9. bölüm / 57
DE-MARKAJ ღBİTTİღ♛ DE-MARKAJ | 8
Bölümler 57Şu an: ♛ DE-MARKAJ | 8
- 1 ♛ DE-MARKAJ | PROLOG1.101 kelime
- 2 ♛ DE-MARKAJ | 11.888 kelime
- 3 ♛ DE-MARKAJ | 21.511 kelime
- 4 ♛ DE-MARKAJ | 32.183 kelime
- 5 ♛ DE-MARKAJ | 42.318 kelime
- 6 ♛ DE-MARKAJ | 52.915 kelime
- 7 ♛ DE-MARKAJ | 62.643 kelime
- 8 ♛ DE-MARKAJ | 72.841 kelime
- 9 ♛ DE-MARKAJ | 82.136 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 ♛ DE-MARKAJ | 93.729 kelime
- 11 ♛ DE-MARKAJ | 103.434 kelime
- 12 ♛ DE-MARKAJ | 112.118 kelime
- 13 ♛ DE-MARKAJ | 123.910 kelime
- 14 ♛ DE-MARKAJ | 132.575 kelime
- 15 ♛ DE-MARKAJ | 142.420 kelime
- 16 ♛ DE-MARKAJ | 152.576 kelime
- 17 ♛ DE-MARKAJ | 162.319 kelime
- 18 ♛ DE-MARKAJ | 172.171 kelime
- 19 ♛ DE-MARKAJ | 182.557 kelime
- 20 ♛ DE-MARKAJ | 192.418 kelime
- 21 ♛ DE-MARKAJ | 203.875 kelime
- 22 ♛ DE-MARKAJ | 212.497 kelime
- 23 ♛ DE-MARKAJ | 222.234 kelime
- 24 ♛ DE-MARKAJ | 234.137 kelime
- 25 ♛ DE-MARKAJ | 243.223 kelime
- 26 ♛ DE-MARKAJ | 253.240 kelime
- 27 ♛ DE-MARKAJ | 264.385 kelime
- 28 ♛ DE-MARKAJ | 274.784 kelime
- 29 ♛ DE-MARKAJ | 28 | SEZON FİNALİ3.043 kelime
- 30 ♛ DE-MARKAJ | 292.548 kelime
- 31 ♛ DE-MARKAJ | 301.964 kelime
- 32 ♛ DE-MARKAJ | 312.510 kelime
- 33 ♛ DE-MARKAJ | 321.679 kelime
- 34 ♛ DE-MARKAJ | 332.099 kelime
- 35 ♛ DE-MARKAJ | 343.323 kelime
- 36 ♛ DE-MARKAJ | 353.088 kelime
- 37 ♛ DE-MARKAJ | 363.290 kelime
- 38 ♛ DE-MARKAJ | 372.323 kelime
- 39 ♛ DE-MARKAJ | 382.077 kelime
- 40 ♛ DE-MARKAJ | 393.584 kelime
- 41 ♛ DE-MARKAJ | 402.164 kelime
- 42 ♛ DE-MARKAJ | 412.054 kelime
- 43 ♛ DE-MARKAJ | 421.887 kelime
- 44 ♛ DE-MARKAJ | 432.448 kelime
- 45 ♛ DE-MARKAJ | 442.225 kelime
- 46 ♛ DE-MARKAJ | 452.662 kelime
- 47 ♛ DE-MARKAJ | 463.031 kelime
- 48 ♛ DE-MARKAJ | 472.775 kelime
- 49 ♛ DE-MARKAJ | 483.935 kelime
- 50 ♛ DE-MARKAJ | 492.087 kelime
- 51 ♛ DE-MARKAJ | 501.981 kelime
- 52 ♛ DE-MARKAJ | 512.254 kelime
- 53 ♛ DE-MARKAJ | 522.377 kelime
- 54 ♛ DE-MARKAJ | 532.214 kelime
- 55 ♛ DE-MARKAJ | 542.556 kelime
- 56 ♛ DE-MARKAJ | 552.578 kelime
- 57 ♛ DE-MARKAJ | 56 | FİNAL2.328 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-8-
❝Nergis❞
Prova odasında Selim'i görünce küçük çaplı bir şok geçirdim. Simin Hanım'la tatlı tatlı konuşuyorlardı. O suratsız kadını bile kahkahalara boğmuştu. Şeytan tüyü vardı herhâlde bu çocukta. Girdiği her ortamda da böyle spot ışıklarını üzerine mi çekiyordu acaba? Sence şu an konumuz bu mu Nergis? Adamın bakışları bu yöne döner dönmez saklandım. Hemen yandaki duvara yasladım sırtımı. Beni görmesini istemedim o an.
Fatoş da Nur da benim bu davranışıma anlam verememişti. Garip garip baktılar ama umursamadım bunu. Umursamam gereken daha önemli şeyler vardı. Selim'in burada ne işi vardı? Onca modaevi varken nasıl da benim çalıştığım yeri eliyle koymuş gibi bulmuştu? Bu basit bir tesadüf müydü yoksa işin içinde başka bir iş mi vardı? Mesela Onur gibi bir iş.
Kısa bir an Selim ve Simin Hanım'ın konuştukları yöne bakış attıktan sonra arkamı dönüp usulca içeri girmeye çalıştım ama başaramadım. Hemen arkamdan Selim'in sesini duydum.
"Nergis!"
Hayret dolu sesi nedense bana pek inandırıcı gelmemişti ama gafil avlanan kişi ben olduğum için hafif mahcup bir ifadeyle ona dönmek zorunda kaldım. Dudaklarımda en az onun hayret dolu sesi kadar samimiyetsiz bir tebessümle bir adım atıp başımı salladım. Kızlar onunla tanışıklığımıza şaşırmış durumdayken ben yakalanmış ifademle "Selim." diyebildim sadece.
Simin Hanım kısa bir bakışla "Siz tanışıyor musunuz?" diye sorarken yanıtını çoktan almış gibiydi ama sorgulayan bakışları hâlâ üzerimizdeydi.
Sadece "Sayılır." derken başımı hafif yana yatırdım.
Selim daha rahat ve hevesli bir ifadeyle "Ortak arkadaşımız var diyelim." derken bakışları imalıydı. Benim hâlâ kapının dışında durduğumu gören adam el etti. "Gelsene. Simin Hanım kahve ısmarlıyor, birlikte içelim."
Ben Simin Hanım'ın böyle şeylerden hiç de hoşlanmadığını bildiğim için "Yok, benim mutfakta işlerim vardı. Başka zaman-" falan desem de beklemediğim bir atak geldi.
Simin Hanım her ne kadar memnuniyetsiz bir bakış atsa da "Madem arkadaşın, kendine de kahve yap gel." sözüyle beni şaşırtmayı başardı.
Selim "Sade." dedi arkadaşça bir gülümsemeyle.
Onaylayan baş işaretimle arkama dönüp mutfağa giderken hâlâ şaşkındım ve bu olanlara anlam veremiyordum. Selim'in burada olması bir tesadüf müydü yoksa Onur oyunumuza hile mi karıştırmıştı? Ben hangisini tercih ederdim?
Sanırım içimde bu kadar yaygara koparsam da beni Onur'a kısa yoldan götürecek herhangi bir şeye hayır diyemezdim. Ben de en az onun kadar yeniden karşılaşmamızı diliyordum. İlk hile yapan o olsa, ben de bunu yakalasam ne olurdu ki?
Hayır, kader çarklarını bozmaya gerek yoktu. Karşılaşacaksak bu yeniden bir tesadüfle olduğu an daha anlamlı olacaktı. İşe hile karıştıran taraf ben olmayacaktım. Didem'den numarasını alıp arayabilirdim. Aman Onur, oyunun canı cehenneme, hadi buluşalım diyebilirdim. Ama onu ilk markaja alan ben olmayacaktım. Bu teklif Onur'dan çıktığına göre kurallara uyan taraf olacaktım. Ha o kurallarla oynarsa... Eh, orasını bilemezdim tabii.
Düşünceli bir biçimde kahveleri yaparken içimde garip bir heyecan kıpır kıpır oynaştı. Onu buraya gönderen Onur mu diye düşünmekten kendimi alamıyordum. Hop oturup hop kalkıyordum. Kahveyi taşırmamak için ekstra dikkat ettim.
Fatoş, Nur ve aramıza daha iki hafta önce katıldığı için adını zar zor hatırladığım kız geldiğinde heyecanlı görünüyorlardı. Normalde beni gördüklerinde ya görmezden gelirler ya da öylesine konuşurlardı ancak ilk defa benimle konuşurken bu kadar hevesli görüyordum onları. Çünkü ilk defa konuşmalarının başrolü olmuştum. Birdenbire.
Nur "Sen Selim Aktürk'ü tanıyor musun?" diye sorarken şaşkınlığını üzerinden atamamıştı. "Nereden tanıyorsun?"
"Arkadaşım." dedim sadece. Antipatik ya da havalı görünmek istemediğim için de ekledim. "Uzaktan."
Fatoş ise bununla ilgilenmiyor gibiydi. "Uzaktan ya da yakından. Sonuçta arkadaşın." Sanki önemli bir dedikodu almak ister gibi sokulmuştu yanıma. "Nereden arkadaşın?"
"Söyledi ya, ortak bir arkadaşımız vasıtasıyla tanıştık."
Nur'un yanındaki kız "Kim ortak arkadaşınız? Takımdan falan mı?" diye sorduğunda ne diyeceğimi bilemedim. Daha az önce burada magazin haberinin dedikodusunu yaptıkları Onur'un sözünü edersem beni burada çiğ çiğ yerlermiş gibi hissettim.
Önemsiz bir detaymış gibi "Yok ya, tanımazsınız." dedim sadece. Kahvenin altını kapatıp fincanlara paylaştırırken "Kızlar, izninizle..." dedim ve aralarından geçip kahve tepsisiyle koridora yürüdüm.
Arkamdan "Hayır, bayağı samimi davranıyor. Öyle uzaktan arkadaş gibi değil." diyen Fatoş'un sesini duyabiliyordum.
Prova odasına kapıyı çalarak girdiğimde Simin Hanım masaya kurulmuş, kumaşları gösteriyordu. "Bu sezon çok diktik bunlardan. Sadece İngiltere'den bile çok fazla sipariş aldık. Çok rahat bir kumaştır, dokunabilirsiniz."
Selim masadaki kumaşa çok da ilgili olmamasına rağmen dokunurken beni gördü. "Hah, Nergis gel gel! Bir smokin diktireceğim de, kumaşlara bakıyorduk. Sen de gel, fikir ver."
Etkisiz eleman gibi yanlarına doğru yürüdüm, önce Selim'e sonra da Simin Hanım'a kahvelerini ikram ettim. Simin Hanım'ın bakışlarından benim gibi birinden bu kadar ünlü tanıdıklar edindiğimi beklemediği anlaşılıyordu.
"Sence ipek mi yün mü?"
Selim'in sorusuyla bakışlarım kumaş örneklerinin serildiği masaya döndü. Kahvemin olduğu tepsiyi küçük sehpaya koyarken ayaktaydım. Kumaşlara dokundum sanki onlarla aşk yaşar gibi. "Ne renk diktireceksin?" sorusunu yönelttim Selim'e bakarken.
Çok absürt bir soru sormuşum gibi "Siyah diktirecek tabii kızım, ne diktirecek başka?" sözüyle araya girdi Simin Hanım.
Onunla pek aynı fikirde görünmeyen Selim "Siyahı herkes diktiriyor ya, ben biraz marjinalimdir. Farklılıkları, sıradışı şeyleri severim, Nergis bilir." diyerek göz kırptı bana. Kısa bir düşünme anından sonra sordu. "Bordo renk diye düşündüm ben. Nasıl olur?"
Omuz silktim "Güzel." derken. Simin Hanım'dan pek etkilenmeden sadece fikrimi söyledim. "Bence yün smokin kalite olarak sana çok yakışır. İç astarını da siyah yaparız, güzel kontrast olur."
Kumaşı gösterdiğimde dudakları beğeniyle bükülen Selim kaşlarını kaldırdı. "Olur, harika olur bence de."
Simin Hanım iyi anlaştığımızı görünce başta kendini ortama yabancı bulsa da ona değerli bir müşteri kazandırmam hoşuna gitmişe benziyordu. "Eh, ölçülerini de sen al bari arkadaşının."
Normalde çizim ya da dikimle ilgili hiçbir şeye elimi sürdürmeyen kadının bir anda bu kadar yetki vermesi garip gelse de sevindiriciydi. "Hemen." dedim zıpkın gibi ölçü için gerekenleri hazırlamaya koyulurken.
Selim usulca ayağa kalktı ve ölçüleri alınırken hareketsizce bekledi. "Nasıl duracağım?"
Sadece "Sağ kolunu biraz kaldırır mısın?" ya da "Şöyle döner misin?" gibi direktiflerime uydu. Onun dışında sessizce ölçü alma işlemimin bitmesini bekledi.
O hiçbir şey söylemedikçe ya da ima etmedikçe benim kafamdaki soru işaretleri de artıyordu. Artık herhangi bir mantık da yürütemiyordum. Sadece dikilecek olan smokin modeliyle ilgili konuştuktan sonra çıkmaya hazırlanan adam "Öğle yemeğinde boş vaktin var mı?" diye sorunca onun da benim gibi konuşmak istediğini anlamıştım.
Öğle arasına çıkmaya elbette hakkım vardı ama ben normalde o zamanları mutfakta atıştırırken bir şeyler çizmekle geçiriyordum. Herkes bir yerlere çıktığı için öğle arasında modaevi çok sessiz ve sakin oluyordu. Benim için en ideal ortam.
Kısa bir an düşündükten sonra "Yarım saat kadar vaktim var." dedim ve ekledim. "Yalnız gecikemem."
"Tamam canım, biz de buralara yakın bir yerde yeriz."
Başımla onayladım. Bu durum Simin Hanım'ı da bozuyormuş gibi görünmüyordu. Kol saatine uzandı her daim burnundan kıl aldırmaz gibi duran kadın. "Öğle molasına bir şey kalmamış. Çıkabilirsiniz istersen."
Selim bunu bekliyormuş gibi "Hay yaşayın!" diyerek ellerini ovuşturdu. "Çok teşekkür ederiz."
Patronumdan samimi bir onay aldıktan sonra çantamı almaya, mutfağa giderken Simin Hanım'ın Selim'le el sıkışırken "Tanıştığıma çok memnun oldum." sözleri duyduğum son şeydi.
Mutfaktaki askıdan ceketimi ve çantamı alırken göz hapsinde olduğumu yeniden hatırladım. Fatoş'un yanındaki kız "Yemeğe mi çıkıyorsunuz?" diye sorarken Nur'dan bir dirsek yedi.
"Bir dur be Serap!"
Sanki bomba haberi en önce alma yarışındaki farklı kanalların magazin muhabiri gibiydiler. Bu biraz güldürmüştü. "Öğle yemeğine çıkıyoruz, çok gecikmem." Onlara bir açıklama borcum olmamasına rağmen konuyu kaynatmak adına öyle deyivermiştim.
"Gecik canım, ne olacak? Biz idare ederiz seni." Nur'un hevesli bakışı beni idare etme karşılığında dönünce olanı biteni anlatırsın gibi sessiz bir anlaşma sunuyor gibiydi.
Modaevinden çıktığımızda Selim hemen centilmen bir biçimde arabasının kapısını açtı. "Ekselansları..." diyerek reverans yapar gibi buyur ederken soru dolu bakışlarımla biraz daha bekleyebileceğimi düşündüm.
Hemen arka sokaktaki bir mekâna gideceğimiz için yolda onu sorgulayacak vaktim olmamıştı. Ben de acele etmedim. Çok geçmeden güzel bir masaya oturduk ve siparişlerimizi verdik. Sonunda baş başa kaldığımızda masanın üzerinde birleştirdim ellerimi.
Selim ise dünyadan bihabermiş gibi etrafına bakınıyordu. "Burası da ne güzel, ne renkli yermiş? Keşke daha önce keşfetseymişim. Bundan sonra hep buraya gelirim ben."
Göz hapsine aldığım bakışlarımla karşılaşınca daha fazla kaçamayacağını anlamıştı. "Evet Selim, seni dinliyorum."
"Ne bakımdan?"
"Burada olman bakımından." Sanki bilmiyormuş gibi davranması onu şirin ve haylaz gösterse de bundan daha fazla kaçamayacağı da aşikârdı. "Hangi rüzgâr attı seni buraya?"
"E smokin diktir-"
"Selim." Dik bakışlarım üzerinde gezinirken sandığı kadar saf olmadığımı mı anlamıştı yoksa en başından beri benimle konuşmak için geldiği için midir bilmem, kolay çözülmüştü. "Smokin diktirebileceğin milyon tane yer varken neden burası?"
"Evet, özellikle senin çalıştığın yere geldim." Çok da mahcup görünmeyen rahat bir ifadeyle kaşları havalanırken boş vermiş gibi görünüyordu. "Seninle konuşmaya geldim."
Şüpheli bir bakışlarım üzerinde gezindi. "Onur mu gönderdi seni?"
İlk kez bir sorumu önemseyip yanlış anlamamdan çekinmiş gibi görünüyordu. "Onun haberi bile yok buraya geldiğimden." Sanki az sonra kendisine madalya takılacakmış gibi gururlu bir ifadeyle sırtı dikleşti. "Ben kendi irademle seninle konuşmaya geldim."
İşte şimdi işler biraz daha ilginçleşiyordu. "Anlamadım." Arkama yaslanırken zihnim boş bir sayfa gibiydi.
Selim arkasına yaslanmış, yayvan bir biçimde açtığı bacaklarından birini diğerine atarken "Bak Nergisciğim, ben sizin bu tesadüf bekleme zımbırtınızdan çok sıkıldım." dedi son derece dürüst bir biçimde. "Belli ki ikiniz de birbirinize karşı bir şeyler hissediyorsunuz. Öyleyse neden yeni bir tesadüf bekliyorsunuz ben anlamıyorum ki."
Onun beklenmedik dürüstlüğü karşısında şaşakaldım. "A-Ama Onur bana dedi ki-"
"Onur der. Sen Onur'a ne bakıyorsun? Erkeklerin sizin kadar akıllı olduğunu mu sanıyorsun da teklifi sunmadan düşünmüş olduğunu varsayıyorsun?"
Selim kurduğu her üst düzey dürüst cümleyle beni bir kez daha ambale etmeye devam ediyordu. O yüzden söyleyecek bir şey bulamadım. Sadece dinlemekle kaldım.
"Bak, Onur seni görmek için yanıp tutuşuyor. Adam çıra gibi yanıyor, alev almış diyorum ya! Neyi bekliyorsun?"
Onur'un benim hakkımdaki duygu ve düşüncelerinin değişmemiş olduğunu arkadaşından duymak güzeldi ama bu oyunun kuralını bozacağım anlamına gelmiyordu. "Çok teşekkür ederim Selim ama yok, oyunu bozan taraf ben olamam." Yargılayıcı bir bakış atan adama "Çok büyük söz verdim diyorum!" cümlesiyle açıkladım kendimi savunurcasına.
"O da tutturmuş bir söz verdim de söz verdim. Yok güvenin sarsılırmış falan. Ne kadar doğrucu Davut bir çift çıktınız siz?" Yüzü durumu hafifletici sebeplere bağladığını gizlemiyordu. "Aşk oyununda böyle küçük, tatlı oyunların lafı olmaz."
Selim öyle böyle aklıma girmek üzereydi. Bir an önce buna dur demezsem beni ikna etmesine izin verecek gibiydim. Çünkü ben de Onur'u görmek için yanıp tutuşuyordum.
"Bak, olay senden bağımsız gelişmiş gibi davranırız. O zaman da söz verdim demezsin herhâlde." Gözlerini bilmiş bilmiş devirirken "Benim smokin diktirdiğim yere tesadüfen gelip bir şeyler sipariş etse mesela!" dedi imayla. "Kim ne diyebilir? Koskoca İstanbul, tesadüflerle dolu! Ben seni görmedim, sen Onur'u çağırmadın." Ellerini çırptı. "Bitti gitti, mesele yok!"
Aslında Selim'in teklifinde bir şey yoktu. Gayet makul bir teklifti ama Onur'la sözleştiğimiz tesadüf oyununu tamamen bozuyordu. İyi de ben onu takip etmemiştim ki. Sosyal medya hesaplarından takip edip işe hile karıştırmamıştım. Teknik olarak arkadaşı Selim beni bulmuştu. Benim bunda ne gibi bir suçum olabilirdi ki? Yok, bu durumda Selim'in teklifine evet demek de oyuna hile karıştırmak olurdu. Kendini kandırma Nergis, bu da hile işte. Hile.
Benim sessizce onu dinlerken kafamın karıştığını gören adam "Sen bunları bir düşün." dedi ve masadan aldığı peçeteye ceketinin üst cebinden çıkardığı kalemle bir şeyler yazdı. "Aha bu da benim numaram. Okey dersen tereyağından kıl çeker gibi hallederim, bizim dangalağın ruhu bile duymaz."
Gözlerim döver gibi onda gezindi. "Yalnız dangalak demezsek."
"İyi, yemedik sevgilini." Bir yandan Onur'u savunmam hoşuna gitmiş gibi dudakları kıvrılarak güldü. Siparişlerimiz geldiğinde "Sabahtan beri kurt gibi açım ya, şunları bir gömelim de." demesine kalmadan yemeğe yumulmuştu. Beni kendi düşüncelerimle baş başa bırakmıştı.
O gün öğle yemeğinden ayrılana kadar yeniden aynı konuyu konuşmamıştık. Gün boyunca kızların sorularını da hep cevapsız bırakmıştım. Aklım da başka yerdeydi çünkü. Acaba o da beni düşünüyor muydu şu an?
●●●
Onur ertesi gün antrenmanın ardından tüm vücudu yanarken bile spor salonuna gitme fikrinden vazgeçmedi. Her Pazartesi sporu erteleyip bu Pazartesi tüm kararlılığına bürünen insanlar gibi hissetmişti kendini. Ne olursa olsun gelmişti salona. Hem de gelip gelmeyeceğini bile bilmediği eski aşkı için.
Hevesle hazırlanıp spor kıyafetlerini giydi ve salonda avlanmaya çıkan bir adam gibi bakışları sürekli etrafta gezindi. Avlamaya çalıştığı tek kişi vardı, o da burada değildi. Nergisi avlama operasyonu, birinci gün. Tüm gününü spor salonunda geçirmiş olmasına ve tüm ağırlık ekipmanlarını yedişer kez uygulamasına rağmen başarısız.
Ancak Onur o kadar çabuk pes eden biri değildi. Yarın yeniden deneyecekti. Sonuçta kim bir spor salonunda ücretsiz üyeliğe hayır derdi ki?
...
*
YAZAR NOTU: Hi guyss! ⚽ Ay aman da aman, DE-MARKAJ'a yeni bölüm mü gelmiş? Hoş gelmiş! Bu akşam yeni bölüm yayınlayacağımı tamamen unutmuşum ve uyuyakalmışım iyi mi? Ama geldim işte, buradayım! Yeni bölümümüzü nasıl buldunuz? Buraya yazabilirsiniz. Siz de Selim gibi mi düşünüyorsunuz? Yani aşk oyunlarında küçük hilelere başvurmanın bir sakıncası yok mudur? Düşüncelerinizi buraya yazabilirsiniz.
Bir yandan Onur kendi oyununu kurdu, oltasını atmış bekliyor. Sizce doğru mu yaptı? Ve acaba Nergis spor salonuna gelecek mi? Tahminlerinizi buraya yazabilirsiniz. Bu iki inatçı tatlı şeyi Selim mi birleştirecek yoksa tesadüfen mi karşılaşacaklar? Belki de Onur dayanamaz ve karşısına çıkar ha, ne dersiniz? Yeniden nasıl karşılaşacaklar acaba? Çok heyecanlı. Tahmin ve teorilerinizi buraya yazabilirsiniz.
Neyse, bölüm kritiği için bu kadarı yeterli. Bu akşam 21.30 gibi Instagram hesabımda canlı yayınımız olacak, kitaplar hakkında konuşmaya orada devam ederiz. Sizleri de beklerim, Instagram kullanıcı adım buzlarkralicesiofficial diyorum ve kaçıyorum. 💃🏼🎊 Sevgiler, bol kokulu öpçükler! 😘
•••
SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
YouTube: Gülay Sena Dündar
Bölüm etkileşimi
