6. bölüm / 57
DE-MARKAJ ღBİTTİღ♛ DE-MARKAJ | 5
Bölümler 57Şu an: ♛ DE-MARKAJ | 5
- 1 ♛ DE-MARKAJ | PROLOG1.101 kelime
- 2 ♛ DE-MARKAJ | 11.888 kelime
- 3 ♛ DE-MARKAJ | 21.511 kelime
- 4 ♛ DE-MARKAJ | 32.183 kelime
- 5 ♛ DE-MARKAJ | 42.318 kelime
- 6 ♛ DE-MARKAJ | 52.915 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 ♛ DE-MARKAJ | 62.643 kelime
- 8 ♛ DE-MARKAJ | 72.841 kelime
- 9 ♛ DE-MARKAJ | 82.136 kelime
- 10 ♛ DE-MARKAJ | 93.729 kelime
- 11 ♛ DE-MARKAJ | 103.434 kelime
- 12 ♛ DE-MARKAJ | 112.118 kelime
- 13 ♛ DE-MARKAJ | 123.910 kelime
- 14 ♛ DE-MARKAJ | 132.575 kelime
- 15 ♛ DE-MARKAJ | 142.420 kelime
- 16 ♛ DE-MARKAJ | 152.576 kelime
- 17 ♛ DE-MARKAJ | 162.319 kelime
- 18 ♛ DE-MARKAJ | 172.171 kelime
- 19 ♛ DE-MARKAJ | 182.557 kelime
- 20 ♛ DE-MARKAJ | 192.418 kelime
- 21 ♛ DE-MARKAJ | 203.875 kelime
- 22 ♛ DE-MARKAJ | 212.497 kelime
- 23 ♛ DE-MARKAJ | 222.234 kelime
- 24 ♛ DE-MARKAJ | 234.137 kelime
- 25 ♛ DE-MARKAJ | 243.223 kelime
- 26 ♛ DE-MARKAJ | 253.240 kelime
- 27 ♛ DE-MARKAJ | 264.385 kelime
- 28 ♛ DE-MARKAJ | 274.784 kelime
- 29 ♛ DE-MARKAJ | 28 | SEZON FİNALİ3.043 kelime
- 30 ♛ DE-MARKAJ | 292.548 kelime
- 31 ♛ DE-MARKAJ | 301.964 kelime
- 32 ♛ DE-MARKAJ | 312.510 kelime
- 33 ♛ DE-MARKAJ | 321.679 kelime
- 34 ♛ DE-MARKAJ | 332.099 kelime
- 35 ♛ DE-MARKAJ | 343.323 kelime
- 36 ♛ DE-MARKAJ | 353.088 kelime
- 37 ♛ DE-MARKAJ | 363.290 kelime
- 38 ♛ DE-MARKAJ | 372.323 kelime
- 39 ♛ DE-MARKAJ | 382.077 kelime
- 40 ♛ DE-MARKAJ | 393.584 kelime
- 41 ♛ DE-MARKAJ | 402.164 kelime
- 42 ♛ DE-MARKAJ | 412.054 kelime
- 43 ♛ DE-MARKAJ | 421.887 kelime
- 44 ♛ DE-MARKAJ | 432.448 kelime
- 45 ♛ DE-MARKAJ | 442.225 kelime
- 46 ♛ DE-MARKAJ | 452.662 kelime
- 47 ♛ DE-MARKAJ | 463.031 kelime
- 48 ♛ DE-MARKAJ | 472.775 kelime
- 49 ♛ DE-MARKAJ | 483.935 kelime
- 50 ♛ DE-MARKAJ | 492.087 kelime
- 51 ♛ DE-MARKAJ | 501.981 kelime
- 52 ♛ DE-MARKAJ | 512.254 kelime
- 53 ♛ DE-MARKAJ | 522.377 kelime
- 54 ♛ DE-MARKAJ | 532.214 kelime
- 55 ♛ DE-MARKAJ | 542.556 kelime
- 56 ♛ DE-MARKAJ | 552.578 kelime
- 57 ♛ DE-MARKAJ | 56 | FİNAL2.328 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-5-
❝Nergis❞
Arabaya yaslanan adam beni görüp toparlanınca bana doğru iki adım attı. "Merhaba." derken yüzünde her zamanki yumuşak gülümsemesi vardı. Her şey değişmiş olabilirdi belki ama o gülüşü hiç değişmemişti. Bir de onun gülüşü üzerine yanaklarımın alev alması.
Heyecanımı yenmek için destek alır gibi kolumdaki çantama tutundu ellerim "Merhaba." derken. Kaçamak bakışlar atarken normal bir akşammış gibi davranmaya çalışıyordum. Cebren ve hile ile baş başa akşam yemeği yemeye zorlanmamışız gibi yani.
Onur'un bakışları kısa bir an binanın yukarısına çevrildiğinde aynı yöne döndüm. Ben her ne kadar normal davranmaya çalışsam da yukarıdaki camdan vücudunun yarısını sarkıtarak el sallayan Olcay buna müsaade etmiyordu. Utançla gözlerimi kapadım. Rezillik. Ama Onur cana yakın bir edayla tebessüm etti Olcay'a. Çok geçmeden bakışları bana döndü.
Beni baştan aşağı süzerken o eski utangaç bakışları dışarı taştı. "Çok güzelsin." Etrafına bakınırken "Her zamanki gibi." diye geçirdi ağzının içinden.
Sanki görüşmeyeli yıllar olmamış gibi konuştuğu için ne diyeceğimi bilemedim. Kendi sesimi bile bulamadım. "Teşekkür ederim." derken fısıldadığımın farkında bile değildim.
O da en az benim kadar utangaçtı lafı değiştirirken. "Buralar çok değişmiş. Bulmakta zorlandım."
"Evet, eski mahallene konum sayesinde gelmenden anladım onu." Gülüştük.
Ön kapıyı açıp beni buyur ettiğinde baş işaretiyle yeniden teşekkür ettim. O arabayı çalıştırana kadar Olcay'ın sanki maçtaymış gibi ıslıklar çalarak el sallamasını görmezden gelmeye çalıştık çünkü utanç verici derecede komik bir görüntüydü.
Yola ilk çıktığımızda aramızda iki yabancının birbirine ısınma sürecindeki o sessizlik hâkimdi. Çok geçmeden Onur arabanın müzik çalarını açtığında Mustafa Sandal'ın Jest Oldu şarkısı ortamı ısıtmıştı bile.
Bakışlarım ona döndüğünde "Lisede seninle hazırladığımız 90'lar listesi." dedi sadece.
O zaman bu kadar lüks değildi hiçbir şeyimiz tabii. Kasetlerin yerini CD'ler, CD'lerin yerini de USB alalı çok olmamıştı. Onur'un da on sekizinci yaş gününde babasının hediye ettiği bir motoru vardı. Lacivert, canavar gibi bir şeydi. Ben lisedeydim, o da yeni mezun olmuştu. Müzik dinlemeyi ne kadar çok sevdiğimi bilirdi.
Bir öğleden sonra internet kafede beraber hazırladığımız müzik listesini USB'li bir mini müzik çalara atmış, beni her motorunun arkasına attığında o müzik çalarla kulağıma kulaklıkları takıyordu canım sıkılmasın diye. Oysa bilmiyordu ki benim onun yanında canımın sıkıldığı tek bir anım bile olmamıştı. Kollarımı beline sarıp başımı sırtına yasladığımda onunla tüm dünyayı dolaşabilirdim. Sebepsizce şu anki üstü açık arabanın yerinde o motorun olmasını istedim. Yine ona arkasından sarılıp rüzgâr gibi uçabilmeyi... Ancak geçmişte kalmıştı o günler. Bunu anladığımda kalbim garip bir hisle kırıldı.
Yine de her şeye rağmen birlikte hazırlatmış olduğumuz müzik listesini saklamış olması çok tatlıydı bence. Bir karşılık vermektense gülümsedim ona kısa bir bakış atarak. Ancak o an bir karşılık verecek olsaydım muhtemelen atmamışsın, saklamışsın derdim. Böyle küçük şeyler benim için çok anlamlı ve özeldi.
Bir gözü yoldayken "Eee nasılsın? Görüşmeyeli neler yaptın?" diye sordu Onur.
Sorusuna hazırlıksız yakalanmış gibi bir elimin parmağı eteğimin ucunda dolanıyordu. "İyiyim." dedim omuz silkerek.
"Handan teyze nasıl?"
"İyi o da, terziliğe devam ediyor."
"İnanılmaz bir kadındı o ya. Küçükken çok güzel pantolonlar dikerdi bana. Yeteneğini annenden aldığın çok belli."
Bir şey söylemek yerine içime doğru tek hecelik küçük bir gülüşle karşılık verdim. Onur ise kısa bir duraksamanın ardından "Peki... Senin hayatında neler oluyor?" sorusunu yöneltti.
"Aslında her şey bildiğin gibi. Bir yenilik yok."
"Ne yani, seni bu güzellikle rahat mı bıraktılar bunca zaman?" Dudakları büküldü. "Daha neler? İnanmam."
Başımı arkaya atıp neşeyle güldüğümde utangaçlığımı gizlemeye çalışıyordum. Kısa süre sonra onun da çekingen tavrı devreye girdi ve küçük bir öksürükle az önceki sözlerinin etkisini geçiştirmeye çalıştı.
"Fahriye teyze nasıl, o ne yapıyor?"
Omuz silkti Onur. "Ne yapsın, her zamanki gibi kek, çörek operasyonları evde. Babamı iki yüz kilo yapmaya niyetli." dediğinde gülmüştüm.
"Hayatta inanmam. Mustafa amca hatırladığım kadarıyla çok fitti yani." Gözlerimi devirerek "Seni bile sollar o."
Tatlı bir kıskançlıkla tek heceli bir kahkaha attı ve bana bakış atıp tekrar yola döndü. "Hah! Sen onu bir de şimdi gör."
Başımı öne eğip keyifle güldüm. Onunla didişmeyi, tatlı şakalaşmaları özlemiştim. İç geçirdim özlemle. "Fahriye teyzeyi de çok özledim. Taşındığınızdan beri hiç görmedim."
"Handan teyzeyle arada telefonlaşıyorlarmış ama evet, senden hiç bahsetmedi bana. Belli ki o da seni hiç görmemiş." Işıklarda durduğunda bakışları beni yokladı. "Bu akşam seninle görüşeceğimi bilseydi çok sevinirdi kesin."
Kontrolümün dışında alt dudağımı kemirmeye başlamıştım. Yeni bir sessizliğe gömüldüğümüzde gelmiştik neyse ki. Burası bol ışıklarıyla göz alan, İstanbul'un şık restoranlarından biriydi. Adını sıkça duyduğum ama hiç gelmediğim bir yerdi.
Kapıdan içeri girdiğimizde ceketlerimizi aldılar. Şef garson öyle bir ihtimamla karşıladı ki bizi, kimiz diye sorguladım. Daha adımımızı attığımız ilk yerde o eski Onur ve Nergis olmadığımızı yüzüme yüzüme vuruyordu her detay.
Buna mutlu olmam gerekirdi. Mutluydum da aslında. Bak ne güzel, Onur gibi mükemmel bir insan hak ettiği tüm güzellikleri kazanmış, hayatına çekmişti. Uğruna mücadele ettiği hayalleri gerçek olmuş, herkes ona hayrandı ve saygı duyuyordu. Ama bu süreçte yanında olmadığım için şu anki olduğu kişi aramızda uçurumlar açıyordu.
Şef garson ellerini birleştirip "Onur Bey, hoş geldiniz. Sizi burada görmek ne şeref." derken neredeyse önünde eğilmek üzereydi. Yüzünde de samimi bir gülümseme belirmişti. Bunun ne kadar sahici bir sevgi olduğunu gördükçe Onur adına seviniyor, gurur duyuyordum.
Rezerve edilen masamıza kadar eşlik edildi. Şef garson yeltendiğinde Onur engel olup kendisi çekti sandalyemi. Sonra tam karşıma oturduğunda kendisine beklentiyle bakan adama "Teşekkür ederim." dedi.
"Masanızla bizzat ben ilgileneceğim." Menülerimizi bırakıp "Bir isteğiniz olursa buradayım." dedikten sonra sakince yanımızdan uzaklaştı.
Onur menüye uzandığında tembel bakışlarım etrafa bakınıyordu. Boğaz manzaralı, benim için bir tık abartı sayılabilecek türde bir yerdi. Ve hayvan gibi pahalıydı. Ben daha orta seviye bir yere gideriz, rahat konuşup sohbet edebileceğimiz samimi bir yerde oluruz diye düşünmüştüm ama sağlık olsun.
Gözleri menüyü tararken "Ne yersin?" diye sorduğunda hiçbir fikrim yoktu açıkçası. "Buranın Kuzu Karski'si çok lezzetli, kesinlikle tavsiye ediyorlar."
Aklımda özel bir şey olmadığı için "Olur." dedim sadece. Bana kalsaydı zenginlerin arasında kalmış kapıcı kızı Feriha gibi kısık sesle bir su isterdim galiba. Çekingen gözlerim etrafta bize bakan insanlardan önüme dönmüştü. Sürekli gözlerin üzerimizde olması biraz rahatsız ediciydi.
Şef garsona siparişlerimizi söyledikten sonra "Bir de misafirim için özel, kırmızı bir şarap açalım." dedi.
"Hay hay."
Şef garson yeniden yanımızdan ayrıldığında baş başaydık. Masanın üstünde ellerini birleştiren adam beni seyrediyordu. Bense sanki her an kaçıp gidecekmiş gibi oturduğum sandalyenin her iki yanını tutuyordum. Kendimi hiç ait olmadığım bir yerde, savunmasız hissediyordum.
"Eee sen neler yapıyorsun? Floransa'da zaman nasıl geçti?"
"İyiydi." Sessiz çıkmıştı bu yanıtım. Çünkü işler pek de umduğum gibi gitmemişti. Beklentiyle yüzüme bakan adama yalan söyleyemeyecek kadar birbirimizi tanıdığımızı hatırladım ve yerimde doğrulup sırtımı dikleştirdim. "Aslında umduğum gibi gitmedi."
"Neden?"
"Notlarım gayet iyiydi, faydalı birçok Workshop'a katıldım. Benim için çok eğitici yıllar oldu ama okulu bitiremedim."
Söylediklerim üzerine merakla gözleri açılan adam "Neden?" diye sordu. Şaşkınlığı sesinden okunuyordu.
"Mezun olacağım yıl babama kanser teşhisi kondu. Dönmek zorunda kaldım. Aileme maddi manevî destek olmam gerekiyordu." Bunları anlatırken ilk defa gözlerim dolmamıştı. Hem de kendimi bu kadar savunmasız hissettiğim bir masadayken. Boş verir gibi elimi salladım. "Floransa bana uğur getirmemişti zaten."
Anlattıklarımı ilk defa duyduğu belli olan adam "Ben... Üzüldüm, Nergis. Bunlardan hiç haberim yoktu. İlk defa duyuyorum." derken hayret içindeydi. "Nasıl şimdi peki Şinasi amca?"
"Daha iyi."
"Polisliğe devam mı?"
"Yok canım, o iş bitti. Emekliye ayrıldı."
Dudakları düzleşen adam anladım der gibi bir ifadeyle başını salladı. "En kısa sürede Şinasi amcayı görmek isterim. Tüm bunlardan haberim olmamasına üzüldüm. Annem neden anlatmadı ki? Anlamadım."
"Annem söylememiştir Fahriye teyzeye." Buruk bir tebessümle ekledim. "Biliyorsun her şeyi kafaya takıp üzülür, uykuları kaçar onun. Annem de üzülsün istememiştir."
Çocukluğumuzda iki kız kardeş gibiydi annemle Fahriye teyze. Hatta bizim ilişkimizin evliliğe gideceğine adı gibi eminlerdi. Kısmet olmamıştı işte.
Ailevî konular açıldığında ortama ağır bir hava hâkim olmuştu ve bu beni rahatsız etti. Derin bir nefes alıp "Bu tatsız konuları mı konuşacağız şimdi canım? Bunca yıl sonra bir araya gelmişiz." dedim yerimde kımıldanırken. "Eee hadi biraz da sen anlat Onur Büyüktuğ. Mahalle maçlarından gol kralı olma serüveninden bahset biraz."
Utangaç bir gülüşle başını öne eğen adam "Gol kralı mı? Daha neler, abartma istersen." dediğinde eski gülüşünü ne kadar özlediğimi bir kez daha fark ettim.
"E Olcay da dâhil herkes Fişek diyor sana."
Gülüşürken Onur'un bakışları hemen arkamızda bir yerlere uzandı. O an ne olduğunu anlamasam da "İki dakikaya dönerim, lütfen kusura bakma." dedi ve ben tabii, keyfine bak diyemeden masadan kalktı. Kısa bir an arkama baksam da ilgi çekici bir şey göremedim. Gördüğüm tek şey Onur'un yakınımızdaki masada oturan iki kişinin yanına gidişiydi. Uzun boyu onları kapattığı için de kim olduklarını pek seçememiştim. Şef garsonun getirdiği şarap kadehinden bir yudum alarak etrafıma bakındım ve onu bekledim.
●●●
Onur Nergis'in gülüşünü yıllar sonra mest olmuş bir biçimde seyrederken hemen yakınlarındaki masada Selim ve Felipe'yi görmeyi beklemiyordu. Takım arkadaşlarını bu kadar yakınında görünce ister istemez gerildi. "İki dakikaya dönerim, lütfen kusura bakma." diyerek alelacele kalkarken Nergis'le baş başa vakit geçirme planına turp sıkan arkadaşlarına hesap sormak üzere soluğu onların masasında aldı.
Hemen masanın önünde, karşılarına dikilirken elleri hesap sorar gibi belindeydi. "Ne işiniz var sizin burada?"
Felipe hemen teslim olur gibi ellerini kaldırdı. "Yemin ederim burada olduğunuzu bilmiyordum. Sadece yemek yemeye geldim."
O her ne kadar söylediklerinde samimi görünse de Selim için aynı şeyi söyleyemezdi Onur. Zira "Biz nereden bilebilirdik ki burada olacağınızı? Çok konuşulan bir mekân diye yemek yemeye geldik, hepsi bu." diyerek dudak büktüğünde hiç de inandırıcı görünmüyordu.
Yüzüne pek de yakışmayan ciddiyete bürünüp kaşlarını çattı. "Selim."
Arkadaşını atlatamayacağını anlayınca dökülüverdi adam. "Tamam, geldik işte! Arkadaşımız kırk yılın başında bir kadınla yemeğe çıkıyor. Eski aşkı kimmiş merak ettik, yakından görmek istedik. Ne var bunda?"
"Bir tabak da çekirdek alıp gelseydiniz bari." derken burnundan soluyordu Onur. Sağ eli ensesinde gezinirken "Hey Allah'ım ya Rabbim..." diye söylenmeyi de ihmâl etmedi. Aniden "Hemen tası tarağı toplayıp gidiyorsunuz." dedi. "Kız görecek, rezil olacağım ya!"
Omuzlarını indirip kaldırdı Selim. "Tanımıyor ki bizi."
"Ne demek tanımıyor? Oğlum aynı takımda oynuyoruz ya lan!"
Selim başını kaşırken "Ha o açıdan hiç düşünmemiştim ben ya." yanıtını verdi. Sonra aniden aklına gelmiş gibi ekledi. "Ne var yani bir tesadüf olduysa, o da mı yasak? Arkadaşlarım, rastlaştık, selam verdim dersin."
"Selim beni delirtme! Beni delirtme Selim!" Ağzının içinden söylenirken sakin kalmaya çalışıyordu adam. "Biz sohbet ederken siz arkadan bizi mi izleyeceksiniz?"
Hiçbir şey olmamış gibi omuz silkerek "Yo, yemek yiyeceğiz. Levrek söyledim ben." cevabını verdi Selim. Hemen Felipe'ye döndü. "Sen?"
"Çökertme kebabı."
"Allah'ın Brezilyalısına bak, çökertme kebabını nereden öğrendin?" İşaret parmağını sallayarak "Sen yok musun sen!" diyen Selim sanki Onur yokmuş gibi şakalaşırken arkadaşının gözleri üstünde olmasına rağmen konuyu kaynatabileceğini sandı ama yanıldı.
Dudaklarını birbirine bastıran Onur içinden sabır çektikten sonra uyardı. "Bana bak çıtınız çıkmayacak. Bizim masaya göz ucuyla bile baktığınızı görürsem var ya..."
"Tamam be oğlum, ne abarttın!"
"Yemeğiniz bitince de hemen kalkıp gidiyorsunuz. Hemen!"
"Anlaştık."
Selim'in yüz ifadesinden pek ikna olmasa da inanmaktan başka çaresi yok gibi görünüyordu. Zaten Nergis'i de masada bekletmişti öyle. "Ben şimdi gidiyorum, bizi huzursuz edecek bir şey yaparsan bedelini ödersin Selim. Bak söylemedi deme!"
"Tamam dedik ya, aman ne kıymetli flörtü varmış arkadaş!"
Tam giderken arkasına dönüp "Bak hâlâ!" diye söylendi Onur. Arkadaşı Selim ağzındaki görünmez fermuarı çekince masaya dönmeye dair ikna oldu ancak ona ne kadar güvenebileceğine dair emin değildi doğrusu. Bu akşamı sorunsuz atlatırsa ne âlâ idi.
❝Nergis❞
Masaya döndüğünde özür diler gibi baktı Onur. "Lütfen kusura bakma, takımdan arkadaşları gördüm. Selam vermesem ayıp olacaktı."
Beklemekten sıkılmış olsam da belli etmemeye çalıştım. "Tabii canım, iyi yapmışsın."
Tabağıma bakarak "E sen hiçbir şey yememişsin." dedi sorar gibi. "Kuzu eti severdin. Beğenmedin mi?"
Başımı iki yana sallayarak "Yok, çok güzel. Sadece bu kadar kâfi." dedim. Aslında mesele ne yemeği beğenip beğenmemem ne de başka bir şeydi. Burada kendimi rahat hissedememem olabilirdi.
Böyle düşününce geçmişe fazla saplanmış takıntılı biri gibi görünüyor olabilirdim ama sanki bu akşam yemeği Onur'la eski samimi sohbetlerimiz ve geçirdiğimiz güzel zamanlarla uzaktan yakından alakası olmayan bir yemekti. Ve ben sanırım o eski samimiyeti arıyordum, özlüyordum. Özlemeye hakkım var mıydı? O da ayrı bir soru işaretiydi ya, neyse.
"İstersen başka bir şey sipariş edelim." dediğinde başımı iki yana sallayıp şiddetle karşı çıktım.
"Yok canım, daha neler! Ben... Doydum."
"Hay Allah." Bir masaya bir bana bakan adam sanki anlamıştı bir terslik olduğunu. "Seni masada yalnız bıraktım diye mi-"
"Yok Onur, ne alakası var? Güzel bir akşam yemeği geçiriyoruz işte. Bir şey yok." Masanın üzerinde ellerimi birleştirip her şey yolundaymış gibi davranmaya çalıştım. "Hadi, biraz da sen anlat bakalım. Neler yaptın geçen yıllarda?"
Ellerini iki yana açan adam "Gördüğün gibiyim işte. Bambaşka bir şey yok." dedi sadece. "Sonunda hayal ettiğim yerdeyim, mutluyum."
Mutlu olmasına sevinmiştim doğrusu. Onur bu hayatta mutluluğu en çok hak eden insanlardan biriydi. Başımı öne eğerek "Senin adına sevindim." dedim sadece. "Bunu hak ediyordun."
"Teşekkür ederim." Etrafına bakınırken "Tabii hayatımda eksikler var mı? Var." derken mırıldanır gibi konuşmuştu.
Ne ima ettiğini anlamak isterken "Nasıl?" diye sorsam da bir karşılık alamadım.
"Kurti nasıl ya? Onu sormayı unuttum ben." diyerek lafı değiştirdi ustalıkla.
Başımı salladım cevap bekleyip onu zor durumda bırakmaktan uzak bir ifadeyle. Kurtuluş... Benim hayırsız ikizim. Kendisi benden beş dakika önce doğduğu için abilik taslamak dışında ne mi yapıyordu? Tabii ki it kopukla geziyor, insanlara bir sürü palavra sıkıyor, internet kafelerde sürtüp duruyordu. Çalışmak? Yok, ona göre bir şey değildi bu. O anca asla gerçekleşmeyecek planlar kurar, kısa yoldan zengin olmaya bakardı. Şu ana kadar başarılı olamamıştı ama başaracağına dair inancı tamdı.
Onur'la aralarında dağlar kadar fark olmasına rağmen benim kardeşim olduğundan mıdır nedir, mahalledeki yıllarımızda çok iyi anlaşırdı Kurti. Birlikte kafaları çekmeye mi gitmezlerdi, Onur'un başı Kurti'nin açtığı belalar yüzünden belaya mı girmezdi? Kaç defa dangıl dungul konuştuğu için Kurti'yi dövmeye gelen insanlarla kavgaya girişmişti Onur. Can dostlardı. Bir zamanlar. Ben Floransa'ya gittikten, onlar da taşındıktan sonra eskisi kadar samimiyet kalmamıştı. Zamanla mesafeler girmişti araya. Gözden ırak olan gönülden de ırak olmuştu belki. Belki de sadece hayal gailesi girmişti araya. Sevgi bakiydi.
"Kurti de iyi işte, nasıl olsun?" dedim gözlerimi devirerek. "Bıraktığın gibi. Haytalığa, serseriliğe devam. Şimdi bir araba tamircisinin yanında çalışıyor." İki haftadır. Bu Kurti için bir rekordu. Ayrılırdı ama. Daha doğrusu kovulurdu en kısa zamanda. Eli kulağındadır. O öyle yoğun çalışma temposuna alışık değildi.
Kaşları havalanan Onur "Ya, öyle mi? Ne güzel!" derken samimi bir biçimde sevinmişti. "Demek sonunda çalışmakla ilgili fikirleri değişti."
"Ya, ya sorma." derken ağzımın içinde geveleyişime güldü adam. "İnternet kafedeki arkadaşlarına seni anlatıyor, o eskiden bizim mahallenin çocuğuydu diye böbürlenip hava atıyor ama inanmıyorlar tabii."
"Yapma ya!" Gülüştüğümüzde "Özledim." dedi adam gözlerimin içine bakarak. O cümlesi içime, en derinlerime sirayet ederken nefesimi tutmuştum. Ve ekledi. "Eski günleri, eski dostları." Onaylayarak salladım başımı. "Kurti'yi de görmek isterim en kısa sürede."
"Aman sakın! Sakın karşısına çıkıp başına belayı alma. Mahalle mahalle gezdirir, seni de satar, parayı cukkalar valla."
Yaptığım espriyle gözlerinin içi gülercesine kahkahalara boğuldu. Onu böyle mutlu, eski cana yakın hâliyle görmek güzeldi. Ve ne olursa olsun onunla karşılaşmak, oturup eskileri yâd etmek iyi gelmişti.
"Yok mu onun da hayatında biri? Belki onu çekip çevirebilecek biriyle karşılaşmıştır diye düşündüm bunca yıl."
Başımı iki yana salladım sadece. "Bırak onu çekip çevirecek biri, onu bu hâliyle çekecek birini bulmak bile zor."
Aniden sesi daha yumuşak bir hâl alan Onur "Öyle söyleme, aşk insanı değiştirir. Sen de biliyorsun." dediğinde sesindeki imayı anlamazdan geldim.
Akşam yemeğinin başından beri bazı işaretler verip geri çekilen adama ne diyeceğimi pek bilemiyordum doğrusu. Nasıl davranmalıydım onu da bilmiyordum. İşaretleri yanlış değerlendiriyor da olabilirdim.
Kafamın içinde beni yalancı çıkaran ve her saniye değiştiren düşüncelerimle boğuşurken Onur oturduğu yerde doğrulup masaya, bana doğru eğildi. "Nergis, ben... Ben seni çok özledim. Sen beni özlemedin mi?"
Aniden dan diye böyle bir itirafı beklemiyordum. Hem de bu kadar imada bulunup geri çekildikten sonra. Ağzımın açık kaldığını bile saniyeler sonra fark edip kapattım. "Ben..."
Bir yanıt veremeyecek kadar ambale olduğumu gören adam devam etti. "Bu kadar tesadüfün, senin o stadyumda olmanın bir anlamı var diye düşünüyorum." İnanmazca kaşlarını kaldırarak "Futboldan, maçtan anlamayan sen sırf maç izlemek için oraya gelmiş olamazsın." diye ekledi. "Arkadaşlarının seni oraya getirmek için ısrarları bile yeniden bizi karşılaştırmak için kadersel bir şey olamaz mı?"
Karmaşık bir yüz ifadesiyle güldüm. "Onur, bu..."
"Seni orada, karşımda gördüğümde kendi kendime dedim ki... Aşk bu stadyumda olacak kadar bana yakınsa, yıllar sonra sen buradaysan eğer... Bunun bir anlamı olmalı." Bir şey söylememe fırsat vermeden yeniden söze girdi. "Bak, geçmişte ne olduysa oldu tamam mı? Çocuktuk, cahildik, geçti gitti. Ama bu aramızdaki şey benim için gerçek. Ve bunu öylesine çocukça kaprislerle kaybetmek istemiyorum ben."
Söylediği şeyler o kadar güzeldi ki, bir peri masalından kopup gelmiş gibiydi. O an ne diyeceğimi, ne cevap vereceğimi şaşırmış durumdaydım. Ben de isterdim yeniden onun hayatının bir parçası olmak. Ondan başka kimseye kalbim bu kadar hızlı atmamışken aksi düşünülebilir miydi benim için? Ama hiçbir şey eskisi gibi kalmamıştı ki bu kalsın. Belki başladığımızda çok daha geri dönülmez şekilde ayrılacaktık. En azından onun arkadaşlığı, dostluğu, bana bıraktığı tatlı anılar varken ya onları da kaybedersem?
"Sana bir teklifim var." Bunu söylerken yüzü kararlıydı Onur'un. Diliyle alt dudağını ıslatırken aceleciydi. "Buradan çıktığımızda birbirimizi arayıp sormayacağız, sosyal medya hesaplarımızdan takip etmeyeceğiz. Ama bir kez daha tesadüfen karşılaşırsak yeniden deneyeceğiz ve bir daha asla ayrılmayacağız." Benim negatif bir cevap vereceğimi düşünen adam hemen ekledi. "Totem gibi düşün bunu."
Güldüm inanmazca. "Onur, yapma." desem de bir yanım bunu çok istedi.
"Söz verdim. Takip yok, sosyal medyada stalk yok. Sadece kader var." Kaçamak bakışlarıma karşılık dimdik yüzüme bakarken sordu. "Ne diyorsun, var mısın bu anlaşmaya?"
...
*
YAZAR NOTU: Hi guyss! ⚽ Yeni bölümümüze hoş geldiniz! DE-MARKAJ'ı özlediniz mi? Ben Onur ve Nergis'i çok özledim! Üstelik bu akşam yemeği de sizce çok ponçik ilerlemiyor mu? Acaba akşam yemeğinde daha neler olacak? Buraya yazabilirsiniz.
Onur'un teklifini nasıl buldunuz? Sizce Nergis kafasındaki soru işaretlerini bir kenara bırakıp teklifini kabul edecek mi dersiniz? Bizi daha neler bekliyor? Tahmin ve teorilerinizi buraya yazabilirsiniz. Bir de tabii Onur ve Nergis çiçeğine dair istek sahnelerinizi mutlaka buraya yazın, hepsini okuyacağım. 😍 Sevgiler, bol kokulu öpçükler! 😘
•••
SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
YouTube: Gülay Sena Dündar
Bölüm etkileşimi
