♛ DE-MARKAJ | 47

Vaveyla Yazarı: Gülay Sena DÜNDAR

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 57Şu an: ♛ DE-MARKAJ | 47
  1. 1 ♛ DE-MARKAJ | PROLOG1.101 kelime
  2. 2 ♛ DE-MARKAJ | 11.888 kelime
  3. 3 ♛ DE-MARKAJ | 21.511 kelime
  4. 4 ♛ DE-MARKAJ | 32.183 kelime
  5. 5 ♛ DE-MARKAJ | 42.318 kelime
  6. 6 ♛ DE-MARKAJ | 52.915 kelime
  7. 7 ♛ DE-MARKAJ | 62.643 kelime
  8. 8 ♛ DE-MARKAJ | 72.841 kelime
  9. 9 ♛ DE-MARKAJ | 82.136 kelime
  10. 10 ♛ DE-MARKAJ | 93.729 kelime
  11. 11 ♛ DE-MARKAJ | 103.434 kelime
  12. 12 ♛ DE-MARKAJ | 112.118 kelime
  13. 13 ♛ DE-MARKAJ | 123.910 kelime
  14. 14 ♛ DE-MARKAJ | 132.575 kelime
  15. 15 ♛ DE-MARKAJ | 142.420 kelime
  16. 16 ♛ DE-MARKAJ | 152.576 kelime
  17. 17 ♛ DE-MARKAJ | 162.319 kelime
  18. 18 ♛ DE-MARKAJ | 172.171 kelime
  19. 19 ♛ DE-MARKAJ | 182.557 kelime
  20. 20 ♛ DE-MARKAJ | 192.418 kelime
  21. 21 ♛ DE-MARKAJ | 203.875 kelime
  22. 22 ♛ DE-MARKAJ | 212.497 kelime
  23. 23 ♛ DE-MARKAJ | 222.234 kelime
  24. 24 ♛ DE-MARKAJ | 234.137 kelime
  25. 25 ♛ DE-MARKAJ | 243.223 kelime
  26. 26 ♛ DE-MARKAJ | 253.240 kelime
  27. 27 ♛ DE-MARKAJ | 264.385 kelime
  28. 28 ♛ DE-MARKAJ | 274.784 kelime
  29. 29 ♛ DE-MARKAJ | 28 | SEZON FİNALİ3.043 kelime
  30. 30 ♛ DE-MARKAJ | 292.548 kelime
  31. 31 ♛ DE-MARKAJ | 301.964 kelime
  32. 32 ♛ DE-MARKAJ | 312.510 kelime
  33. 33 ♛ DE-MARKAJ | 321.679 kelime
  34. 34 ♛ DE-MARKAJ | 332.099 kelime
  35. 35 ♛ DE-MARKAJ | 343.323 kelime
  36. 36 ♛ DE-MARKAJ | 353.088 kelime
  37. 37 ♛ DE-MARKAJ | 363.290 kelime
  38. 38 ♛ DE-MARKAJ | 372.323 kelime
  39. 39 ♛ DE-MARKAJ | 382.077 kelime
  40. 40 ♛ DE-MARKAJ | 393.584 kelime
  41. 41 ♛ DE-MARKAJ | 402.164 kelime
  42. 42 ♛ DE-MARKAJ | 412.054 kelime
  43. 43 ♛ DE-MARKAJ | 421.887 kelime
  44. 44 ♛ DE-MARKAJ | 432.448 kelime
  45. 45 ♛ DE-MARKAJ | 442.225 kelime
  46. 46 ♛ DE-MARKAJ | 452.662 kelime
  47. 47 ♛ DE-MARKAJ | 463.031 kelime
  48. 48 ♛ DE-MARKAJ | 472.775 kelime · Okuduğun bölüm
  49. 49 ♛ DE-MARKAJ | 483.935 kelime
  50. 50 ♛ DE-MARKAJ | 492.087 kelime
  51. 51 ♛ DE-MARKAJ | 501.981 kelime
  52. 52 ♛ DE-MARKAJ | 512.254 kelime
  53. 53 ♛ DE-MARKAJ | 522.377 kelime
  54. 54 ♛ DE-MARKAJ | 532.214 kelime
  55. 55 ♛ DE-MARKAJ | 542.556 kelime
  56. 56 ♛ DE-MARKAJ | 552.578 kelime
  57. 57 ♛ DE-MARKAJ | 56 | FİNAL2.328 kelime

-47-

❝Nergis❞

Nişanlanmaktan daha zor bir şey varsa o da evlenmektir. Neden mi? Çünkü nişanlılık arada bir şeydir. Ne sevgilisin ne de evlisin. Bir de işin ucunda Onur gibi biriyle nişanlanmak varsa işler daha da zorlaşabiliyor.

Nişanlılık öyle bir şey ki, biraz kısa tutarsan neden yangından mal kaçırır gibi evlendiler acaba tarzı imalar ve dedikodularla muhatap oluyorsun, birbirimizi tanıyalım diye biraz uzun tutarsan da uzatmalı nişanlı diye adınız çıkıyordu. Neyse ki bizim birbirimizi tanıma gibi bir kaygımız yoktu. Zaten çocukluktan beri birbirimizi tanıyorduk.

Asıl sorun da burada başlıyordu.

Onur sabırsızdı. İsteme törenini atlatıp yüzükleri takınca biraz nefes alırız sanmıştım ama hayır, yok. Onur Bey'in acelesi vardı. Yangından mal kaçırıyordu gerçekten. Dur durak bilmiyordu.

Ne kadar acele etmeyelim, bak babamı kızdırmayalım desem de dinletemedim. Adam inattı. Herkesin acaba gelin hamile mi bu kadar acele ediyorlar dedikodularının aksine ben Onur'un benden hamile olduğuna dair ciddi kuşkulara düşmek üzereydim, öyle bir aceleydi.

Bu acelesinin sebebini sorduğumda "Bir şeyler ters gidecek diye korkuyorum Nergis." demişti. Bunu söylerken yüzünde ciddi ve saçma bir korku vardı. En büyük korkusu da "Ya baban seni bana vermekten vazgeçerse?" sorusunda saklıydı.

"Onur, isteme töreni bitti. Vermeme diye bir şey yok, ne saçmalıyorsun?" desem de dinletemedim.

İsteme töreninden bir ay sonra evin kapısını aşındırdı durdu. Sürekli babama bir şirinlikler, tatlılıklar... Maçlardan arta kalan her an babamın dizinin dibinde duruyordu. Babam nereye gitse peşindeydi. Sanki ben değil de o Şinasi Sinen'in kızıydı. Artık uslu bir damat adayı olduğuna dair babamı ikna etmeye mi çalışıyordu yoksa bu sadece Şinasi Sinen'i ikna etmek için bir yıldırma politikası mıydı bilmiyordum ama her neyse işe yaramıştı.

Bir buçuk ayın sonunda ne hâliniz varsa görün, yalnız şu nişanlını başımdan al artık diyerek havlu atmıştı babam. Erken evlilik kararımıza tamamen istekli görünmese de süngüsü düşmüştü. Hem Onur'un ısrarı hem de havaların ısınması düğün için doğru zamanın geldiğine dair babamı ikna etmiş gibi görünüyordu. Şinasi Bey'in süngülerini düşürmek de o kadar kolay değildi hani. Bu Onur'a nişanlısından çok müstakbel kayınpederiyle vakit geçirme mecburiyetine patlamıştı ama işe yaramış mıydı, yaramıştı. Önemli olan da buydu sanırım. Onur sonunda mutluydu.

Düğün alışverişi için annem, Fahriye teyze ve Didem'le sözleşmiştik ama asıl sürpriz Onur'un paracıklarını har vurup harman savurmayın diyerek Olcay'ın da Didem'in peşine takılması olmuştu. "Sana ne Olcay, anası mısın babası mı?" diye sorduğumda aldığım cevap efsaneviydi.

"Onun en fanatik hayranı benim. Sen şimdi olur olmadık her şeyi alıp adamı iflas ettirirsin. Adam ne kadar ter döküyor o paraları kazanmak için biliyor musun?" Öyle konuşuyordu ki zannedersin Onur futbolcu değil de inşaat amelesiydi.

El mecbur, kabul ettim. Zaten kabul etmesem de kılık değiştirip bizi takip edeceğine emindim ya neyse.

Düğün alışverişinden bir gün önce Onur'un evlendikten sonra yaşayalım diye yaptırdığı evde baş başa bir akşam yemeği yiyorduk.

Masada her şey enfes görünüyordu. Bu kadar şeyi Onur'un yapamayacağı açıktı. Zaten öyle çok yemek yapmakla da arası olmadığını biliyordum. "Bu harika şeyleri sen yapmadın, büyük ihtimalle dışarıdan söyledin." dediğimde şaşırtıcı bir yanıt aldım.

Başını iki yana sallayan Onur "Tuğçe'den yardım aldım diyelim." dedi. Dudakları düşünceli bir biçimde kıvrıldı bunları söyledikten sonra. "Gerçi onun topladıklarını yardım kisvesi altında Selim dağıttı ama... olsun. Bir saat fazla uğraşmamızın hiçbir önemi yok." Masanın üzerinden elime uzandı. "Önemli olan senin beğenmendi."

Gülümsedim "Beğenmez olur muyum?" derken. Aniden dank etti. "Yalnız Selim ne alaka, onu anlayamadım."

"Tuğçe'nin bana yardım edeceğini duyunca tesadüfen benim eve damladı. Yersen."

Gülüştük.

Yeni bir soru sormama fırsat bırakmadan "Tuğçe'ye ilgisi var galiba." açıklamasında bulundu adam. İşaret parmağını kaldırıp aceleyle ekledi. "Ama ona uzak durmasını söyledim. Tuğçe'ye ters bir hareketi olursa ağzını kıracağımı biliyor."

Onur'un ailemi ve aileme dair her şeyi böylesine sahiplenmesi hoşuma gidiyordu ama söz konusu Tuğçe olduğunda gülen gözlerim devrildi. "Merak etme, Tuğçe'nin senin korumana ihtiyacı olduğunu sanmıyorum. Selim'in ters bir hareketi olursa önce Allah'ından sonra da Tuğçe'den bulur."

Keyifli kahkahalar eşliğinde sohbet ettik. Şarap bardaklarımızda şeftalili meyve suyu olması romantizmi biraz bozuyordu ama Onur evlenene kadar babama karşı tamamıyla güvenilir biri imajı çizmek niyetindeydi. Öyle ki babamın olmadığı yerlerde bile gözü olduğuna inanıyor olabilirdi. Eve hafif çakırkeyif gidersem Onur âlem yaparken kızımı sarhoş etti der diye bile ödü kopuyordu. Abarttığını söylemiyor muyum sanıyorsunuz? Söylüyordum da işe yaramıyordu.

Kadehimdeki meyve suyundan bir yudum alırken "Bu kadar abarttığına inanamıyorum." dedim sadece. "Ayrıca düğün için acelen neydi?"

"Ne demek acelen neydi Nergis? Bu kadar bekledik, daha fazla beklemek istemiyorum." Avcunun altındaki elimi okşadı. "Çocukluğumdan beri bu anı hayal ediyorum, bekliyorum ben."

"Tamam, oluyor işte. Ne bu endişen anlamadım ki."

"Uzatırsak bir şey çıkacak, yine seni kaybedeceğim diye korkuyorum. Artık bir aksiliğe daha tahammülüm kalmadı diyorum anlasana." Bu aceleci tavrına katıla katıla gülmeden edemedim. "O imzayı atmadan inanmayacağım."

"İyi, atıyoruz işte." Göz ucuyla bakarken takıldım ona. "Sonra acele ettin diye pişman olma da."

İnanmayan gözleri büyüdü. "Kim? Ben mi?"

"Ne bileyim, erken yaşta evlendim diye pişman olursan karışmam."

"Hiç de bile! Evlenmek için en ideal yaştayım. Hem... Bu henüz gerçekleştiremediğim ikinci hayalim."

"Birincisi neydi?"

"Zamanı gelince öğrenirsin." Kadehindeki meyve suyundan içerken ikimiz de yetişkinlerin kıyafetlerini giyip onları taklit eden iki küçük çocuk gibiydik. Sanki bir anda yıllar öncesine ışınlanmıştık. Pilavcı Salim amcanın tezgâhında pilav yerken büyüyünce evlenmeyi düşünen o iki küçük çocuk olduğumuz günlere.

Koltukta uzanırken koluna yaslandığım adam evlilik planlarına henüz ara vermemişti. "Bak, ne gerekiyorsa yarınki alışverişte al tamam mı? Hiçbir şey eksik olmasın."

"O biraz zor canım."

Uzandığı koltukta hafifçe doğrularak kaşları çatıldı Onur'un. "O niyeymiş o?"

"Fanatik hayranın Olcay senin paraları harcatmamaya niyetli." Elimle ağzımı kapatarak güldüm. "Daha evlenmeden senin ocağına incir ağacı dikeceğimden korkuyor."

Güldü adam. "Âlem herif şu Olcay." Aniden ciddileşti. "Sen onu dinleme. Annemi de tembihledim, ne gerekiyorsa her şeyi alın. Ben de idmanım biter bitmez geleceğim zaten. Seni yalnız bırakmamaya çalışacağım."

"Yorulma canım sen. Biz hallederiz, kaç kadınız orada."

"Olsun, evlilik hazırlığımızın her anında yanında olmak istiyorum." Elini elime uzatıp parmaklarını kenetlerken burnumun ucuna bir öpücük kondurdu. Dudaklarına uzanmak istediğimde geri çekildi. "Yok, evlenene kadar böyle."

"Ne?" Şaşırdım bu hâline. Tam anlamıyla bir çocuğa bakıcılık eden sorumlu ebeveyn gibi davranıyordu.

Yanağımdan makas aldı "Üzgünüm şirin kız." derken. "Ben de sabırsızlanıyorum ama Şinasi amcayla ters düşmek istemem."

"Sen ciddi misin?"

"Tabii! Hem ne bileceğim beni kullanıp kullanıp atmayacağını? Duygularımla oynadıktan sonra evlenmekten vazgeçersen ne olacak benim namusuma?"

Gözlerim kısıldı. "Doğum gününün gecesinde öyle demiyordun ama." Onun korkularına oynamak biraz adiceydi ama eğlenceliydi. "Babam o geceyi bilse ne yapardı acaba? Yine sana bu kadar güvenir miydi?"

Korku dolu bakışları büyüdü. Eliyle ağzımı kapattı. "Yerin kulağı var, saçmalama! O gece aramızda karanlık bir sır olarak kalacak. En azından evlenene kadar."

"Amma abarttın Onur ya. Alt tarafı bir öpecektim."

Düşünceli bakışları ikna olmaya hazır gibiydi. "İyi, hadi şu dudağımın kenarından azıcık öp o zaman. Daha ileri gitme sakın!"

Rolleri değiştirmiş hâllerimize gülmemek için kendimi zor tutuyordum. Omuz silktim. "Vazgeçtim, hevesim kaçtı." diyerek sahte bir bozulmayla arkamı döndüm ona.

Ona küsmemi ciddiye alan adam omuzlarıma dokundu. "Ya, yapma Nergis çiçeği. Hadi küsme, gel." Bense bu oyunu biraz daha sürdürmeye niyetliydim, omuz silktim. Sağ omzumun üstüne konumlanan başı usulca kulağıma sokuldu. "Ben sabırsızlanmıyor muyum sanıyorsun?"

"Bilemem artık." Arkam dönük de olsa gülmemeye çalıştım. Onunla böyle uğraşmak çok eğlenceliydi. "Kimlerle ne ceviz kırıyorsan artık."

"Ne kadar ayıp! Günahımı alıyorsun ama. Yatacak yerin yok Nergis çiçeği." Daha fazla dayanamayıp gülmeye başladım. Yüzüne döndüğümde kaşları çatıldı adamın. "Sen bana oyunlar mı oynuyorsun, ha? Alacağın olsun."

Gıdıklamalarına gülmekten bir hâl olmuştum o akşam. İmzaları attığımızda da bu kadar eğlenceli bir hayat mı bekliyordu bizi? Hayır, o kadar tozpembe hayaller kurmuyordum. Muhtemelen tartışmalarımız da olacaktı fikir ayrılıklarımız da. Ama sonunda biz yine orta yolu bulacak, anlaşacaktık. Onur'la hayatın o kadar zor ve yorucu olmayacağını biliyordum. Olsa olsa büyüyememiş iki çocuğun evcilik oyunu gibi olurdu bizim evliliğimiz.

Ertesi gün çeyizdi ev eşyasıydı derken gezmekten ayaklarıma kara sular inmişti. Fahriye teyze sağ olsun -artık ona anne demenin bir yolunu bulmam gerekiyordu- hiçbir şeye karışmıyordu. Sen nasıl mutluysan onu öyle yapalım kızım diyordu. Israrla fikrini sormadığım takdirde bir şey demiyordu. Melek gibi kadındı. Annemle ondan daha fazla fikir ayrılığı yaşıyoruz diyebilirdim.

Yemek takımlarını seçerken kenarları kelebekli olan takımla diğer takım arasında kalmıştık. Annem kelebekli takımın tabağını kucağına aldığında mızmız bir çocuğa benziyordu. "Bunu al kızım, bunun daha fazla parçası var. Hem kenarlarında kelebek var."

"Anne Allah aşkına, 84 parça ne? Kim gelecek bize o kadar? Siz gelirsiniz, Fahriye teyzeler gelir, en fazla Didemler gelir."

"Olsun kızım, olsun! Fazla olsun da az gelmesin."

"Bak, bu 60 parça takım güzel işte."

"Olmaz kızım! 60 parça az! Kaç yıllık ev kadınıyım ben, söz dinle biraz!"

Annem o kadar inatçıydı ki araya Fahriye teyze girmek zorunda kaldı. "Handan bırak, kız hangisini almak istiyorsa onu alsın canım. 24 parça için birbirinize girmeyin kurban olayım." Tabağa duygusal bir bağ kurmuş gibi sıkı sıkı sarılan annemi ikna edemeyeceğini anlayınca bana döndü kadıncağız, ne yapsın? Yıllardır ahretliği olan kadını tanıyordu sonuçta. "Yavrum sen de ikisini birden al, ne olacak? Elbet misafir gelir, kırılan olur bir şey olur. Hem annenin de gönlü olur."

"Sen yapma bari Fahriye teyze ya, 144 parça takımı ben ne yapacağım?"

"Büfeye koyarsın, lazım oldukça çıkarırsın ne olacak güzel kızım? Hiçbir şeyiniz eksik olmasın."

Bu kargaşanın içine bir de "24 parça size yeter ya. Kaç kişisiniz ki?" diyen Olcay'ın konu hakkında bilgisizliğine rağmen bilmişlik taslaması girince ortalık bin beş yüz oldu. "Onur'un paracıklarını öyle har vurup harman savurma, 24 parça yeter size. Sen beni dinle."

Fahriye teyzenin gözleri büyüdü. "Olur mu hiç oğlum? 24 parça kimin neyine yeter? Dur sen, kadınların işine karışma bakayım."

İstemeye istemeye 60 parçalık takımdan vazgeçtim. "İyi bari, annemin dediği olsun. İkisini birden alıp masrafa girmeye gerek yok."

Şiddetle karşı çıkarken gözleri büyüdü kadının. "Ne masrafı Nergis? Sakın! Bir daha duymayayım kızım. Benim bir oğlum var, şimdi bir de kızım var. Hayatımda ilk ve son kez böyle bir alışverişe çıkıyorum, çocuklarım bir kere evleniyor ya! Ne demek masraf?"

Sonunda ikimizin de dediği oldu, Allah'tan aynı kelebekli takımın 60 parça olanı varmış da bu tartışmadan bir şekilde kurtulmayı başarmıştık. Annemin kelebek sevdası, Fahriye teyzenin ortayı bulması derken işin mutfak kısmını halledivermiştik işte.

Ne tatlı kadındı şu Fahriye teyzem. Bir de kasada annemle ödeme konusunda tartışırken aikido yapmasalardı iyiydi. Onlar hesap kavgasını bitirene kadar ben kartımın temassızıyla işi halledivermiştim bile.

Yol boyunca "Onur çok kızacak." diyen Fahriye teyzeye bir şey olmayacağını söylesem de kabul etmiyordu.

"Aaa niye kızacakmış canım? Sonuçta ikimizin evine yapıyorum alışverişi."

"Telefonda o kadar tembihledi!"

Kulağına eğildim gizli bir şey söyler gibi. "Sen de söylemezsin, ne olacak? Sanki çok büyük bir olay."

Didem'le ben iyiydik iyi olmasına ama iki kadının da koluna girerken ne kadar yorulduklarını görebiliyordum. "Hadi çıtır kızlar, size şurada bir kahve ısmarlayayım da biraz soluklanın."

Fahriye teyze diğer eliyle koluma dokundu. "Hay aklınla bin yaşa kızım! Siz gezmeye devam edin, dilediğinizi de alın. Biz biraz annenle şöyle oturup biraz soluklanalım vallahi yoruldum." Göz kırptı iki suç ortağıymışız gibi. Kulağıma eğildi. "Biz gelmeden alışverişi tamamlayın, gönlün hiçbir şeyde kalmasın. Ben anneni oyalarım."

"Olur mu hiç Fahriye anne?"

Gülerek söylediğim, aniden ağzımdan çıkan şeyle gözleri parladı kadının. Günlerdir düşünüp dururken bir anda olmuştu. Kendimi zorlamadan. Yüreğimden kopuvermişti. "Fahriye annen sana kurban olsun." Başı göğsüme yaslanırken koluma dokundu. "Canım benim... Bu anı nasıl bekledim bir bilsen."

Meğer hepimizin ne çok zamanını beklediği şey varmış, yeni yeni görüyorduk. Annem de bu duruma hoşnut bir gülümseme armağan etti, gözlerini açıp kapatırken bakışları aferin kızım der gibiydi.

Kahve içeceğimiz yere gidene kadar annem ve Didem fiskos yaparken biz de Fahriye anneyle kol kola sohbet ettik. "Onur'dan sonra bir kızım olsun çok istedim. Olmadı valla. Oysa ben çok istiyordum, bir kızım olsun da onu söyle bir güzel süsleyip püsleyeyim." Bana bakarken parıldayan gözlerle güldü. "Geç de olsa bir kız verdi işte Rabbim bana. Hem de istediğim gibi."

Onun gözlerine bakarken bir annenin saf sevgisini hissediyordum. Sıcacık gülümsedim. "Olsun, sen de beni süslersin fena mı? Saçlarımı örersin, içinde ne kaldıysa bana yaparsın olmaz mı?" Gözlerimi devirdim. "Gerçi yaşım gereği biraz geç oldu ama..."

Hoşnut ve son derece mutlu gülüşüyle "Olmaz olur mu hiç! Güzel kızım benim." diyerek başını çeneme yasladı. Yıllar sonra kayınvalidemle nişanlımdan daha büyük bir aşk yaşayacağımı söyleselerdi gülerdim herhâlde. Evlilik, oğluna bağımlı anneler ve toksik kayınvalidelere dair o kadar çok hikâyeyle büyümüştük ki en büyük korkum buydu. Ama Allah gönlüme göre vermişti işte.

Annemleri kahve içmek için bıraktığımızda Olcay'dan da kurtulmaya çalıştık ama olmadı. Maalesef o annem ya da Fahriye anne kadar kolay lokma değildi. Engeli atlayamadım. Demek böyle oluyordu, evren beni toksik bir kayınvalideden kurtarırken Olcay gibi fanatik hayran kılığına girmiş bir kayınvalideyle cezalandırıyordu. Eh, ne yapalım? Çekecektik bunu. El mecburdu.

Onur'a pijama takımı bakarken bütün gün para kendinden çıkıyormuş da cebinde akrep varmış gibi davranan Olcay'ın bir anda cömert olası gelmişti. "Pamuklulardan da alın, adamcağız soğuklarda üşümesin." Bunları söylerken Onur'a dair büyük bir aşk beslediğini düşünmedim ama hemen ardından hülyalara dalan gözleriyle "Onur'um her şeyin en iyisine layık." dediğinde içime bir kuşku düşmedi de değil hani. "Gururumuz o bizim."

Kaşlarım çatılı hâlde baktım Olcay'a. "Biliyor musun, nişanlıma karşı bu kadar hassasiyet göstermen beni rahatsız etmeye başladı." dedim. Tabii ki ciddi değildim ama olsaydım bile o an Olcay garipseyen bakışlarımı umursuyor değildi.

"Adam Galatasaray'ın aydınlık yüzü! Sen durumun ciddiyetinin farkında değilsin galiba. Adam hasta olsa, üşütse, bir maça katılamasa bunun hesabını kim verecek? Karısı olarak sen!" İşaret parmağını kaldırıverdi bana. "O yüzden kocana iyi bakacaksın kızım."

Dehşete düşmüş bakışlarımla başımı iki yana salladım. "Babaannem gibisin Olcay."

"Birinin Onur Büyüktuğ'u düşünmesi gerekiyor."

Onur'un alışverişini tamamladıktan sonra sıra bana gelmişti. Ve alışverişin bu kısmında Olcay'a katiyen yer yoktu. Tam iç çamaşırı mağazasının önüne geldiğimizde arkama dönüp adama baktım. "Kıt a dur, bir ki!" Aniden durdu adam. "Buradan sonrası için sana yer yok Olcay, anlıyorsun değil mi?"

Omuz silkti adam. "Tabii ki hayır! Sizinle geleceğimi mi sandınız? Çok meraklıydım ben de senin pazenli babaanne geceliklerini görmeye. Ben teknoloji mağazasındayım, işiniz bitince çaldırırsınız."

Boş vermiş bir edayla gittiğinde Didem'le birbirimize bakıp rahat bir nefes verdik. Tüm alışveriş boyunca sessizliğini koruyan kızın bile canına tak etmiş olacak ki "Alışverişi cehenneme çeviren en korkunç şey, ayak altında dolaşan bir erkektir. Yaz bu sözümü bir kenara." deyiverdi. Yazmama gerek kalmadı Didemciğim, Olcay sayesinde bugün en iyi şekilde deneyimledik.

Birkaç parça beğendikten sonra soyunma kabinine girdim. Heyecanlıydım. Onur'la evlenecek olmak, çocukluk aşkımla sonunda kavuşacağımızı hissetmek bambaşka bir heyecandı. Sonunda hayallerimize kavuşuyorduk. Evleniyorduk. İnanmak nasıl zordu bir bilseniz.

Onur'a belli etmesem de onunla aynı endişelere sahiptim. Sanki her an bir şey çıkacak da her şey bozulacakmış gibi hissediyor, korkuyordum. En az onun kadar sabırsız ve heyecanlıydım ama Onur bunu çok uçlarda yaşadığı için birimizin mantıklı davranması gerekiyordu. O kişi de ben olmuştum ne yazık ki.

Aynada kendime baktığımda gözlerim dalıp gitti. Üzerimdeki iç çamaşırlarına bakmamaya çalıştım. Nedense düşüncelerimi esir alıyordu bunları giyeceğim anlar, yüzümü bir alev sarıyordu. Sadece olup olmadıklarına bakıp hızlıca değiştiriyordum.

"Bunları giyeceğin anı mı hayal ediyordun?" Perde hafifçe kımıldandığında bağırmak üzereyken ağzımı bir el kapattı. "Ne bu acele?" Gözlerim büyürken onunla karşılaşmanın verdiği rahatlamayla nefesimi bıraktım.

"Onur, sen miydin? Ne öyle sapık gibi perdeyi oynatıyorsun? Aklım çıktı."

"Başka kim olacaktı?" Kaşları çatıldı adamın. "Benim nişanlıma kim bakacakmış? Onun alnını karışlarım." Birden erkeklik damarı kabaran adamın yüzü üzerimde gezinirken normale döndü. "Bunları benimle giymek için mi deniyorsun?"

"Yok, mahallenin kasabı için alıyorum."

"Komik değildi." Kıskanan bakışlarının hemen ardından beğeniyle süzdü beni. "Yakışmış." En az o da benim kadar kızarmıştı. "Çok yakışmış."

Vücudumu kaçamak bakışların ardından artık göstere göstere süzmeye başlayan adama had bildiren bir bakış attım. "Babamdan korkan adama da bak sen. Ben çıplakken soyunma kabinimi basıyor."

"Tamamen çıplak denemez. Ve..." Bana daha da yaklaştı. Nefeslerimiz birbirine karışırken gözleri gözlerimdeydi. "Sonuca bakılırsa bu alışveriş beni de ilgilendiriyor. Üstünde nasıl durduğunu merak etme hakkım yok mu?"

"Bilmem, var mı? Arayıp babama soralım istersen." İddialı bir biçimde tek kaşımı kaldırmıştım bunları söylerken. "Şinasi Sinen böyle yarı çıplakken kızını kabinde kıstırdığını bilse ne yapardı acaba? Hem de daha resmi nikâh bile yokken..." Yargılayıcı biçimde başımı iki yana salladım.

Beklemediği yerden vurduğum için hoşnutsuz bir biçimde kaşlarını çattı adam. "Ya, sen de hayalin en güzel yerinde kötü bir reklam koyuyorsun. Olacak iş mi bu?"

Gözlerim kısıldı, dudaklarım kıvrıldı. "Neyi hayal ediyordun ki? Ben neyi böldüm?"

Bakışları gözlerimde duraksayan adam aşağılara bakmamaya çalışıyordu. Bu çabası gözle görülür durumdaydı. Yutkundu. "Bal gibi biliyorsun. Sadece işine gelmiyor."

Omuz silktim numaradan. "Bilmiyorum, nereden bileyim?"

"Oyun oynamanın sırası değil, Nergis çiçeği." Fısıltısı hiç olmadığı kadar keskindi. "Ben şimdi çıkıyorum. Yoksa hiç istenmeyen şeyler yaşanacak."

"Ne gibi?"

Benim sahte, habersiz tavrıma karşı yan baktı adam. Uyarır gibi parmağını salladı. "İntikamım acı olacak, bekle sen."

Onun çıkışını izlerken yüzümün her zerresi kızarsa da dudaklarım kıvrıldı. Tatlı intikam, ha? En sevdiğimdir.

...

*

YAZAR NOTU: Hi guyss! ⚽ Cumartesi günlerimizin neşesinin son bulacağı için biraz buruk içim. 😭 DE-MARKAJ'ın da finaline yaklaşıyoruz. Onur ve Nergis bebiklerimi böyle gördüğüm için mutlu bir anneyim şu an. 🥹 Siz nasıl hissediyorsunuz? Buraya yazın. Nasıl bir final hayal ediyorsunuz? Hayallerinizi buraya yazabilirsiniz. Aşk böcüklerim bu bölüm nasıllardı ama? 😍 Varsa hayalinizdeki sahneleri buraya yazabilirsiniz. Sevgiler, bol kokulu öpçükler! 😘

•••

SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
YouTube: Gülay Sena Dündar

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

148okunma 5beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18