♛ DE-MARKAJ | 24

Vaveyla Yazarı: Gülay Sena DÜNDAR

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 57Şu an: ♛ DE-MARKAJ | 24
  1. 1 ♛ DE-MARKAJ | PROLOG1.101 kelime
  2. 2 ♛ DE-MARKAJ | 11.888 kelime
  3. 3 ♛ DE-MARKAJ | 21.511 kelime
  4. 4 ♛ DE-MARKAJ | 32.183 kelime
  5. 5 ♛ DE-MARKAJ | 42.318 kelime
  6. 6 ♛ DE-MARKAJ | 52.915 kelime
  7. 7 ♛ DE-MARKAJ | 62.643 kelime
  8. 8 ♛ DE-MARKAJ | 72.841 kelime
  9. 9 ♛ DE-MARKAJ | 82.136 kelime
  10. 10 ♛ DE-MARKAJ | 93.729 kelime
  11. 11 ♛ DE-MARKAJ | 103.434 kelime
  12. 12 ♛ DE-MARKAJ | 112.118 kelime
  13. 13 ♛ DE-MARKAJ | 123.910 kelime
  14. 14 ♛ DE-MARKAJ | 132.575 kelime
  15. 15 ♛ DE-MARKAJ | 142.420 kelime
  16. 16 ♛ DE-MARKAJ | 152.576 kelime
  17. 17 ♛ DE-MARKAJ | 162.319 kelime
  18. 18 ♛ DE-MARKAJ | 172.171 kelime
  19. 19 ♛ DE-MARKAJ | 182.557 kelime
  20. 20 ♛ DE-MARKAJ | 192.418 kelime
  21. 21 ♛ DE-MARKAJ | 203.875 kelime
  22. 22 ♛ DE-MARKAJ | 212.497 kelime
  23. 23 ♛ DE-MARKAJ | 222.234 kelime
  24. 24 ♛ DE-MARKAJ | 234.137 kelime
  25. 25 ♛ DE-MARKAJ | 243.223 kelime · Okuduğun bölüm
  26. 26 ♛ DE-MARKAJ | 253.240 kelime
  27. 27 ♛ DE-MARKAJ | 264.385 kelime
  28. 28 ♛ DE-MARKAJ | 274.784 kelime
  29. 29 ♛ DE-MARKAJ | 28 | SEZON FİNALİ3.043 kelime
  30. 30 ♛ DE-MARKAJ | 292.548 kelime
  31. 31 ♛ DE-MARKAJ | 301.964 kelime
  32. 32 ♛ DE-MARKAJ | 312.510 kelime
  33. 33 ♛ DE-MARKAJ | 321.679 kelime
  34. 34 ♛ DE-MARKAJ | 332.099 kelime
  35. 35 ♛ DE-MARKAJ | 343.323 kelime
  36. 36 ♛ DE-MARKAJ | 353.088 kelime
  37. 37 ♛ DE-MARKAJ | 363.290 kelime
  38. 38 ♛ DE-MARKAJ | 372.323 kelime
  39. 39 ♛ DE-MARKAJ | 382.077 kelime
  40. 40 ♛ DE-MARKAJ | 393.584 kelime
  41. 41 ♛ DE-MARKAJ | 402.164 kelime
  42. 42 ♛ DE-MARKAJ | 412.054 kelime
  43. 43 ♛ DE-MARKAJ | 421.887 kelime
  44. 44 ♛ DE-MARKAJ | 432.448 kelime
  45. 45 ♛ DE-MARKAJ | 442.225 kelime
  46. 46 ♛ DE-MARKAJ | 452.662 kelime
  47. 47 ♛ DE-MARKAJ | 463.031 kelime
  48. 48 ♛ DE-MARKAJ | 472.775 kelime
  49. 49 ♛ DE-MARKAJ | 483.935 kelime
  50. 50 ♛ DE-MARKAJ | 492.087 kelime
  51. 51 ♛ DE-MARKAJ | 501.981 kelime
  52. 52 ♛ DE-MARKAJ | 512.254 kelime
  53. 53 ♛ DE-MARKAJ | 522.377 kelime
  54. 54 ♛ DE-MARKAJ | 532.214 kelime
  55. 55 ♛ DE-MARKAJ | 542.556 kelime
  56. 56 ♛ DE-MARKAJ | 552.578 kelime
  57. 57 ♛ DE-MARKAJ | 56 | FİNAL2.328 kelime

-24-

❝Nergis❞

Gelecekteki Nergis olarak maçta sevdiği adamın golünü ona sarılarak kutlayan Nergis'e sesleniyorum; ayvayı yedin kızım.

Önce stadyumda olanlardan bahsedecek olursam... Rüya gibiydi. Onur'un attığı golden sonra bana gelip sarılması, alkışlar, kıyamet... O kadar güzel anlardı ki anlatamam. Onur'un gözlerindeki heyecan görülmeye değerdi.

Kollarından ayrıldığımda sevinçle "Demiştim, sen benim uğurumsun." diyen adama bakarken ne diyeceğimi bilememiştim. Tabii o güzel anların ortasında kameraların bizi zoomladığı ve dolayısıyla benim kabak gibi ortada olduğum gerçeğini unutmuş durumdaydım. Bir soyguncunun kameralara dönüp el sallaması gibi saçma bir sebepten yakalanmıştım.

Gecenin köründe anahtarımla eve girdiğimde evin ışıkları hâlâ yanıyordu. Kapıya yaslanıp aptal bir âşık gibi iç geçirirken Kurtuluş'un salonda uyuyakaldığını gördüm. Öyleyse mutfak lambası neden yanıyordu? Sorumsuz Kurtuluş bu evin faturaları bedava mı ödeniyor sanıyordu?

Keyifli olmama rağmen "Bu mutfağın lambası neden yanıyor acaba?" diye söylenmekten geri durmadım. Kendi kendime içimi rahatlatmak için söylenirken içeri bir girdim, mutfak masasında oturan babam.

"Buradayım."

Sesi donuktu. Bana bakarken ne düşündüğünü tam olarak anlamak zordu. Ciddi bir bakış sergilese de sesinde öfke yoktu. Bakışları da öfkeden çok cam gibi ifadesizdi. Ama bir şeyler olduğu kesindi.

"Baba?" Şaşkınlığıma engel olamamıştım. Bu saatte onu evimde beklemiyordum. "Sen ne ara geldin? Nasıl-"

"Kurtuluş açtı kapıyı." Kaşları havalandı. "Sen markete kadar gitmişsin, öyle dedi." Son cümleyi kurarken alaycıydı. "İki kuruşluk aklıyla seni benden kurtaracak."

"Baba, açıklayabilirim."

"Gerek yok. Tüm Türkiye'yle birlikte öğrendim maçta. Gördüm, anladım."

Anlamıştı. Öğrenmişti. Bakışlarından belliydi her şeyi anladığı. "Baba, ben..."

"Salep içer misin?"

Tam açıklamaya çalışırken aniden böyle bir soru gelmesiyle afalladım. Önündeki bardağı işaret eden adama belli belirsiz başımı sallamakla yetindim. Keşke aklından neler geçtiğini bilebilseydim.

Kalkıp hem kendisininkini tazeleyip hem de bana salep hazırladıktan sonra karşıma oturdu. Bense çantamı bırakıp suçlu bir çocuk gibi karşısında oturmuştum. "Özür dilerim baba." diyerek söze girdim. Bu yüzleşmeden bir kaçış olmadığını biliyordum. "Sana yalan söylemek istemezdim, üzgünüm. Ben anlatmaya çalıştım, defalarca denedim ama olmadı. Sen Onur'a o kadar önyargılıydın ki..."

"Önyargılar nereden gelir bilir misin güzel kızım?" Bilge bir ifadeyle tebessüm ederken gözlerindeki hayal kırıklığını görebiliyordum. Az önce sorduğu soruyu kendi cevapladı. "Geçmişteki tecrübelerden."

"Onur'la... tekrar görüşmeye başladık. Ama bu öyle sandığın gibi bir heves değil."

"Ben Onur'u tanırım Nergis, iyi çocuktur. Hâlâ kötü olduğunu düşünmüyorum ama... artık başka bir dünyada yaşıyor o."

"Ne düşündüğünü tahmin edebiliyorum. Endişelerini..."

Başını iki yana salladı yorgun bir gülümsemeyle. "Keşke bir kız babası olsaydın da neler hissettiğimi anlayabilseydin ama... anlayamazsın." Sessizlikle karşılamak dışında hiçbir şey gelmedi elimden.

"Onur değişmedi ki baba, sadece büyüdü. Ve ben de büyüdüm."

Masadaki elime uzandı eli. "Kızım, sen benim gözümün bebeğisin. Gözünden bir damla yaş dökülse benim içim kanar. Ben her zaman senin iyiliğini isterim. Bu adam sahaya çıktığında bin kişi bağırıyor adını. O dünyanın gereklilikleri vardır, kuralları vardır. Ve inan bana o dünyada kalp çok kolay kırılır, tamiri olmaz."

"Ben kalbimi korumayı biliyorum artık."

"Ben de bunu öğrenmeni istemiyordum işte." Aramızda büyüyen sessizliğe sonunda teslim oldu adam. Yumuşadı. "Ama madem içindesin, ben engellesem de içine girdin bu dünyanın, aklını kaybetme. Onur'a değil, kendine güven."

Onayladım başımla. Sonunda ilişkimizi öğrenmesi garip bir rahatlama yaşatsa da yüzündeki buruk ifadeye dayanamıyordum. Ben de elimi onun elinin üstüne koydum. "Onur'u seviyorum baba, o da beni çok seviyor. Biz birbirimiz olmadan yaşayamayız. Bak, birbirimizin hayatından çıktıktan sonra başkalarını sokmadık hayatımıza, sokamadık. Ne o ne de ben, biz birbirimiz olmadan yapamıyoruz."

Dudakları kırılganlıkla büzülen adam düşünceli biçimde öne eğdi başını. Daldı gitti gözleri. "Ben seni o tribünde görünce... Bir an çocukluğun geldi aklıma. Dizini kanatıp bana sarıldığın gün. Yeniden yaralanıp bana gelmenden çok korkuyorum Nergis. Bir erkeğin senin kalbini kırmasından korkuyorum."

"Babacığım..." Yerimden kalkıp ona doğru yürüdüm. Karşısında diz çöküp başımı göğsüne yasladım. Başım ona döndü. "Endişelerinin yersiz olduğunu göreceksin. Onur değişmedi." Biraz düşündüm.Hayatın değişimin kendisi olduğuna inanan biri olarak mantık çerçevesinde düzelttim sözlerimi. "Aslında... belki de herkes değişiyor ama özü aynı kalıyor."

"Hayır, herkes değişmiyor. Bazısı parayı görünce, ilgiyi görünce kabuk değiştiriyor. Ben bu yüzden kızdım işte. Bu kızın bu dünyanın içinde ne işi var dedim. O çocuk artık senin bildiğin, mahalle maçlarında oynayan çocuk değil."

Onun dalgalanan ruh hâline rağmen sakinliğimi koruyup mahzun bakışlarımı ona çevirdim. "Ben de değiştim baba. Değişmedim mi? Floransa'da büyüdüm, oraya giden küçük kız değilim artık. Geri geldim ama aynı Nergis değilim artık."

"Sen kimseyi yarı yolda bırakmazsın çünkü benim kızımsın. Onur da efendi çocuk, elimde büyüdü sayılır, severim ama geçen yıllar onu nasıl değiştirdi bilemem." Boş vermiş gibi kaşları havalandı. "İleride göreceğiz kim ak kim kara. İnşallah ben haklı çıkmam. Aman yine senin canın yanmasın da kızım." Şefkatli bakışları yüzümde gezindi. "Umarım çok mutlu olursunuz ne diyeyim?"

"Babacığım, teşekkür ederim." Başımı yeniden onun göğsüne yasladığımda güvenli bölgedeydim. Artık bizim için yeni bir sayfa açıldığını hissedebiliyordum.

Gizlememiz gereken bir ilişki yoktu artık. Her şey ortada olacaktı. Yaşanması gereken her şey yaşanacaktı. Kaçak göçek yaşanacak şey kalmamıştı, Onur'un da istediği gibi. Her şeyin çok güzel olacağına inanıyordum. Babamın aksine ben Onur'a güveniyordum. Birbirimize olan sevgimizle her şeyi aşacağımıza inancım sonsuzdu.

Babamı uğurladıktan sonra Kurtuluş'un ortalığa saçtığı dağınıklığı topladım ve onun horultuları eşliğinde odama geçtim. Makyajımı çıkarıp pijamamı giydim ve yatağıma kuruldum. Onur beni aradığında hemen açtım ve olanları anlattım.

Babam öğrendiği için artık bir tık daha rahatlayan adam "Ne yani, hiç kızmadı mı?" diye sordu. "Seni tribünde gördüğüne göre sinirlenmiştir diye düşündüm."

"Kızmaktan ziyade kırıldı diyebiliriz." Buna gerçekten üzgündüm. İlişkimizin açığa çıkmasına ne kadar mutluysam babamı kırdığım için de bir o kadar üzgündüm ama neyse ki tatlıya bağlamıştık. Yoksa bu gece bana uyku yoktu. "Televizyonda görmektense benden öğrenmeyi tercih ederdi ama ona anlatmaya çalıştığımdan bahsedince anlayışla karşıladı."

"Hiçbir sorun yok yani." dedi görüntülü konuşmada kaşları havalanan Onur. "Benimle ilgili bir şey söylemedi mi?"

"Sadece dikkatli olmamı söyledi. Üzülmemi istemediğini falan... Bilmediğim şeyler söylemedi yani." Hafifçe başını öne eğen adamın yüz ifadesi düşünceli bir hâl almıştı. "Ne oldu?" diye sordum yumuşak ve şefkatli bir tebessümle.

"Hiç." Dudakları kıvrıldı dalgınca. "Sadece Şinasi amcanın bana karşı bu kadar güvensiz yaklaşmasına sebep olacak ne yaptım diye düşünüyorum."

"Hayır, seninle ilgisi yok Onur. Lütfen böyle düşünme." Endişeyle yerimden doğruldum. "Böyle düşünürsen çok üzülürüm." Omuz silktim babamdan bahsetmeye hazırlanırken. "O sadece... Ünlüler, şarkıcılar, futbolcular dünyasının biraz kaotik olduğunu düşünüyor."

"Haksız da sayılmaz."

"Evet. Ve bu durumda zarar görmemden endişe ediyor. Her baba gibi." Dudaklarım yana doğru çaresiz kıvrılırken en masum hâlimle baktım ona. "Merak etme, bu önyargıları aşacağız. Babam ne kadar mutlu olduğumuzu görünce evham yaptığını anlayacak, içi rahatlayacak."

Bu kez gözleri gülen adam bana bakarken "Buna canı gönülden inanıyorum." demişti.

Onur'un da kırılmasını istemiyordum çünkü yeniden başlamamız için çok çaba sarf etmişti. Beni gerçekten sevdiğini biliyor, buna inanıyordum. Zaman bizi haklı çıkaracaktı. Babam da görecekti bunu.

●●●

Ertesi sabah antrenmandan ve duştan sonra Onur'un ilk işi mahalleye gelmekti. Ne de olsa artık Nergis'le gizlenmelerini gerektiren bir durum kalmamıştı. Kendi mahallesine kaçak göçek girmesine gerek yoktu.

Arabasıyla pastanenin biraz gerisindeki kuaförün önünden geçerken bir kadının el sallamasıyla durdu. Camı açtığında el sallayanın kuaför Kısmet olduğunu fark etti. Eskiden sık sık evlerine gelen, annesinin sıkı dostlarından biriydi.

Oturduğu sürücü koltuğuna aldırmadan baştan aşağı süzdü kendisini. "Onur... Hoş geldin! Ne kadar büyümüşsün, yakışıklı olmuşsun." derken gözlerini devirdi kadın. "Gerçi görüyoruz televizyonlardan ama... Gerçeğiyle bir mi?"

Her zamanki sıcak ve sempatik gülümsemesiyle karşılık verdi Onur. "Hoş buldum Kısmet abla, nasılsın?"

"İyiyim, annen nasıl?"

"İyi o da, çok selamları var."

Sonunda herkesin birbirine söylediği o çok ünlü yalanı da söylemişti Onur. Onun da sana selamı var yalanı. Ancak Kuaför Kısmet buna çok da aldırmadı. Hatta normal şartlarla yapacağı o annen bizi hepten unuttu, hiç uğramaz oldu buralara temalı laf sokma işine bile girmedi. Başka bir hedefi vardı çünkü. "İyi iyi, Allah iyilik versin." derken adamı süzme işine ara vermedi. "E hangi rüzgâr attı seni buralara?"

Sorusunda ima barındıran kadına bakarken hem çok mutlu hem de rahattı Onur. Artk göğsünü gere gere Nergis'le sevgili olduklarını söyleyebilmenin gururunu taşıyordu.

Kuaförün kapısına laf dinlemek için yapışan bir iki kadının onları her hareketine kadar takip etmesine bile takılmadan Kısmet'e döndü. "Nergis'i görmeye geldim."

Onur'dan istediği cevabı alan Kısmet'in kaşları havalandı. "Ha itiraf ediyorsun yani Nergis'le yeniden başladığınızı. Doğru haber yani?"

Omuz silkti sevinçle. "Neden inkâr edeyim ki?" Artık Nergis'in babasıyla birlikte tüm Türkiye de öğrendiğine göre gizlemek için bir sebebi yoktu. "Nergis'le yeniden beraberiz."

"Ben biliyordum! Biliyordum, hissetmiştim." Seni gidi seni anlamına gelen bir bakış attıktan sonra "Son zamanlarda arabanı buralarda sık görür olmuştum." demeyi de ihmal etmedi. "Anlamıştım da Nergis geçen gün geçiştirince bir emin olamadım."

"Şinasi amca yakın zamana kadar bilmiyordu, ondandır." Hoşgörüyle açıkladıktan sonra sıvışmanın bir yolunu buldu. "Neyse, nasılsa bundan sonra daha çok görüşeceğiz Kısmet abla. Ben anneme selamını iletirim. Şimdi kaçıyorum, kendine iyi bak."

"Sen de kendine iyi bak Onurcuğum!"

Arkasından el sallayan kadını atlattıktan sonra mahallenin belli başlı engellerinden birini aşmış gibi rahat hissediyordu. Burası radarlarla dolu bir bölgeydi onun için. Yanılmadığını az ileride Nergis'in evinin önüne arabasını park ettiğinde daha iyi anladı.

Arabadan indiği sırada tam karşıdan Şinasi Bey elinde ekmek poşetiyle geliyordu. Tam köprüde karşılaşan iki keçi gibiydiler bu hâlleriyle. Başta yılların Şinasi amcasını karşısında gördüğünde ne yapacağını bilemeyen Onur sadece sevimli bir biçimde gülümsemekle yetindi.

Şinasi ise Onur'u gördükten sonra kısa bir şaşkınlığı atlatmanın ardından ağır ağır ona doğru yürüdü. Bir heyecanla "Şinasi amca, merhaba." diyerek elini öpmek üzere uzanan Onur'a kibarca engel oldu ve dostane biçimde çocuğun koluna dokundu.

"Merhaba Onur, nasılsın?" Sesinde kızıyla ilişkisini biliyor olmasına rağmen karşısındaki adama karşı bir nezaket olduğu kadar mesafe de vardı. Onur bunu çok net biçimde hissetmişti.

"İyiyim Şinasi amca, asıl sen nasılsın?" Tüm samimi duygularıyla nasıl olduğunu merak ediyordu. Sadece sohbet açılsın diye sormamıştı bunu. Babası kadar sevdiği adamın ne kadar zor zamanlar geçirdiğinden biraz olsun haberdardı. "Sağlığın nasıl, her şey yolunda mı?"

"Sağ ol oğlum, iyiyim, şükür." Ağır konuşmasının ardında az sonra söyleyeceklerinden pek de memnun olmayan bir hâli vardı. "Sen nereye böyle, Nergis'i görmeye mi geldin?"

Biraz çekingen de olsa başını salladı Onur. "Evet, eğer sorun olmazsa ben..." Arabasının arka koltuğundaki poşetleri gösterdi. "Poğaça falan almıştım, kahvaltı ederiz diye. Sen de gelsen ya, birlikte kahvaltı etsek?"

"Yok oğlum, beni evden beklerler." Kısa bir sessizliğin arasında iç geçirdikten sonra "Vaktin varsa biraz konuşalım mı?" dedi adam. Konuşmanın belki de onu memnun etmeyen kısmı burasıydı. Ama ne yapsın, bir baba olarak endişeleri varken hiçbir şey yokmuş gibi mi davranacaktı?

Onur bu konuşmanın amacını az çok tahmin etse de bozuntuya vermeden "Tabii, konuşalım Şinasi amca." dedi saygılı bir biçimde.

"İyi o zaman, gel, biraz yürüyelim seninle."

Şinasi onu nereye götüreceğini bile şaşırdı. Kahvehaneye gitseler orada konuşamayacakları kadar curcuna çıkar, Onur Büyüktuğ geldi diye her yeri birbirine katarlardı. O yüzden herhangi bir yere oturmak yerine mahallede kısa bir yürüyüşe çıkma kararı aldı. Az ileride geçen hafta yaşanan elektrik kesintisi yüzünden tadilatta olduğu için kapalı dükkânların olduğu sokağa doğru ilerledi. Orası biraz daha sessiz ve sakin olur, konuşmalarını amacına uygun bir şekilde yürütebilirlerdi.

Şinasi'nin ağır adımlarını hemen yanında takip eden Onur, bu konuşmanın nereye gideceğini bilse de tek kelime etmedi. Hele arabasını park ettiği evin önünden uzaklaşırken Nergis'in onları cam kenarında panik olmuş bir biçimde izlediğini görünce hiç bozuntuya vermeden her şey yolunda gibi bir işaret vererek adamın peşine takılmıştı.

Bu sokakta yürürken buram buram çocukluğu tüttü burnunda. Ve tabii çocukluğuyla birlikte Şinasi'nin onun çocukluğunda nasıl bir edindiği de zihnini meşgul etti.

Küçükken Şinasi'den çok çekinirdi Onur. Polis üniformasıyla eve döndüğünde sert yüz hatlarının verdiği o otoriter ifadeden pek bir ürkerdi. Bir de utanmadan gidip onun kızına âşık olmuştu! Olacak şey miydi?

Bunu babasına ilk açtığında Mustafa Bey henüz Komiser Şinasi'yle yakın dostluk kurmuş değildi. Gururla kabarmıştı "Ne varmış, o polisse bana da eski pehlivan Mustafa derler!" derken.

Hep eskiden pehlivan oluşuyla övünürdü adam. Henüz Şinasi ve ailesi yeni taşındığı için de nasıl insanlar olduğunu bilmediğinden oğlunun çekincelerini senin baban eski pehlivan sözleriyle yumuşatıyordu. O zamanlar Şinasi'nin can dostu olacağını bilmiyordu henüz. "Ne olmuş yani kızına âşık olduysan?"

O zamanlar bile Şinasi'nin hiçbir şey söylemeden kızıma bakıp durmaya devam edersen bacaklarını kırarım diyen bakışlarından ürkerdi. Bunu düşünürken dudakları kıvrıldı Onur'un. Yıllar boyunca hiç mi bir şey değişmezdi?

Artık Şinasi'den korkmuyordu ancak sonsuza dek sürecek bir çekingenlik vardı. Bu da adama duyduğu yoğun saygı ve hürmetten ileri geliyordu.

Sessiz geçen dakikaların ardından "Nergis'le yeniden görüşmeye başlamışsınız." diyen adamın yüzüne baktı Onur. Bundan memnun olmadığını anlamak zor değildi. Ancak buna takılmadı. Çünkü Nergis'le oraları çoktan geçmişlerdi.

"Evet, Şinasi amca, aslında ben önce seninle konuşmak istedim ama Nergis başlangıçta bilmemenin daha iyi olacağını-"

"Biliyorum."

Adamın sözünü kısa kesmesi üzerine ne diyeceğini ya da ne yapacağını bilemedi Onur. Birkaç saniyeliğine beyni felce uğramış gibi sadece yürüyor, Şinasi'nin ağzından çıkacak tek bir kelimeye odaklanıyordu.

Ellerini arkaya bağlayan adam mahalleyi seyrederken sessizce iç geçirdi. "Nergis, benim biricik kızım. Böyle gözdağı vermeye çalışan kız babaları gibi bir başlangıç yapmak istemezdim ama... Ne yapalım, mecburen öyle oldu." Aralarındaki sessizlikten istifade devam etti. "Nergis adı kadar narin bir çiçek. Ama hiçbir zaman öyle düşünmemi istemezdi biliyor musun? Hep güçlü durmaya çalışan biriydi. Çocukken bile..." Güldü. "Onun ne kadar haylaz bir çocuk olduğunu sana anlatmama gerek yoktur herhâlde."

Sıcak bir gülümsemeyle onayladı Onur. Birçok yaramazlıkları da beraber yaptıklarını düşünecek olursa zihninde geçmişe dair sayısız haylazlık sıralanıyordu.

"Nergis'in dizleri hep yara bere içindeydi küçüklüğünde. Biri iyileşmeden başka yerine yara açardı. Yerinde duramazdı. Ne zaman düşse gözüm hep onda olurdu. Onu gözümden bile sakınırdım. Canı acıdığında, ağlarken bile güçlü görünmeye çalışırdı." Sessizce ve saygılı bir biçimde onu dinleyen çocuğa kısa bir bakış attı. "Yine aynı şeyin olmasından korkuyorum. Yine düşmesinden, bu kez dizini değil kalbini yaralamasından korkuyorum. Buna rağmen sessiz ve güçlü durmasından, senin yanında da öyle davranmasından korkuyorum."

Onur, duraksayıp yüzünü ona dönen ve göz teması kuran adama baktığında ne demek istediğini anladı. Henüz bir çocuğu olmasa da ona öylesine hak veriyordu ki.

"Benim gibi biri için korktuğunu söylemek çok zor. Ama kızımın canının yanmasından çok korkuyorum, bunu açık yüreklilikle seninle paylaşıyorum çünkü niyetinin iyi olduğunu biliyorum."

İyi niyetinin farkında olduğuna sevinmişti Onur. Belki tamamen yabancılaşmış olmalarından korkmuştu ancak Şinasi amcası ona çok da yabancıymış gibi davranmamıştı. O da karşısındaki adamı bir yabancı olarak görmüyordu. Hayatındaki değerli bir büyüğü olarak görüyordu.

"Beni ancak ileride bir kızın olduğunda anlayabilirsin."

Biraz saygılı biraz da cesur ifadesiyle başını kaldırdı Onur. "Ne demek istediğini çok iyi anladım Şinasi amca. Bir çocuğum yok henüz. Ama endişelerini anlayabiliyorum. Biliyorum, Nergis'i senin kadar tanımam mümkün değil ama... onunla beraber büyüdüm. En çok nerede susar, neye güler, neye üzülür biraz biliyorum artık. Ama sen de şunu bil ki ben Nergis'i çok seviyorum. Onunla bir gelecek istiyorum. Onunla beraber yürümek istiyorum artık. Ve Nergis'ten ayrı tek bir gün bile geçirmek istemiyorum."

"Onunla beraber yürümek istiyorsun." Onur'un beklentisi dışında ağır ağır söylemişti bu cümleyi. Derin bir nefesle de taçlandırmıştı. "O yürüyüş kolay olmaz, Onur. Senin adımların uzun, onun kalbi kırılgan." Başını kaldırıp karşısındaki çocukla göz göze geldiğinde umutla ısınmıştı yaşlı adamın yüzü. "Ama sen onu gerçekten seversen... yavaş yürümeyi öğrenirsin."

Adamla uzun süre bakıştıktan sonra onu anlamış gibi umutla gülümsedi ve sessizce başını salladı. "Öğrenirim."

Şinasi kısa bir duraksamanın ardından başını salladığında dönüp evin yolunu tuttular. Tam yol ayrımına geldiklerinde işaret parmağını kaldırdı karşısındaki çocuğa. "Ama bu, kızımın kalbini kırdığın takdirde seni ayağımın altına almayacağım anlamına gelmiyor. Bu konuşmadan öyle bir anlam çıkarmanı istemem."

Hafif şaka yollu ve tehditkâr sözlerine rağmen saygısını koruyan bir gülüşle "Anlaşıldı Şinasi Komiserim." dedi ve onu selamlayarak evine doğru gidişini izledi. Bakışları tekrar Nergis'in apartmanına kaydığında kızın hâlâ cam köşesinde endişeyle beklediğini gördü. Onu daha fazla bekletmemek için arabanın arka koltuğundan çoktan soğuduğunu tahmin ettiği simit ve poğaçaları alıp apartmandan içeri girdi. Babasıyla yaptığı bu konuşmayı öğrenmek Nergis'i hiç olmadığı kadar rahatlatacaktı, biliyordu.

❝Nergis❞

Sabah Onur aradığında mutlu olmuştum. Benim tatil günümdü ve o da antrenmandan sonra geleceğini söylemediği için kapının önünde onun arabasını görünce kısa bir sevinç yaşadım. Neden mi kısa sürmüştü? Çünkü tam karşısından gelen babam, onların karşılaşması ve bir muammaya doğru baş başa yolculukları beni ürkütmüştü.

Elbette babam Onur'u ıssız bir sokağa çekip dövecek değildi. Ancak ilişkimiz daha dün ortaya çıkmıştı ve bu sabah da Onur hemen kapımın önünde belirmişti. Babamın ne düşüneceğini bilmiyordum. Her ne kadar camdan baktığımı gören Onur beni yatıştıran hareketlerde bulunsa da içim rahatlamamıştı. Babamın onunla ne konuşacağını ve Onur'un ne tepki vereceğini düşünmekten karnıma ağrılar girdi.

Sanki başımda yeterince sorun yokmuş gibi dünya yansa umru olmayan Kurti gelip "Ya bende TL kalmadı da, bir arkadaşla görüşeceğim. Telefonun nerede?" demişti tepemde.

Yüzüne bile bakmadan "Ne bileyim Kurti, odamdaki komodinin üstüne bak." dedim ilgisizce. Sonradan aklıma gelmiş gibi odama giren çocuğa seslendim. "Sen Semih meselesini kesin çözdün değil mi?"

"Çözdüm dedik ya kızım, kaç kere diyeceğim?"

"E duyunca ne yaptı?"

"Biraz bozuldu, bana da tavır yaptı ama anladı yani."

"İyi. Bir daha öyle işlere girip de beni alet etme sakın. Ölümün benim elimden olmasın durduk yere."

"Öfff be tamam! Hep tehdit, hep tehdit."

"Hem suçlu hem güçlü bir de şuna bak!"

On beş dakika sonra gittikleri yoldan dönen Onur'la babamı sağ salim hatta birbirine anlayışlı bir biçimde gülümseyerek ayrılırken görünce biraz olsun rahatlamıştım. Ancak hâlâ ne konuştuklarını bilmediğim için huzursuzdum. Adamın apartmana girmesini bekleyemeden koştum ve otomatiğe bastım.

Benim onu kapıda beklediğimi gören adam elinde poşetlerle yukarı çıktığında hiçbir şey olmamış gibi bakıyordu. "Ne güzel," dedi tatlı ve şaşkın bir gülümsemeyle. "kapılarda karşılanıyorum."

Bense sabırsızlığımı bastıramadan "Eee, babam seni nereye götürdü? Ne konuştunuz?" dedikten hemen sonra adamın gövdesini ellerimle yokladım. "Ve daha da önemlisi, sen tek parça mısın?"

Benim bu sözlerim üzerine başını arkaya atarak keyifle güldü adam. "Saçmalama Nergis çiçeği."

"Babam senin bacaklarını kırıp futbol kariyerine son verseydi ben o zaman görürdüm saçmalama Nergis çiçeğini." Aynı onun ses tonuyla taklit ettiğim için bir kez daha güldü adam. Zaten geldiğinden beri gülmek dışında bir şey yaptığı yoktu. Niyeti benim yüreğime indirmekti herhâlde. Hiçbir şey anlatmak için acele etmeyişi beni daha da sabırsız hâle getirdi. "Eee hadi anlatsana! Ne konuştunuz?"

İçeri geçen adam elindeki poşetleri masanın üstüne bıraktı. "Hiç, normal şeyler." Hınzır bir gülüşle bana döndü. "Sadece kızımı üzersen kötü olur minvalinde bir konuşmaydı ve ben de mesajı aldım."

"Neymiş mesaj?"

"Bacaklarımı seviyorsam seni üzmeyeceğim mesajı." Onaylayarak başını sallarken gerçekçi olamayacak kadar abartı bir korkuyla ekledi. "Ve bacaklarımı seviyorum."

Güldüm. Şimdi gerçek anlamda biraz rahatlamıştım. "Bu kadar yani. Seni kıracak bir şey söylemedi, sen de onu kızdırmadın. Tartışma olmadı."

"Neden olsun ki? O beni biliyor, ben onu biliyorum. Birbirimizi anlıyoruz biz Şinasi amcayla."

Kaşlarım havalandı. "Öyle mi?"

Son derece iddialı bir bakışla bana doğru yaklaşan adamın kolları belimi sardı ve beni kendine iyice çekti. Dudakları dudaklarıma bu kadar yakınken ve beni öpmek üzereyken geri çekilmeye çalıştım.

Kısık bir fısıltıyla "Kurtuluş içeride." dedim odamı işaret ederek.

Aynı sessizlikle odamın kapısına baktıktan sonra bana döndü Onur. "Ne olmuş evdeyse? Bilmiyor mu seni ne kadar sevdiğimi?"

Hiç beklemediğimiz bir anda odamdan bir ses yükseldi. "Tabii ki biliyorum Onur kardeşim ama biz de burada gavat değiliz! Ben odada biraz daha oyalanıyorum, siz hasret giderin ama öyle abartmayın. Sadece yanaktan öpmeye izin var."

Onun sözleri üzerine birbirimize bakarak sessizce güldük. Masadaki poşetleri alıp "Ben poğaçaları ısıtayım." dedim.

Her şeyin yavaş yavaş yoluna girdiğini görmek güzeldi. Kim bilir, olaya yanlış açıdan bakıyor olabilirdim. Her şey henüz yoldan çıkmamıştı bile belki. Ama biliyor musunuz, umurumda bile değildi. Ben bu sabah yakışıklı futbolcu sevgilimle kahvaltı yapmanın tadını çıkaracaktım. Çocukluk aşkımın yanımda olmasına şükrederken Allah'ın bana sunduğu bu nimetlerin yanı sıra katlanmam gereken baş belası ikizim Kurti'ye tahammül edecektim ne yapayım?

...

*

YAZAR NOTU: Hi guyss! ⚽ DE-MARKAJ severler, size dayanamadım ve ekstra bölüm getirdim. Nasıl ama güzel sürpriz değil mi? 😍

Sonunda âşıklar gizlenmek zorunda değil. Onur ve Nergis çifti baba faktörünü ve gizlilik engelini de bertaraf etti. Sizce yeni maceralarımız ne üzerine olacak? Nasıl engeller ya da güzellikler bizi bekliyor? Buraya yazabilirsiniz. Ve hayalinizdeki Onur ve Nergis sahnelerini buraya yazmayı unutmayın. Sevgiler, bol kokulu öpçükler! 😘

•••

SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
YouTube: Gülay Sena Dündar

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

180okunma 8beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18