5. bölüm · Şans Oyunu 1
5. Bölüm – Karanlıkta Saklanan Sesler
Şile’nin serin ve hafif nemli rüzgarı, yüzüme çarpıyor, tıpkı babamın hayatında esen o soğuk fırtına gibi. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. İçimde hem korku hem de garip bir umut vardı. Bu ev, babamın gizli dünyasına açılan kapıydı. Şimdi o kapıyı aralamaya gelmiştim. Yanımda Ceylan vardı; o da tedirgin ama kararlıydı.
Paslanmış kilidin zorlayarak açıldığı kapı gıcırdayarak aralandı. İçeriye ilk adımımı attığımda, karşılaştığım manzara nefesimi kesti. Yılların tozuyla kaplanmış, unutulmuşluğun kokusunu taşıyan eski bir ev burası. Ahşap zemin hafifçe gıcırdıyor, gölgeler uzun ve keskin dans ediyordu duvarlarda.
İkimiz de sessizce, dikkatlice ilerliyorduk. Ceylan’ın kalp atışlarını neredeyse duyuyordum, o kadar sessizdi her şey. Masanın üzerinde toz içinde kalmış eski bir teybin durduğunu gördüm. Tozu üfledim ve dikkatle yanına yaklaştım. Flaş belleği çıkardım, bilgisayarı açıp taktım. Ses kaydını çalmaya başladım.
Kayıttaki ses, babamın sesi değildi. Derin, karanlık ve korkutucu bir tonla, sanki karşımdaki kişi karanlığın ta kendisiydi, direkt olarak S.O.’nun kendisi ya da onun bir temsilcisiydi.
> “Bu oyuna girmeye karar verdiysen, artık geri dönüş yok.
Her adımında izleniyorsun. Her nefesinde hesap veriyorsun.
Şans sana gülmez, Leyla.
Çünkü bu oyun, kazanmak için değil, kaybetmemek için oynanır.”
Ceylan yanımda titriyordu, sesi neredeyse çıkmıyordu:
“Leyla, buradan çıkmalıyız. Çok tehlikeli.”
Ama ben dinlemiyordum. Artık çok geçti. Bu oyunun içine çekilmiştik.
---
Evin her köşesi, babamın hayatındaki büyük sırların kilidini açıyordu. Eski dosyalar, haber kupürleri ve gizli notlar birbiri ardına ortaya çıkıyordu. Okudukça kalbim hızlanıyor, nefesim daralıyordu.
Bir dosyada, eski bir gazetede, “Şans Operasyonu” başlıklı haberler vardı. Yolsuzluklar, üst düzey bürokratların isimleri, kaybolan insanlar… Babamın yıllarca içinde bulunduğu karanlık bir labirentti bu. Ve ben şimdi o labirentin tam ortasındaydım.
Bir başka notta ise şu satırlar yazılıydı:
“S.O.’nun oyununda herkesin bir bedeli vardır. Kimse kayıpsız çıkmaz. Sen seçildin, Leyla.”
---
Birden kapı gıcırdadı. Hızla arkamı döndüm. Kimse yoktu. Kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Rüzgar mıydı, yoksa izleniyor muyduk? Şüphe ve korku beynimde yankılanıyordu. Ceylan’ın yanına gittim, gözlerinde aynı korkuyu gördüm. “Burada değiliz artık Leyla,” dedi, “bu iş çok büyük.”
Ama ben vazgeçmiyordum. Babamın ölümünün ardındaki gerçeği öğrenmek için buradaydım. Bu evin, geçmişin ve Şans Operasyonu’nun sırlarını çözmek için.
---
Derin bir nefes aldım ve bir kutu buldum. Metaldi, siyah ve ağır. Üzerinde solgun kırmızı harflerle “S.O.” yazıyordu. Kutuyu açtım, içinden çıkanlar beni daha da şaşırttı: eski fotoğraflar, haritalar, not defterleri ve küçük bir flaş bellek.
Fotoğraflarda babam gençti. Yanında Selim ve tanımadığım bir adam vardı. Adamın gözleri, bir anlığına beni dondurdu. Sanki içine çekiyordu.
Altında şu not yazıyordu:
“Biz sadece oynadık. Ama o... kurbanları seçti.”
---
O anda flaş belleği aldım, bilgisayara taktım. İçindeki dosyayı açtım. Bir ses kaydı başladı. Babamın sesi bu defa çok farklıydı: yorgun, kırılmış ama kararlı.
> “Leyla, eğer bunu dinliyorsan, işler beklediğimizden çok daha hızlı ilerledi. Bu sıradan bir suç değil. Bu, devletin gölgesinde oynanan bir oyun. Seninle başladı. Seninle bitecek.”
Dinledikçe kalbim sıkışıyor, her kelime içimde bir yerleri yakıyordu. Bu sadece bir oyun değil, bir kaderdi. Ve ben bu kaderin içinde savrulan bir taş gibiydim.
---
Saatler ilerlerken evin sessizliği içinde korkularım yükseldi. Ceylan’la göz göze geldik. O da anlamıştı artık, kaçışın mümkün olmadığını.
O anda telefonum çaldı. Ateş’ti.
“Ceylan kayıp,” dedi.
Bir an her şey dondu.
O an anladım, oyunun kuralları çok acımasızdı. S.O. peşimizdeydi.
---
Ve böylece, gizem derinleşmiş, oyun daha da karanlık bir hal almıştı.
Babamın geçmişi, Ceylan’ın kaçışı ve S.O.’nun gölgesi her adımımızda üzerimize çökmüştü.
Şimdi önümde iki seçenek vardı: ya pes edecektim, ya da oyunu kazanacaktım.
Ben seçmiştim.
---
