♛ DE-MARKAJ | 11

Vaveyla Yazarı: Gülay Sena DÜNDAR

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 57Şu an: ♛ DE-MARKAJ | 11
  1. 1 ♛ DE-MARKAJ | PROLOG1.101 kelime
  2. 2 ♛ DE-MARKAJ | 11.888 kelime
  3. 3 ♛ DE-MARKAJ | 21.511 kelime
  4. 4 ♛ DE-MARKAJ | 32.183 kelime
  5. 5 ♛ DE-MARKAJ | 42.318 kelime
  6. 6 ♛ DE-MARKAJ | 52.915 kelime
  7. 7 ♛ DE-MARKAJ | 62.643 kelime
  8. 8 ♛ DE-MARKAJ | 72.841 kelime
  9. 9 ♛ DE-MARKAJ | 82.136 kelime
  10. 10 ♛ DE-MARKAJ | 93.729 kelime
  11. 11 ♛ DE-MARKAJ | 103.434 kelime
  12. 12 ♛ DE-MARKAJ | 112.118 kelime · Okuduğun bölüm
  13. 13 ♛ DE-MARKAJ | 123.910 kelime
  14. 14 ♛ DE-MARKAJ | 132.575 kelime
  15. 15 ♛ DE-MARKAJ | 142.420 kelime
  16. 16 ♛ DE-MARKAJ | 152.576 kelime
  17. 17 ♛ DE-MARKAJ | 162.319 kelime
  18. 18 ♛ DE-MARKAJ | 172.171 kelime
  19. 19 ♛ DE-MARKAJ | 182.557 kelime
  20. 20 ♛ DE-MARKAJ | 192.418 kelime
  21. 21 ♛ DE-MARKAJ | 203.875 kelime
  22. 22 ♛ DE-MARKAJ | 212.497 kelime
  23. 23 ♛ DE-MARKAJ | 222.234 kelime
  24. 24 ♛ DE-MARKAJ | 234.137 kelime
  25. 25 ♛ DE-MARKAJ | 243.223 kelime
  26. 26 ♛ DE-MARKAJ | 253.240 kelime
  27. 27 ♛ DE-MARKAJ | 264.385 kelime
  28. 28 ♛ DE-MARKAJ | 274.784 kelime
  29. 29 ♛ DE-MARKAJ | 28 | SEZON FİNALİ3.043 kelime
  30. 30 ♛ DE-MARKAJ | 292.548 kelime
  31. 31 ♛ DE-MARKAJ | 301.964 kelime
  32. 32 ♛ DE-MARKAJ | 312.510 kelime
  33. 33 ♛ DE-MARKAJ | 321.679 kelime
  34. 34 ♛ DE-MARKAJ | 332.099 kelime
  35. 35 ♛ DE-MARKAJ | 343.323 kelime
  36. 36 ♛ DE-MARKAJ | 353.088 kelime
  37. 37 ♛ DE-MARKAJ | 363.290 kelime
  38. 38 ♛ DE-MARKAJ | 372.323 kelime
  39. 39 ♛ DE-MARKAJ | 382.077 kelime
  40. 40 ♛ DE-MARKAJ | 393.584 kelime
  41. 41 ♛ DE-MARKAJ | 402.164 kelime
  42. 42 ♛ DE-MARKAJ | 412.054 kelime
  43. 43 ♛ DE-MARKAJ | 421.887 kelime
  44. 44 ♛ DE-MARKAJ | 432.448 kelime
  45. 45 ♛ DE-MARKAJ | 442.225 kelime
  46. 46 ♛ DE-MARKAJ | 452.662 kelime
  47. 47 ♛ DE-MARKAJ | 463.031 kelime
  48. 48 ♛ DE-MARKAJ | 472.775 kelime
  49. 49 ♛ DE-MARKAJ | 483.935 kelime
  50. 50 ♛ DE-MARKAJ | 492.087 kelime
  51. 51 ♛ DE-MARKAJ | 501.981 kelime
  52. 52 ♛ DE-MARKAJ | 512.254 kelime
  53. 53 ♛ DE-MARKAJ | 522.377 kelime
  54. 54 ♛ DE-MARKAJ | 532.214 kelime
  55. 55 ♛ DE-MARKAJ | 542.556 kelime
  56. 56 ♛ DE-MARKAJ | 552.578 kelime
  57. 57 ♛ DE-MARKAJ | 56 | FİNAL2.328 kelime

-11-

❝Nergis❞

Telefon suratıma kapanmıştı. Ben, telefonun kapanma sesiyle baş başa kalmıştım.

Ne düşüneceğimi, ne tepki vereceğimi bilemedim o an. Kısa bir süre şoku atlatmayı bekleyip yeniden aramayı düşünsem de öyle bir saçmalık yapmadım tabii. Hem arasam ne olacaktı? Yine o kadın açacaktı.

Hayatım son derece sıradan hatta sıkıcı denilebilecek şekilde olağan ilerlerken kendimi karmaşık bir durumun içinde buldum. Bin yıl düşünsem Onur'un yeniden hayatıma gireceği ve tam yeniden başlayacakken telefonunu bir kadının açacağı aklıma gelmezdi. Normal bir saat olsa menajeri falan olabilir derdim ama... Kimi kandırıyordum ki? O zaman da duruma bozulurdum. En azından daha normal karşılanabilir bir durum olurdu.

Neredeyse gecenin bir yarısı Onur'un telefonunu nasıl bir kadın açabiliyordu? Hayır, Fahriye teyze falan değildi. Onun sesini çok iyi tanıyordum. Başka da aklıma kimse gelmiyordu. Bunu düşündükçe içimi büyük bir sıkıntı kapladı.

Benden bağımsız bir biçimde gözlerimin dolduğunu hissettim ama bu durumun beni yeniden yıkmasına izin veremezdim. Derin bir nefes alarak yerimden kalktım ve üstümü değiştirdim. Aşk acısı çekemezdim. Ertesi sabah kalkıp işe gitmem gerekiyordu. O yüzden bunu kendi içimde aşmaya çalıştım. En azından eskisi kadar bana acı vermesine müsaade etmemeliydim.

Kalkıp cilt bakımımı yaptım, hiçbir şey olmamış gibi C vitaminimi sürdüm, odama geçtim ve uyumaya çalıştım. Sağa döndüm olmadı, sola döndüm olmadı. Yataktaki yorganla ne kadar cebelleştim hatırlamıyordum bile. Bir türlü uyuyamadım. Aklımdaki düşünceleri kovamadığım gibi hayal kırıklığına da uğramıştım.

Yataktan kalktım ve ışıkları yakmadan evin içinde dolaştım. Bu hâlimle dışarıdan bakıldığında bir gulyabaniye benziyordum ama kimin umurundaydı ki? Nefes alamıyordum.

Üzerime gri kalın örme bir hırka geçirip mahallede dolanmaya başladım. Hava hafif serin olsa da ciğerlerim kavuştuğu oksijenle halay çekmek üzereydi. Sokakta in cin top oynuyordu. Adımlarım çok yakınımda olan eski evimize götürdü beni. Bizim evin ışığı yanıyordu. Tam tahmin ettiğim gibi.

Babam yine ayakta olmalıydı. Sorgulamadan apartmandan içeri girdim ve hayalet adımlarla bizim kata çıktım. Gürültü yapmamak için anahtarlığıma takılı yedek anahtarla kapıyı açtım.

İki adım ötedeki babam kulakları dikelmiş bir biçimde elindeki beylik tabancasıyla dururken temkinli görünüyordu. Beni görünce duruşu hafifledi.

"Sen miydin kızım? Hırsız gibi giriyorsun."

Haklı oluşuna güldüm sessizce. "Asayiş berkemal Şinasi komiserim." Sözüm üzerine rahatlamış bir gülümseme sundu dudakları.

"Hadi, geç içeri tatlı hırsız." Mutfağa ilerlerken "Salep yapıyorum ikimize." dediğinde başımla onayladım.

Evde tek ışık yanan yere, salona geçtim. Sokağa bakan camın önündeki koltuklardan birine oturdum. Umutsuz düşüncelere dalarken beni içimdeki sıkıntıdan kurtarabilecek tek yerdeydim. Babamın güvenli kollarında.

Kısa süre sonra elinde kupalarla geldi ve birini bana uzattı. Moralimin bozuk olduğunu görse de hiçbir şey söylemeden tam karşımdaki koltuğa oturdu adam. İç geçirerek "Eski alışkanlık... Erken yatamıyorum." diye söylendi. "Yıllarca geceleri it kopuk peşinde koşturduktan sonra uyku tutması zor."

Avuç içlerim kupanın sıcaklığıyla titredi. Salebin kokusunu içime çektim. Babamla en hoş aktivitelerimizden biri salep içmekti. Küçük yaşlardan beri bunu yapardık. Bu bizim dertleşme ritüelimiz gibiydi.

Onun "Seni de uyku tutmadı demek." sözüyle başımı salladım sessizce. "Benimki meslekî deformasyon da seninki..."

Sorgular gibi bakışı üzerine omuz silktim. "Büyüme sancıları demek için biraz fazla mı büyüdüm?" Bakışlarım büyümekten korkar gibi babama çevrilmişti.

Dudakları kıvrıldı muzırca bana bakan adamın. "...dedi, elli yaşına da gelse benim gözümde hiç büyümeyecek olan güzeller güzeli, minik kızım."

Başımı öne eğdim yorgun bir gülümsemeyle. "Sanırım beni güzel bulan bir tek sensin." Kendi modumu düşürmek gibi yüksek bir yeteneğim vardı. Bunu kimsenin yapmasına izin vermez, büyük bir profesyonellikle kendim hallederdim. Bazen küçücük bir kıvılcım yeterdi.

"Küçükken bu mahallede bacaklarını kırdığım çocukları çağırmak için saat biraz geç."

Ona yeni ve cansız bir gülüşle karşılık verdikten sonra "Sen bana bakma, iş yerinde canım sıkıldı bugün. Ondan öyle saçmalıyorum." dedim sadece. Babamın üzülmesini istemiyordum. Daha yeni yeni hastalığı yeniyor, ondan arınıyordu. Önümüzdeki günlerde son doktor randevusu vardı ve tüm kalbimle hastalığın tamamen temizlendiğini söyleyeceklerine inanmak istiyordum. Abuk sabuk şeyler yüzünden onu üzmek istemedim. Sadece şu an yanımdaki varlığına ihtiyacım vardı, hepsi bu. "Çözülemeyecek bir şey değil, gerçekten." diye ekledim bana beklentiyle bakan adama.

İnanmış mıydı bilmiyordum ama salebinden bir yudum aldıktan sonra cam pervazına koydu. "Büyüklerin dünyasına hoş geldin."

"Pek hoş bulmadım ama." Kaşlarımı kaldırarak memnuniyetsizce söylediğim söz üzerine güldü adam. "Büyüyünce bu kadar zor olacağını kimse söylememişti."

"Büyümek başlı başına zor bir şey. Senin de dediğin gibi hiç bitmeyen bir sancı." Biraz düşündükten sonra sessizliğini bozdu. "Bak, eğer sana orada kötü davranıyorlarsa hemen ayrıl oradan. Hiçbir şey için mecbur değilsin. Buraya dönebilirsin ya da yeni bir iş bulana kadar ben yardımcı olurum sana. Senin baban daha ölmedi kızım."

Bunları söylemesi bile öyle anlamlıydı ki sessizce gülümsedim. "Canım babam..." Omzuna dokundum sevgiyle. "Öyle bir şey değil, inan bana. Ama bunları söylemenin benim için değerini bilemezsin."

"Ben senin babanım. Her zaman seni korumak için buradayım, ömrüm yettiğince." Derin bir nefes aldıktan sonra kaçamak bakışları yüzümü inceledi. "Ama seni kendi kalbinden koruyamam. Belki de seni koruyamayacağım tek kişi yine sensin."

Anlamıştı. Anlamıştı işte. Şinasi Bey'in gözünden ne zaman bir şey kaçardı ki? İş yerindeki sorun mavalını yememişti. Yine de sonuna kadar inkâr. Asla itiraf etmeyecektim. Eğer Onur'la yeniden bir şeylerin başlamakta olduğunu anlarsa bunun peşini bırakmayabilirdi. Daha korumacı davranmasından çekiniyordum.

"Mantık sıkıcıdır, kabul. Ama bazen mantık insanı duygulardan korur." Sessizliğini bozduğu cümlenin bana düşündürdükleriyle baş başa kaldım bir süre. Sanki suratıma çarpan bir yankı gibiydi. Ve o kadar doğruydu ki.

Ben itiraf etsem de etmesem de onun söyledikleri her şeyi anlatıyordu. Benim bir bakışımdan, duruşumdan neye üzüldüğümü anlayan adamdan ne kadar gizleyebilirdim ki duygularımı? Açık açık itiraf etmesem de onun gibi üstü kapalı konuştum. "Sanırım anladım."

Belki de büyüklerin bir bildiği vardı bu hayatta. Kendimizi çok büyümüş, bilgili sanırken bizim geçtiğimiz yollardan dönenlerdi büyükler. Defalarca yaşanıp başarısızlığa uğrayarak kazanılmış tecrübelerdi onların nasihatları.

Babam daha görmeden, bilmeden söylemişti bana hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını. Haklıydı belki de. Ben durmam gereken yeri iyi ayarlamalıydım. Yeniden başlamak sonsuza dek nokta koymak anlamına gelebilirdi bizim için. Bunu göze alabilir miydim?

Ertesi sabah biraz zor kalkmıştım yatağımdan. Bunda düşüncelere dalıp gece uyuyamamamın etkisi büyüktü. Bir de sabaha uyanmaya dair isteksizliğim vardı. Hayat enerjim çekilmiş gibi hissetsem de ılık bir duşla sorunu çözmüştüm.

Mavi bir kotun üzerine buz mavisi, V yaka, uzun kollu ince bir badi giydim. Saçlarımı gevşek bir topuz yaptım. Uzun bir ceket ve çantayla evden çıktım. Merdivenlerden inerken Didem ve Olcay'la apartman kapısının önünde karşılaştık.

Didem neşeyle "Günaydın!" dese de yüzümün sirke sattığı gerçeği gözünden kaçmamıştı. "Hadi gel, seni bırakalım."

Olcay arabalarının olduğu yere doğru adımlarken beni görünce duraksadı. Bense moralsizliğimi gizlemeye çalışarak "Yok, ben biraz yürüyüp hava alacağım." dedim. İstanbul'da bir yerden bir yere giderken böyle bir lüksümüzün olmadığını, her yere geciktiğimiz gerçeğini unutmuş gibi davranmıştım.

Didem koluma girip sadece ikimizin duyabileceği bir ses tonuyla "Eee dün akşam konuştunuz mu yoksa bugün yüz yüze konuşmayı mı tercih ettin?" sorusunu sorduğunda hemen orayı terk etmek istedim. Onur hakkında konuştukça onu düşünmekten kendimi alıkoyamıyordum.

"O iş olmayacak Didem. Kapattım ben o konuyu." Bir karar vermiştim. İçimi bir kemirgen gibi acımasızca kemirse de sonrasında bana daha iyi geleceğine dair kendimi ikna aşamasındaydım. Babam haklıydı, mantık bazen insanı aptalca duyguların vereceği acılardan korurdu. Mantığa kulak vermek lazımdı.

Arkadaşım şaşırmış bir ifadeyle "Aaa, akşamdan sabaha ne değişti de kapattın konuyu?" diye sorduğunda bu konudan kaçamayacağımı anlamıştım.

İlk ve son kez açıklayıp kurtulmak istedim. "Aradım, geç bir saatti, telefonu bir kadın açtı. Daha fazla konuşmak istemiyorum bu konuyu." Kibarca geçiştirdikten sonra "Akşam görüşürüz." dedim ve Didem'i yanaklarından öptükten sonra onlara tam ters istikamette sokaktan çıktım.

Yeni bir soruya fırsat vermeden olay yerini terk ettiğim için biraz rahatlamıştım ama bu üzüntümü geçirmeye yardımcı olmuyordu. Yine tüm gün aklımı meşgul edeceğini biliyordum. Buna engel olamazdım. Onur benim için bir şeylerin başlangıcıydı her zaman. Onu bir bitiş çizgisine koyup buna anında alışamazdım.

Bir yanım Onur'un öyle biri olmadığını söyleyip dursa da o yanıma kulak asmak istemedim. Sonuçta insanlar değişebilirdi ve biz buna engel olamazdık. Tek değişen Onur değildi ki, sadece onu suçlayamazdım. Ben de değişmiştim. Değişim hayatın bir parçasıydı.

Belki de babamın anlatmaya çalıştığı da buydu. Birinin değişmiş olması onun kötü biri olduğu anlamına gelmezdi. Ama Onur artık değişmişti. Farklı ortamlara girmişti. Artık onun için önemli olan tek şey Nergis çiçeği değildi. Başka arkadaşları, başka ortamları, normalleştirdiği bir yaşam tarzı vardı. Benim çözemediğim ya da ileride sorun yaratabilecek yeni, özgür bir hayatı vardı. Ben buna ayak uyduramazdım.

Tüm gün sessizlikle mutfaktaki işlerimi tamamladıktan sonra prova odasını toparlamak için içeri girdim. Simin Hanım masasındaydı. Onu görünce "Özür dilerim, çıktınız sanmıştım." diyerek çıkmaya hazırlandım.

Kadın ise ondan beklemediğim bir sakinlikle "Gel lütfen." dedi sadece.

Normalde o prova odasındayken buraları toparlamamdan hoşlanmazdı ancak bu da onun gel buraları toparla ses tonuna benzemiyordu zaten. Belli ki başka bir şey konuşacaktı.

Sessizce karşısında dikilirken hemen önümdeki koltuğu işaret etti. "Otur." Eyvah, bu bir işime son verme konuşması mıydı? İki gündür kendimi işime verebildiğim şüpheliydi. Belki de uyarıyla kurtulurdum kim bilir?

Usulca iliştim gösterdiği koltuğun kenarına. "Bir kusurum mu oldu?"

"Hayır." Masanın üstünde ellerini birleştiren kadın "Neden ilk o aklına geldi?" diye sordu.

"Bilmem, siz böyle çağırınca..."

Sessizlikle düşüncelere daldığında kadının varlığımı unuttuğunu sandım bir süre. Yavaş bir biçimde göğsü inip kalktı aldığı nefesle. "Son günlerde seni biraz dalgın ve düşünceli görüyorum. Bir sorun mu var?"

Al işte. Geliyor gelmekte olan. Simin Hanım gibi birinin bunu fark etmemesi mümkün değildi. Kendimi savunmak ya da inkâr etmek onu daha da kızdırırdı. O yüzden farklı bir yol izlemeye karar verdim. "Özür dilerim Simin Hanım. Emin olun hemen toparlanacağım, bundan sonra hata yapmayacağım. Tamamen işime odaklıyım."

"Kızım hata yaptın diyen mi oldu sana?" Elleri hafifçe iki yana açılırken bakışları beni sorgulamaya devam etti. "Bir sorun varsa söyle, çözelim diye sordum."

"Çok teşekkür ederim, sağ olun. Ben iyiyim, gerçekten. Herkes kadar sorunlarım var ama bunu kapının dışında bırakacağım."

Konuyu bu kadar kolay kapatacak gibi durmayan kadın hiç beklemediğim bir soru yöneltti. "Babanın hastalığından neden bahsetmedin bana?"

Şaşırmıştım bu sorusu üzerine. Özel olarak gizlediğim bir şey değildi ama işe girdiğimde bana acısın diye söylemekten kaçınmıştım. Nereden duymuş olabilir diye düşünürken bir ihtimal aydınlandı zihnimde. Geçen gün öğle arasında annemle bahçede telefonla konuşurken duymuş olabileceğinden şüphelenmiştim ama sonra normal davranınca ihtimal vermemiştim. Öğrenmişti demek.

"İş yerinde profesyonellik önemli demiştiniz. Sorunlarımızı yansıtmamamızı-"

"Kızım o başka, bu başka. Hastalık bu." İlk defa onun otoriter yanının aksine hâlden anlayan, yardımsever tarafıyla tanışıyordum. "Tedavi için bir şeye ihtiyacın olursa haberim olsun."

Hâlâ onun iyi kalpli ikiziyle değil de Simin Hanım'la konuştuğuma inanamazken "Çok teşekkür ederim, Simin Hanım. Söylemeniz bile çok anlamlı benim için." dedim sadece. Normalde herkese kök söktüren kadının yumuşak yanıyla tanışmak beni hiç olmadığı kadar şaşırtmıştı.

Tam yerimden kalkarken "Okulu o yüzden mi son sene yarım bıraktın?" sorusu tüm bilmeceyi çözmüş gibi çıkmıştı dudaklarından. Okulu genç şımarıklığı, kendine boş bir güven ve kibir yüzünden bıraktığımı düşünen kadının aniden bana bakışı değişmişti sanki.

"Biraz öyle oldu." Başımı hafifçe yana yatırırken açıkladım. "O dönem aileme maddi olarak yük olmak istemedim. Ama şimdi her şey yolunda."

"Sevindim." dese de bakışları hiç de sevinmişe benzemiyordu. Sonuç olarak okulu yarım bırakmam tat kaçıran bir durumdu ve tanıdığım kadarıyla Simin Hanım eğitime çok önem veren biriydi. "Tamam, işinin başına dönebilirsin."

Onaylayarak başımı sallayıp kapıya doğru yürürken Simin Hanım'ın "Ha bu arada, senin şu arkadaşın Selim gelecekmiş birazdan." sözü üzerine duraksadım.

Prova için erkendi, daha yeni sipariş vermişti. Neden gelmişti ki şimdi? Sormaya cesaret edemedim. Simin Hanım'ın ters bir yanıt vermesinden korktuğum için "Ya, öyle mi?" diyebildim sadece.

"Arkadaşınla senin ilgilenmeni istiyorum. Diğer kızlar aşırı ilgi gösterir, görgüsüzce davranıp rahatsız eder adamı. Rezil olmayalım."

"Tamam, nasıl isterseniz."

Simin Hanım'dan aldığım direktiflerle prova odasından çıkarken modaevinin manzaraya bakan cam kapısı aralandı ve içeri kim girdi bilin? Kim değil de kimler demeliydim asıl. Selim'in yanında içeri giren Onur, bana bakarken gafil avlanmış gibi hissediyordum. Yakaladım seni dercesine bakıyordu. Sanki kaçan bendim de.

Onunla bu kadar çabuk karşılaşmaya hazır değildim ve altüst olmuştum. Verdiğim tüm kararları geçersiz kılan ışıltılı gözleri üzerime dikilmişken nasıl hiçbir şey yokmuş gibi davranabilirdim ki?

Simin Hanım prova odasının kapısına doğru yürürken Onur'un ben buradayım diyen bakışları üzerimdeydi. "Nergis çiçeği?"

...

*

YAZAR NOTU: Hi guyss! ⚽ Tatlı bir Cumartesi akşamına DE-MARKAJ esintisi bırakmaya geldim. 💛 Arkadaşlar öncelikle bir konuya açıklık getirelim, duvarıma veya DM'ime yeni bölüm ne zaman diye sormanız beni mutlu etse de hikâye için bir şey ifade etmiyor ne yazık ki. Her hikâyemin olduğu gibi bu hikâyeme de ilgi olduğu sürece yeni bölüm geldiğini bilmelisiniz. Ben her daim okunmalara, yorumlara bakıyorum zaten. İlgi olduğunda da yeni bölümü yayınlıyorum. Elbette benimle istediğiniz zaman iletişime geçebilirsiniz ama görsel olarak ilgi görmeyen bir hikâyeye yeni bölüm sorup psikolojik baskı yapmak yerine hikâyeye yorumlarınızla destek olursanız çok çok daha iyi olur. Neyse, bunu geçtik. 🟠

Şimdi gelelim yeni bölümümüze... Bu bölümümüz biraz kısa oldu ama sonunda Onur ve Nergis için bir yüzleşme alanı oluştu. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Onur neden geldi ve bu geliş üzerine neler olacak? Yanlış anlamalar çözülecek mi? Buraya yazabilirsiniz. Ve artık bence hayalinizdeki Onur & Nergis sahnelerini de buraya yazabilirsiniz. 😍 Hadi çok lafa tutmuyorum sizi, ben de bu bölümü yayınlayıp yeni bölüm yazmaya gideceğim. Sevgiler, bol kokulu öpçükler! 😘

•••

SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
YouTube: Gülay Sena Dündar

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

241okunma 9beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18