7. bölüm · Şans Oyunu 1
7. Bölüm – İhanetin Kıyısında
Şehir ışıkları, içinden geçtiğimiz otoyolda ardı ardına parlıyordu.
Gecenin rüzgârı, arabanın camından süzülürken içimdeki fırtınayı da dışa taşıyordu.
Direksiyon başında Ateş vardı. Sustuğunda daha çok şey söylediğini fark ettim.
Aramızda asılı kalan sessizlik, çığlık kadar yüksekti.
Bir süre sonra gözlerini yoldan ayırmadan konuştu:
“Leyla… bu savaşı sen başlatmadın. Ama bitirmen için her şey ayarlanmış.”
Yutkundum.
“Kim ayarladı?”
Omuzlarını gerdi, yüzü gölgede kaldı.
“Babam,” dedi.
“Sadece onun değil… senin babanın da kararıydı bu. Yıllar önce.”
Kalbim sanki yerinden söküldü.
Babam mı? O sessiz, dürüst, güvenilir adam mı?
“Onlar… bir zamanlar S.O.’ya hizmet ettiler,” diye fısıldadı.
“Sonra çıkmaya çalıştılar. Ama bu oyundan çıkış yoktu.
Ve işte şimdi… bedelini biz ödüyoruz.”
---
Ateş’in sesi kesildiğinde içimdeki dünya sarsılmıştı.
Babamın bana yıllarca anlattığı hayat, sadece bir yüzdü.
Görmediğim, bilmediğim bir karanlık daha vardı.
Ve ben o karanlığın tam ortasında, ayakta kalmaya çalışıyordum.
---
Sabah olduğunda eve döndüm.
Kapı aralıktı.
İçimde tarif edemediğim bir ürperti yükseldi.
Avucumun içi terledi. Çantamdan bıçağı çıkardım. Sessizce içeri girdim.
Her şey dağınıktı. Masanın üstü karıştırılmış, çekmeceler açılmış, defterler yerlere saçılmıştı.
Bir adım daha attığımda biri gölgeden çıktı.
“Leyla!” dedi sert bir ses.
Geri çekilmek istedim ama tanıdım: Selim.
Yüzü solgundu, gözlerinde kaygı vardı.
“Beni neden korkuttun?” dedim.
Cevap vermedi.
“Evini izliyorlar,” dedi sadece.
“Sadece senin değil… artık hepimizin üstünde göz var.”
Masaya oturdu, cebinden kalın bir dosya çıkardı.
“Bu, babanın dosyası. Gizli tutulmuş, kilitli.
Ama bazı sayfaları eksik.
Birileri silmiş.
Yok etmiş.”
Dosyayı açtım. Eski belgeler, fotoğraflar, kırık bir USB.
Babam bir S.O. dosyasının içindeydi.
---
O sırada telefonum çaldı.
Ceylan’dı.
Ekranda sadece üç kelime vardı:
“Beni bul.”
Arka planda nefes nefese bir ses, sonra bir çatışma, sonra sessizlik.
---
Ateş, hemen arabayı çalıştırdı.
“Bizi oraya götürecek bir iz var mı?” diye sordu.
USB’yi elime aldım. “Belki bu…”
---
Yolda giderken, başımı cama yasladım.
Geçmişle yüzleşmek kolay değildi.
Ama ben artık o eski Leyla değildim.
Gözlerim daha net görüyordu.
İnsanların maskelerini, sözlerin ardındaki sessizliği, bakışların taşıdığı ihaneti…
---
USB’yi bir internet kafenin köhne bilgisayarına taktık.
İçinde bir ses kaydı vardı.
Babamın sesi:
> “Eğer bunu dinliyorsan… Leyla…
Her şeyi bilmeni istemedim.
Ama bu sistemin ne kadar kirli olduğunu anlaman gerekiyordu.
Kimseye güvenme.
En yakındakine bile.
Çünkü... seni en çok seven, seni ilk satan olabilir.”
---
O an beynim dondu.
Kime güveniyordum ben?
Ateş’e mi?
Selim’e mi?
Ceylan bile… artık bir bilmeceydi.
---
O sırada bir araba fren sesiyle önümüzde durdu.
Simsiyah camlı, plakasız.
Ateş kolumdan tuttu:
“Leyla, koş!”
Ama geç kalmıştık.
Arabanın içinden çıkan biri, beni tanıdığım o sesle karşıladı:
“Merhaba Leyla. Oyunun yeni turuna hoş geldin.”
---
