♛ DE-MARKAJ | 3

Vaveyla Yazarı: Gülay Sena DÜNDAR

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 57Şu an: ♛ DE-MARKAJ | 3
  1. 1 ♛ DE-MARKAJ | PROLOG1.101 kelime
  2. 2 ♛ DE-MARKAJ | 11.888 kelime
  3. 3 ♛ DE-MARKAJ | 21.511 kelime
  4. 4 ♛ DE-MARKAJ | 32.183 kelime · Okuduğun bölüm
  5. 5 ♛ DE-MARKAJ | 42.318 kelime
  6. 6 ♛ DE-MARKAJ | 52.915 kelime
  7. 7 ♛ DE-MARKAJ | 62.643 kelime
  8. 8 ♛ DE-MARKAJ | 72.841 kelime
  9. 9 ♛ DE-MARKAJ | 82.136 kelime
  10. 10 ♛ DE-MARKAJ | 93.729 kelime
  11. 11 ♛ DE-MARKAJ | 103.434 kelime
  12. 12 ♛ DE-MARKAJ | 112.118 kelime
  13. 13 ♛ DE-MARKAJ | 123.910 kelime
  14. 14 ♛ DE-MARKAJ | 132.575 kelime
  15. 15 ♛ DE-MARKAJ | 142.420 kelime
  16. 16 ♛ DE-MARKAJ | 152.576 kelime
  17. 17 ♛ DE-MARKAJ | 162.319 kelime
  18. 18 ♛ DE-MARKAJ | 172.171 kelime
  19. 19 ♛ DE-MARKAJ | 182.557 kelime
  20. 20 ♛ DE-MARKAJ | 192.418 kelime
  21. 21 ♛ DE-MARKAJ | 203.875 kelime
  22. 22 ♛ DE-MARKAJ | 212.497 kelime
  23. 23 ♛ DE-MARKAJ | 222.234 kelime
  24. 24 ♛ DE-MARKAJ | 234.137 kelime
  25. 25 ♛ DE-MARKAJ | 243.223 kelime
  26. 26 ♛ DE-MARKAJ | 253.240 kelime
  27. 27 ♛ DE-MARKAJ | 264.385 kelime
  28. 28 ♛ DE-MARKAJ | 274.784 kelime
  29. 29 ♛ DE-MARKAJ | 28 | SEZON FİNALİ3.043 kelime
  30. 30 ♛ DE-MARKAJ | 292.548 kelime
  31. 31 ♛ DE-MARKAJ | 301.964 kelime
  32. 32 ♛ DE-MARKAJ | 312.510 kelime
  33. 33 ♛ DE-MARKAJ | 321.679 kelime
  34. 34 ♛ DE-MARKAJ | 332.099 kelime
  35. 35 ♛ DE-MARKAJ | 343.323 kelime
  36. 36 ♛ DE-MARKAJ | 353.088 kelime
  37. 37 ♛ DE-MARKAJ | 363.290 kelime
  38. 38 ♛ DE-MARKAJ | 372.323 kelime
  39. 39 ♛ DE-MARKAJ | 382.077 kelime
  40. 40 ♛ DE-MARKAJ | 393.584 kelime
  41. 41 ♛ DE-MARKAJ | 402.164 kelime
  42. 42 ♛ DE-MARKAJ | 412.054 kelime
  43. 43 ♛ DE-MARKAJ | 421.887 kelime
  44. 44 ♛ DE-MARKAJ | 432.448 kelime
  45. 45 ♛ DE-MARKAJ | 442.225 kelime
  46. 46 ♛ DE-MARKAJ | 452.662 kelime
  47. 47 ♛ DE-MARKAJ | 463.031 kelime
  48. 48 ♛ DE-MARKAJ | 472.775 kelime
  49. 49 ♛ DE-MARKAJ | 483.935 kelime
  50. 50 ♛ DE-MARKAJ | 492.087 kelime
  51. 51 ♛ DE-MARKAJ | 501.981 kelime
  52. 52 ♛ DE-MARKAJ | 512.254 kelime
  53. 53 ♛ DE-MARKAJ | 522.377 kelime
  54. 54 ♛ DE-MARKAJ | 532.214 kelime
  55. 55 ♛ DE-MARKAJ | 542.556 kelime
  56. 56 ♛ DE-MARKAJ | 552.578 kelime
  57. 57 ♛ DE-MARKAJ | 56 | FİNAL2.328 kelime

-3-

Soyunma odasına girdiğinde bulutların üzerinde gibi hissediyordu kendini Onur. Kontrolü elden kaybetmeden dolabına doğru yürürken bu tesadüfün ne kadar anlamlı olduğunu düşündü. Daha maça başlamadan dakikalar önce bir broşürde onu gördüğü gün maçını izlemeye gelmesi tesadüf değil de neydi?

Kendine geldiğinde odadaki arkadaşlarının yüzünün ona dönük olduğunu fark etti. Özellikle Selim ve Felipe tüm dikkatini vermiş ona bakıyorlardı. Hâlbuki şu an kendi aralarında maçın pozisyon tartışmalarına girmiş olmaları gerekiyordu. Hatta göz göre göre kaçırdığı golü bile konuşuyor olabilirlerdi ancak onlar dümdüz bir bakışla Onur'a bakıyorları. Sanki odanın tam ortasına uzaylı düşmüş gibi.

Durumu sorgulayan Onur "Ne?" diye sordu sadece.

Meraklı arkadaşlarının sözcüsü olan Selim "O kız kimdi?" sorusunu yöneltti.

Hangi kızdan bahsedildiğini bal gibi bilse de hemen teslim olmayan Onur "Hangi kız?" diye soruya soruyla cevap verdi.

Selim ise arkadaşının tabiri caizse topu çevirmelerini yemiyordu. İmalı bakışlarını ona dikmiş bir cevap beklediğini gizlemiyordu.

Bundan kaçamayacağını anlayan adam "Ha, az önceki arkadaşlar mı?" dedi sağ baş parmağıyla kapalı kapıyı gösterirken. "Çocukluk arkadaşım." Eli tişörtünü altındaki kolyede geziniyordu.

Yalan söyleme konusunda kendisi kadar profesyonel olmayan arkadaşının gerginliğini anlayan Selim tıslayarak güldü sadece. Hemen yanıt vermedi. Onun yerine Felipe devreye girdi.

Türkçe'yi akıcı konuşmasına rağmen aksanını atamayan adam "Şu çocukluk arkadaşının... Boynundaki uğur kolyesiyle ilgisi olabilir mi?" sorusu karşısında dondu Onur.

Eli gayriihtiyari formasının altındaki kolyeye dokunurken bir yanı acaba Nergis görmüş müdür, fark etmiş midir diye düşünüyordu. Tamamen unutmuştu o kolyenin boynunda olduğunu. Yıllardır bir uzvu hâline geldiği için Nergis'in fark edebileceğini hesaba katmamıştı.

Selim ise Felipe'yi tamamlarcasına "Ya da maç sırasında gol kaçırmanla ilgisi olabilir mi?" diye sordu.

En az kendisi kadar zeki olan arkadaşları yüzünden köşeye sıkıştığını hisseden adam "Uğraşmayın benimle." diyerek elini salladı ve soyunmak için kilitli dolabını açtı. Tişörtünü çıkardığında ve üstü çıplak kaldığında eli garip bir biçimde kolyesine gitmek için can attı ama yapmadı bunu. Hâlâ arkadaşlarının gözlerini üzerinde hissediyordu.

Etrafında hayranları dışında kadın görünmeyen Onur'un yanında bir kız görüvermişlerdi ya, hemen en büyük eğlenceleri olmuştu bu durum.

Onun aklı ise geri dönüşsüz bir biçimde Nergis çiçeğindeydi. Bir günde hayatına yeniden girmişti. Hem de aralık kapı kollamaksızın. Belki de hiç çıkmamıştı. Hâlâ onu gördüğünde ilk günkü gibi çarpıyorsa kalbi, bu hayatından hiç çıkmadığı anlamına gelmez miydi?

Geçmiş zihnini istila etmişti Onur'un. Nergis çiçeğini deliler gibi özleyeceğini bile bile Floransa'ya uğurlarken havaalanındaki vedalaşmaları düştü aklına.

Çantasını taşırken "Her akşam görüntülü konuşacağız." dedi Onur. Ve ekledi. "Her akşam ve her gece."

Güldü Nergis. "Merak etme. Sen aramasan da ben dayanamam zaten. Aramazsam çatlarım, biliyorsun." derken gözlerini devirerek kendiyle dalga geçmeyi ihmal etmedi.

Ayrılık vakti geldiğinde durdular. Tam şu an, bu havaalanının noktası onlar için bir dönüm noktasının başlangıcıydı. İkisi de farkındaydı. Bir şekilde hissediyorlardı sadece ruhen ayrılmayacaklarını. Onur'un korkusu da bundandı ya zaten. Bir daha onu göremeyecek olmasından.

Çantayı yere bırakan adam, karşısındaki kızın yüzünü ellerinin arasına aldı. Uzun uzun baktı gözlerine. "Beni merakta bırakma. Senden bir saniye bile haber alamazsam o şehri ateşe veririm, bunu biliyorsun."

Güven dolu bir bakışla aşağı yukarı salladı başını. "Bilmez miyim?" derken Onur'un şaka yapmadığını çok iyi biliyordu. Aslında onun için de son derece zor olmuştu bu karar. Bir yanda hayalleri, diğer yanda sevdiği adam. Sadece sevdiği adamı değil, geçmişini ve kalbinin yarısını da burada bırakıyordu.

Onur hissediyordu, bu yalnızca geçici bir ayrılık değildi. Bir şekilde ellerinde olmadan bağlarının kopuyor oluşunu kalbinde evhamlı bir yer hissediyordu. Avuçları arasındaki yanaklarını okşarken gitmesen olmaz mı demek istedi ama diyemedi. Bunun ne denli kör bir bencillik olacağını biliyordu. Bu yüzden çaresizce gözlerini kapayarak burnunu onun burnuna sürtüp son kez kokusunu içine çekme fırsatını değerlendirdi.

Ellerini adamın ellerine koydu. Onun yanaklarındaki ellerin tam üstüne. "Her gün arayacağım. Sabah, öğle, ikindi, akşam, gece..." Güldü şaka yollu takılırken. "Şu ezan okuyan saatler gibi beynini deleceğim beş vakit, gör bak." Yaptığı şakayla buruk da olsa bir gülümseme çalabilmişti Onur'dan. Memnuniyetle tebessüm etti. "Bak, böyle gül işte." Omuz silkerek ekledi. "Hem sonsuza dek ayrılmıyoruz ki."

Ayrılmışlardı. Nergis'in o gün hesaba katamadığı şey bu olmuştu. Ayrılmışlardı. Hem de öyle bir ayrılmışlardı ki, birbirilerine bağlı oldukları görünmez ipler şiddetle kopuvermişti. Hayat yollarını ayırmayı daha o günden planlamış gibiydi. Nasıl olduğunu bile anlayamamışlardı.

Elbette Onur sadece soyunma odasında Nergis'i düşündüğü dakikaları biliyordu. Kendi yaşadıklarını ve hissettiklerini. Nereden bilebilirdi ki tam o anda Nergis çiçeğinin de onun düşündüğü şeylerin bir benzerini düşündüğünü ve hissettiğini?

❝Nergis❞

O akşam evde otururken zihnimi acımasızca meşgul eden şey her zamanki gibi kira, elektrik ya da telefon faturaları değildi. Ay sonunu nasıl getireceğimle ilgili kaygılar hiç değildi. Düşünmem gereken daha önemli sorunlarım ve daha gerçekçi gündemlerim olmasına rağmen ben Didem'in favori koltuğunda oturmuş Onur'u düşünüyordum. Hem de çıldırmak üzere olana kadar bunu yapmaya devam ettim.

Sesli bir nefes alıp yerimden kalktım ve aynı koltuğa bu kez sağ yerine sol yanımı devirerek oturdum. Onunla karşılaşmak bana hiç iyi gelmemişti. Yeniden yıllar önce bana âşık olan o çocuğu düşünüyordum. Karşımdaki adamın o olmadığı bu kadar bariz olmasına rağmen. Kendimi geçmişe dair rüyalara inandırıyordum. Boş umutlarla dolduruyordum kalbimin ona ait köşesini. Büyük bir köşeydi o köşe, azımsamamak gerekti.

Ne güzel günlerdi o günler. Onur'un bana çiçek alıp geldiği, beş dakika da olsa beni görmek için dershanenin önüne gelip beklediği, yanağıma masum bir öpücük kondururken bile ikimizin utançtan kızardığı dakikalar. Minik tatlı anılar...

Şimdi ne ben eski Nergis'tim ne de o eski Onur'du. Her iki durum için de kimseyi suçlayamazdım. İnsanın doğasında vardı değişmek, gelişmek. Benim duygularım yerinde sayıyorsa ne olmuştu yani? Onur da benim gibi yerinde sayacak değildi ya. Unutuvermişti elbet beni. Başka nasıl hayatına devam edecekti yoksa? Şu durumda kendimi bulunmaz Hint kumaşı sanmam ancak aptallık olurdu.

Bunları düşünürken bir yanım akşam yemeği için gergindi. Onunla uzun zamandır ilk defa bu kadar yakın temas hâlinde olacaktım. Bir şekilde sohbet edecektik, eski defterler açılacaktı. Neyse ki tek başıma olmayacağım diye düşünürken sanki bu anı beklemiş gibi salona girdi Didem. İkili koltukta tabletinde oyun oynayan Olcay'la göz göze bile gelmeden bana döndü.

"Nergisciğim bizim işimiz var, akşam yemeğine gelemiyoruz haberin olsun."

Elindeki tabletle donup kalan Olcay'ın belli ki haberi yoktu bu değişiklikten. Yoksa durduk yere "Ne?!" diye böğürecek değildi elbet.

Ben şaşırmama rağmen ondan daha sakin ve olgun bir tepki verdim ve "Hayırdır?" sorusunu yönelttim yerimden doğrulurken.

"Badem'in doktor kontrolü var." dedi kedilerini kast ederek. "Hazırlanıp gelsek de yemeğe yetişemeyiz."

Didem'in canı istediğinde nelere, nerelere yetişebildiğini çok iyi bildiğimden ötürü bu işte bir bit yeniği olduğunu hissettim. Kasti bir hareket vardı bunda.

Benim bir şey söylememe gerek kalmadan elindeki tableti koltuğun bir yanına koyan Olcay oturduğu yerde isyankârca zıpladı. "Neden ya, neden?" Bakışları Didem'i düşman ilân etmiş gibiydi. "Hayran olduğum futbolcuyla akşam yemeği yeme fırsatı neden elimden alınıyor şu an? Didem ben sana n'aptım?"

Onur'la yemeğe çıkma olayından romantik bir akşam yemeği gibi bahsetmesi Olcay'a gülmeme sebep olsa da içimi garip bir gerginlik kaplamıştı. Onur'la baş başa kalma gerginliği.

"Aaa hayatım, neden bundan bir ceza gibi bahsediyorsun? Biricik yavrumuz Badem'in sağlığı mı daha önemli yoksa bu yemek mi?" Olcay'ın tabii ki yemek gibi bencil, duygusuz ve ona göre insanlık dışı bir yanıt vermesine fırsat bırakmadan araya girdi. "İşimiz var diye gidemiyoruz. Kısmetse bir dahaki sefere."

Kahrından öleceğini düşündürten bir bakışla önüne döndü Olcay. Kendi kendine konuşmaya başladı ve "Bakalım bir dahaki sefer olacak mı? Bu kız gidip ileri geri konuşup adamı uzaklaştırırsa-" derken beni de harcadı.

O cümlesini tamamlayamadan Didem olayların dramatize edilmesinden sıkılmış bir biçimde "Bir şey olmaz." karşılığını verdi.

Bense en başından beri yalnız gitme taraftarı değildim çünkü korkuyordum. Eski Onur'la baş başa kalmak için can atardım. Ancak şimdi araya yıllar girmişti. Bıraktığım adam değildi ki o. Bana tamamen yabancı biri olmasa da araya mesafeler girmişti. Ya buluşma umduğum gibi gitmezse, yalnız başıma ne yapardım?

Az önce hayran olduğu futbolcu yüzünden arkadaşını, beni harcayan Olcay'ın çok hoşuna gidecek bir şey yaptım ve itiraz ettim duruma. "Ya Didem, beni yalnız bırakmayın. Hem... Ben ne konuşacağım onca yıl sonra Onur'la? Bırak, Olcay da gelsin."

Umutla gözleri ışıldayan adam bu durumu kullanarak zıpladı yerinden. "Baksana Didem, kız korkuyormuş! Korkuyorsa tek gitmesin, ben de gideyim. Hem göz kulak olurum Nergis'e."

Onu duymazdan gelen Didem'e "Hem siz gitmezseniz benim orada ne işim var?" dedim. "Ben de gitmem."

"Aaa Nergis, kızdırma beni! Ne demek ne işim var?" Omuz silkti boş verircesine. "Çocuk zaten seni çağırmak istedi de tepki verirsin diye korktu. Biz eşantiyon olduk, anlasana." Bakışları imayla ışıldadı. "Hem ne konuşacaksınız? Yarım kalan şeyleri konuşursunuz belki. Çözersiniz bazı şeyleri."

Didem'in gözden kaçırdığı bir şey vardı. Biz öyle büyük yanlış anlaşılmalarla ve hain planlarla ayrı düşürülmüş iki âşık değildik. Biz gayet aklı başında bir biçimde oturup ayrılma kararı vermiş iki insandık. Düzeltilmesi gereken bir şey yoktu. Çözülmek istenen bir düğüm de yoktu. Dolayısıyla mesele de yoktu.

Omuz silktim zihnimdekileri Didem'e ifade ederken. "Biz kötü ayrılmamıştık ki zaten. Çözülecek bir şey yok yani." Benden bağımsız durgunlaşan sesim "Dostça ayrılmıştık." cümlesini özgür bıraktı dudaklarımdan.

En zoru da buydu biliyor musunuz? Dostça ayrılmak. Henüz içinizde hiçbir şey bitmemiş olmasına rağmen saygıyı kaybetmemek için bitirmek. Kendine, duygularına meydan okumak. Severek ayrılmak. Bizim yaptığımız da tam olarak buydu.

Didem içinde bulunduğumuz durumu o kadar basite indirgiyordu ki "Ne güzel işte!" dedi enerjik bir ifadeyle. "Şimdi de dostça barışırsınız."

"Saçmalama Didem. Biz küsmedik ki!"

Benim sözlerimin bir önemi yoktu. Didem de Olcay da farklı telden çalıyordu. Didem hâlâ Onur'la kanlı bıçaklı ayrılmışız da yanlış anlamalar çözülünce yeniden barışacakmışız gibi davranıyordu. Olcay ise bambaşka bir kafadaydı.

Benimle akşam yemeğine geleceğine dair inancını kaybeden adam işaret parmağını salladı yüzüme doğru. "Bana bak kızım, adama ağız burun yapma. Çok efendi, kral adam. Sen ondan iyisini bulamazsın, ben sana söyleyeyim." Didem'den omzuna sert bir tokat yiyince "Ne? Dost acı söyler." diyerek omuz silkti.

Arkadaşına toz kondurmayan Didem ise "Ne münasebet canım, benim arkadaşım elini sallasa ellisi. Belini sallasa ohoo, yüz ellisi." diyerek egomu okşamayı ihmâl etmiyordu.

Olcay'sa bu söylenenlere pek inanmadığını kaşlarını kaldırıp "Tabi canım, elini sallasa Messi, belini sallasa Ronaldo denk gelir. Benimki de laf!" sözleriyle gösterdi. Neden kısmet adaylarını sürekli futbolculardan seçtiği de manidardı doğrusu.

Gözlerimi devirerek adama haddini bildirmeye hazırlandım. "Çocukluk arkadaşımı bana mı anlatıyorsun Olcay? Ben de biliyorum onun ne kadar temiz yürekli biri olduğunu." Boş vermiş bir umutsuzlukla ekledim. "Ama olmaz artık. O köprünün altından çok sular aktı. Yollarımız ayrı. Hem..." Aklımı tırmalayan o düşünceyi dillendirmekten daha fazla geri duramadım. "Onun peşinde ne mankenler, ne oyuncular vardır artık. Belki de hayatında biri var."

"Yok!" dedi Olcay. "Yok kızım işte, yok!"

Favori futbol yıldızını neden bu kadar yakından takip ettiğini sorgularken kaşlarım çatıldı. "Sen nereden biliyorsun?" Takımının ilk on birini sayabilirdi. Favori oyuncusu Onur Büyüktuğ'un hangi maçta kaç gol attığını, efsanevî ve akıllara kazınan gollerini ve pozisyonlarını bilebilirdi. Ama özel hayatına nasıl bu kadar hâkim olabilirdi, ayrı bir konunun sorusuydu bence.

"Adam dişi sinekle bile görülmedi bugüne kadar. Birlikte görüldüğü tek kadın annesi. Öyle efendi adam işte."

Hayran olduğu futbolcuyu bana mı satmaya çalışıyordu yoksa haybeye bilgi mi veriyordu orasını tam olarak anlayamamıştım ama bu bilginin hoşuma gittiğini inkâr edemezdim. Hatta bu bilginin gerçek çıkmasını çok istediğimi de. Saçmalama Nergis. Yok yere umutlara kapılma. Sonra çok üzülüyorsun.

Aklımda karmaşık düşüncelere dalmışken bana bakan Didem'in kaş göz hareketleriyle kendime geldim. "İster misin seni beklemiş olsun? Bunca yıl..."

Hayret eden ve kesinlikle reddeden bir ifadeyle "Yok daha neler." desem de bu düşüncenin içimi ısıttığını hissettim. Bu kontrolüm dışında gelişen bir şeydi. Ona dair şeylere umut beslemek.

"Neden olmasın canım? Sen de ondan sonra aşka kapılarını kapatmadın mı? Hayatına kimseleri almadın sonuçta."

"Ben başka, o başka."

Sözlerimin onun yanında bir hükmü yoktu. Dolayısıyla Didem kendi hayal dünyasında yaşadığı yetmiyormuş gibi beni de o dünyaya konuk etmekten geri durmuyordu. "Hadi seni hazırlayalım."

"Hazırlanacak ne var?" dedim omuz silkerek. "Bir etek, bir ceket."

"Ne demek bir etek, bir ceket? Saçmalama! Seni iyice bir hazırlamamız lazım." Heveslenmişti Didem, her hâlinden belliydi ama o yine de "Bunca yıl sonra ilk defa bir akşam yemeği. İki dirhem bir çekirdek olman lâzım." sözüyle vurgulamayı tercih ediyordu.

"Öff abartma Didem-" dememe kalmadan Olcay girdi araya.

"Boya, boya. Süsle iyice. Adam ilk seferden anlamasın, fark etmesin bunun süpürgeli bir cadı olduğunu. Alacasını iyice sakla içine." İkisi de söylediklerimi duymazda geliyor gibiydi. Aynı fikirde oldukları tek konu buydu sanırım.

Onun son derece dürüst yorumu karşısında "Kapa çeneni Olcay." demekle yetindim.

"İyi be, tamam." Küskün ve aksi tavrıyla odasına doğru yürürken yeniden bize döndü. "Ama bu odadaki herkes de şunu bilsin, o yemek en çok benim hakkımdı!"

Kapıyı çarparak odasına girdiğinde şaşkın bakışlarımız birbirimize döndü ve Didem'le kıkırdamaya başladık. Didem makyajıma yardım edip beni hazırlarken Olcay'ın odasından o sevgi en başta benim hakkımdı şarkısının çaldığına inanamıyorduk. Onur'un hayatında bu kadar yer edindiğini hiç düşünmemiştim. Erkekler bazen gerçekten çok tuhaf varlıklar olabiliyorlardı.

...

*

YAZAR NOTU: Hi guyss! ⚽ Ayyy, yeni bölüme hoş geldiniz! Daha ilk bölümlerden bu hikâyeye ilginiz çok hoşuma gidiyor, lütfen daha çok ilgilenin! 😍 Bu bölümü biraz geç yayınladım çünkü bugün sürpriz misafirlerim geldi, o yüzden 1-2 saat geç geldik kusura bakmayın.

Yeni bölümümüzü nasıl buldunuz? Buraya yazabilirsiniz. Kitabımızı okurken dinlediğiniz şarkıları burada benimle paylaşabilirsiniz. Sizce Onur ve Nergis neden ayrılmış olabilir? Nergis'in bahsettiğine göre çok komplike bir sebep gibi görünmüyor ama bir de sizin tahminlerinizi alalım. Buraya yazabilirsiniz. Peki, asıl bu yemekte neler olacak dersiniz? Tahminlerinizi ve isteklerinizi de buraya yazabilirsiniz. Daha konuşacağımız çok şey var ama şimdilik bu kadar. Hepsini bu bölümde konuşmayalım, biraz da ilerleyen bölümlere bırakalım. 🤭 Sevgiler, bol kokulu öpçükler! 😘

•••

SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
YouTube: Gülay Sena Dündar

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

349okunma 18beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18