“Hayır,” dedim.
“Ben sadece oyunu bozuyorum.”
---
Zamanlayıcı 00:00:04
%99
%100
Ekran beyaza döndü.
Ve her şey sustu.
---
