17. bölüm / 57
DE-MARKAJ ღBİTTİღ♛ DE-MARKAJ | 16
Bölümler 57Şu an: ♛ DE-MARKAJ | 16
- 1 ♛ DE-MARKAJ | PROLOG1.101 kelime
- 2 ♛ DE-MARKAJ | 11.888 kelime
- 3 ♛ DE-MARKAJ | 21.511 kelime
- 4 ♛ DE-MARKAJ | 32.183 kelime
- 5 ♛ DE-MARKAJ | 42.318 kelime
- 6 ♛ DE-MARKAJ | 52.915 kelime
- 7 ♛ DE-MARKAJ | 62.643 kelime
- 8 ♛ DE-MARKAJ | 72.841 kelime
- 9 ♛ DE-MARKAJ | 82.136 kelime
- 10 ♛ DE-MARKAJ | 93.729 kelime
- 11 ♛ DE-MARKAJ | 103.434 kelime
- 12 ♛ DE-MARKAJ | 112.118 kelime
- 13 ♛ DE-MARKAJ | 123.910 kelime
- 14 ♛ DE-MARKAJ | 132.575 kelime
- 15 ♛ DE-MARKAJ | 142.420 kelime
- 16 ♛ DE-MARKAJ | 152.576 kelime
- 17 ♛ DE-MARKAJ | 162.319 kelime · Okuduğun bölüm
- 18 ♛ DE-MARKAJ | 172.171 kelime
- 19 ♛ DE-MARKAJ | 182.557 kelime
- 20 ♛ DE-MARKAJ | 192.418 kelime
- 21 ♛ DE-MARKAJ | 203.875 kelime
- 22 ♛ DE-MARKAJ | 212.497 kelime
- 23 ♛ DE-MARKAJ | 222.234 kelime
- 24 ♛ DE-MARKAJ | 234.137 kelime
- 25 ♛ DE-MARKAJ | 243.223 kelime
- 26 ♛ DE-MARKAJ | 253.240 kelime
- 27 ♛ DE-MARKAJ | 264.385 kelime
- 28 ♛ DE-MARKAJ | 274.784 kelime
- 29 ♛ DE-MARKAJ | 28 | SEZON FİNALİ3.043 kelime
- 30 ♛ DE-MARKAJ | 292.548 kelime
- 31 ♛ DE-MARKAJ | 301.964 kelime
- 32 ♛ DE-MARKAJ | 312.510 kelime
- 33 ♛ DE-MARKAJ | 321.679 kelime
- 34 ♛ DE-MARKAJ | 332.099 kelime
- 35 ♛ DE-MARKAJ | 343.323 kelime
- 36 ♛ DE-MARKAJ | 353.088 kelime
- 37 ♛ DE-MARKAJ | 363.290 kelime
- 38 ♛ DE-MARKAJ | 372.323 kelime
- 39 ♛ DE-MARKAJ | 382.077 kelime
- 40 ♛ DE-MARKAJ | 393.584 kelime
- 41 ♛ DE-MARKAJ | 402.164 kelime
- 42 ♛ DE-MARKAJ | 412.054 kelime
- 43 ♛ DE-MARKAJ | 421.887 kelime
- 44 ♛ DE-MARKAJ | 432.448 kelime
- 45 ♛ DE-MARKAJ | 442.225 kelime
- 46 ♛ DE-MARKAJ | 452.662 kelime
- 47 ♛ DE-MARKAJ | 463.031 kelime
- 48 ♛ DE-MARKAJ | 472.775 kelime
- 49 ♛ DE-MARKAJ | 483.935 kelime
- 50 ♛ DE-MARKAJ | 492.087 kelime
- 51 ♛ DE-MARKAJ | 501.981 kelime
- 52 ♛ DE-MARKAJ | 512.254 kelime
- 53 ♛ DE-MARKAJ | 522.377 kelime
- 54 ♛ DE-MARKAJ | 532.214 kelime
- 55 ♛ DE-MARKAJ | 542.556 kelime
- 56 ♛ DE-MARKAJ | 552.578 kelime
- 57 ♛ DE-MARKAJ | 56 | FİNAL2.328 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-16-
❝Nergis❞
Onur'u uyutup telefonu kapattıktan sonra yarın için sürpriz planım adına hazırlığa başladım. Önce mutfağa gidip yapmak istediğim pastayla ilgili ne kadar malzemem olduğuna baktım. Eğer eksik malzeme varsa Didemlere gidip alabilirdim zira maç akşamı olduğu için maç bitse de Olcay bütün gece maç programları izler, uyumazdı. Onun huyuydu bu.
Bir iki eksik dışında her şeyim tamamdı. Sadece buzluğumda dondurulmuş kırmızı meyve stoğum azalmıştı ama yapacağım küçük pasta için yeteceğini düşünüyordum.
Kollarımı sıvadım ve önce hamurunu hazırladım. Eh, biz de mahallede güzel yemekleriyle nam salmış annemizden bir şeyler öğrenmiştik en nihayetinde değil mi?
Pastayı bitirip dolaba koyduğumda saat epey geç olmuştu. Allah'tan yarın izinli günümdü yoksa bu kadarcık uykuyla ve rakun gibi göz altlarımla işe gitmek zorunda kalırdım.
Birkaç saatlik uykunun ardından sabah olduğunda heyecanlıydım. Onur'a sürpriz yapmayı düşünüyordum. Kahvaltı bile yapmadım, heyecandan iştahım kesilmişti. Acaba tüm gece evdeki malzemelerle iyisiyle kötüsüyle hazırladığım pastayı beğenecek miydi? Tam da onun istediği gibi olmuştu. Frambuazlı pasta. Tamam, dondurulmuş frambuaz az olduğu için biraz da diğer kırmızı meyveleri karıştırmıştım ama bence güzel olmuştu.
Üstüme güzel, sarı bir elbise giydim. Etekleri tatlı tatlı uçuşan bu elbiseyi çok seviyordum. Annemle bayağı da uyguna almıştık. Bu elbiseyle her zaman kullandığım parlak saten bej bir fular bağladım boynuma. Saçlarımı dalgalı ve açık bıraktım. Perçemlerime biraz hava vermeye çalıştım aynanın karşısında. İşte neredeyse hazırdım. Sadece hafif bir makyaj kalmıştı, o kadar.
Makyajdan sonra düşündüm, taşındım ve Selim'i aradım. Sonuçta aradan yıllar geçmişti ve ben Onur'un artık nerede yaşadığını bilmiyordum. Hâlâ ailesiyle mi yaşıyordu, ayrı eve çıkmış mıydı? Birlikte yemeğe çıktığımız gece bununla ilgili bir detay vermiş miydi hatırlayamadım. Ancak Selim biliyor olmalıydı. En sağlıklı bilgiyi ondan alabilirdim.
Neyse, şükür ki çok bekletmeden ikinci çalışta açtı Selim. "Alo, Nergis, bu ne güzel sürpriz?" Sesindeki şaşkınlığı alabiliyordum. Modaevindeyken birbirimizin telefonlarını almıştık ama sabahın bu saatinde onu arayacağımı nereden bilsin?
"Merhaba Selim, günaydın. Erken bir saat olduğunun farkındayım, rahatsız ettiysem de kusura bakma."
"Olur mu canım? Buyur."
"Ben... Şeyi soracaktım sana..." Böyle de sanki adamın sapığı gibi adresini sormak kısa bir an garip gelse de cesaretimi topladım. Sonuç olarak ben Onur'un hayranlarından biri değildim, çocukluk arkadaşıydım, şimdilerde yeniden sevgilisiydim. Tabii bu detayı Selim'in bildiğine emin değildim ama sürpriz yapmak için adresini sormamdan daha doğal bir şey olamazdı herhâlde. "Onur'un evi nerede? Biliyorsundur sen."
Gülerek "Ha sürpriz yapacaksın, seni seniii..." diyerek bana takıldıktan sonra kısa bir an düşündü. "Şimdi, bildiğim kadarıyla yeni aldığı evi tadilatta. Şu an otelde kalıyor. Konum atayım mı?"
Heyecanla tuttuğum nefesimi bıraktım. "Çok iyi olur."
Durup durup yeniden "Demek sürpriz yapacaksın ha?" dediğinde bu duruma memnun olmuş gibiydi sesi.
Benimle heyecanımı ve sevincimi paylaşan biri olduğu için gülümsedim "Hı hı." yanıtını verirken. "Ona pasta yaptım. Kutlama pastası."
"Vay!"
"Bakalım, inşallah beğenir."
"Sen yaptıysan kesin beğenir, havalara uçar."
"Sağ ol Selim, seni de sabah sabah rahatsız ettim kusura bakma."
"Ne demek canım? Pastandan bize de bir dilim ayır."
Güldüm. "Olur, ayırırım." dedikten sonra "Kendine iyi bak." deyip kapattım.
Daha bir ton işim vardı. Pastayı en güvenli şekilde kutuya koydum. Aslında köşedeki fırından boş kutu almayı planlamıştım ama gerek kalmadı, evde varmış. Kargo ve pastane kutuları biriktirme gibi garip bir huyum vardı. Bir de kargo kutularından çıkan o patpatlara ayrı bir zaafım da vardı ama bunun konumuzla bir alakası yoktu.
Her şey hazır olduğunda telefonumdaki konuma baktım. Otel bayağı uzakmış. Umarım onu yakalayabilirdim. Tüm gününü otelde geçirmiyordur herhâlde. Boşa gitmiş olmak istemezdim.
Aslında onu arayıp ağzını arayabilir, nerede olduğunu öğrenebilirdim ama yapmadım. Sürprizimi anlamasından korktum.
Otele vardığımda her şey şans işiydi. Önce lobideki resepsiyona haber verdim. "Merhaba, Onur Büyüktuğ için gelmiştim. Haber verir misiniz lütfen?"
"Hoş geldiniz." Yüzünü monitörden ayırmayan kadın bana kısa bir bakış attıktan sonra "Kim diyeyim?" sorusunu sordu.
"Nergis."
"Biraz bekleteceğim." Hemen telefon açıp Onur'a geldiğimi haber verdi. Gönül isterdi ki odasına çıkıp baskın yapayım, o şaşkın yüzünü göreyim ama protokoller... Olsun, yine aynı şekilde şaşırıp sevineceğine emindim. Çok şükür ki odasındaydı da aramaya dönebildi. O kısa anda geçen telefon görüşmesinden sonra kadın gülümseyerek bana döndü. "216 numaralı oda."
"Teşekkür ederim."
Eteklerim zil çala çala asansör kabininden içeri girdim. Kabinde tek bir adam vardı. Elleri ceplerindeydi. Bakışları üzerimde gezinirken nezaketen baş selamı verip biraz önünde durdum. Büyük bir sessizliğin ardından asansörün zili çaldı ve kapı açıldı. İneceğim kata gelmiştim bile.
Koridorda yürürken elimdeki pasta kutusunu ne pahasına olursa olsun koruduğum bir nişane gibi taşıyordum. Odanın önüne geldiğimde kapı açılmıştı bile. Beni karşısında gören Onur sevinçten deliye dönmüş durumdaydı. Sabahın bu saatinde beni karşısında gördüğüne şaşkındı.
"Nergis çiçeği?" Hemen ileri atılıp bana sarıldı. "Bu ne sürpriz?"
Ona nazaran daha gevşek sarılırken hâlâ pasta kutusuna özen göstermeye çalışıyordum. Ayrıldığımızda ışıldayan gözlerine bakıp "Sevgilim maçı kazandı diye öyle kuru kuru kutlayacak hâlim yoktu herhâlde." dediğimde dünyalar onun olmuş gibiydi. Kutuyu hafifçe kaldırdım. "Sana pasta yaptım. Kutlama pastası."
Sevinçli bakışları önce kutuda gezinip bana döndüğünde "Eminim dünyanın en güzel pastası olduğuna." dedi ve yeni hatırlamış gibi kapıyı ardına kadar açıp beni içeri buyur etti. "Gelsene."
Biraz çekinerek odadan içeri girdim. Onur buraya geldiğime, ona sürpriz yaptığıma çok mutlu görünüyordu. Bense daha ilk günden ona baskın yapar gibi geldiğim için yanlış anlaşılmadığıma memnundum. Tamam, amacım baskın yapmaktı ama onu gafil avlayıp hatasını kollamak değil, yüzündeki o şaşkınlığı ve sevinci görebilmekti. Eh, görmüştüm de fazlasıyla.
Kapıyı kapatan adamın bakışları yeniden üzerimde gezindi. "Sarı sarı civciv gibi olmuşsun." dedi sempatik bir gülüşle. "İçim açıldı sana bakarken."
Saç tutamımı kulağımın arkasına iterken "Teşekkür ederim, beğenmene sevindim." dedim sadece. Sanki saatlerce ne giyeceğimi düşünmemişim gibi.
Hemen yanımdaki masaya pastayı bıraktığımda bana iç geçirerek bakan adam yeniden sarıldı. Bu kez kollarımı sıkı sıkı gövdesine sardığımda aramızda pasta engeli yoktu. Kokumu içine çektiğini gördüğümde gözlerimi kapattım huzurla.
"Hâlâ burada olduğuna inanamıyorum. Öyle güzel bir sürpriz oldu ki bu..." Ayrıldığımızda muzipçe baktı bana. "İsteyince çok şaşırtıcı sürprizler yapabiliyormuşsun."
Nazikçe gülümsedim. Masayı servise uygun şekilde boşalttı adam. Buraya aniden geldiğim için dağınıklığından biraz mahcubiyet duyuyor gibiydi ama benim gözüm ondan başka şeyi görmüyordu. Umurumda olan tek şey beni gördüğünde yaşadığı hayret ve mutluluktu.
Tabaklarımıza birer dilim pasta kesip koydum. Tabağını ona uzattığımda "Tebrik ediyorum." dedim gözlerine bakarak. "Seninle gurur duyuyorum."
"Çok teşekkür ederim." Haylaz bir gülüşle dudakları kıvrılan adam "Eğer her zaferimizde böyle pastalarla kapıma dayanacaksan hiçbir maç kaybetmeyiz biz." derken beni güldürmeyi başarmıştı.
Gülüşürken "Serseri." diye takıldım ona. Önündeki pastayı gösterdim. "Hadi, afiyet olsun." O pastaya yumulurken ben de sanki birbirimizin kısa pantolonlu günlerini bilmiyormuşuz gibi nazik nazik çatalımla böldüm pastamı. Sanki adam bilmiyordu benim nasıl obur olduğumu. Benimki de laf. "Ben... İşinden etmedim değil mi seni? Yani..."
Gülen gözleriyle "İyi ki geldin." diye yineledi. Adam daha kaç defa tekrar ederse ikna olacaktım acaba? Ben iç sesimle kendimi azarlarken Onur'un yüzü merakla aydınlandı. "Sen bugün çalışmıyor muydun?"
"Yok, bugün izinli günüm. Ben de bugünümü böyle değerlendirmek istedim."
"Uyusaydın, dinlenseydin keşke. Yorgun görünüyorsun."
"Yorgun değilim. Sadece gece geç yattım." Masadaki pastayı gösterdim. "Mesaim vardı."
Mahcup bir yüz ifadesiyle "Benim için uykusuz kaldığına inanamıyorum." diye mırıldandı ancak bir yanı ona böylesine değer verdiğim için mutlu görünüyordu.
Pastalarımızı yerken aramızda beni savunmasız bırakacak kadar sessiz bir bakışma geçti. O bana bu şekilde bakarken çalıştığımı düşünüyordum da... Hiçbir şeye odaklanamazdım ki ben. Sürekli hata yapardım. Aklım fikrim bu bakışlarda olurdu.
Dalgınlığımın arasından yeniden onun sesini duydum. "Hayatımda yediğim en güzel pasta."
"Yalan söyleme."
"Vallahi!" Bakışları elime kayarken "Çünkü senin elin değdi." diye mırıldandı. Bir eli masadaki elimi yakalayıp yumuşakça okşuyordu. "Akşamki kutlamaya benimle gelecek misin?"
Sessiz kaldım. Aslında gelmeyi ben de çok isterdim ama sıradan bir kutlama değildi bu. Tıpkı Onur'un sıradan biri olmadığı gibi. Bir süre ilişkimizi gizleme kararı vermişken böyle saçma bir şekilde babama yakalanırsam, benim ağzımdan duymaz da magazin haberlerinde falan görürse hiç hoş olmazdı. İşler daha da kötü bir hâl alırdı.
Kararsız ve sessiz duruşuma karşı "Nergis çiçeği, lütfen." diyerek ısrarcı oldu Onur.
Onun o masum ve yalvaran bakışları hayır diyemeyeceğim kadar öpülesi ve sevecendi. Yine de "Bilmiyorum Onur." diyebildim sadece. Az önceki düşüncelerimi gizlemedim. "Gelmeyi çok istiyorum ama kameralar falan... Biri çekerse bizi..."
Yüzü rahat bir gülümsemeyle aydınlandı. "Magazin olmayacak zaten. Biz bizeyiz." Hâlâ kendimden emin olamamam üzerine ısrarını yineledi elimi tutarken. "Hadi, lütfen gel. Bu güzel kutlama gecesinde yanımda olmanı istiyorum."
Onu daha fazla yalvartamazdım. Çünkü onunla birlikte olabileceğim hiçbir anı zaten ziyan etmek istemiyordum ki. Teslim olan bir gülümsemeyle gözlerimi kapadım. "Peki, seni kırmam biliyorsun."
"Harika." Gerçekten sevinmişti. "Akşam dokuz gibi gelir alırım seni."
"Olur."
Pastalarımızı yedikten sonra ben gitmek üzere izin istedim. "Artık gitsem iyi olacak. Akşama anca hazırlanırım."
Hemen ayaklandı adam. "Seni bırakayım."
"Yok canım, gerek yok. Bir taksiye atlar giderim ben."
"Olur mu öyle şey?" İtiraz kabul etmeyen ciddi bir bakışla "Bekle, üzerime bir şey alıyorum." dedi ve giyinme odasına doğru ilerledi. "Arabanın anahtarını nereye koymuştum ben?"
Kendi kendine konuşa konuşa ceketini ve anahtarını alan adam hemen yanıma döndü. Odadan çıkıp koridorda yürüdüğümüzde sohbet ede de asansöre doğru yürümeye devam ettik. "Fahriye teyzeyle Mustafa amca yeniden başladığımızı biliyorlar mı?"
"İlişkimizi gizleme kararı aldığımız için henüz onlara da söyleyemedim." Bunu biraz dudaklarını bükerek biraz da imayla söylemişti. Tatlı tatlı beni suçladığını anlamıştım. "Şimdi anneme söylersem Handan teyzenin kulağına gidebilir diye düşündüm."
"İyi düşünmüşsün." Aslında eskisi kadar sık görüşmüyorlardı ama belli olmazdı sonuçta. Eğer dikkatli olmazsak her an her yerden çıkabilirdi bu haber.
Verdiğim cevap üzerine bir yorumda bulunmadı ama bu durumdan memnun olmadığı ortadaydı. "Peki, daha ne kadar süre saklayacağız Nergis çiçeği? Belli bir zamanı var mı bunun? Hayır, çünkü ben göğsümü gere gere sevgilimin elinden tutup davetlere gitmek istiyorum da o yüzden sordum."
Gözlerimi devirerek "İnsaf, Onur! Bu daha ilişkimizin ikinci günü." dedim hatırlatırcasına. "Bir süre böyle demedik mi?"
"İkinci günü, on üçüncü saati."
"Hayır, süresini tutmuş olamazsın."
"Beni biliyorsun, ilişkilerin ilk günü veya ilk ayıyla ilgilenen bir romantik değilim. Sadece ailelerimizden ilişkimizi gizlememizin ikinci günü ve on üçüncü saatinde olduğumuzu belirtmek isterim."
Bana laf çarpmalarıyla aşağıya, lobiye inmiştik bile. Çıkışa birkaç adım kala orta boylu, sarışın ve olgun bir kadınla kapıda karşılaştık. Birimizden biri yol verip geçecek diye düşünürken kadınla Onur karşı karşıya geldi.
"Selam Onur, nereye böyle?" Kadın hesap sorar gibi yanımdaki adama bakarken soru dolu bakışları bana döndü.
Onur ise ona cevap vermek yerine sıradan bir ifadeyle "Merhaba Banu." dedi sadece. Ha, Banu. Onur'un menajeri Banu. Şimdi tanışmıştık da taşlar yerine oturuyordu. İlgili bakışları bana döndüğünde "Tanıştırayım, kız arkadaşım Nergis." diyerek tanıttı beni.
Banu ciddi yüz ifadesine misafir gibi görünen yarım bir tebessümle el sıkıştı. "Memnun oldum şekerim."
"Ben de." Memnuniyetim çok sahici değildi ama ilk karşılaşmalarda insanları yaftalamayı ya da önyargı beslemeyi sevmiyordum. Ancak onun negatif enerjisini hissettiğimi de en azından kendimden gizleyecek değildim. Özellikle Onur'un telefonunu açması olayından sonra böyle düşünmem çok normaldi bence. Bir de sanki soğuk bir kadındı. Ya da ben mi sıcaktım? Bilemedim.
"Hayırdır Banu, hangi rüzgâr attı seni buraya?"
"Reklamla ilgili sözleşme elime ulaştı, birlikte inceleriz demiştim ama..." Bakışları ikimizin arasında gezindi. "Siz tam çıkıyordunuz sanırım."
"Evet, Nergis'i evine bırakacağım. Sonra bakarız sözleşmeye."
Sağ elim adamın göğsünü buldu durdurur gibi. "A hayır, lütfen. Sen kal. Ben taksiyle giderim demiştim ya."
"Olur mu canım öyle şey?"
"Olur, olur." Daha yeni tanıştığımız kadını işaret etti bakışlarım. "Bak, menajerin gelmiş. İş konuşacaksınız." Hafif sorgular gibi "Önemli bir şey sanırım." diyerek ekledim hafif Banu'ya bakarak.
Banu elindeki kâğıtları bir zırh gibi kullanırcasına gösterdi. "Şampuan reklamı teklifi."
Bakışlarım kadını süzerken "Ne güzel." dedim ve hemen Onur'un kulağına uzandım. "Çıplaksa oynayamazsın."
Sessizce söylediğim bu söz üzerine elleri ceplerinde olan adam katıla katıla güldü. "Daha neler!"
Banu bu keyifli sohbetin dışında kaldığı için ciddi bir yüz ifadesiyle beklerken kendimi sıfırcı bir hocaya yakalanmışız gibi hissettim. "Neyse, ben artık kaçayım. Dediğim gibi buradan bir taksiye atlar giderim."
Çok içine sinmiş gibi görünmese de dudakları düzleşen adam durumu kabullendi. "Peki, akşama doğru ararım."
"Anlaştık."
Eğilip yanaklarıma uzandığında benim de dudaklarım onun hoş kokusuna daldırdı kendini. Vedalaşarak yanından ayrılırken Banu'yu da mesafeli bir baş işaretiyle selamladım.
Kadında hoşuma gitmeyen bir şeyler vardı. Neydi acaba? Bir, kadın olması. Evet, Nergis, şimdi devam edebilirsin. Bir de sanırım gereğinden fazla cesur ve cüretkâr bir kadın gibi gelmişti. Düşünebiliyor musunuz, kaç yıllık çocukluk aşkıma ben hesap sormamışım bugüne kadar hayırdır, nereye böyle diye. Her şeyin bir soruş biçimi vardır ama değil mi? Menajersen menajer gibi sorarsın. Kaç yıllık karısı gibi.
O an kendime wow wow wow, biraz dur emri verdim. Yoksa daha da ileri gidebilirdim kıskançlıkta. Belli ki Banu denen bu kadından hoşlanmadığım için bazı şeylere aşırı tepki veriyordum. Onur'a akıl veriyordum ama daha ilişkimizin ikinci gününden bu kadar kısıtlayıcılık fazlaydı. Kendimi törpülemeliydim.
Tabii ki Onur'a söylediğim gibi taksiyle gitmedim. Buradan bizim ev ne kadar yazardı kim bilir. En yakın metrobüs durağından bindim gittim. Mahalleye döndüğümde bizim pastanenin camından el eden annemle karşılaştım. Tam etrafa dalgın dalgın bakışlar atarak evime gidiyordum ki elinde poşetler olan annem el sallayınca usulca yanına gittim.
Bugün bizim buranın pazarıydı. Annemin de eli kolu doluydu hâliyle. Elindeki poşetler için yardım istediğini düşünerek pastaneden içeri girdiğimde bir de ne göreyim? Süreyya teyze de yanındaydı. Hemen sonra kasadan ödeme yapıp elinde iki poşetle bir adam yanımıza geldi.
Annem "Kızım, nasılsın?" diye sordu. Hâlimi hatırımı sorarken takındığı ses tonunda bile bir hâller vardı ya neyse.
Süreyya teyzeyi saygıyla selamladıktan sonra anneme döndüm. "İyiyim anne, hayırdır? Yardım lazımsa ben alayım çantaları, poşetleri."
"Ay yok, yok kızım sağ olsun Semih oğlum buralara kadar yardım etti. Kurtuluş'u çağırdım, birazdan burada olur."
Süreyye teyzenin hemen yanında duran takım elbiseli adamla göz göze geldiğimde anlamıştım hemen. Neyi mi? Ketenpereye geldiğimi tabii ki.
...
*
YAZAR NOTU: Hi guyss! ⚽ DE-MARKAJ'ın yeni bölümüne hepiniz hoş geldiniz! Evet, bu hikâyeyi okurken nasıl hissediyorsunuz merak ediyorum doğrusu. Bu konuda burada sohbet etmek isterim sizinle. Sonunda şu ünlü bankacı Semih'i görmüş olduk. Bakalım yeni bölümde bizi neler bekliyor? Sizce neler olacak dersiniz? Buraya yazabilirsiniz.
Şansa bak, Onur getirmiş olsaydı Nergis'i, tam da bu sahneyle karşı karşıya kalacaklardı. Allah'tan Onur görmedi Semih meselesini. Onur'un kulağına gitse ne olur sizce? Tahmin ve teorilerinizi buraya yazabilirsiniz.
Bu arada her yerde duyurduğum gibi burada da duyuruyorum, Instagram hesabımda kanal açtım, kitaplarım hakkında duyurular ve haberler, anketler falan her şeyi orada paylaşıyorum. Takip etmek isterseniz ya da kanala katılmak isterseniz Instagram kullanıcı adım buzlarkralicesiofficial diyeyim burada da. Çenem daha fazla düşmeden kaçıyorum. Sevgiler, bol kokulu öpçükler! 😘
•••
SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
YouTube: Gülay Sena Dündar
Bölüm etkileşimi
