38. bölüm · Şans Oyunu 1
38. Bölüm – Sınır Çizgisi
Fabrikanın içi artık nefes alamayacağım kadar boğucuydu.
Bir yandan pas ve küf kokusu, diğer yandan GRİ askerlerinin yaklaşan ayak sesleri…
Zaman daralıyordu.
Ama içimdeki kararlılık büyüyordu.
Selim, bilgisayardan dosyaları son anda kopyalayıp cebe sığabilecek küçük bir diske aktardı.
“Bu bilgi, sadece seni değil, herkesi kurtarabilir,” dedi.
Ama ben onun gözlerinde daha fazlasını gördüm.
Yıllardır taşıdığı bir yük, bir özür...
Bir şey gizliyordu ama zamanı yoktu anlatmaya.
Ceylan cebinden küçük bir flaş bomba çıkardı.
Ateş’in sessizce onayladığını gördüm.
Kaçacak değil, savaşacaktık.
Ama savaş bazen bir anlık ışıkla başlardı.
“Gözünü kapat Leyla,” dedi Ateş.
Flaş bombası patladığında her yer bembeyaz oldu, ardından karanlık.
Ama bu kez karanlık korkutucu değildi.
O bizim koruyucumuzdu.
Koşmaya başladık.
Fabrikanın arka kısmındaki dar geçitten çıkarken, bir kurşun kafamın hemen üzerinden geçti.
Betona saplandı, kıvılcımlar saçtı.
Kalbim deli gibi atıyordu ama ayaklarım geri durmuyordu.
“Devam!” diye bağırdı Ceylan.
Arka tarafta, gövdesi yıkılmak üzere olan bir jeneratör binasına sığınırken, Ateş silahıyla geride kalanlara kalkan oldu.
O an içimde bir şey değişti.
Eskiden olsaydı korkardım.
Donup kalırdım.
Ama şimdi gözüm bir hedefe kilitliydi:
İfşa.
Tüm bu düzenin çökmesi gerekiyordu.
Ve bu artık kişisel değildi.
Bu savaş, susturulan her çocuğun, her annenin, her babanın iç sesiydi.
Birden jeneratör binasının duvarında, parçalanmış bir aynaya denk geldim.
Yansımama baktım.
Kirli, yorgun, gözaltlarım çökmüş…
Ama bakışlarım keskin.
O an fark ettim:
Ben artık kurban değilim.
Ben bir tanığım.
Ve tanıkların sessiz kalmaya hakkı yoktu.
Ateş yanıma geldi.
“Plan değişti,” dedi. “Bizi başka biri bekliyor.
Gizli bir istihbarat görevlisi.
Adı Kara.
GRİ’yle geçmişte bağlantılıymış ama şimdi taraf değiştirmiş.”
“Güvenebilir miyiz?” diye sordum.
Ateş gözlerini kısıp, “Hayır,” dedi. “Ama başka seçeneğimiz yok.”
Gece çökerken yola çıktık.
Eski bir tren rayının kenarında, terkedilmiş bir istasyona doğru ilerledik.
Yolda giderken, Selim sessizce yanıma sokuldu.
“Leyla... baban sadece bir mühendis değildi,” dedi.
Donup kaldım.
“Ne demek bu?”
“GRİ onu sadece bilgisi için kullanmadı.
O, sistemin ilk seslerinden biriydi.
Ama pişman oldu.
Senin için dönmeye çalıştı.
İşte o zaman vuruldu.”
Yutkundum.
“Benim için mi?”
Selim başını eğdi.
“Sen onların elinde büyüseydin... seni kullanacaklardı.
Baban bunu engelledi.”
O an içimde bir şey koptu.
Yıllarca öfke duyduğum adam, beni korumak için ölmüştü.
Ve ben bunu çok geç öğrenmiştim.
Dudaklarım titredi.
Ama gözyaşım akmadı.
Çünkü artık ağlamak değil, savaşmak zamanıydı.
Tren istasyonuna ulaştığımızda bizi simsiyah giyimli, yüzünün yarısı yara izleriyle kaplı biri bekliyordu.
“Leyla,” dedi.
“Babanın dosyasını ben yıllar önce sisteme sızdırdım.
Ama kalan parça sende.
Senin zihninde.”
Donup kaldım.
“Ne demek istiyorsun?”
Adam ileriye doğru bir adım attı.
“GRİ senin üzerine kodlanmış bir anahtar bıraktı.
Onların sistemini sadece sen çözebilirsin.
Bu savaşın anahtarı… sensin.”
---
